✨✨
“Ahmet?”
“Hımm?” dedi çocuk başını koyduğu göğüsten kaldırmak istemez gibi. İki gündür Ahmet için Burak’ın göğsü, memleketinden sürülen bir vatan sevdalısının gurbet yolunda dinlenmek için kendi halkından birinin evine sığınması gibiydi sanki, vatan hasreti çektiğinden buruk ama tanıdık bakışlardan sebep huzurlu.
Şiirler yazabilirdi bu huzurlu hasretliğe Ahmet, her vatanından sürülen, ülkesine aşık, aşkından da şair olmuş insanların yazdığı gibi. Ama yine de, içini döktüğü satırlar bile onu anlayamazken insanlar nasıl anlayabilirdi ki çocuğun yıllanmış korkularını?
“Ben bu gece burada kalsam, yavaş gel öküz der misin?”
Ahmet, içindeki karmaşaları bir anlık unuttu. Kahkaha atarak Burak’ın göğsünden doğrulup, “Neden öyle bir şey söyleyeyim Burak? Tabii ki kalabilirsin,” dedi.
“Ne bileyim yav, acayip bir hale geldik baksana.”
“Ne varmış halimizde?” dedi Ahmet kaşlarını çatıp, seyrek kirpiklerinin üzerinden Burak’a bakarken.
“Hemen kaşlarını çatma kurban olduğum, yani dün beni öptün kucağımda uyudun falan fıstık ya mesela ben şimdi bu gece seninle uyumak istiyorum ama gazabından da korkmuyor değilim.”
Ahmet, dudaklarını birbirine bastırıp kafasını salladı sadece. Dürüst insanı çok severdi aslında ama Burak ona fazla dürüst geliyordu birkaç gündür, sanki Ahmet’in ceplerinde kelimeler bitmişti Burak’ı yanıtlayacak.
Şöyle bir adama baktı, o kadar çok istiyordu ki onunla uyumayı, en az ona ‘Evet’ demek istediği kadar hem de. Bugün, delirerek ondan haber beklerken anlamıştı Burak’ın içine ne kadar işlediğini. Korkularını bir kenara bırakıp dün gece olduğu gibi sadece anı yaşasa ne olurdu ki? Bir kere de o pervasız olsundu ne olacaktı sanki?
“Benimle uyuyabilirsin Burak.”
“Vallaha de lan?” diyerek sevinen adam, mutluyken bir insanın ne kadar götü başı dağıttığının kanıtıydı adeta.
“Vallaha dedim.”
“Kusura bakma yavrum heyecandan ağzımı tutamadım, yoksa sana lan demek ne haddime?”
“Burak! Sen cidden beni efendin sanıyorsun galiba,” dedi Ahmet gülerek.
“Köleniz dedik ya yavrum, bizde söz ağızdan bir kere çıkar geri de alınmaz,” dedi sağ elini kalbinin üzerine koyup başını eğerken.
“Burak sen tam bir semt çocuğusun biliyorsun değil mi?” dedi Ahmet gülerek.
“Vardır öyle özelliklerim.”
Ahmet yavaşça yerinden kalkıp elindeki ilaçları banyoya götürürken koridordan Burak’a doğru, “Duşa girmek ister misin?” diye seslendi.
Burak, yayıldığı koltuktan birden doğrularak yutkundu. Tamam çocuk o anlamda dememişti ama işte insan aklı kirli şeylere de çalışıyordu nihayetinde. Kuruyan boğazını rahatlatabilmek için yeniden yutkunup kendisini toparlayarak, “Çok iyi olur aslında,” dedi.
“Tamam, ben sana temiz havlu çıkarıyorum. Benim kıyafetlerden de ayarlarım bir şeyler, hadi gel.”
“Tövbe estağfurullah,” dedi Burak. Şurada çocukla beraber yatabilmek için bile kırk takla atmışken şimdi böyle şeyler duyması da düşünmesi de kendisi için çok da yararlı değildi!
Bu sırada banyoda, çamaşır makinesinin üzerindeki protezinin kutusuna gözü takılan Ahmet, birden yeni fark ettiği detayla şortunun açığa çıkardığı bacaklarına baktı.
Dudaklarını ısırarak saatlerdir adamın yanında böyle oturduğunu yeni fark edince içi sıkıldı birden. Hiç bacağına bakmamıştı Burak, bu yüzden o da ne halde adamın yanında oturduğunu fark dahi edememişti!
Hemen odasına gidip temiz bir havlu çıkararak banyoya bıraktı. Yeniden döndüğü odasının kapısını sıkı sıkıya kapatarak uzun bir eşofman altı bulup hızlıca üzerini değiştirdi. İçeriden gelen su sesiyle Burak’ın duşa girdiğini anlayarak temiz kıyafetler ve hiç açılmamış paketli bir boxerı da banyonun kapısının önüne bıraktı.
“Burak kıyafetleri kapının önüne bıraktım,” diyerek kapıyı tıklattı.
“Tamam yavrum, alırım ben.”
Daha sonra hızla banyonun tam yanındaki odasına geri dönüp, yatağı açtıktan sonra içine girerek heyecanla Burak’ın yanına gelmesini beklemeye başladı. Hayatında bir ilk olacaktı bu. Ilgın’dan başka kimseyle yatmamıştı şimdiye kadar.
Sadece bir gece, gittikleri babasının köyünde yer sıkıntısı yüzünden Ali’yle kıçlı başlı yatmış, Ali’nin tekmeleri yatakta bile onu rahat bırakmadığından bir daha biriyle yatmaya tövbe etmişti, Ilgın’dan başka biriyle elbette.
Kalbi bir kuş gibi atıyor, biriyle özellikle de Burak’la yatmanın nasıl olacağını düşünüp duruyordu daha adam yanına gelmeden. Reddetmeyi bir an bile düşünmemişti, o kadar çok istiyordu ki içindeki gizli, günahkar taraf Burak’la hiç yaşamadığı şeyleri yaşamayı.
Normalde kontrolünü sağladığı, her şeyi planladığı hayatında Burak’ın gelişiyle her şey alt üst olmuş, Ahmet’in de feleği şaşmıştı bir nevi. Onunla yaşayacağı her şeye aç gibi merakla bekliyordu adamdan gelecek hamleleri.
Henüz ona adım atacak kadar cesur hissedemiyordu kendisini ama ondan gelecek her adımı da memnuniyetle kabul edecek gibi görünüyordu Ahmet.
Yatakta topuklarını olduğu yere vurarak heyecanını geçirmeye çalıştı. Önce sağa döndü, sonra sola. En sonunda da sırt üstü yatmaya karar vererek ellerini göbeğinin üzerinde birleştirip banyo kapısının açıldığını duyunca içinde uçuşan kanatlı canlılarla hevesle beklemeye başladı.
“Sıhhatler olsun,” dedi Burak’ın saçlarından akan damlaların yüzünde çizdiği ıslak hattı izlerken.
“Eyvallah,” diyerek elindeki eski kıyafetlerini kenara koyup Ahmet’e gülümseyerek bakan Burak, birileri Ahmet’i de yatağı da kaçıracak korkusuyla hızla yatağın sol tarafına giriverdi.
Ahmet, kızıl saçları alnına dökülmüş şekilde birden Burak’a dönüp, “Yeniden krem sürsek mi Burak yaralarına?” dedi.
Burak, “Yok iyiyim iki üç sıyrık bir şey olmaz,” diyerek o da Ahmet’e döndü. Masmavi gözleri, bembeyaz teni, kızıl-altın karışımı saçlarıyla ona hevesle bakan, insanları bir yaratıcının varlığına inandıracak kadar güzel çocuğu görünce yüzündeki gülümseme genişlerken birden canı yanmış olmalı ki yüzünü buruşturdu adam.
Ahmet parmaklarının ucuyla onun dudağının kenarına hafifçe dokunup, “Çok mu acıyor?” diye sordu.
“Yok ben alışkınım.”
“O ne demek?”
“Çok da uysal biri olduğum söylenemez,” diyerek gülümsedi adam.
Ahmet bir anlık cesaretle, “Bana öyle değilsin ama,” dedi.
“Senin de farkın olsun yavrum bir zahmet herkesten.”
Ahmet, sırt üstü dönüp alt dudağını dişleyerek gülümsemesini bastırmaya çalıştı. Açık açık onun üzerine gelen adamın sözleriyle, kalesinin kapılarını sonuna kadar açmış bir şekilde onu bekleyen Ahmet’in kalbi daha da hızlı atmaya başlayınca ya kalbinin sesini yanındaki adam duyarsa diye ödü koparken Burak, “Işığı kapatayım mı?” diye sordu.
“Olur.”
Burak, yattığı yerden kalkıp ışığı kapatarak geri döndü. Yatağa yatarken, “Şimdi sınırımızı bilelim diye soruyorum yanlış anlaşılma olmasın,” dedi.
“Anlamadım?”
“Sana sarılabiliyorsak vakit kaybetmeden hemen sarılmam lazım, kafamda ‘Şimdi mi sarılsam, onu mu beklesem, uyuyor numarası yapıp göğsüne mi yatsam?’ falan hesaplarına girerek sana sarılacağım vakti azaltmak istemiyorum da.”
Ahmet, gözlerini kapatıp yüzünde kaçıncı olduğunu sayamadığı gülüşüyle, “Sarılabil-” diyecekti ki daha kelimesini tamamlayamadan Burak onu hızla kendisine çekti.
Önce bir kolunu nazikçe Ahmet’in vücudunun altından geçirerek onu iki gündür alıştığı, burada bundan sonra Ahmet olmazsa nasıl uyku uyuyacağını düşünüp durduğu göğsüne yatırdı. Daha sonra diğer elini çocuğun zarif beline sardı.
Ahmet, kendi sıcaklığına zıt vücudu daha soğuk olan adamla bunalmadan yatarken elini onun hızla atan kalbinin üzerine koydu. Burak, çocuğun saçlarından gelen ilk gün duyumsadığı o temiz kokuyu içine çekerek burnunu çocuğun saçlarının arasında gezdirmeye başladı.
“Bir şey soracağım ama yanlış anlamadan korkuyorum Ahmet.”
“Yanlış anlamam.”
“Protezini çıkarman gerekiyorsa-“
“Hayır,” dedi Ahmet sertçe. Sonra ne yaptığını fark etmiş gibi sesini daha yumuşak tutarak, “Hayır böyle yatabilirim,” diye ekledi.
Burak, kendi elleriyle Ahmet’in protezini çıkardıktan sonra onu kucağında yatağa taşıyıp, öpücüklere boğarak uyudukları günlerin gelebileceği bir anı hayal etti. Hâlâ ondan çekinen çocuğun bu durumundan hoşlanmasa da onu kırmadan kendisini ona açmasını beklemekten başka şansı da yoktu.
Ahmet, naif kişiliğinin arkasında gerçekten de çok inatçıydı. Bir kere bir şeyi kafasına takarsa onun zıddını söyleyen herkese inat kendi bildiğini okuyabilirdi, Burak bunu ilk günden anlamıştı aslında ama o da Ahmet konusunda sabırsızdı.
Her ne kadar Mustafa, ‘Ağırdan almalısın.’ dese de Burak Ahmet’i iliklerine kadar yaşamak istiyorken ağırdan alabilecek dayanıklılıkta değildi ki. Bunca yıl Ahmet gibi birinin ona gelmesini kendisi bilmese de beklemiş, şimdi onu bulduğu bu zamanlarda sadece Ahmet’e yalın bir şekilde doymak istiyordu mümkünmüş gibi, ağırdan alarak onu uzaktan izlemek değil.
Ahmet’in onu görünce gülümsediği anları şimdilerde yaşarken, onun için gülümseyen çocuğun bir gün ona geleceğine umudu dahi olmadan sevmişti Burak Ahmet’i, tıpkı söylediği gibi onun yokluğunda.
Ruhunu sevmişti sanki çocuğun, onu hayal ederken bile cüret edememişti onun tenine kendi günahkar tenini değdirmeye. Belki de ona layık bulmamıştı kendisini kim bilir?
O bunları kafasında çevirirken, Ahmet onu kırdığını düşünüp, “Ne düşünüyorsun?” dedi, elini adamın kalbinin üzerinden indirip tam bel kemiğine koyarken.
“Seni.”
“Ben yanındayken bile mi?” diye şaşırdı Ahmet. Soruşundaki hayreti kendi kulakları da duymuştu şimdi.
“Ben hep seni düşünüyorum, yanımda olsan da olmasan da,” diyerek karanlığa alışmış gözleriyle Ahmet’in tam gözlerinin içine baktı.
Ahmet, onun gözlerinin içine bakarak konuşamayacağını anlayıp, Burak’ın tam göğsüne yanağını yaslayarak, “Ben de hep seni düşünüyorum.” dedi, kendisinin bile şaşırdığı bir itirafla yanında yatan adamın yeniden kalbini hızlandırdığını fark dahi etmeden. Nihayetinde adamın hayatına bir günde girip, onu yerle yeksan ettiğini de fark etmemişti ya zaten.
“Öyle mi? Nasıl düşünüyorsun peki? Bu arada saçlarını öpebilir miyim?” diye sordu Burak, kaba saba bir adam olmasının aksine Ahmet için birden dünyanın en kibar insanı oluverirken.
Yanı başında duran çocuğa dokunmak, dokunduktan sonra sarılmak, sarıldıktan sonra onu öpmek istiyor, doymak nedir bilmediği iştahıyla tüm bunları yapabilmek için izin almadan Ahmet’in onun olduğu zamanların gelmesini bekliyordu, sabırla.
“Öpebilirsin.”
Burak, Ahmet’in belindekini elini çocuğun ensesine çıkarıp saçlarının arasına öpücükler kondurmaya başladı. Ruh eşlerinin kokusu birbirine çok güzel gelirmiş diye bir zırva okumuştu bir yerde, Ahmet’le tanıştığından beri okuduğu o saçma cümle daha anlamlı geliyordu adama. Ahmet’in kokusunun bu kadar güzel olması imkansızdı yoksa.
“Nasıl düşünüyorsun diye sormuştum?” dedi yeniden Burak, çocuğun bu kez de sağ şakağını öperken.
Ahmet, hayatında yaşamadığı şekilde öpücüklerle uyutulmayı deneyimlerken onun konuşmasını isteyen adama anlam veremedi, gözlerini kapatıp sadece öpüşlerin tadını çıkarması gerekiyordu çünkü. Yine de onu yanıtsız bırakmak istemeyerek, “Bilmiyorum Burak, birden aklımda beliriyorsun,” dedi.
“Dünyama hoş geldin, aylardır böyle yaşıyorum ben.”
Ahmet öpücüklerin kesilmesini göze aldığı merakıyla kafasını kaldırarak, “Sen gerçekten ilk görüşte mi bana aşık oldun?” diye sordu. Madem bu adam ona dürüstçe geliyordu, Ahmet de merak ettiklerini sorabilirdi pekala da.
“Evet.”
“Hani sigara içiyordun sen, tam o anda mı?”
“Evet.”
“Burak! Atacağım yataktan seni!”
Burak, yataktan atılmayı göze alacağına annesinin saatlerce izlediği ‘Hangi ünlü kiminle akraba?’ videolarına maruz kalabilirdi ama Ahmet’in yanından, onun yatağından ayrı kalamazdı artık.
“Sen bana gelip Ayaz’ı sordun ya, sigarayı tutan elim havada kaldı seni görünce. Bu nasıl biri dedim içimden, herkes hemen ona tapmalı diye düşündüm.”
“Burak!”
“Vallaha yavrum. Sonra sen bizim bok gibi binayı beğenip Ayaz’la övününce şaşırdım. Sana çok da kibar yaklaşmamıştım ama sen bana o zaman da haddimi bildirdin, güzel cevaplarınla. Sonra bizimkilerle güldün falan benim dünyamın ekseni yerinden kaydı.”
“Peki sonra?” diye sordu Ahmet merakla. Bu sırada refleksle adamın sert göğsünü öptüğünün farkında olsaydı bir daha adamın suratına bakamazdı.
Burak, Ahmet’in onu farkında olmadan öpüp durduğunu anlayınca konuyu çaktırmadan uzatıp daha fazla öpücük almaya karar verdi.
“Sonra çok güzel olduğun için etkilendiğimi düşündüm. Hani güzel insanlar mutlaka iz bırakırlar. Aynı akşam rüyama girdin, yine güzelliğinden etkilendim herhalde dedim kendi kendime. Ama her gece senin rüyana yatınca işte orada bende film koptu. Sonra Ayaz’ın sosyal medya hesaplarından seni aradım, Allah’tan profili açıktı da seni bulabildim. Ankara’da yaşadığını öğrenince de- İşte öyle.”
“Her gece rüyana girdim demek, çok romantik.”
“Yaşarken öyle değildi ama.”
Ahmet, hırsla yerinden doğrulup sinirli sinirli Burak’a baktı. “Ne demekmiş o?”
Burak, Ahmet’in bundan sonra evi olacak göğüsten uzakta kalmasını sevmemiş olacak ki çocuğu yeniden kendisine çekerek aynı şekilde yatırdı üzerine doğru.
“Dur celallenme hele kurban olduğum. Senin sinirin de sağlam ha. Yaşarken öyle değildi derken sigara içip seni düşünerek, seni bulamayacağımı bilmek zordu. Senin nasıl bir mucize olduğunu, sana nasıl bir mucizeye bakar gibi baktığımı gör isterken senin uzakta olman falan çok zordu işte. Konuşturma beni.”
“Güzel konuşuyorsun susturmak istemiyorum seni ama aklıma herkesle böyle konuşuyor olabileceğin geliyor.”
“Yok yav, ben anlamam öyle romantik şeylerden. Bir sana işte, inanmazsın belki ama genelde it gibi çalıştığım için sevgili olayları beni açmadı pek. İşte sonra sen geldin, kocaman adamın tüm ezberini bozdurdun. Hâlâ da evet demediğin için ne yapmak istersek izin alıyoruz senden.” diyerek yeniden öpücüklerini kondurmaya kaldığı yerden devam etti.
“Şikayetçi misin peki bu durumdan?”
“Değilim. Ben beklerim seni Ahmet, sen yine de çok bekletme beni çok sabırlı bir adam değilim ben. Ama seni beklerim, senin için ne yaşamam gerekiyorsa da yaşarım. Sen bana inanıp güvenene kadar, benim gözümde nasıl bir mucize olduğunu anlayana kadar ben buralardayım.”
“İnanmazsam gideceksin ama.”
“Yav canım ciğerim istersen sonsuza kadar kardeş kardeş yaşayalım ha ne dersin? Arada öpüşürüz, elleşiriz, birlikte uyuruz ama arkadaşız deriz, nasıl fikir?”
“Terbiyesiz birisin. Biz ne zaman elleştik Burak?” diye sordu hayretle Ahmet. Tamam kucağında uyumuş, biraz öpüşmüş, az biraz da belini sevmişti onun ama elleşmemişlerdi yahu, hemen iftira atıyordu bu adam!
“Anlatayım mı yoksa kaçarak yatağın altına mı girersin?” diyerek çapkın bir gülüşle çocuğun elmacık kemiğini öptü Burak, izin varken ne koparabilirse koparacaktı tabii ki.
“İftira atma, neyse sen yorgunsun uyuyalım olur mu? Sabah kahvaltı yapmadan da gitmek yok ona göre.”
“Emir saydım sözlerini.”
Ahmet, kendisine gelince her sözüne kıymet verip onu dinleyen adamla birlikte iyice Burak’ın göğsüne yerleşip eliyle adamın sırtını sıkıca sardı. “Bu arada bana bugün neler olduğunu anlatacaksın.”
“Eyvallah.”
“Geçiştirme,” diyerek hafifçe sırtına vurdu adamın.
“Geçiştirmedim, anlatacağım söz. Yakında beni döversin de sen,” dedi Burak hayretle gözlerini kocaman açarak.
“Asla, şiddetten hiç hoşlanmam ben.”
“Aynensin yavrum, ben de hiç hoşlanmam.”
Ahmet, Burak’ın söylediği yalanla kıkırdarken Burak Ahmet’e doğru eğilip, “İyi geceler öpücüğü alsaydım baya iyi olurdu ama sınırları zorlamayalım tabii,” dedi beklentiyle.
“Sen çok fenaymışsın Burak, nasıl da sakladın kendini bunca zaman.”
“Saklamak demeyelim de tutmak diyelim biz ona güzelim, zordu ama,” diyerek içini çekti.
Ahmet, Burak’ın göğsünden kafasını kaldırıp önce yeni çıkmaya başlamış hafif sakallı yanaklarını öptü. Adamın nefesini tuttuğunu fark edince onun üzerindeki etkisinden çokça memnun şekilde dudağının kenarındaki yaraya hafifçe dudaklarını bastırdı.
Bir süre dudaklarını onun dudaklarının kenarından çekmeyince Burak bundan cesaret alarak Ahmet’in çenesinden tutup başını yukarı kaldırarak çocuğun alt dudağını dudaklarının arasına aldı. Yavaşça onu korkutmak istemez gibi emdiği alt dudağını yalarken Ahmet de onun üst dudağını emmeye başladı.
Yavaş başlayan öpüşleri birden alevlenirken Burak Ahmet’i üzerine çekerek daha fazla bastırdı dudaklarını onun ağzına. Birden Ahmet’in ağzına tadını almak ister gibi dilini sokup damağını yalayınca Ahmet kendisini tutamayarak inledi.
Burak’ın elleri Ahmet’in tişörtünün içine girip önce belini sonra sırtını okşayınca Ahmet birden Burak’ın dudaklarından ayrılıp adamın esmer boynuna doğru öpücüklerini sıralamaya başladı. Dayanamıyordu, bu adamın çekimine de tenine de dayanamıyordu işte.
Birden dudaklarının altındaki ince deriyi damağına doğru çekince, Burak’ın inlemesini duyup duraksadı. Hayatında duyduğu en güzel seslerden biriydi bu adamın inlemesi. Devam etmeyi ne kadar istese de kendisinden çok taviz vermişti zaten, “Duralım mı?” diye sordu, Burak’tan cesaret almak ister gibi.
“Duralım,” diye yanıtladı adam onu zorlukla.
Yeniden onun göğsüne sokulan çocuğa sarılırken geldikleri pozisyona inanamadı Burak. Emin değildi, onu bulabileceği bile meçhulken bir anda karşısına çıktığında bile emin değildi Burak, bu kadar güzel birinin ona geleceğinden.
Ama şimdi Ahmet’in inadının bir şekilde yıkılacağından, onu kendisinden bir parça yapıp sonsuza kadar göğsünde uyutacağından emindi. Ne olursa olsun, kimi ezip geçmesi gerekirse gereksin Burak acımayacaktı, acımasız bir adamdı zaten yalnızca Ahmet bilmiyordu bunu.
Onu kokusundan öpene kadar bir insanın kokusunu öpebileceğinden habersiz Burak, bazı gecelerin yıllardan daha uzun olduğuna karar verdi, tıpkı bu gece gibi.
Göğsünde olanca büyüsüyle uyuyan çocuğun saçlarına öpücüklerini sıralarken sabaha kadar uyumayarak bir an ondan uzakta kalırım korkusuyla onu öpmeye devam edeceğini biliyordu, uykusuz geçirdiği en güzel geceye sitemsiz…
✨✨
Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻
Gidelim Verve 💙