Bölüm 12: Mavi Benekli Yavru Ceylan

✨✨

“Mavi bezelyem?”

“Baba! Nasılsın?” dedi Mavi, ondan çok uzaklarda olan adama kameradan el sallarken.

“İyiyim minik bezelye, sen nasılsın? Anlat bakalım doğum gününü, konuşamadık.”

Mavi, yatağının üzerinde bağdaş kurup kocaman yıldızdan yastığını kucağına çekerek babasına özel olan ve başka kimselere göstermediği gülüşlerinden en güzeliyle, “Arkadaşlarım kutladı önce, sonra dün de ev arkadaşım kutladı,” dedi.

Muzaffer’in yaptırdığı, şimdi komodininin üzerinde duran çerçevesine bir bakış atıp babasına söylemek istemeyerek hemen bakışlarını hediyesinden ekrana çevirdi, babası ‘Neden benimle değil de annenle fotoğraf çıkarttı ev arkadaşın?’ diyebilirdi. En kötüsü babası çok üzülebilir, Mavi’nin onu az sevdiğini bile düşünebilirdi.

“Arkadaşlarından bahsetmemiştin? Ev arkadaşını da detaylı konuşamadık.”

“Arkadaşlarım; karşı komşum Ahmet,” dedi. Sonra Muzaffer’in içeride olduğunu hatırlayınca sesini alçaltarak, “Ahmet’in sevgilisi bana aşık olmayan Burak, onların arkadaşları Ayaz ve Mustafa. Mustafa ve Ahmet çok güzel biliyor musun?” diyerek adamın kahkaha atmasına sebep oldu.

“Demek çok güzeller. Kimse için güzel demezdin sen minik bezelyem, neler oluyor?”

“Bilmem ki? İkisi de güzel, sevgilileri de çok yakışıklı. Birbirlerine uymuşlar,” dedi Mavi, yıldızdan yastığını çenesinin altına alarak.

“Aşk doğadan gelen dengenin enerjisidir Mavi, aşık insanın herkese bakış açısı da farklılaşır, gelişir, iyileşir. Tıpkı evrene, doğaya, çevreye bakışının değiştiği gibi. Aşık insan kendisini sevgi ve saygı yönünden ifade etmekte de zorlanmaz. Bu şekilde doğayla bütünleşen ruhlar birbirlerini de tamamlar. Bahsettiğin arkadaşların bunu yaşıyor olmalı.”

“Baba saçmalama! Böyle bir şey yok!”

“Mavi?”

“Yani, özür dilerim. Bence bu söylediklerin yanlış. Aşk dediğin zırvalık-” diyecekken babasından gelen uyarı bakışıyla hemen boğazını temizleyen çocuk devam etti. “Aşk denilen şey beyindeki kimyasal ve nörolojik dalgalanmalar sonucu beyin gövdesi, limbik sistem ve prefrontal korteks gibi bölgelerin değişiklikleri nihayetinde meydana gelir. Bu bölgelerin salgıladığı dopamin, oksitosin, seratonin ve noradrenalin gibi nörotransmitterlerin salınımı sonucu kendinizi aşık sanıyorsunuz!” diyerek burun kıvırdı çocuk.

“Rivayetlere göre Kuzey Kutbu’ndaki bir buzdağında yaşayan güzeller güzeli bir kız ve güçlü bir savaşçı erkek birbirlerine öylesine aşık olur ki enerjileri evrene yansır. Sonucunda ne olur biliyor musun?”

Mavi derin bir nefes vererek, “Kuzey Kutbu’ndan başlayarak Dünya oluşur,” dedi.

“Dünyadaki pek çok olayın sebebi de sonucu da aşktır mavi bezelyem, sen de bir gün aşık olacaksın. O zaman kainata bahşettiğin enerjinle kim bilir neleri değiştireceksin?” dedi adam.

“Yani sen diyorsun ki, dört buçuk milyar yıl önce Dünya devasa bir gaz bulutundan ve ömrünü tamamlamış yıldızların kalıntılarından meydana gelmedi? İki ortalama zekanın aşkı yüzünden dünya oluştu öyle mi? Düz dünyacılardan bile daha mantık dışı bu. Milattan önce altıncı yüzyılda Pisagor, daha sonra Biruni, ve Magellan derken hâlâ bu yüzyılda dünyanın düz olduğunu savunanlar var diye kızarken sen, Mavi’nin babası aşk yüzünden oluştuğunu iddia ediyorsun!”

“Pekala, sence ileride ışık hızında seyahat edilebilecek mi? Ya da çok sevdiğin filmlerdeki gibi ışınlanma bulunacak mı?”

“Neden olmasın? Kütlemizi taşımaya yarayacak enerjimiz sınırsız olur, sonunda da kütle sonsuz olursa belki bir gün.”

“O zaman neden bir gün aşkınla belki de evrende bir mucize yaratmayacağına bu kadar eminsin? Sen bir bilim adamısın, sonsuz ihtimallerin olduğunu kabul etmek senin işin.”

“Aşk boş adam işidir, benim gibilerin vakti olmaz.”

“Evrenin şu an sana güldüğüne emin gibiyim mavi bezelyem ama senin dediğin gibi olsun. Ev arkadaşınla aranız nasıl peki? Geldiğimde tanışmak için sabırsızlanıyorum.”

“İyi, dün bana çatıda sürpriz doğum günü hazırladı biliyor musun?” dedi Mavi. O, akşamki doğum gününe ait detayları anlatırken ekrandaki babasının değişen yüz ifadesine de anlam veremedi. Adam, Mavi konuştukça kaşlarını hayretle kaldırıyor, gülümsüyor, zaman zaman da göz bebeklerinin içi titreşiyordu sanki.

“Ne oldu?” diye sordu Mavi.

“Nasıl ne oldu?”

“Hayrete düştün, heyecanlandın. Göz bebeklerin de büyüdü.”

“Senin bana yansıman bu Mavi, sen nasılsan şu an ben de aynıyım. Tıpkı bir ayna gibi.”

“Ama ben heyecanlanmadım ki baba,” dedi çocuk kafası karışmış şekilde.

“Emin misin? Kalbini bir kontrol et.”

Mavi, elini kalbinin üzerine koyduğunda tıpkı dün gece Muzaffer’e sarıldığında olduğu gibi kalbinin hızla attığını avuçlarının içerisinde hissetti. Ama heyecanlanmasını gerektirecek bir şey olmamıştı ki. Bir yıldız keşfetmemişti bile daha, onu şu hayatta heyecanlandıracak tek şey ismini vereceği bir yıldız bulmasıydı.

“Heyecan mı bu?”

“Evet, neden böyle oluyor bir fikrin var mı?” diye sordu adam Mavi’nin anlamasını ister gibi.

“Hayır, yıldız da keşfetmedim.”

“Belki kalbinin yıldızını keşfediyorsundur oğlum, kalbinin ortasına takacağın bir zafer yıldızı sana çok yakışırdı,” dedi adam tebessümle.

“Anlamadım baba.”

“Anlarsın zamanla, peki bu ev arkadaşın, o da mı güzel?”

“Hayır o yakışıklı ama galiba kalbi güzel biri. Kristali pasparlak çünkü, hissedebiliyorum.”

“Senin kristalin kadar parlak yani?”

“Bilmem ama çok parlak.”

“Anladım, geldiğimde tanışmak için sabırsızlanıyorum. Şimdi kapatmalıyım mavi bezelyem. Kendini çok yorma, doğayla vakit geçirmeyi ihmal edersen sana kırılır, biliyorsun değil mi?”

“Biliyorum, merak etme baba.”

Mavi’nin standart vedalaşma kurallarına uyduğu sohbetin sonuna geldiklerinde çocuk telefonunu kapatıp babasının yanına geleceği gün için sabırsızlandığını hissetti. Babası her ne kadar bilimden uzak, mitlerden, efsanelerden, masallardan beslenen biri de olsa yine de Mavi onu dinlemeyi çok seviyordu.

Bu sırada içerden, “Veyyyy!” diye bir ses geldiğini işitti. Sabahtan beri ikisinin dizisini Muzaffer’le birlikte izlemeyi reddettiği için adam kendi kendine diziyi seyredip Mavi’yi yanına çekebilmek için türlü türlü numaralarla dizinin sahnelerine abartılı tepkiler veriyordu.

Mavi hiç oralı olmamış, önce biraz kitap okumuş sonra babasıyla konuşmuştu. Dün ona zamanını ayırması çok hoşuna gitse de içinde bir yerlerde neden olduğunu anlamadığı şekilde bazı hisleri onu Muzaffer’le eskiden yaptıkları şeyleri yapmasına hevessiz bırakıyordu sanki. Değişik hissediyordu Mavi, oysa neden böyle düşündüğünü anlamamıştı da.

Yine de içinde oluşan meraka daha fazla dayanamayarak sıcak çikolata yapma bahanesiyle çıplak ayaklarıyla salona doğru adımladı. Üzerindeki şort takımını çıkarmak istememiş, iki gün uyku saatinden sonra yattığı için bugün biraz tembellik edebileceğini düşünmüştü. En harika zekaların bile bazen dinlenmeye ihtiyacı olabiliyordu nihayetinde.

O, salona girdiğinde Muzaffer çocuğun haki yeşili şort takımına bakıp esmer-kumral arası tenine bu rengin ne kadar da yakıştığını düşündü. Çıplak ayaklarıyla evde gezinen çocuğun varlığına duyduğu sevincin onun yanına gelip onunla dizi izlemediği sürece yarım kalacağına olan inancıyla yeniden abartı hareketlerle diziyi yorumlamaya başladı.

“Adamın kafasını karpuz gibi yardı kitabıma Shrek kılıklı dallama. Gözlerinden beynini kuru fasülyenin yanına cücük soğan kırar gibi kırdı, vay anam babam vay,” dedi, gözünün ucuyla Mavi’yi kontrol etmeyi de ihmal etmeden.

Mavi, ‘Kimden bahsediyor?’ diye meraklansa da yine de oralı olmadan sıcak çikolatasını hazırlamaya başladı.

“Çok konuşursan böyle götünden kan alırlar aslan işte, kız kardeşime şunu bunu yaptın derken sonun karpuz oldu. Bari peynirle rakı da olsaydı da yanında araya gitmeseydin.”

Elinde kupası, çıplak ayakları parkede ‘şıp şıp’ ses çıkararak ağır adımlarla Muzaffer’e yaklaşan Mavi, kenardan televizyonu görmeye çalıştı. Çocuğun mavi benekli bir ceylan yavrusu gibi onun bölgesine tedirgince yaklaştığını gören Muzaffer, yılların sırtlanı olduğundan işi daha da abartıp tamamen kıskacına alabilmek için abartılı şovuna devam etti.

“Neyse ki er meydanında öldü, birileri gibi sıçarken değil.”

Mavi’nin elindeki kupadan yudumlar alarak merakla televizyona baktığını görünce de çocuğu bir tartışmanın ortasına çekerek yanına oturtmazsa inat edip odasına gideceğini, ondan yüzünü esirgeyeceğini de bildiğinden ‘N’apsam da ceylanı avlasam?’ diye düşünürken aklına gelen fikirle gülümsedi.

“Baba saçmalık kitabıma ama. Bu diziyi izleyenlerin zekasını küçümsemişler,” dedi elindeki tespihini çekerek.

Mavi, “Neden öyle dedin ki?” diyerek yavaş yavaş Muzaffer’in oturduğu koltuğa doğru iyiden iyiye yaklaşırken Muzaffer çaktırmadan tünediği yerden sağa doğru kayarak yanında Mavi’ye yer açtı. Yavru ceylan sonunda yemi yutmuştu!

“Bu karı kız oğlan adam demeden götüren, aşağı kısımlarına beton yetmeyen abimiz, anasını laciverte boyadığım gundi devin diyaframının ortasına mızrak saplayıp, sağ aşil tendonunu kesti değil mi?”

“Evet, öyle yaptı,” dedi Mavi. Bir bacağını poposunun altına katlayarak Muzaffer’in yanına oturup da heyecanlı gözlerle adamın nereye varmak istediğini anlamaya çalışırken çikolatasından hızlıca yudumlar aldı.

“He mi? Ayrıca amcık götlü canavar üstündeki zırhla beraber iki yüz elli kilo çeken bir adam. Doğrulup soluna dönmesi falan kafayı patlatacak gücü bulması saçmalık. Hem yere düşen dizinin ikinci en karizma adamını tutacak, kaldıracak, vuracak, yatıracak falan. Bu sırada karpuz adamın üstünde bıçak bile yok elleri zaten havalarda sallanıyor anasını satayım.”

“Elindeki mızrağı yere düştü ama.”

“Böyle bir intikam oyununa kalkışıyon, insan şeyine bıçak saklar yine yedek bir silahı olur. Bu dizi resmen enayi kerpiyor, uyandırayım.”

“Hayır. Dizi çok akıllıca yapılmış. Hem görsel efektleri de harika bir kere. Hayatında hangi dizide öyle gerçekçi ejderha gördün sen?”

“Hiç ejderha gördün mü ki sen?”

“Hayır.”

“Eee? Nereden biliyon ejderhaların gerçekçi olduğunu? Belki de acayip kafa, şirin, pembe kurdela takan yeni gelin gibi yaratıklar, kocalarına, eltilerine sunum hazırlıyorlar sosisten?”

“Hiç de bile! Hem bir dakika. Sen tuvaletteyken öldürülen adamı nereden biliyorsun? O kısımları daha izlemedik biz?”

Spoiler baktım az,” dedi Muzaffer. Mavi’den öğrendiği kelimeyi taksi durağında da kullanarak caka satmışken bir de burada kullanmasa hatırı kalırdı adamın.

“Bu yaptığın çok yanlış, heyecanı kalmıyor böyle!”

“Tek başıma izleyince ben de meraklanıp baktım, sen benimle izlesen bakmazdım,” diyerek elindeki tespihi bileğine geçiren Muzaffer omuzlarını silkti.

“Sana verdiğim kitabın da sonuna baktın mı yoksa?” diye sordu Mavi şüpheyle.

“Bitirdim ben onu yavru ceylan, sen Muzo’yu çok hafife almışsın.”

“Hadi canım sende, kaç gün oldu vereli daha?”

“Dün gece bitirdim, terastan gelince uyku tutmadı,” diye mırıldandı Muzaffer. Yeniden Mavi’nin ona sarıldığı an aklına gelince de bakışlarını çocuğun yüzünden çekip önünki sehpaya dikti.

Mavi kendisine sarıldığında vücudu kurumuştu adamın sanki, kanı çekilmişti birden. Çocuğun saçlarından gelen şampuanının kokusuyla mayışmış, üstelik sarılırken avuçlarının arasında hissettiği bel kolyesiyle derinden titreme almıştı adamı.

Mavi’nin taktığı zımbırtıyı kıyafetlerin üzerinden hissetmek bile can yakıcı bir histi. Nedense sarılırken saliselik bir zaman diliminde Mavi’nin çıplak beline, kolyesi takılıyken dokunduğu bir anı hayal etmişti. Yanmıştı adam, saliselik düşünmesi bile yokluğu yalan varlığı eksik bir duruma düşürmüştü onu.

Sarılışlarının ortasında kulağına doğru, “Çok teşekkür ederim,” diye fısıldayan çocuğun ateş gibi sesiyle mum gibi erimiş, odasına döndüğünde sahneyi beyninde tekrar tekrar oynatmaktan uyuyamamıştı bir türlü. En sonunda da pes ederek eline kitabını alıp neredeyse sabah olana kadar aklını oyalamak adına kitap okumuştu.

“Soru sorarım ama?” dedi Mavi hevesle. Birilerini bir şeyler konusunda sorguya çekmeye bayılırdı çocuk.

“Sor gülüm, demirden korksak trene binmezdik.”

“Pekala,” diyerek sıcak çikolatasını sehpanın üzerine bıraktı Mavi. Koltukta yan dönerek bağdaş kurup tam Muzaffer’e bakarken, “Önce kolay soracağım, sonra yavaş yavaş zorlaştırırım,” dedi.

Bu sırada Muzaffer, çocuğun bağdaş kurmasından kaynaklı açılan bacaklarına bakıp gözlerini kırpıştırdı. Giydiği şort yukarı doğru çekildiğinden iyiden iyiye yukarı çıkmış, Mavi’nin hafif kıllı, uzun bacakları yüzüne oranla daha kumral bir renkte gözlerinin önüne serilmişti. Bakışlarını çekmeye çalışsa da bir an başarılı olamayarak, ‘Güzel,’ diye geçirdi içinden.

Bir erkeğin, hafif de olsa kıllı olan bacakları nasıl ona güzel gelmişti anlam veremedi adam. Üst bacağı neredeyse pürüzsüz olsa da alt bacaklarında kıl vardı işte! Üstelik erkeğin hiçbir uzvu güzel olmazdı ki! Erkek adam erkek adama ‘Güzel,’ dedirtmezdi, en azından ona bu zamana kadar bu kelimeyi söyletebilen bir erkek olmamıştı.

Bakışlarını yüzüne çıkardığında yüzünde ne sakal ne bıyık olan çocuğun yüzünün de güzel olduğunu düşündü, hatta çok güzel. Belirgin çene kemiği ona asi bir hava verse de bakışlarındaki merak ve ışıltı onu masum gösteriyordu. Kalın dudaklarından çıkacak ismi içinse tanımlayacak bir kelimesi yoktu adamın şimdi.

Bütünüyle baktığında ‘Çok güzel,’ diye düşündü Muzaffer. Önündeki, sıradan gibi duran ama olağanüstü çocuk onun için ‘Çok güzel,’ kelimelerine layıktı. O bunları düşünürken Mavi soracağı soruyu bulmuş, heyecanla cümlelerini sıralamaya başlamıştı bile.

“Söyle bakalım, din yasaklasa da halka şarap içme iznini veren kişinin adı?”

Muzaffer, “Hıh!” diyerek Mavi’yi küçümseyip, “Seyduna,” dedi.

“Tamam bu çok kolaydı zaten. İsfahan’daki Tac ül-Mülk’ün dört yaşındaki taht varisinin adı?”

“Muhammed.”

“Neden?”

“En genç karısını mutlu etmek için. Ölmüş adamın arkasından atmayalım ama malmış biraz.”

“İbni Tahir sonunda en çok inanıp güvendiği adam tarafından kandırıldığını öğrendiğinde-“

“Sevdiği kadının aşkının aldatmaca olduğunu öğrendiği an kadar üzülmez.”

Mavi hayretle soracağı soruyu daha cümlenin bitmesini beklemeden yanıtlayan adama baktı. Bu Muzaffer o kadar da ilkel bir beyne sahip olmayabilir miydi acaba?

“Yine de değişik bir kitaptı. Adam dostluk kardeşlik ayağına herkesi silkeledi. Tek gerçek kendi çıkarı diye düşündü.”

“Her türlü duygunun mantıksız olduğunu kavrayan bir adam aslında, yaptıkları korkunç olsa da en temelde haklı. Duyguların insanı nasıl zayıf gösterdiğinin en büyük kanıtı İbni Tahir değil mi? Hasan’ın onu sevmediğini onun ağzından duymaya çalışana kadar inanmadı.”

“Hasan’ın onu sevdiğini düşünüyorum ben, birine ihtiyaç duymak onu sevmenin en güzel yolu bence.”

“Bu çıkar oluyor Muzaffer.”

“Hayır, ona nefes almak kadar ihtiyaç duymaktan bahsediyorum ben. İçtiğin su, aldığın nefes, uyuduğun uyku. Ona köklerini geçirip ondan beslenerek sevdiğini öldürmek değil maksadım, birlikte ortak nefes alarak yaşamak. Neşet Baba der ki, ‘Vücudun kurusa, kanın çekilse yine de şu gönlümün yarisin benim.’ Ne olursa olsun sevdiğin olmadan bir ömür düşlememek sevdaya dahil Mavi.”

“Çok saçma! Yani özür dilerim öyle dememeliydim ama bunlar içi boş, romantize edilmiş cümleler. Birilerini kandırmak için uydurulmuş. Kim gerçekten aşkı için çöllere düşer? Kim dağları deler? Sevgi diye uydurulan şeyin orijini ihtiyaç duymaktır, yalnız kalmamak için, üremek için ya da maddi yetersizliğini birilerinden tatmin için uydurulmuş şeyler.”

“Sevginin orijini dediğin şeyi anladım. Güvendir bu Mavi, birine güvendiğinde koşulsuz teslim olursun, kendini onun ellerine bırakırsın. O zaman senin deyiminle üremeyen, maddi sıkıntısı olmayan insanların birlikte yaşaması ne oluyor? Hiç muhtaçlık hissetmeden yalnızca aşkı yaşamak isteyenler?” dedi Muzaffer.

“Böyle bir senaryo yok!” dedi Mavi, Muzaffer’in cümleleri hiç anlam kayması yapmadan sıralamasına şaşırarak.

“Var. Misal diyorum senle ben. İkimiz de erkeğiz, ikimizin de maddi çıkarı yok birbirimizden değil mi? Aşık olduk sayalım, seksen yaşına, büllüklerimiz sarkana kadar birlikteyiz. Ne çıkarımız vardı da birlikte olduk?”

“Biz birlikte olmadık ki,” dedi Mavi hayretle.

“Paralel mi ne zıkkımsa o dünyada olmuşuz diyek lan. Paralelde biz şu an sarılarak dizi izliyormuşuz mesela?”

Mavi, gözünün önüne gelen fotoğrafla yutkundu. Paralel evrendeki Mavi ve Muzaffer’in sevgili olduklarını düşündü bir anlık. Aklına mantıklı gelmeyen kare, yüreğine sanki dünyanın en olağan olayıymış gibi yansıdı da kalbini hızlandırdı.

“Ben de bilim adamıymışım, o dili dışardaki herif gibi.”

“Iyy ben sana bakmam o zaman. Tesla olsan neyse.”

“Tesla‘yım lan o zaman ben, arabam da varmış mis gibi. Param var, süper zekiyim, ailem harika. Şimdi anlat bakayım senden ne çıkarım olacak benim?”

“Ohoo,” dedi Mavi. “Hipotaktik konuşacaksak, paralel evrende senin bu hipotezine, bak tez bile demiyorum karşı bir sürü antitez bulurum ben.”

“Hayır yavru ceylan, benimkine cevap ver,” diyerek inatlaştı Muzaffer. Mavi’nin ısrarla aşkı kabullenmemesi nedense canını sıkmış, çocuğa kendi sunduğu fikri kabul ettirmeye çalışıyordu.

“Vardır o zaman da bir çıkarımız, sen benim fikrimi çalmak için yaklaşmışsın bana mesela,” dedi gözlerini kocaman açıp, bilmişçe kafasını sallayarak.

“Ohoo, sen kaçak güreşiyon yavru ceylan. Kündeye getirdim sayarım seni vallaha.”

“O ne demek?”

“Yendim yani. Şimdi ceza olarak benimle oturup dizi izliyorsun.”

“Ne zaman yendin? Daha sana argümanlarımı bile sunmadım ben. İstersen bu konuyu açık oturum şeklinde tartışalım.”

“Yok istemez, ben dizimizi izlemek istiyorum. Hadi çikolatanı soğutma. Yanımdan kalkıp gidersen de kapının önüne gelir mavi mavi masmavi şarkısını söylerim Allah’ıma,” diyerek durdurduğu diziyi yeniden oynattı Muzaffer.

Mavi, aklında dönüp duran ‘Beni yenemedin,’ sözleriyle sinir olsa da yine de Muzaffer’in dediklerini yapmazsa en nefret ettiği sanatçıdan şarkı söyleyecek olan adamın tehditi onun demirden yapılan makine bedenini az da olsa korkuttu.

Muzaffer, zafer kazanmış bir edayla kolunu Mavi’nin koltukta yaslandığı tarafın arkasına atarak bir bacağını dizinden katlayıp altına aldı. Mavi’yse sıcak çikolatası elinde heyecanla diziyi takip ederken parmak uçları omzuna değen Muzaffer’in elini nedense omzunun arkasından çekmesini istemedi. Garip bir biçimde adamın tüy gibi dokunan parmaklarından geçen sıcaklık ona huzur verdi sanki.

Uzaktan bakıldığında daha az önce ‘Paralel evrende sevgiliymişiz,’ diyen Muzaffer’in gerçek dünyada sözlerini kanıtlar nitelikte oturan ikili, dirilen iki ölü gibiydi şimdi yaşamlarında. Yeniden, onlar bilmese de birbirlerine attıkları adımlarla iki aykırı ruhun git gide birbirine çekilmesi kaçınılmaz olacaktı elbet, mazileriyle olan tüm bağlarını kestikleri taktirde…

✨✨

*’Sevginin mutlak orijini güvendir.

Okuyan gözlerinizden öperim✨🫶🏻

Gidelim Verve 💙

🤞 Kitap bölümlerinden haberdar olun!

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Scroll to Top