✨✨
Okulu yaz tatiline giren her öğrenci gibi sabaha kadar oturup akşama kadar uyuduğum bir güne başlarken daha doğrusu saat öğleden sonra üçte kalkıp babamın günün bereketiyle ilgili vaazlarını, anneminse Nurcihan’ı ziyaret etmem gerektiğiyle ilgili serzenişlerini dinleyip ama söyledikleri sözleri de takmayarak sadece gece izleyebilmek için bir dizi aradığım sırada telefonum çalmaya başladı.
Ömer takside olduğundan onun beni arayamayacağını bildiğim için merakla telefonu elime alınca Aycan (Ömer) arıyor yazısını görüp Aycan’ın beni neden aradığını düşünürken ‘Acaba Ömer’le ilgili bir sorun mu var?’ diye panikle telefonu açtıktan sonra, “Alo?” diyerek seslendim.
“N’aber?”
“İyidir Aycan senden n’aber?” dedim. Onun konuşmaya giriş şekliyle içim anında rahatlarken her zamanki gibi en kötüsünü düşünen yamalı idrakimden yine nefret ettim. Bir kez, yalnızca bir kez iyi düşün be Selim!
“İyidir, seninle konuşmamız lazım Selim,” dedi uzatmadan.
Bir yandan dudaklarımı ısırırken, “Hayırdır Aycan?” dedim telaşla. Acaba anlamış mıydı? ‘Dün onlarla gitmemeliydin,’ diye fısıldayan zihnimin gerisindeki sesi bir kez olsun susturabilmeyi dileyerek, “Kötü bir şey yok ya?” diye ekledim.
“Yok. Ne yani, sen benim arkadaşım değil misin? Buluşmak, dertleşmek isteyemez miyim seninle?”
“Estağfurullah arkadaşımsın tabii, nereye geleyim?”
“Okulun oradaki mekan var ya? Bilardo falan oynuyorlar hani?”
“Evet, biliyorum.”
“Yarım saate oradayım.”
“Tamamdır,” diyerek kısa bir hoşça kal merasimiyle telefonu kapatıp hızlıca duşa girdim. Üzerimden sular akarken aklımdan da tıpkı buz gibi suyun etkisine eş beni donduran düşünceler geçiyordu.
Anlamış olamazdı değil mi? Eğer öyle olsa benimle bu kadar sıcak konuşmazdı ki. Evet evet anlamamıştı kesin. Dün benim sohbetimi falan sevmiş olmalıydı, ondan çağırıyordu.
Saçlarımı kurutmadan, aynaya bile bakmadan üzerimi hızlıca giyinip salonda televizyon izleyen anneme doğru, “Çıkıyorum annem ben,” dedim.
“Nereye oğlum?”
“Arkadaşın yanına. Geç kalmam.”
“Para?” diye seslendi içerden.
“Var annem, öptüm seni,” diyerek içimde oluşan endişeyle karışık heyecanın yarattığı hisle hızla Aycan’ın beni çağırdığı kafeye doğru adımlamaya başladım.
Yer gök içimdeki duyguyu bilir gibi yanarken saçlarım daha evden çıkalı on beş dakika bile olmadan kurumuş, mal gibi göründüğümden emin ama bunu umursamayacak kadar da meraklı şekilde hızlı adımlarla yürümeye devam ediyordum şimdi.
Kafeden içeri girdiğimde, saate bakıp da erken mi geldim diye kontrol edecekken Aycan’ın, “Selim, buradayım,” diyen sesini işittim. Bana el salladığı yere doğru ilerleyip, “Selam,” dedim yüzüne doğru gülümseyerek.
“Hoş geldin. Otursana.”
Tam karşısına kurulurken endişeli bakışlarımı o da anlamış olacak ki, “Küçücük kızım be, benden mi korktun sen?” dedi kıkırdayarak.
“Yok da. Yani- İşte sen çağırınca şaşırdım açıkçası,” dedim dürüstçe. Karşımdaki kız da bana her zaman dürüstlüğüyle geldiğinden ona borcumdu yalan söylememek, kendime sakladığım bazı konular hariç elbette…
“Yok yok, biraz baş başa sohbet edelim istedim. Ama önce sipariş verelim, çok acıktım,” diyerek menüye şöyle bir bakıp, “Kumpir?” diye sordu bana.
“Sen benim patates sevdiğimi biliyor gibisin.”
“Ben de çok severim de ondan.”
Gelen garsona siparişleri bir çırpıda verip önden gelen içeceğimi açmak için bir hamle yapmıştım ki Aycan’ın, “Biliyor musun hiç iyi bir yalancı değilsin Selim,” dediğini duydum.
Elimdeki kolanın metal kısmını açarken ne demek istediğini anlamaya çalışır gibi göz bebeklerinin tam içine bakarken kafamı salladım. “Duygularını gizlediğini sanıyorsun ama o kadar belli ediyorsun ki aptal arkadaşının anlamamasına şaşırdım.”
“Anlamıyorum ki seni Aycan?” dedim sesimi zor bularak.
“Ömer’e diyorum ne zamandır aşıksın?”
Duyduğum sözlerin şokuyla sanki bedenimin tüm kontrolünü kaybetmişim gibi elimdeki kola devrilip de üzerime düşünce pantolonumun önü tamamen kola oldu. Benim gözleriminse bunu görecek hali bile yoktu aynı anlarda, anlamıştı işte. Birilerinin anlayacağı günü bekliyordum elbette ama bunu anlayan kişinin Ömer’in sevgilisi olacağını düşünmezdim ki.
Aklımdan ‘Şimdi ne yapacağım?’ sorusu geçerken, “Ben bir tuvalete gideyim de üzerimi temizleyeyim,” dedim.
Aycan, geldiğim zaman masanın üzerine bıraktığım cüzdanı hızla eline alıp, “Küçük bir önlem,” dedi. “Benden kaçma diye.”
Akıllı kızdı. O cüzdanı eline alıp da saklamasaydı ben çoktan tuvalet bahanesiyle kafeden çıkıp yılların alışkanlığı en iyi yaptığım şey olan kaçmayı planlardım, ardıma bile bakmadan.
Kafamı sallasam da uğuldayan kulaklarımla neden bu hareketi yaptığımı bilmeden hızlı adımlarla tuvaleti aramaya başladım. Gözlerim görmediği için elinde taşıdığı tepsiyle birlikte çarptığım ve yere devrilen garsondan bir iki kuru kelimeyle özür dilerken herkesin bana baktığının bilincinde tuvaleti bulup da kendimi içeri attım.
Lavaboların pis olup olmamasını umursamazken ellerimi aynanın önündeki lavabonun iki yanına koyarak kusmamak için olduğum yere tutunup ‘Şimdi ne olacak?’ diye geçirdim içimden.
Ya Aycan Ömer’e söylerse? Ömer benimle bir daha hiç konuşmazsa? Daha da fenası Aycan, Ömer’den taraf tutmasını isterse?
Beynimin içi kızılca kıyamet şekilde kaynarken peşimden tuvaletin dış kapısı açıldı. Kafamı kaldırıp da kimin geldiğine bakma tenezzülü bile göstermediğimden önümdeki musluğu açıp ellerimi suyun altına tuttum.
Yazın sıcağında üzerime dökülen kolanın yapış yapış hissi kendi salgın gibi yayılan sancılarıma karışmışken tam avucuma biraz su doldurup da üzerime dökecektim ki yan lavaboda ellerini yıkayan, az önce geldiğini bildiğim herifin birinin gülüş sesini duydum.
Yine de kafamı kaldırıp bu berbat halimi birilerinin görmesini istemeyerek içimdeki rezilliğin her şeyden fazla, ısınan yanaklarımın da utancımın göstergesi olduğundan çokça emin kenardan aldığım peçeteyle üzerimi silmeye başladım.
“Seninkini yanlış yerlerde indirmişsin.”
Bakışlarımı tam karşımdaki lavabonun önünde duran adama çevirip de şöyle bir incelerken onun sarı saçlı, yeşil gözlü, orta boylarda biri olduğunu gördüm.
Ömrümde ilk kez gördüğüm adamın yapmaya çalıştığı imâsını anlayarak, “Hayırdır?” dedim cesaretinden ötürü tebrik etmek ister gibi. Bir kafenin tuvaletinde, yabancı bir adama yaptığı imâya bakılırsa çok cesur olmalıydı.
“Diyorum ki gerekli yerlerde kalkmıyor ama en olmadık yerlerde iniyor seninki,” dedi fazlaca laubali bir şekilde.
“Ne diyorsun lan sen? Yaptığın imâyı sikerim senin.”
“Sen? Beni hatırlamadın mı?” dedi yüzündeki yılışık gülümsemesiyle.
“Nereden hatırlayacağım lan seni?”
“Geçenlerde barda buluşup birlikte bana gitmiştik?” dedi merakla yüzümü incelerken. “Garsonu devirmesen görmezdim seni.”
Sözlerine soktuğumun herifine bakmadan, “Siktir oradan. Sen beni başkasıyla karıştırıyorsun,” diyerek üzerimi hırsla silmeye devam ettim.
“Kimliğini gizlediğin için mi salağa yatıyorsun? Yoksa cidden hatırlamıyor musun?”
Duyduğum sözlerle kan beynime sıçrarken birkaç büyük adım atıp da tam önünde durdum. İki yakasından kavrayarak benden kısa olan boyu yüzünden ona doğru eğilip, “Kardeşim sen hasta mısın? Boktan bir yerde boktan bir konuşma çevirmendeki amaç ne? Bela mısın? Bin tane derdim var amına koyayım şu an,” dedim.
“Sen cidden hatırlamıyorsun.” İlgiyle benim yüzümü süzüp gözlerini kırpıştırırken, “Uygulamada eşleştik,” diyerek cebindeki telefonu çıkarıp benim de kullandığım uygulamayı açtı.
Daha sonra geçmişteki eşleşmelerini bulup gerçekten de benim profilimin üzerine tıklayarak bana gösterdikten sonra, “Gerçi zil zurnaydın. Normal hatırlamaman,” dedi.
Beynim düşüncelerimle birlikte ateşe tutulan barut misali kafamın içinde patlarken ben yalnızca karşımdaki herifin yakalarını bırakıp bir adım geriye gittim.
“Zil zurna derken?”
Yeşil gözlerini bana dikip de yakalarını düzeltti. Dudaklarını yalayıp, “Kafan bir milyondu. Bana geçtik. Kendi kendime, ‘Bana nasıl bu kadar kolay güvendi bu eleman?’ diye düşünmedim değil hatta. Korkma hâlâ Dahmer değilim,” diyerek göz kırptı. “Bana geçtik, sen-“
“Ben?”
“İşte anla biraz yiyiştik ama seninki kalkmadı, sonra birden sızdın kaldın. Daha doğrusu kendi kendine bir ton laf konuştun, mırıldandın falan. Baktım senden ekmek yok, başka odada yattım ben de.”
“Siktir oradan. Sen beni karıştıyorsun. İstersen geç şuraya kiminki kalkmıyor ben sana göstereyim.”
Dudaklarında çapkınca bir gülümseme belirirken, “Bana uyar. O gece de demiştim sana, senin gibi bebek yüzlüler genelde altta oluyor,” diyerek bir elini kaldırıp yanağıma attı.
Ondan gelen hamleyle birlikte iyiden iyiye karışan kafam yüzünden her yer dönmeye başlarken sol elimi lavabonun kenarına atıp güç almak ister gibi ikinci kez pisliği düşünmeden tutundum.
Ağzımı açıp tam ona bir şeyler söyleyecekken kapının dışından Aycan’ın, “Selim iyi misin?” diyerek bana seslendiğini işittim.
“İyiyim, hemen geliyorum.”
“Ha,” dedi kaşlarını kaldırarak. “O kız yüzünden salağa yatıyorsun, hatırlamaman palavraydı değil mi?”
Karşımda yemyeşil gözleri, kıvırcık sarı saçları ve beyaz teniyle bana bakan adamı şöyle bir süzüp bakışları hariç onun ne kadar da Mikail’e benzediğini düşündüm.
Ama onun gibi hüzünle bakmıyordu gözleri ya da beni anlar gibi… Kendim gibi de değildim onun yanında.
Salak herif nasıl bir oyunun içine girdiyse onu da sikik oyununu da sallamayıp, “Sal kardeşim beni, kız mız yüzünden salağa yattığım yok. Senin kafa gidip geliyor galiba,” diyerek onu tuvaletin ortasında bırakıp asıl sorunum olan kızın yanına doğru adımladım.
Aycan’ın oturduğu masaya döndüğümde endişeli gözleriyle bana bakan kıza, “Özür dilerim Aycan, uzun sürdü,” dedim.
“Önemli değil, kumpirin soğudu ama.”
“Olsun.”
Pat diye, “Selim biz Ömer’le ayrıldık,” dedi. Duyduğum cümleyle elim havada asılı kalırken ne demem gerektiğini bilmiyordum ki. Az önce tuvalette yaşadığım olay yüzünden iyice karışan kafam Aycan’a söylemek için cümle üretemiyordu sanki.
“Sevinirsin sanmıştım.”
“Ne diyeceğimi bilemiyorum Aycan. Özür dilerim senden. Ben hep iyi sakladığımı düşünürdüm ama senden kaçamamışım demek ki.”
“Özür dileyecek bir şey yok Selim. Kimse aşık olacağı kişiyi seçemez bu hayatta. Ama senden cesur olup da Ömer’in karşısına çıkarak ona dürüstçe duygularını anlatmanı beklerdim. Ben seni böyle tanıdım çünkü.”
Konuşmalarını duymazdan gelerek, “Sen nasıl anladın peki?” diye sordum.
“Bakışlarından. Sözler aldatır belki ama aşık birinin göz bebeklerinin nasıl da titrediğini iyi bilirim ben. Sen ne kadar ‘kardeşim’ dersen, gözlerin o kelimeyi söylerken o kadar hüzne bulanıyor Selim. Neden konuşmuyorsun onunla?” diye ısrarla takıldığını konuyu yineledi.
“Ben- Ben yapamam.”
“Neden ama?”
“Onun tek ailesi benim Aycan, benim ailem de onun şu hayatta kalan tek dayanağı. Hem Ömer erkeklerden hoşlanmıyor. Ben söylesem ne yazar? Bunca zaman hep yanında kız vardı, ben sadece kardeşiyim onun. Söylediğim an o beni kaybedecek, ben de onu kaybedeceğim. Varsın böyle kalsın, ben razıyım.”
“O kadar salaksınız ki,” dedi sesli bir nefes alırken.
“Ne?”
Hayretle yüzüme bakarken, “Ne ya! İkiniz de birbirinize aşıksınız Selim. O da sana aşık,” dedi.
“Saçmalama Aycan. Zaten seninle şu an şu masada oturuyor oluşum bile saçma.”
“Neden?”
“Adamın eski sevgilisisin de ondan.”
Benimle konuşurken tırtıkladığı kumpirini kenara itip kollarını dirseklerinden kırarak masanın üzerine dayadı. Daha sonra bana doğru yaklaşıp, “Bak şimdi Selim. Biz Ömer’le bir gün takside karşılaştık, daha doğrusu ben onun taksisine tesadüfen bindim. Sonra sohbet muhabbet sardı, nedense böyle saçma bir ilişkiye girdik,” dedi.
Daha sonra söyleyeceklerini başkasının duymasını istemez gibi biraz daha bana yaklaşarak, “Biz doğru düzgün el ele bile tutuşmadık Selim. Bazen iki taraf da başka şeylerden kaçarken bazı duyguları yanlış yorumluyor. Benim kalbim kırıktı, onunsa aklı sohbeti güzel, aslında arkadaş olabileceği birine olan duygularını yanlış yorumlaması yüzünden karışıktı. Ortaya saçma sapan kısacık bir ilişki çıktı, ilişki bile değil gerçi. Ömer sana kör kütük aşık, yalnızca senin gibi duygularına isim koyamıyor Selim,” dedi.
“İnsan nasıl duygusuna isim koyamaz ki?”
“Yol göstericisi olmazsa ya da yoluna ışık tutana aşık olursa koyamaz Selim. Ömer senin erkeklere ilgi duyduğunu bile yeni öğrendi. Benden daha iyi tanıyorsun onu. Hayatı iş, okul, sen. Arada isimlendiremediği duygularının boşluğunu birileriyle doldurmak istemiş olamaz mı? Her zaman kısa sürüyormuş ilişkileri, sen de biliyorsun. Neden diye düşündün mü hiç? Aradığını bulamıyor çünkü.”
“Bilmiyorum Aycan. Hadi diyelim mucize oldu da beni sev-” diyerek sözlerime devam edecektim ki kaşlarını çatarak bana bakıp sözümü kesti.
“Neden söz konusu senin sevilmen olduğunda bu mucize oluyor Selim? Sen sevilmeye layık değil misin? Üstelik arkadaşken bile seni bu kadar güzel seven bir adamdan bahsediyoruz. ‘Selim salatalık yemeden duramaz,’ diye tüm sabahı salatalık arayarak geçirdik biz, dün de söyledim sana. Bu adam senden gelecek dürüstlüğü hak ediyor.”
“Ağzıma sıçtın kızım.”
“Yaparım bazen. Aşk kolay bulunmuyor Selim, bulanın da payına cesur olmak düşüyor. Sen bazı şeyleri kendi kendine imkansız hale getirmişsin. Bunca yılınızı kaybettirdin ikinize de belki. Bunca sene boşuna kendini yedin bitirdin, boşuna üzüldün, kırıldın.”
Bakışlarım, onun haklı sözleriyle beynimdeki düşünceleri biraz olsun toparlayabilmek için kafenin içinde dolanırken az önce tuvalette konuştuğum elemanın yüzündeki gevşek gülümsemesiyle beni süzdüğünü görünce kaşlarımı çatıp yeniden Aycan’a döndüm.
Ellerimle saçlarımı karıştırıp, “Of Aycan yemin ediyorum mal ettin kızım sen beni. Zaten üç gram aklım vardı!” diyerek iki elimle şakaklarımı tutup, “Bir de o kadar iyisin ki neye utanacağımı şaşırdım,” dedim.
“Yok, ben de o kadar iyi değilim Selim,” dedi dudaklarında beliren kırık dökük bir gülümsemeyle. “Hiç kimseyi iyi ya da kötü diye ayırma, hep gri kalsınlar gözünde. Ben iyi olsam birini unutmak için başka birine tamam demezdim. Bak sen kaç zamandır aşkına sahip çıkıp en azından birileriyle ilişkiye başlamamışsın. Ben de bir deneyim derken kendimi ikinizin arasında buldum.”
Dürüst sözleriyle yeniden ona saygı duymama sebep olurken dikkatli baktığımda onun da gözlerinde olan canının parçalarından arta kalmış yansımaları gördüm.
Bunca zaman ‘Onun Ömer’i var, daha ne isteyebilir ki?’ diye düşünürken Aycan yeniden beni şaşırtmış, sözlerin yalancılığına zıt gözlerden geçen duyguların gerçekliğini öğretmişti sanki.
Bundan sonra ne yapacağımı bilemezken aklımın ucunda yalnızca geçen tüm lezzetsiz dünlerin bıraktığı buruk bir tat kaldı, yüzü gözümün önünden ayrılsa benim de tüm dünyadan izlerimin silineceği adamın da belki beni sevebileceği düşüncesine eş…
Belki severmiş beni kim bilir?
✨✨
Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻
Gidelim Verve 💙