Bölüm 14: Karanlığa Gömülmedin Ekildin

✨✨

Mavi, dilinde yeni bir Tarkan şarkısıyla dışarıdan yemek yiyebildiği tek restorandan aldığı yemeklerle evine doğru giderken aklında yalnızca Muzaffer’le başladıkları yeni dizileri ve yiyeceği harika yemekler vardı.

Bu restoran yıllardır onun en favori pizzasını yapıyor, Mavi her seferinde mutlaka olay mahaline gider gibi eve sipariş etmek yerine bizzat gidip pizzasının kalınlığının santimine kadar pizza ustasına bildiriyor, çalışanlar da Mavi’ye alıştığından çocuğun bu durumunu kimse yadırgamıyordu geçen zamanda.

Akşamüstü, “Pişşt mavi ceylan bu kilerin ampulü patlak,” diyen Muzaffer’e tip tip bakıp kitabına döndüğü sırada, Muzaffer’in yeniden, “Ampul var mı yedek?” sorusuyla sonunda nihai bir soru alan Mavi, “Kilerde olacaktı,” deyince adam kiler olarak kullanılan ama evde görece az işe yarayan ne varsa yığılan odaya hızlıca seğirtmişti.

Bu sırada, “Ne yiyecez?” diyerek elindeki ampulle geri gelip yeniden Mavi’ye doğru konuşunca Mavi de acıkan karnına eş Muzaffer’in onu rahat bırakmayacağını anlamış, pizzacısından pizza almak üzere evden çıkmış ama bir yandan da Muzaffer’in tamir işini izlemek istediğinden de şimdi aceleyle eve dönebilmek için şarkısına eşlik eden hızlı adımlarıyla asansöre doğru ilerliyordu.

Tamir tadilat ile inşaat makinelerini izlemek şu hayatta Mavi’nin yıldızları seyretmekten sonraki en favori ikinci aktivitelerindendi. Bu yüzden acele ediyor, Muzaffer ampulü değiştirmek gibi basit bir şeyle uğraşsa bile Mavi bunu görmek için sabırsızlanıyordu.

Asansöre bindiği sırada kapanan kapı birinin basmasıyla birden yeniden açılınca merakla kim gelecek diye baktığında resmen artık Ahmet’in evinde yaşayan Burak’ın elinde bir tatlı paketiyle asansöre bindiğini gördü. Burak artık onun arkadaşı sayıldığından, “Nasılsın Burak?” diyerek gülümseyip en içten selamlarından birini verdi adama.

“İyiyim ciğerim sen nasılsın?”

“Sen de ciğercisin demek.”

“O ne demek?” dedi Burak gülümseyerek. Mavi, Burak’ın ilk tanıştıklarından bu yana Darwin’in evrim teorisini kanıtlar nitelikte bir insanlık örneği gösterdiğini fark etti. İlk gördüğü gün ters bir tip diyerek sevmediği adam şimdilerde sürekli gülen, gözlerinin içi ışıldayan, neşeli bir insan olmuştu.

“Muzaffer de sana ciğerim diyor da.”

“Kankalara ciğerim denir, racondur.”

“Ben senin kankan mıyım ki?” diye sordu Mavi, kocaman gözleriyle adama merakla bakarak.

Burak, karşısındaki çocuğun kocaman gözlerine bakıp acayip sevimli olduğunu düşündü. Ama şimdi bunu ona söylese yeniden, ‘Burak bana aşık,’ diyebileceğinden tırsarak bu bilgiyi kendi cebinde tutmaya karar verip, “Kankamsın tabii lan. Sırrımız bile var. Ne zaman istersen benimle dertleşebilirsin ha, iyi bir dinleyiciyimdir. Numaram var sende değil mi?” diye sordu.

“Evet var, ben seni istediğim zaman arayabilir miyim peki?”

“Aynensin koç, gece gündüz ne zaman istersen. Kendin çözme bir şeyleri, beni ya da Ahmet’i ara,” dedi adam sevecen bir gülümsemeyle. İnsanın şu hayatta en iyi dedikodu partneri sevgilisi olduğundan Ahmet elbette ki Burak’a gereken bilgi akışını sağlamış, Burak’ın hayretten bir anda Ahmet’i kucağına almasına sebep olmuştu duydukları.

Ahmet, hayret edince adamın neden onu kucağına aldığını anlamasa da yine de bu durumdan çokça memnun şekilde Burak’ın kucağında Muzaffer ve Mavi için neler yapabileceklerinden bahsetmişti sevgilisine. Burak’ın en kısa zamanda Ahmet’le olan durumunu Muzaffer’e anlatması ve adamın içsel krizlerini bir parça da olsa dindirmesi gerekiyordu.

Bu süreçte kimselerle arkadaşlık kurmayan Mavi’ye iki sevgili de destek olmaları gerektikleri hususunda ortak karara varmış, çocuğun duyguları da bu duyguları anlamlandırmayı bilmeyen bünyesine de bir şekilde şifa olmayı ummuşlardı.

“Tamam kanka,” dedi Mavi.

Bu sırada asansör katlarında durunca kendisine kanka diyen çocuğa gülümseyen Burak, “Eyvallah kanka, aklında olsun civardayım ben,” dedi.

“Tamam, hoşça kal kanka,” diyen Mavi, kanka kelimesini sevmiş olacak ki tüm cümlelerinde bu kelimeyi kullanarak evine girdi. İçeri girdiği an etrafına bakarak Muzaffer’i arasa da varlığı büyük bir gürültü sebebi olan adamdan ses çıkmadığını anlayınca, ‘Acaba yine mi gitti?’ diye düşünerek elindeki pizza kutularını mutfak masasına bıraktı.

Küçük holden dönüp kapısı kapalı kileri görünce adamın odasında olduğunu düşünecekti ki kilerden gelen sanki birinin boğuluyormuş gibi çıkardığı sesleri işitince hızla kapıyı açmaya çalıştı. Ezelden beri bozuk olan kapı kapandığında açılmıyor, illa dışarıdan birinin güç uygulayarak kırar gibi vurması gerekiyordu kapının açılması için.

Hızla kapıya omzuyla vurup açtığında Muzaffer’in kocaman boyuna zıt bir biçimde, dizlerini çenesine kadar çekmiş, bacaklarına sarılıp kafasını da kucağına gömmüş şekilde yerde oturduğunu görünce panikle, “Muzaffer!” dedi.

Muzaffer, kafasını kaldırmadan yalnızca acı çeker gibi bir ses daha çıkarınca Mavi adamın tam dibine oturarak yeniden ismini söyledi. Sonra hafifçe omzuna dokununca adam birden irkilerek başını kaldırıp, ona görmeyen gözleriyle baktı. “Geldim, hadi çıkalım buradan,” dedi Mavi yumuşacık bir ses tonuyla.

Muzaffer kafasını iki yana sallayarak nefes alamıyormuş gibi alt dudağını ısırınca Mavi onun atak geçirdiğini anladı. Zaten duygularla iyi olmayan arası adama nasıl yaklaşacağını bilemez gibi iyiden iyiye onu sıkıştırınca Mavi zor durumda olan insanlara sarılmanın iyi geldiğini hatırlayarak adamın kollarını yavaşça bacaklarından çözüp dizlerinin üzerinde yükselerek ona sarıldı.

Temas sevmemesi bile şu anlık aklına gelmeyen çocuk Muzaffer’in boynuyla omzunun arasına başını dayayıp, “Geçti Muzaffer, bak ben geldim,” diyerek onu sakinleştirmeye çalışırken Muzaffer küçük, karanlık yerde bir yıldız gibi parlayan çocuğun sözleriyle derince nefes aldı yalnızca.

“Aynen, derin nefes al. Ben yanındayım, bak kapıdan ışık da geliyor artık.”

Muzaffer yalnızca kafasını sallayınca Mavi başını adamın boynundan kaldırarak Muzaffer’in yüzünü ellerinin arasına alıp adamın göz altlarını tüy gibi, hafifçe okşadı. Daha sonra tam gözlerinin içine bakarak, “Hadi çıkalım buradan, pizza aldım bize dizimizi izleyeceğiz ya beraber,” dedi, küçük bir çocukla konuşur gibi.

Muzaffer, bulunduğu yerden tavanda asılı mavi bir yıldızın yönlendirmesiyle ondan güç alarak hâlâ ağzını bıçak açmadan yalnızca çocuğa dayanıp onunla birlikte salondaki koltuğa doğru ilerledi. Mavi, adamı koltuğa oturtunca hızla mutfaktan bir bardak su alıp geldikten sonra ona yudum yudum içirirken yüzünü sakin göstermeye gayret ederek iyiden iyiye onun paniklememesi için elinden geleni yapmaya çalıştı ama o da çok korkmuştu.

“Eyvallah.”

Mavi, Muzaffer’in yanına oturup yeniden adamın yüzünü ellerinin arasına alarak tam gözlerinin içine baktı. “İyisin değil mi, nefes alabiliyor musun?”

“İyiyim şimdi,” dedi, odak noktasını bulmuş şekilde.

Mavi, bir kez daha Muzaffer’e sarılarak sırtını yatıştırıcı bir şekilde okşarken Muzaffer de Mavi’ye sarılıp burnunu çocuğun boynuna gömerek az önce onun tüm korkularını alıp götüren kokuyu derince içine çekti. Aklı başında olsa Mavi’nin bu hareketten hoşlanmayabileceğini hatırına getirirdi ama şu an aklı da yerinde değildi, fikri de.

Bir süre Muzaffer, Mavi’nin kendisi gibi sakinleştirici olan kokusunu içine çekerek çocuğun boynunda dinlenirken Mavi’nin yeniden kalp atışları hızlandı. Son zamanlarda Muzaffer ona her dokunduğunda ya da ‘yavru ceylan, mavi ceylan, gülüm’ gibi taktığı acayip isimlerle ona her hitap edişinde aynı hissi yaşıyordu çocuk.

Öyle ki dün akşam beraber yeni dizilerini izlerlerken Muzaffer yine elini Mavi’nin yaslandığı koltuğun arkasına atmış, Mavi omzunda hissettiği varla yok arası baskıyla bile bu hissi yaşamıştı. Hatta bu sabah Muzaffer ona dişlerini göstererek kocaman gülümsediğinde Mavi’nin kalbine bir şeyler olmuş, bu da yetmemiş tam midesinde hareket eden küçük tırtıllar birbirine girmiş gibi bir hisle donanmıştı.

Kesinlikle babasına bu hissin ne demek olduğunu sormalı, hasta olup olmadığı konusunda bir yardım almalıydı. Eğer hasta oluyorsa hemen babası gelmeliydi yanına, çünkü Mavi tek başına asla hastaneye gidemezdi!

Muzaffer, bilinci biraz olsun yerine gelince ne yaptığını fark ederek saklandığı çocuğun boynundan çıkıp, “Kusura bakma, aklım bulandı. Temas sevmediğini biliyorum,” dedi.

“Önemli değil, sen iyi ol gerisi önemli değil.”

“Eyvallah Mavi.”

“Geçmişten mi geliyor bu durum?”

“Evet. Ampulü takmadan balkonda dumanlandım, kapısını açık unuttum galiba. Ben içeri girip de merdivene çıkınca cereyan yaptı, kapı kapandı üzerime açamadım.”

Mavi, Muzaffer’in geçmişinden gelen bu durumu anlatmamak için lafı değiştirdiğini fark edince üzerine gitmek istemeyerek, “O kapı hep öyle! Bozuk. Bir tek dışarıdan açılabiliyor,” dedi.

“Yaparım ben.”

“Ben de izleyebilir miyim? Hani Ahmet’in evinde de demirleri yapışını izlemiştim. Hatta yardım etmiştim hatırladın mı? Belki yine yardım ederim.”

Muzaffer, karşısında bıcır bıcır konuşan çocuğa bakınca tüm sıkıntısının bir anda göğsünden uçup gittiğini hissetti. Çok tatlıydı şerefsiz, kocaman gözleriyle ona bakarak heyecanla bir şeyler anlatışı bile Muzaffer için az önce yaşadığı tüm anların silinip gitmesine neden olmuştu. Mavi’ye en başlarda öylesine ceylan yavrusu diyordu ama kocaman gözleriyle gerçekten de en az bir ceylan yavrusu kadar sevimliydi çocuk.

“Tabii izlersin, beraber hallederiz.”

Mavi, normalde en az onun kadar geveze olan ve hiç susmayan Muzaffer’in bu halini hiç sevmediğini fark etti. Adamın hiç anlamadığı sözcükleri kullanarak onunla uğraşmasını bile istemişti şimdi içten içe. Muzaffer’e hüznün de yakışmadığını düşündü çocuk. Yine de üzerine gitmemek için bir şey demeyerek sadece kafasını salladı.

O Muzaffer’e bakıp düşüncelere dalarken adam, “Ben bir duşa girip geleyim sonra yemeğimizi yiyelim yavru ceylan,” dedi.

“Tamam.”

Muzaffer, her zaman yaptığı gibi eski anılarının zihnine bir bir çöreklendiği, ona günler gelen ama ancak dakikaların geçtiği anların sonunda duşa attı kendisini. Üzerinden su akıp giderken aklına gelenlerle sağ elini duş başlığının biraz altına yaslayıp kafasını sola çevirdi, dişlerini sıkarak. Tüm kovaladıkları üzerine cümle cümle devrilirken sessizce bir nefes verdi sadece.

‘Piç!’

‘Anası neydi ki fırlattığı farklı olsun!?’

‘İki gün aç susuz kal burada da aklın başına gelsin!’

‘Anası orospuydu bunun.’

İki elini de duvara avuç içlerinden bastırırken kafasını hafif hafif duvara vurdu. O bunları yaşarken yanında kendisinden başka kimsesi yoktu.

“Ben sana ne yaptım?” diyerek her karanlıkta kalışında eski bir dost misali dizlerine sarıldığı zamanlar aklına geldiğinde sıkıca alt dudağını dişledi. Bir yerden sonra ağzındaki kan tadını duyumsadığında yeniden kafasını sola doğru döndürüp eliyle duvara vuracaktı ki içeriden gelen sesi duydu.

“Bu gönül ona torpil geçiyor, etrafında fır dönüyor,

El bebek gül bebektir o, ne yapsa inadına hoş görüyor,

Kara kara düşündürüyor.”

Ağzında kendi kanının tadı olmasına bakmadan dudakları ondan bağımsız bir hareketle yanlara doğru kıvrıldı. Mavi, banyonun önünden geçerken şarkı söylüyor olmalıydı.

Mavi’nin, o harfinin uzunca söylendiği şarkının tam da o kısmına geldiği duyduğunda Muzaffer’in göğsünün üzerindeki kara bulutlar birden dağıldı, yerine gelen beyaz pamuktan bulutların arasından güneş açtı sanki adamın gönlünün masmavi renkli gökyüzünde.

Hızlıca kısa saçlarını şampuanladıktan sonra çocuğun acıkmış olabileceğini düşünüp onu daha fazla bekletmek istemeyerek penguenli duş perdesini yana çekip beline de bir havlu sardıktan sonra çıktı banyodan. Çıkar çıkmaz Mavi’yle de burun buruna gelince çocuk kaşlarını çatarak Muzaffer’in alt dudağına baktı.

“Ne oldu dudağına?”

“Bilmem, ısırdım herhalde. Fark etmemişim.”

Mavi hızla adamın yanından geçtikten sonra banyodaki ilaçları koyduğu kısma giderek bir krem alıp yeniden Muzaffer’in karşısında dikildi.

“İçerisi de hamam gibi Muzaffer, bu kadar sıcak suyla duş almak sağlığa çok zararlıdır,” dedi bilmiş bilmiş.

“Ben Everest Dağı’nda dövüldüm, bedenim makine gibidir.”

“Benden çaldığın fikirlerle benliğini oluşturamazsın. Sana özgün olmanı tavsiye ederim. Everest Dağı’nda dövüldüğünde bir şey olmuyor ayrıca. Demir Dağı özeldir,” diyerek adamın çıplak kolundan tutacaktı ki bir anlık durdu. “Koluna dokunabilir miyim?”

“Dokun lan ne diye izin alıyon?”

“Olmaz, eline bile dokunmadan önce izin almalıyım.”

“Kim söyledi bunu sana?”

“Babam. Beni sevdikleri için insanların bana izinsiz dokunma hakkı yok, sadece ben izin verirsem bana dokunabilirler.”

“Doğru demiş, parmağının ucuna dokunamaz kimse rızasız.”

Mavi, kafasını sallayıp adamı onayladıktan sonra hafifçe kolundan tutarak onu salondaki koltuğa ilerletti. Koltuğa önce kendisi oturup Muzaffer’i de yanına çektikten sonra elindeki kremi çubuğun ucundaki pamuğa döküp Muzaffer’in az önce kanatırcasına ısırdığı alt dudağına yayarken, “Bu nasıl ısırmak? Canidae familyasından mısın sen?” dedi hayretle.

“O ne demek?”

“Köpekgiller yani, köpek, kurt, tilki ve çakal türleri köpekgiller ailesini oluştururlar. Etçiller takımına ait bir familyadır. Köpekgillerin daima uzun ve yassı bir kafatası, genelde kırk iki dişleri vardır. Sadece, çalı köpeği, Asya yaban köpeği ve iri kulaklı tilkinin diğerlerinden farklı olarak kırk dört dişi olur. Diş ve çene yapıları koparmak ve çiğnemek için tasarlanmış gibidir. Her şeyi yiyici hayvanlardır ama en çok et ile beslenmeyi severler.”

Muzaffer, kulaklarına dolan sesle hayatında ilk kez belki de karanlığa gömüldüğünü değil de ekildiğini düşündü. Dudağına sanki dünyanın en önemli işini yaparmış gibi kocaman gözlerini aça aça krem sürerek konuşan çocuğun sesi ekildiği yerdeki yaşam kaynağıydı sanki.

Bunca yaşadıklarına inat santim santim atıyordu fidan olmuş benliği, masmavi bir gökyüzüne bir an önce erişebilmek için. O gökyüzüne ulaştığında ne olurdu bilmiyordu ama yanındaki ilahi güzelliğin merakı ona da bulaşmış olmalıydı ki nihai hedefi gökyüzüne dokunmaktı sanki adamın.

Mavi elindeki kremin kapağını kapatırken, “Eeee?” diye sordu merakla adama bakarken.

“Ne eee?”

“Beni susturmayacak mısın?”

“Yok.”

“He gardaş anladık, yav aynensin, sendeki çene de aynı değirmen çakıldığı gibi söylemler?”

“Yok.”

“Muzaffer! İyi misin sen? Hasta mısın!? Hayır hayır daha da kötüsü, ben mi hastayım? Yüzüm beyaz mı, nasılım?”

“Çok güzelsin her zamanki gibi.”

Mavi, ‘Çok güzelsin,’ diyen adama hayretlerin en sonsuzunu yaşayarak baktı. Bu adam ona eve geldiği günden beri ömründe duymadığı sözlerin en kuyruklu olanlarını söylemişti ama şimdi donuk bakışlarıyla ‘Çok güzelsin,’ demesi bile Muzaffer’in bir sorunu olduğuna işaret ediyordu.

En kısa zamanda babasını arayıp bu konu hakkında da bilgi almalıydı, ya adam insanları olduğu halinden tam tersine çeviren bir hastalığa falan yakalandıysa? Belki de bir virüs? Acaba bulaşıcı mıydı? Ya ona da bulaşır da Mavi daha az zeki olursa?

İçinde yaşadığı panik yüzünden yüzü şekilde şekile girdiğinden Muzaffer dayanamayarak elini Mavi’nin pürüzsüz, pamuk gibi yumuşacık yanağına atıp çok hafifçe “Oyyy!” diyerek sıktı. Sonra ne yaptığını fark edince panikle, “Kusura kalma yavru ceylan, birden oldu,” diyerek ayağa kalkıp elini ensesine attı.

Mavi, adam ayağa kalktığında onun yanağını sıkmasını bile unutturacak kadar güzel olan görüntüye baktı. Belinde sadece bir havlu, banyodan çıktığından beri biraz zaman geçtiğinden gövdesinde tek tük damlaların kaldığı çıplak göğsünü inceledi. Elini ensesine attığı için kol kası şişmiş, aynı zamanda da emaneten belinden gevşekçe bağlanmış havlusu biraz daha aşağı kaymış, pelvis kemiklerinin ucu görünüyordu.

Tıpkı Muzaffer’in geçen onun dudağında kalan ekmeği alıp da ağzına götürdüğü gün gibi karnı kasıldı Mavi’nin. Midesindeki var olduğuna emin olduğu tırtıllar şimdi kozasından çıkıp kelebeğe dönüşerek kanat çırpmak ister gibi zorluyordu etrafındaki sert kabuğu. Anlamıyordu işte! Neydi bu? Hiç yaşamadığı duyguyu nasıl ya da kime tarif edebilirdi ki Mavi?

Gözlerini adamın vücudundan çekmek istese de yapamadı. Esmer sıkı karnının üzerindeki sert göğsüne bakarken birden gözleri adonislerinin olduğu kısıma takıldı. “Aaaa!” dedi şaşkınca.

“Ne oldu?”

“Yıldız dövmen varmış!” diyerek adamın tam kasık hizasını gösterdi.

“Bir ara modaydı yav, herkes yaptırıyordu heves ettik işte.”

Mavi, Muzaffer’in tam sol kasığının bitimindeki küçük kuyruklu yıldıza ve yıldızın arkasında resmedilmiş üç çizginin sağında ve solundaki minicik çizilen iki yıldıza baktı. Çok küçük bir dövmeydi ama Muzaffer’den beklenmeyecek şekilde çok zarif çizilmişti, üstelik adama da çok yakışmıştı dövme.

“Çok güzelmiş, ben yıldızları çok severim biliyor musun?”

Muzaffer, “Deme yav, heyecan verici bir bilgi oldu benim için,” dedi gülerek.

“Dalga geçme, çok beğendim. Bedenim kutsal bir makine olmasa ben de mavi bir yıldız yaptırmak isterdim.”

“Kutsal bir makine olduğu için yaptır o zaman, hem Demir Dağı’nda dövüldüğün için acı da çekmezsin.”

“Acıyor mu?”

“Ne o başbuğ, başkumandan mavi ceylanımız iğneden mi tırsıyor yoksa!?”

“Ben hiçbir şeyden tırsmam! Yani korkmam!”

“Ona ne şüphe? Ben üzerimi giyinip geliyorum. Benim yüzümden buz gibi oldu pizzalar,” diyerek adım atmıştı ki, “Ha bu arada eyvallah Mavi yeniden,” dedi.

Mavi gülümseyerek başını sallarken arkasını dönüp de odasına giden adamın bir de çıplak sırtını izledi. Katman katman kas kütlesi gözleri önüne serilirken birden adamın sırtının o kadar da pürüzsüz olmadığını gördü çocuk.

Ne olduğunu anlamasa da dikey, yatay ya da gelişigüzel şekilde şekli bozulmuş ve deforme olmuş yerler seçilebiliyordu. En bariz olan tam kaburga hizasında neredeyse kaburga kemiğinin yarısını kaplayan kısımdı.

Hayretle karışık bir şaşkınlıkla içinde oluşan merakı dizginleyerek pizzaları ısıtmak için mutfağa doğru ilerledi, neden kalbinde bir ağrı olduğunu anlamasa da sanki birileri kalbini eline almıştı da sıkıyor gibi hissediyordu çocuk.

Bambaşka iklimlerde yetişen, gökyüzünde asılı bir yıldız ve kendisini gecenin en karanlığında yıldız sanan bir ateşböceği misali başka başka hayatlardan gelen iki ruhun, kaynağı farklı ama birleştiklerinde ortak olacak acılarını belki de ilk görüşleri oldu bu, son olmayacağını bilmeden.

Farklılık neydi, kim nasıl tanımlardı bilinmez ama siyah ve mavinin karıştığı gün ortaya çıkacak lacivert rengi gibi eşsizdi iki canın birbirinde yeniden hayat bulması.

Elbet vakit vardı ama bir kez mavi renginin tam ortasına fırçasından bir damla siyah rengini damlatmıştı kader artık, bundan sonrası için iki rengi birbirinden söküp atmanın imkansız olduğunu bile bile…

✨✨

Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻

Gidelim Verve 💙

🤞 Kitap bölümlerinden haberdar olun!

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Scroll to Top