Bölüm 10: Ağzımdaki Türkü Bitmesin

✨✨

Ayaz, daha biraz önce, kelimenin tam manasıyla onu titreten görüntünün etkisinden henüz çıkamamışken Mustafa’nın yanına geldiğinde adamın ondan tarafa bir bakış bile atmamasına anlam veremedi. Onun bu tavrı istemsizce, ‘Acaba rahatsız mı hissettirdim?’ diye düşünmesine neden oldu. Oysa kapıdan çıktığı andaki gülümsemesini bastırmak isteyen o yüz ifadesini, dudağını ısırmasını görmüş, onun da hoşuna gittiğini düşünmüştü.

Peki şimdi neden yüzüne bakmadan, dümdüz bir sesle, hüzünlü gözlerle anlatıyordu önündeki sikik işi? Ürkütmüş müydü acaba Mustafa’yı? Elinden geldiğince temkinli davranmaya özen gösteriyordu bunca zaman oysaki.

Bir süre adamın üzerine gitmek istemedi. Mustafa’nın ürkek bir menekşe olduğunun farkındaydı. Çok aşık olduğu kardelene bile verdiği sözü korkaklığı yüzünden tutamamış bir menekşe ürkekliği vardı onda, hissediyordu. Bu yüzdendi Mustafa’ya karşı hep dikkatli oluşu… Pahalı, nadide, dokuma bir halı misali onu ince ince sabırla bekleyişi, usanmadan işleyişi. Yine sabredecekti Ayaz, onu kırmadan, yormadan, incitmeden…

Öğleden sonraları Mustafa’nın beynini kemiren zehirli düşüncelerle, Ayaz’ınsa, ‘Acaba korkuttum mu?’ cümlesini kara tahtaya tırnak atan birinin çıkardığı ses misali rahatsız edici şekilde beyninde tekrar tekrar döndürmesiyle geçti, gitti.

İş çıkışı vakti geldiğinde Gizem, Burak ve Mümin’in olduğu gruba Elif de katılmış beraberce küçük yokuştan aşağı yürümeye başlamışlardı. Elif görece diğerlerine göre daha iyi biriydi. Müdürlük içerisinde de Mustafa’nın üç beş kelâm ettiği nadir insanlardandı. Yine pek konuşmazlardı aslında ama Elif en azından dobralığı, dürüstlüğüyle arkasından, ‘manyak yav bulaşmayın buna.’ denilmesiyle Mustafa’nın az da olsa sempatisini kazanmış biriydi.

Ayaz, bekledikleri yerde Mustafa’ya doğru dönüp baktığında adamın tüm öğleden sonra yaptığı gibi ona hiç bakmadığını fark etti. Yine de Mustafa’nın elleri onun gövdesini sarmadan motorda üşüyeceğine emin, onu kendisiyle gitmesi için davet edecekti ki tam o anda Gizem atladı.

“Ben Ayaz’la gidiyorum gençler. Mekan Joker No.19, içeride buluşuruz.”

Ayaz, bakışlarını Mustafa’ya doğru çevirdiğinde onun yine kendisine bakmadan Elif’le bir şeyler konuştuğunu gördü. Bir anlık hiddetine yenik düşüp yürüyüp gitti, madem istemiyordu kendi bilirdi.

Mustafa’ysa o sırada Elif’in ne dediğini bile anlamıyor, yalnızca kulakları uğulduyordu. Gizem o parlayan öz güveni ile baş koyduğu yolda hedefine doğru sağlam adımlarla ilerliyordu.

Peki neydi içindeki bu sıkıntı? Yanlış bir şeyler yaptığına dair hissettiği bu buruk his? Aç karnına yarım paket sigara içmiş de safrasının acı tadı ağzına gelmiş gibi iğrenç bir duyguyu duyumsuyordu en derinlerinde.

Gelen taksiye hep beraber bindiler. Mümin ve Burak birkaç hafta sonra olacak Güney Afrika görevine kimin gönderileceğini konuşuyor, müdürlüğün şu an takside olmayan üyelerinin de dedikodusunu yapıyorlardı.

Elif, “Tövbe Allah’ıma. Bir de kadınlara dedikoducu derler. Bu bilgiyi kim götünden uydurduysa keşke sizi görebilseydi!” dedi. Dedikodudan kulakları kanamış, Harun’un yaşından, Mehmet Bey’in tuvaleti çok pis kullandığına kadar her şeyi öğrenmişti kızcağız iki dakikada.

Zaten İstanbul trafiği sebebiyle gıdım gıdım ilerliyorlardı, birazdan cinnet geçirip yolun ortasında iniverecek, yalın ayak evine yürüyecekti artık. İzmir’de iş bulamayan aklına sıçsınlardı!

“Fena mı işte Gizem’e yol yapıyoruz, arkadaş arkadaşın pezevengidir,” diyerek güldü Mümin.

Taksici içinden bir tövbe çekerken Mustafa’nın yüzü iyiden iyiye asılmış, öylece dışarıyı izliyordu.

Mümin bu kez de kimseyle ilgilenmeyen Mustafa’ya dönüp, “Sen ne düşünüyorsun Mustafa? Gizem ve Ayaz hakkında yani?” diye sordu. Nezaket kurallarını hiçe saymış Mustafa’ya sormadan sizden sene geçivermişti bile.

“Beni ilgilendirmez ki, yorum yapmayım.”

“Helal sana be!” dedi Elif, dedikodu kazanını harlamayan birini bulmanın neşesiyle.

“Bizi de ilgilendirmiyor ama Gizem isterse alır. Ayaz’ın babasının çok zengin olduğunu duymuş bir yerden. Eh bunun da etkisi vardır illa istemesinde,” dedi Burak.

“Kankanın dedikodusunu da yapmazsın be.”

“Dedikodu değil bu, fikir beyanı.”

“Peki sadece basit bir soru soracağım. Sana fikrini kim sordu?”

“Off başımı şişirdiniz, susun,” dedi Mümin.

Mustafa’ysa o anlarda, ‘Ben nereye düştüm, neden düştüm?’ diye düşünüyordu çokça.

Taksiden indiklerinde karşıdan karşıya geçip mekana girdiler. Mustafa’nın gözleri hızlıca Ayaz’ı aradı. Sol tarafta kalan masaların olduğu bölümde, yukarıdan aşağı sarkıtılmış bitkilerin önünde, tahta bir masada oturuyordu, karşısında Gizem’le. Kız gülerek bir şeyler anlatıyor, Ayaz sadece ciddiyetle dinliyordu.

“Selam gençlik,” dedi Elif.

“Selam,” diyerek şakıdı Gizem, çok mutlu görünüyordu.

“Evet, oturalım bakalım.”

Ayaz masada tek olan iki kişilik yere oturmuş, masanın etrafında geri kalan dört kişilik yerlerse tek tek, farklı renkli sandalye olacak şekilde dizilmişti.

“İstersen ben yanına geleyim Ayaz,” diye atladı Gizem.

“Mustafa gelir, sen keyfini bozma.”

Mustafa, Ayaz’a doğru bakarak onun yerinde toplanmasını izledi. Yavaş adımlarla yanına gidip sessizce oturdu.

“Ee gençler içiyoruz değil mi?” diye sordu Mümin. Adına zıt içelim sıçalım, daha çok içelim kafasındaydı genellikle.

“Hafta içi mi?” dedi Mustafa kendini tutamayarak.

“Ay Mustafa burada da sıkıcı olmayalım lütfen.” dedi Gizem, biz diyerek Mustafa’ya direkt laf sokmayıp sinsice geçirmişti lafını. Ayaz’ın adama olan yaklaşımını görmüş, direkt onun karşısında konumlanmaması gerektiğini çoktan çözümlemişti bile.

Mümin’se, “Laptopları çıkarıp iş yapalım istersen?” diyerek sağa sola bakıp garson aramaya başladı.

“Ben içki içmem gençler. Sağlığa zararlı,” diyerek tavrını koyuverdi Elif. Mustafa hayran gözlerle lafını sakınmayan kıza baktı. Aynı anlarda birileri onun Elif’e olan bakışlarını görüp kudurdukça kuduruyordu. Bu gece epey uzun olacaktı anlaşılan.

Mustafa saatlerdir kendisine bir bakış bile atmamasına rağmen Ayaz dayanamaz gibi, “Zorlama kendini, içmek istemiyorsan zorunda değilsin,” dedi.

İçmek istiyordu o ama! Bugün kayışları kopmuş, içinde bir yerlerde genelde ortaya çıkmayan, gizli siniri baş göstermiş, neye kime sinirlendiğini bilmeden hırsını içkiden çıkarmak istiyordu.

“Yok ben de içeceğim.”

“Emin misin? Alışık mısın?”

“Alışırım.”

Ayaz bir şey demeden önüne döndü. Sağ yanında Burak, karşısında Gizem çokça sabrını sınıyor, zaten yol boyu temas etmeye çalışan, üzerine motorun gürültülü sesine rağmen bir türlü susmak bilmeyen kız sinirlerine oynuyordu bu gece.

Siparişler verilip Burak garson kıza ayarsız şekilde yürüyünce hepsi onun adına utansa da yine de güzel ve keyifli bir gece geçirmek istediler. Masada herkesin amacı farklıydı elbette.

Mustafa kocaman, ağır bardakta önüne gelen soğuk biranın buharlaşmanın da etkisiyle bardağın dışına bıraktığı su damlacıklarını eliyle oynayarak dağıttı. Sonra kocaman yudumlar eşliğinde içkisini içmeye başladı. Yanan içine zıt soğuk bira çok iyi gelmiş, içtikçe içmek istiyor, zaten çok konuşmadığı için de içkisinden büyük yudumlar alarak ağzını oyalıyordu.

Ayaz’sa bu sırada bakışlarıyla çaktırmadan onu kontrol ediyor, bir yandan da hiç ilgisini çekmemesine rağmen Gizem’in Belçika’da yaptığı müthiş Erasmus anılarını dinliyordu. Üniversitede Erasmus yapmış birine denk geldiyseniz vay halinize. Özellikle de Erasmus‘ta ilk kez ortam görmüş biriyse iki kat vay halinize… Bu kişiler susmak bilmeden yurt dışı anılarını anlatabilirlerdi. İşte Gizem de tam olarak bunun örneği olacak şekilde Felemenkçe bilgisiyle Ayaz’ı etkilemeye çalışıyordu.

Birasından bir yudum alıp, “Ben İspanyolca öğrenmek istiyorum, Felemenkçe bok gibi,” dedi Ayaz.

Mustafa, Ayaz’ın cümlesini duymuş, gülüşünü bastırmak istediği zamanlarda yaptığı gibi dudağının kenarını ısırmıştı. Sonra gülüşünü saklayamayacağını anlayınca birasından kocaman bir yudum daha almıştı.

Ortaya alınan atıştırmalıklar, içecekler, sohbet derken vakit ilerliyordu. Mustafa sessizce Elif’i dinliyor, kızın zaman zaman ayarını kaçırdığı doğal tepkilerine çakırkeyif halinin de etkisiyle kahkahalar atıyordu.

“Yahu Rojdan Abla bomba diyorum sana. Kadın işe ilk başladığım gün kardeşinin fotoğrafını gösterdi beğendin mi diye! Abla sevgilim var diyorum, olsun ayrılırsan aklında olsun diyor,” diyerek gülmeye başladı.

Mustafa, Rojdan’ın nasıl biri olduğunu az çok bildiğinden sadece tebessüm etmekle yetiniyor, Elif’in ne kadar kafa dengi biri olduğunu da yeni öğreniyordu.

“Ee Mustafa, sen de yok mu birileri?” dedi Burak.

Neden Mustafa’ya bu kadar takmıştı bilinmez ama geldiklerinden beri Mustafa’ya oynamaya çalışıyor, zavallı Mustafa’ysa sessizce içkisini yudumlayarak gayet düzgün cevaplar verip onu insan yerine koyuyordu.

“Yok.”

“Kaç yaşındaydın sen?”

“Otuz üç,” Yaşı sanki çok büyükmüş ya da herhangi bir yaşa ulaşan herkesin hayatında birileri olmak zorundaymış gibi hissederek utandı.

“Geç kalma, bak piyasa zaten durgun. Gözüne birini kestir, kap,” dedi imayla, bu sırada patates kızartmasına ketçap mı dökse yoksa mayonez mi eklese diye düşünen ve Burak’ı zerre sallamayan Elif’i de işaret ederek.

Kız en son dayanamamış olacak ki, “Manavdan patlıcan mı kapıyon Burak hayırdır sen? Ayrıca ne ara birilerinin özelini bu kadar kurcalar oldun? Seren Serengil’le Beyaz TV’de sunucu olsan sırıtmazsın yeminle,” dedi ketçaba buladığı patatesi ağzına atarken.

“Sen de az yesen iyi olacak. Sabahtan beri yiyorsun, bayan dediğin biraz zarif olur.”

Elif ve Ayaz, ‘Sen harbi misin?’ bakışları atarak gülme krizine girdiler bir anda. Gizem yüzünde her zamanki sinsi sırıtışla ne ayranım dökülsün ne popoma bir şey olsun mantığında olaylara karışmıyor, Mümin içkisiyle aşk yaşarken Mustafa, Burak için utanç hissediyordu içinde.

“Bayan dediğin mi dedi o?” diyerek Mustafa’ya sordu.

Mustafa kafasını olumlu anlamda salladı. “Hım hım.”

Ayaz, “Ben olsam çenemi yormazdım bile,” diye ekledi.

“Haklısın, bayan olarak bir üzüm tanesi ya da çilekle beslenmem gerekiyor, konuşmak da hakkım değil ki.”

Burak gelen taşlarla ve olayın hırsıyla ona gülen iş arkadaşlarına baktı. Bu yumuşak tipli, ibne kılıklı Mustafa’yı bile kendine güldürmüş, bunu sebepsizce erkeklik egosuna yedirememişti.

“Mustafa da sizden galiba, onun da öyle şeylerle beslenmesi gerekiyor,” diyerek sanki çok akıllıca bir laf sokmuş gibi çarpık şekilde gülümsedi. Kim derdi ki iyi bir firmada çalışan, yirmi beş yaşında, kocaman adam bu cümleleri kursun? Beğenmediği ‘liseliler’ bile hayretle bakardı ona, şayet Burak’la aynı masada olsalardı!

Olayın kendisine ne ara geldiğini ya da kadınlarla olan ilişkisini çözemeyen Mustafa, içtiği üçüncü içkinin de etkisiyle anlamazca, “Ne demek istedin ki?” diye sordu.

“Yok yok ben saygılıyım abi. Salla, senin özelin dökmeyelim şimdi. Ama düzelmek için hâlâ şansın var etrafında, bence iyi kullan,” diyerek yeniden zehirli oklarını Mustafa ve Elif’i ima ederek ikiliye döndürdü.

Ayaz çok şeydi belki. Soğuktu, zaman zaman kibirliydi, yakışıklılığının farkındaydı, istedi mi alırdı ama tüm bunların yanında şiddeti hiçbir zaman çözüm olarak görmezdi. En ilkel canlıların bile şiddete başvurması ona ezelden bu yana garip gelirdi. Sabırlı bir adam da değildi aslında o. Bunun getirisi bir şeylere tahammülü de çok olmazdı, bu sebepten içinde ne varsa evirip çevirmeden karşısındakine söyler, kimseden de çekinmezdi. Ama şu an Ayaz, onu Ayaz yapan her şeyden sıyrılmış gibi hissediyordu.

Birden ayağa fırladığı gibi, “Senin ima ettiğin şeyi sikerim,” diyerek Burak’ın iki yakasını kavradığı gibi adamı bir köşeye fırlattı. Herkes şok olmuş şekilde ikiliye bakarken Burak, bugün bilmem kaçıncı rezil olmuşluğun verdiği hırsla ona eğilen Ayaz’a, “Ne o kıskandın mı? Korkma sikecek başka göt bulursun, senin arkan sağlam züppe,” diyerek zehirli dilini en olmayacak insanı sokmak için çıkardı.

Ayaz’ın eli yumruk olup tekrar Burak’ın suratına inecekti ki Gizem koşarak yanlarına geldi, arkadan ona sarılarak Ayaz’ı durdurdu. “Ayaz yapma ne olursun! Sarhoş baksana, ne dediğini bilmiyor.”

“Çekil, götüyle içecekse içmesin o zaman amına koduğumun çocuğu.”

Sarhoşluğun verdiği uyuşuklukla iyiden iyiye yere serilen Burak’ın suratına birkaç yumruk daha indirmişti ki Mustafa normal zamanda belki de asla yapamayacağı şekilde, hızla Ayaz’ın dibinde bitti. Kolundan tuttuğu gibi çocuğu mekandan çıkardı. İçkinin bünyesinde yarattığı cesaretle ne kalan montları umursadı ne de arkasında bıraktığı iş arkadaşlarını.

“Bırak, canımı acıtıyorsun hayvan.”

Mustafa, hayretle Ayaz’a baktı. Onun hâlâ şaka yapıyor olması, içtiği içkilerin de etkisiyle birleşip zaten sinirden içinde çıkan kızgın volkan lavlarının mantıklı her bir hücresini yutup geçmesine neden oluyordu.

“Sen deli misin? İş arkadaşına vurdun az önce,” dedi. Etrafı yavaş yavaş silikleşirken olduğu yerde durması da güçleşiyordu.

“Ee n’apim?”

“Ayaz yaptığın hoş muydu? Resmen ilkel biri gibi birine saldırdın!”

Ayaz, hayal kırıklığıyla bakışlarını karşısındaki adamın suratına çevirdi. Bir şey söylemeden onu anlamasını diler gibi sadece gözlerinin içine baktı. Mustafa’ysa içkiye alışık olmayan bünyesine bakmadan acımadan içtiği üç kocaman bardak biranın iyiden iyiye kanına karışmasıyla bastığı zeminin artık çok da sağlam olmadığını hissetti.

Onun olduğu yerde durmakta güçlük çektiğini fark eden Ayaz içinde bir yerlerde hissettiği kırılmışlığını halı altına süpürerek, “İyi misin?” diye sordu.

“Bilmiyorum ki iyi miyim? Her şey dönüyor şu an.”

Ayaz, “Mustafa.” diyerek kafasını olumsuz anlamda iki yana salladı. “İçki içmeyi bilmiyordun madem neden içtin? Ayrıca izledim seni, hızlı içtin bir de.”

Mustafa, ne ara rolleri değiştirdiklerini anlamadı. Daha az önce kendisi Ayaz’ı azarlarken şu an çocuk resmen ona bağırıyordu.

“Bana neden bağırıyorsun ki?”

Ayaz’ın aklı da, birkaç dakika da olsa kırgınlığı misafir etmiş gönlü de Mustafa’nın sesi kulaklarına çalınır çalınmaz aniden yön değiştirdi. Olduğu yerde dikilen ve masumca, gözlerini kırpıştırarak ona bakan adama dayanabilmek için dişlerini sıktı. Sanki kolundan tutup da mekandan onu çıkaran, ona ‘ilkel’ yaftası yapıştıran o değilmiş gibi sadece göz bebeklerinin içine bakıyordu Mustafa şimdi, onu daha da delirtmek ister gibi…

Sesini saniyelerce bulamayan Ayaz en sonunda fısıldar bir tonda, “Bağırmıyorum sana,” dedi.

“Bağırıyorsun Ayaz. Az önce bağırdın, içki içtiğim için de kızdın gibi oldu. Anladım ben.”

“Vallahi bağırmıyorum bebeğim,” Ağzından çıkan kelimenin farkına varsa da şu an Mustafa’yı bağırmadığına ikna etmek daha önemliydi onun için.

“Bebeğim mi? Gizem değilim ben.”

“Ne alaka?”

“Bebeğin Gizem değil mi bağırık adam? Beraber motorla gelip tüm gece sohbet ettiniz. Tam dört kere de koluna dokundu,” dedi, parmaklarıyla beş işareti yaparak. İçtikleri kanına karıştıkça ayıldığında hatırlayıp utançtan istifasını verebilecek kadar ileri gidebileceği cümleler çıkarıyordu Mustafa’nın ağzından.

Ayaz sırıtarak sadece, “Bağırık adam mı?” diye sordu.

Kafasını sallayarak onu onayladı Mustafa. “Git git, şimdi bana kızar seni çıkardım oradan diye. Zaten tuvalette sana mememi gösterdikten sonra yanıma gelip, ‘İyizli bin gidibilir miyim mistifi, sini ibi dimiyirim mistifi’ demişti.”

Ayaz, adamın yaptığı kötü taklide gülmek istese de, “Mustafa bağırma meme gösterme falan diye!” dedikten sonra tek hamlede onun ağzını kapatıp motoruna çaresizce bir bakış attı. Motorla gitse yüzde yüz bu tatlı sarhoşun midesi iyice bulanacak, daha da kötüye gidecekti.

Bu saatte Beşiktaş’ta taksi bulma ümidiyle etrafına bakındı. Sıra sıra dizilmiş karşıdaki taksileri görünce rahat bir nefes verip Mustafa’yı da peşinden sürükleyerek taksilere doğru ilerledi.

“İncirli’ye abi.”

“Yeğenim buradan İncirli’ye beni yorma yav!”

“Abi sen nereye gitmemizi istersin? Söyle oraya gidelim istersen,” Bugün Ayaz’ın sınanma günüydü, belliydi.

Taksici kendisiyle alay eden Ayaz’a ters bir bakış atıp, “La Havle,” diyerek çalıştırdı aracı.

Arabaya bindiği an gelen sıcaklığın da etkisiyle mayışan Mustafa’nın başı kendi omzuna düşmüş, adam rahatsız bir şekilde uyuyakalmıştı. Ayaz gördüğü görüntüye gülümseyerek baktı. Şapşal adam onu çok uğraştıracaktı, biliyordu ama yolun sonunda o varsa uğraşmaya da razıydı.

Bugün Gizem’in yanına gelmesiyle onu kıskandığını anlamamasına için için kızarken Mustafa’yı iyice kendi tarafına çekip başını da göğsüne doğru yasladı, bir ömür göğsünde Mustafa’yı misafir edebilmeyi dileyerek.

Gizem’i kıskandığına göre umut vardı demek ki. Zaten istediğini almadan bırakmazdı Ayaz ama bu sefer sert kayaya çarpmıştı. İlişkiler hakkında eski sevgilisi Ahmet hariç çok da bir deneyimi olmayan Ayaz, ilk kez birinde bu kadar ısrarcı, bu kadar kararlıydı. Biliyordu aşka küs topraklarda büyümüş Mustafa’nın vereceği tepkiyi de, ondan gelecek kalp yaralarını da. Kabullenmişti tüm bunları.

Daha Mustafa’yı gördüğü ilk an, Ömer Bey onları ofiste tanıştırırken dudağının üzerindeki küçük bene bakıp tekleyen kalbine söz geçirememişti ki bu kadar yakınına girdikten sonra kalbine dur diyebilsin. İstemiyordu da zaten. Ne aralarındaki yaş farkı ne onun erkeklerden hoşlanmama ihtimali… Bunların hiçbiriyle ilgilenmiyordu Ayaz. Zaten aralarındaki engel yaş ya da sikik cinsiyetler değildi, Mustafa’ydı engellerin en derini.

Aklındaki düşüncelerle göğsünde sessizce uyuyan adama baktı. Gönlünü ebedi evi yapabilmek için kime karşı çıkacaksa, kimi yumruklayacaksa, kime ne dil dökecekse hepsini yapacaktı, yine de kendisine saklayacaktı bu adamı bir ömür. İncecik göz kapaklarını açamayacak kadar aciz insanoğluna neyi ispatlaması gerekiyorsa gerekirse bunu tek başına, ikisi adına savaşarak yapacaktı. Çünkü insanın her yaşta mutlu olmaya hakkı vardı…

✨✨

Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻

Gidelim Verve 💙

🤞 Kitap bölümlerinden haberdar olun!

5 1 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
1 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
hewgeso
hewgeso
29 gün önce

bu bölüm burak adeta ilkkandan bir parça

Scroll to Top