Bölüm 10: Panta Rhei*

✨✨

“Yeni yıla benimle bulaşık yıkayarak girdin farkında mısın?”

Mert, buraya geldiğinden beri hâlâ üzerinden çıkarmadığı gömleği ve pantolonuyla olduğu için kıyafetlerin onda yarattığı rahatsızlık hissinin aksine gülümseyerek yanındaki adama doğru, “Daha kötülerini de görmüştüm,” dedi.

Burnunu kırıştırarak yüzünün komik bir ifade almasına neden olan Barış, “Duymak istediğimden pek emin değilim,” dedikten sonra ellerini kurulayıp kendini koltuğun üzerine attı.

Hemen ardından onun yanına ilerleyen Mert’se Barış’ı rahatlıkla oturduğu yerden kaldırdı. L şeklindeki koltuğun televizyonun karşısında kalan kısmına uzanıp Barış’ı da yanına doğru çekerek adamı kollarının arasına aldıktan sonra etrafına bakınarak kumandayı aramaya başladı. Aradığını bulduğundaysa daha birkaç saattir yanında olan Mert’i şaşkınlıkla izlemeyi sürdüren Barış’a, “Neden?” diye sordu. “Kıskandın mı?”

Yanındaki ukala adamın kollarından kurtulmak için debelenen Barış’ın hareketleri, Mert’in güçlü kolları tarafından engellenince o da rahatça uzanan adamın elinden kumadayı çekip aldı. Televizyonu açtıktan sonra dibinde yatıp onu meraklı gözlerle izleyen Mert’e sevimli bir gülümseme sundu. “Sen beni başkasıyla düşününce kıskanıyor musun ki?”

Mert, söylediği sözlerden sonra ilgisi tamamen önündeki televizyona kayan adama bakmadan dudağının kenarına baş parmağını götürerek rahatsızca yerinde kıpırdandı. Daha biraz önce kapıyı kısa şortu ile açan adamı o halde görünce içinde oluşan ve tarif edemeyeceği hisleri tazeyken şimdi bir de onu başkasıyla düşünmek nedense hoşuna gitmemişti. Oysa ona neydi ki? İkisi de birbirine bir söz vermemiş ya da hayatlarında sadece tek bir insan olacağına dair anlaşmaya varmamışlardı. Barış istediği ile görüşebilir, hatta başkasına aşık olup onun hayatından da çıkabilirdi.

Yine de tüm bunları düşünmek istemedi. Mert, son zamanlarda pek çok şeyi düşünmek istemiyor ya da erteliyordu. Olanların pekâlâ o da farkındaydı ama neden, niçin kısmını düşüneceği ya da düşünmek zorunda bırakılacağı bir zaman elbette gelecekti. Yalnızca o bilmiyordu.

Konuyu değiştirmek isteyerek önce Barış’ın belinin altından bir kolunu geçirdi. Daha sonra sanki mümkünmüş gibi onu kendisine daha da yaklaştırarak ikisinin vücudunu tam yan yana olacak hizaya getirdikten sonra Barış’ın heyecandan alt dudağını ısırdığını gördü.

Uzun zamandır bu kadar tatlı bir adam görmemişti Mert. Evet, bu gece buraya geldiğinde gördüğü manzara ile Barış’ın tatlı olduğunu kendisine itiraf etmiş, daha birkaç ay önce ona ‘sıradan’ dediği anlar zihninin gerilerinde, tozlu raflarda yerini almıştı bile, hem de varlığını çoktan unuttuğu şekilde. Uzunca bir zaman da onun hakkında yanıldığı vakitleri hatırlamayı düşünmüyordu Mert, hatta mümkünse hiçbir zaman…

Oysa daha onunla tanıştığı ilk akşam, Barış’ın yatağında, aklını bulandıran ikinci sevişmeleri sırasında bile adamın gözlerinden akan yaşlara bakıp, ‘Beni yanılttın,’ demişti. Söylediği sözler ertesi gün daha ilk yalnız kaldığı anda aklına gelmişti. Mert ise tutkunun etkisi ile kelimelerin ağzından çıktığını düşünmüş, sevişme sırasındaki sözcüklerin çok da güvenilir olmadığına kendisini ikna etmişti, aslında daha o zaman bile evi saydığı zihnini kandırdığını bilmeden.

İnsan yaşamadığı her şeyin acemisiydi. Mert ise şu anda, yılbaşına yalnız girmediği, onunla yan yana uzanarak bir anı paylaştığı için heyecandan alt dudağını ısıran sevimli adamın bu hallerinin yabancısı saydı kendisini. Kimse için böylesi düşünceleri olmamıştı bu zamana kadar. Tek tük fiziksel ilişkisi olsa da birileriyle uzun uzadıya duygusal bağ kurmak Mert’in kitabında olmamıştı yirmi beş yıllık hayatında.

O büyüdükçe duyguları küçülmüş, en sonunda da tamamen duygularının elinden alındığı bir ana şahitlik ettikten sonra zamanın sadece bir şeylere ulaşmak için geçirmesi gereken bir kavram olduğuna inanmış, elindekileri değiştirmek için de çabalamamıştı. Çabalayamazdı zaten. Onun hayatı her zaman tek kişilik olacaktı.

O, bunları düşünürken Barış yattığı yerden başını kaldırdı. Çekingen bir ifade ile Mert’in dudaklarına kaçamak bir öpücük kondurdu. Dakikalardır onu izleyen adamın yakışıklılığına dayanamamış, günlerdir kendisine verdiği ‘Bir daha onunla görüşmek yok,’ sözünü de çoktan unutmuş, bugün onu yalnız bırakmayan adamın tenine olan zaafıyla kendince bir teşekkür etmek istemişti.

İşte o öpücükten sonra Mert, düşündüklerini birkaç saniyeliğine unuttu. Yanında kumral, uzun bacaklarını kendi bacaklarının üzerine atmış olan adamı düşündü, sanki günlerdir ondan başka bir şey düşünebiliyormuş gibi. Eğer sıradan, normal biri olabilseydi belki Barış için çabalardı. En azından elinden ne geliyorsa yapardı. O zaman, her daim tek kişilik olacağını varsaydığı hayatı Barış’la birlikte iki kişilik olur ve daha yaşanabilir gelirdi ona da.

Bakışlarını önündeki televizyona çevirdiğinde aklına gelen bu fikirle içinden gülümsedi. Kimi kandırıyordu ki? Güzel duygular dar yerlere sığmazdı, tıpkı yanındaki adamın neşesinin sığmayacağı gibi. O, kendi öz dedesi hakkında duyduklarıyla bile insanların bu zamana kadar sadece birer canavar olduklarına emin olmuştu. Şimdilik kendisini iyi hissettiği yerde olmak istediği için bununla duygusal hayallere dalacak kadar kör de değildi o, aptal da…

Aklından geçen gülünç fikirleri kovalamak ister gibi, “Bu uygulama ne?” diye sordu. Televizyonun büyük ekranında tüm paralı dizi ve film sitelerinin birleştiği kompakt bir alan vardı ve Mert, daha önce böylesi bir uygulamanın varlığından haberdar bile değildi.

“Bu bana özel bir uygulama,” dedi kıkırdayarak Barış. “Bütün paralı kanalları ve siteleri tek bir yerde birleştirdim. İzlemek istediğim diziler ve filmler sürekli farklı kanallardan yayınlanıyor. Hepsini satın almak zorunda kalınca ben de böyle bir çözüm buldum.”

Mert, hayretle yanındaki adamın elinden kumandayı kapıp tüm yayıncıların adlarının alt alta, klasörler halinde sıralandığı yere baktı. Hepsinin içine tek tek girip çıktığında ise sadece Amerika’da olan ve Türkiye’de yayını dahi olmayan filmlerin olduğu kısmı görünce yüzündeki bariz şaşkınlıkla birlikte Barış’a doğru döndü.

“Peki bunlara para ödüyor musun?”

Barış huysuz bir şekilde kaşlarını çatarak, “Ödediklerime saysınlar,” dedi. “O kadar çok seçenek var ki hepsini alsam ohooo,” derken elini salladı. “Ben ortalama maaşla çalışan, sıradan bir vatandaşım. Tek eğlencem de izlediklerim. Eve yorgun geldiğim bir gün istediğim diziyi hiçbir yerde bulamayınca ben de sinirlenip böyle bir çözüm buldum.”

Yanındaki adam küçük bir çocuk gibi şikayetlenmeye devam ederken Mert’in aklından, ‘O narindi. Güçsüz değildi,’ sözleri geçti. Balzac, Barış’ı görmeden bu sözleri nasıl da onun için, ona en uygun şekilde söylemişti bilmiyordu ama Mert, bu adamın zekasına ve yeteneklerine günden güne daha fazla şaşırıyordu.

“Biraz daha illegal olmak istedin yani,” dedi Mert. Kumandayı kenara fırlattıktan sonra tam yanında uzanan Barış’ı sanki çok hafif bir şeymiş gibi kaldırıp tam kasıklarının üzerine oturttu. Bacaklarını dizlerinden kırıp onun sırtına yasladıktan sonra ellerini de adamın belinin iki yanına atarak onu iyiden iyiye kıskacına aldı.

Ona uzandığı yerden eğlenerek bakarken, “Yaramaz bir çocuk gibisin. Her köşeden başka bir suç çıkıyor karşıma,” diyerek göz kırptı.

Barış, aynı anlarda kalbinin yerinden çıkacak gibi atmasına göz yummakla meşguldu. Mert ne zaman onun etrafında gezinse kalbi, kendi evine ilk çıktığı zaman taze mevsim meyvelerinden yaptığı reçelleri mutfak raflarına dizip heyecanla gidip gelip onlara baktığı anlardaki gibi bir kuş misali göğsünde çırpınıyordu, sanki bağımsız olup da masmavi göğe ulaşmayı dileyerek…

Ona aşık olmadığını her gün kendisine tekrar etse de aslında durumun çok farklı olduğunu o da içten içe biliyordu. Kendisiyle hiçbir zaman bir yola çıkmayacak adamı bulup da aşık olmak tam da onun gibi birinin yapacağı türden bir talihsizlikti. Anı yaşamak, o anda kalıp Mert’in tadını çıkarmak isterken birden daha fazlasını hayal ederken buluveriyordu kendisini, hem de hiçbir zaman daha fazlasının onun olmayacağını bilerek. Böyle anlarda da sadece Mert’le yaşadığı dakikaya sıkışıp kaldığını kendisine hatırlatıyor, daha fazlasını kendisinin de istemediğini defalarca kez içinden tekrarlıyordu.

Kalbinin atışlarını sakinleştirebilmek ümidiyle, “Diyene de bakın. Tanıştığımız ilk gün benden yeteneklerimi ispatlamam için savcılığı hacklememi isteyen bir yabancı,” dedi.

Gülümseyerek kurduğu cümleyle altında uzanan adamın kaskatı kesildiğini fark etse de yaşadığı güzel dakikaları bozmamak adına sözlerine devam etti. “Üstelik de bir hukuk adamı. Bu tavırlar hiç yakışmadı beyefendi size.”

“Ben istediğimi almak için her şeyi yaparım. Bana açık çek var ama sen uslu bir adamsın. Benim gibilere kanmamalısın.”

“Kanmak istemişim demek ki.”

“Değdi mi?”

“Şimdiye kadar evet. Ama benimle ilgili soruların varsa bana doğrudan sormanı beklerdim.”

Mert, kucağında Barış’la birlikte yerinden doğrulurken, “Anlamadım?” dedi.

“İş yerime gelip de beni sarışın bir adama sordurtmanı diyorum. Sahi onunla da mı yatıyorsun?”

Sorduğu soru ağzından alayla çıksa da gözlerinden geçen hüzünlü ifadeyle Mert, onun bu konuya üzüldüğünü anladı. O an, kucağında oturan adamın hem kolayca kandırılamayacak kadar zeki hem de düşündüğü kadar kolay lokma olmadığına bir kez daha emin oldu. Ulvi’den istediği ikinci işi de eline yüzüne bulaştırdığı için onunla konuşmayan kardeşinin yanına gidip ondan hesap sorma isteğini güçlükle bastırdı.

“Korkma,” dedi Barış bu kez de. “Senin bana özel olmadığını biliyorum. Ama poligami pek de benim tarzım değildir. Dışarıdaki hastalıklar-“

“Kardeşim,” dedi Mert hızlıca. Ağzından düşünmeden çıkan sözcükten sonra içini kaplayan bir pişmanlık kırıntısı arasa da derinlerde bile bulamadı. Etrafındakilere kendisi hakkında ne kadar az bilgi verirse o kadar iyi diye düşündüğü anlar, kucağındaki adamın hüzünlü gözlerini saklamaya çalıştığını görene kadardı.

“Senden başka kimseyle yatmıyorum.”

Barış’ın büyük, kahverengi gözlerindeki hüzünlü ifade yerini anında mutluluğa bırakırken Mert içini çekti. Yanlış yapıyordu, hem de çok yanlış. Ama bunca zaman, içinde bir pişmanlık dahi hissetmeden yaptığı yanlışlardan çok bu yanlışı doğru hissettiriyordu ona.

Çünkü çok güzeldi bu yanlışı, uğruna pişmanlık yaşamayacak kadar hem de.

“Bir şey söylemedin?”

“Ne diyebilirim ki? Sadece benimle yattığın için tebrik mi bekliyorsun?”

Kucağındaki adamı biraz daha göğsüne yaklaştıran Mert, Barış’ın dudaklarından öperken, “Bana aşık olduğunu inkâr mı ediyorsun?” diye sordu. “Oysa dürüst bir adamsın sen.”

“Sana aşık olmamı istediğini biliyorum ama maalesef kalbime böyle bir bilgi gelmedi.”

Mert kahkaha atarken Barış ilk kez yüksek sesle güldüğünü gördüğü adamın suratına bakakaldı. O kadar güzeldi ki, sonsuza kadar gülmeliydi bu beyaz tenli adam. Siyah gözleri gülerken bir çizgi halini almış, her daim sert duran yüzü gevşemiş, mimiklerinin oluşturduğu kırışıklıklar ona ayrı bir sevimlilik katmıştı. O gülerken tıpkı bir ayna gibi gülüşü Barış’a da yansıdı, elinde olmadan o da sırıtmaya başladı.

“Pekâlâ,” dedi Mert. “Kendini böyle kandıracaksan ben buna da tamamım.”

“Elimizdeki verilere bakarsak bu odada yalnızca bir aşık var yavrum.”

Mert, gelen ‘yavrum’ kelimesinin kalbini hızlandırdığını hissetse de önce Barış’ın dudaklarında baş parmağını gezdirdi. Daha sonra alt dudağının içini yine baş parmağı ile okşadı. Onun ince dudaklarından çıkan bilmiş sözler içinde farklı duygular uyandırırken, “Öyle miymiş?” diye sordu yutkunarak.

“Tabii ki öyle,” diyen Barış, Mert’in yutkunduğunu görse de oralı olmadan kendi sözlerini destekleyecek yeni cümleler için onun kucağında doğruldu. “Bak şimdi,” diyerek gözlerini tavana doğru kaldırıp düşünmeye başladı. “İki kez pat diye kapımda beliren, yılbaşını benimle geçiren, hatta şu an dudaklarıma baktığı için sevişmeyeceğiz demesine rağmen birazdan beni yatağa götüreceği belli olan-” diyerek Mert’in üst dudağını ısırdı. “Hımm- Kimmiş acaba bu kişi?”

Mert, yeniden bir kahkaha atıp kafasını olumsuz anlamda iki yana salladı. Barış onu gerçekten çok eğlendiriyordu ve kendi evi yerine buraya geldiği için iyi bir karar verdiğine çoktan emin olmuştu.

“Tüm bunlar sana aşık olduğum anlamına mı geliyor?”

“Bence evet. Elimizdeki veriler ışığında-“

Onun sözlerini tamamlamasına izin vermeyen Mert, tıpkı Barış’ın da az önce söylediği gibi aniden yerinden doğrularak kucağında Barış’la birlikte onun yatak odasına çıkan merdivenlere yöneldi. “Bu bilmiş sözlerin yüzünden en iyi ihtimalle birkaç gün kalçanın üzerine oturamayacaksın. Çünkü sabaha kadar durmayacağım.”

Barış, yüzüne oyuncu bir ifade takındı. Abartılı hareketlerle dudaklarını büzerek çenesinin altına baş, yanağına da işaret parmağını koyup düşünüyor gibi yaptı. “Ama daha birkaç saat önce sadece uyuyacağız demiştin?” dedi. “Ne kadar yalancı bir adamsın sen.”

“O sen kucağımda sevimli sevimli konuşmadan önceydi. Şartlar değişirse sonuçlar da değişebilir.”

Dudaklarının üzerine kapanan dudaklarla kıkırtısı yarıda kesilen Barış, yirmi yedi yıllık hayatının en güzel yılbaşı gecesini yaşıyor olduğunu düşündü. Dudaklarının arasından dili kayan adamı çok uzun bir süredir tanımasa da her bir duyguyu ona yaşattığı için minnettardı. Günlerdir onu ağlatan, ruh gibi gezmesine neden olan adamın bir gece yarısı kapısında belirip tüm yaşattıklarının izlerini birazdan onu sertçe severek sileceğinden de emindi.

Onun sakladığı şeylerin varlığı kalbinin içinde bir yerlerde onu rahatsız etse de sadece anı yaşaması gerektiğini düşünüp kendisine söz verdiği zamanları hatırına getirdi yeniden. Anlatmak istemediklerine saygı duyarak onunla geçireceği güzel dakikalara odaklanması gerekiyordu, o da biliyordu. Ondan önce elleri bomboştu. Hayatında kimse de yoktu, böyle güzel geçirdiği dakikalar da.

Barış’ın yattığı yatakta üzerine doğru Mert’i çekerken bilmediği şeyse çok yakında bunların ona yetmeyeceğiydi. Sadece vücudu onun olan adamın alışkanlığı değil, tüm hayatı olmak istediği o anların çok da uzak olmadığını bilmeden sabaha kadar Mert’in tadını çıkardı, aslında onun uyuyamadığı uykular olduğunu da bilmeden…

✨✨

Panta Rhei: Her şey akar

Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻

Gidelim Verve 💙

🤞 Kitap bölümlerinden haberdar olun!

4.3 4 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
error: Bu içerik kopyalanamaz, telif ile korunmaktadır!
Scroll to Top