Bölüm 15: Karanlığa Vuran Işık

✨✨

Burak dudaklarında keyifli bir ıslık ona her şeyi yapabilecek çocuğa verdiği izinle, bu güçten zerre pişmanlık duymadan apartmandaki merdivenleri ikişer üçer çıkmaya başladı. Sevgilisiydi Ahmet artık, kendi tabiriyle çocukluğundan beri ‘it gibi’ çalıştığı şu sikik hayatında Burak’ın da zamana uyan değişimi yaşanmıştı Ahmet’in gelişiyle.

Akşama kadar yatağın içinde çaldığı öpücükler yetmemiş, doyamamıştı çocuğa bir türlü. Bir de bahar mevsiminde çıkan yeşil kütür kütür bademlere doyamazdı Burak, Ahmet ona bu meyveyi anımsatıyordu. Sadece mayıs-haziran aylarında yiyebildiği, haziran ayının ortasına gelince kartlaşan ve tadı değişen bu adama göre eşsiz meyveye bile doyum olurdu ama kızıl afetine doyum olmazdı ki.

Nazlı göz süzüşleri, Burak ona güzel sözler söylediğinde utanışları, bacağını saklamaya çalışması ama bir yandan da masmavi gözlerinin içindeki siyah irislerinde oynaşan yaramaz ve arsız pırıltılar… Bu çocuk kesinlikle Burak ona tapsın diye yaratılmıştı.

Bütün gün öpmekten kıpkırmızı yapmıştı Burak çocuğun dudaklarını, boynunu, yanaklarını, alnını. Beyaz tenine Burak’ın öpücük izleri o kadar yakışmıştı ki Burak diziyi, filmi bir yerden sonra unutmuş, Ahmet’i kucağına çekip arkadan ona sarılarak çenesi onun omzunda öylece arada çaldığı öpücükleriyle çocuğa sarılmıştı koca bir gün.

Akşam olduğunda onu bırakmak istemese de aklında kardeşi olduğundan mecburen kendi evine dönmek zorunda kalmıştı. Ahmet’le yaşadığı cennet ön gösterimi gibi duran birkaç günle hayatını bir anlık durdursa da uğraşması gereken o kadar çok şey vardı ki aslında. Daha onun yüzünden evsiz kalan Muzaffer’e ev bulmalıydı bir de.

Ahmet’e sadece ev arkadaşı arayan Muzaffer’i anlattığında Ahmet, “Benimle kalsın bir süre istersen.” dese de Burak’ın gözünden çıkan korkutucu şimşekleri görünce dudaklarını ısırarak fikrini beyninin en derinlere yollamış daha sonra, “Mavi! Mavi var o ev arkadaşı arıyordu, ona sorayım ben.” diyerek Burak’ın Muzaffer’in başını yakacağından çokça emin olduğu bir fikir atmıştı ortaya.

Aklında Muzaffer’le konuşma fikri dolanırken eve girdiği sırada her zamanki gibi Darin’in onu kapıda karşılamadığını fark edince bir şeylerin yine ters gittiğini anladı. Burnunun ucunda kalan Ahmet’in tertemiz kokusuyla kendisini sakinleştirip kardeşinin odasına doğru gittiğindeyse Darin’in yatakta bacaklarını kendisine çekmiş, dizlerinin üzerine kapanmış şekilde burnunu çekerek ağladığını gördü.

Sinirden çenesini sıkıp, “Abim?” diye seslendi sadece.

Darin, elaya çalan annesinden aldığı yeşil gözleriyle Burak’a bakıp, zorla tebessüm etti. “Hoş geldin abi, özledim seni,” dedi sadece.

Burak, önce Darin’in vücudunu kontrol etti hızlıca, bir sorun olmadığını düşünecekken yatağın sağında kalan çalışma masasının üzerindeki bilgisayarın yerde paramparça şekilde öylece durduğunu gördü.

“Ne bu?” diyerek Darin’in yanına gitti.

“Düştü abi, bir şey yok.”

“Darin, bana yalan söyleme! Neden yaptı?”

Sadece bir akşamı kendi mutluluğu için geçiremez miydi adam? Bir akşam, tüm ömrüne bedel bir akşamın bedeli de cezası da bu mu olmalıydı?

“Başka sitelere girdiğimi düşündü ama yemin ederim girmiyorum abi!” dedi çocuk kendisini açıklamak ister gibi. “Sadece arada bir oyun oynuyorum, o da çok nadir. Sen görüyorsun ödevlerim için falan kullanıyorum bilgisayarı hep.”

“Kendini açıklama aslanım, sen yanlış yapmadın. O sitelere girmekten daha büyük yanlışlar var, ben ona ayıktıracağım bekle sen,” dedi Burak sertçe.

“Abi bir şey yapma ne olur, daha iki gün önce kavga ettiniz. Ben- Yani zaten ihtiyacım yoktu bilgisayara olsun,” dedi çocuk panikle.

İki gün önce arkadaşlarıyla okul çıkışı parkta otururlarken sigara içen arkadaşlarından birinin elinden sigarayı alıp şaka yapmak isterken, arkadaşı durdurmak için onu arkadan sarmış Darin ve diğer arkadaşları da kahkaha atarak eğlenirken parkın az ilerisindeki camiye giden babasına yakalanmışlardı.

Babası herkesin içinde ona bir tokat savurmuş, eve geldiğindeyse ‘İbnece hareketlerin yetmiyor bir de sigaraya mı başladın? Şımarık piç.’ diyerek kaldığı yerden çocuğu oradan oraya savurmaya, acımadan da çocuğun vücudunun gelişi güzel yerlerine vurmaya devam etmişti.

Arada bir aklı çalışan annesi hızla Burak’a ‘Çabuk gel.’ diye mesaj atmayı akıl etmiş, sonucu Burak’ın eve geldiğinde her yeri kızarmış Darin’i görmesi ve babasıyla birbirlerine girmesi olmuştu. Burak’ın elinden adamı almak için araya giren annesi ve Darin yüzünden Burak da babasının birkaç yumruğunu ve tekmesini yemiş, seslere gelen Muzaffer ise çıkan kargaşada adamı kaldırıp hızla yere atınca adamın evinde kiracı olan Muzaffer’in de kabak başına patlamıştı, yok yere.

Burak, babasının onun elini bir gün kana bulayacağından şüphesiz Darin’e baktı. “Ben sana alacağım bilgisayar, bekle oğlum.” dedi. Oğlum derken onun babasından çok babası olduğunun bilincinde söylüyordu bu kelimeyi, Darin gerçekten Burak’ın kardeşi değil oğluydu bir yerde.

“Darin,” diyerek odanın kapısına ilerleyip kapısını kapattı sıkıca. Kimse gelmesin diye bir tur da kilitledi. “Az daha dayan oğlum, on sekizine az kaldı, alacağım seni de gideceğiz bu evden planı biliyorsun değil mi koçum?”

“Biliyorum abi, benlik sorun yok. Bırak ne yapıyorsa yapsın birkaç ay daha. Sen sabredemiyorsun ki,” dedi gülümseyerek.

İki kardeş tıpkı eski Türk filmlerindeki gibi dayak yiyerek kaderlerine razı olmayacaklardı elbette, Burak’ın her şey için yıllardır olan planı Ahmet’in hayatına girişiyle sekteye uğrasa da yine de bir yolunu bulacaktı. Darin onun canıydı, kanıydı, hiçbir zaman doğmayacak olan oğluydu. Onun için babasını gözünü kırpmadan harcardı, adam da bunu bildiğinden Burak’a dokunamasa da içinde biriken öfkenin hepsini karısından ve küçük oğlundan çıkarıyordu Burak’ın yokluğunda.

Annesinin ruhu sönmüştü artık, Burak onun için üzülse de kurtarılmayı istemeyen, ateşlerin ortasında yanarken hissiz bedeni ve duygularını kuşanmış, mazoşist bir dürtüyle bundan zevk alan kadını yıllardır babasından gizli doktorlara taşısa da kadının içi boşalmıştı bir nevi.

Kadının ne yaşadığını Burak bilmese de, bunun da babasıyla ilgili olduğundan emin şekilde aklı ermeye başladığından beri annesini kurtarmaya da çalışsa, kadın için yapılacak bir şey yoktu bu saatten sonra. İçtiği ilaçlarla kendisini uyuşturan kadın, görmeyen gözlerle sadece süzülüyordu şu hayatta. Yaşamak değildi onunki sadece yaraları aman vermiyordu kadının çürüdüğü için kokmaya başlamış ruhuna.

Burak, Darin’in yanına oturduğunda çocuğun ellerini kendi büyük avucunun arasına alıp yer yer kızarmış bileklerine baktı. Gözlerini sakinleşmek umuduyla kapatınca kızıl bir ahunun yüzü belirdi aniden karanlıkların içinde, ‘Şimdi olmaz oğlum.’ diye düşünse de yine de bir parça serinkanlı kalabilmişti güzel ahusunun sebebine.

“Sıktı mı?”

“Yok yok Erkan okulda yaptı, boğuştuk da,” dedi çocuk.

“Darin!”

“Abi sorma lütfen, hani sabredecektik. Bulaşma şuna yalvarırım,” dedi çocuk ağladı ağlayacak bir sesle.

Darin için her şey daha zordu, gözardı edilen bir gençken bu sebepten daha da ele avuca sığmaz biri olmak yerine, zaten uysal yapısı yüzünden sadece olanları yaşının üzerinde bir olgunlukla karşılayıp, abisinin yaşını doldurur doldurmaz onu buralardan götüreceği günü bekliyordu.

Beklerken de abisinin o adam yüzünden başına bela almasını istemiyor, sadece aylar kalan güne kadar başına ne gelecekse kabul edip yoluna bakmak istiyordu. Çocukluktan beri yaşadığı şeyler sebebiyle hissizleşmişti artık Darin de, derisi kalınlaşmış, kabuk bağlamıştı yaraları. O adam artık kolay kolay kanatamıyordu ki çocuğu.

Hem onun babası Burak’tı. Liseye başlayacağı sıralarda babasının onu zorla yatılı bir cemaat yurduna postalamaya çalıştığında abisi dimdik durmuştu o adamın karşısında, annesinin her zamanki susuşlarının aksine. ‘Senin gibi sapıkların eline bırakmam ben onu!’ demişti, adam ne yaptıysa da Burak’ın inadını kıramamış en sonunda da, ‘Beni cemaate rezil ettiniz piçler!’ diyerek çıkıp gitmişti evden.

Burak onun kurtarıcı meleğiydi, her şeyiydi, hem annesi hem babası tek ailesiydi şu hayatta. Onu bu kadar düşünen adama sarılıp, “Sen ne yaptın bakalım çapkın?” diye sordu muzipçe.

Burak, Darin’in ne demek istediğini anlayarak sırıttı. “Evet dedi.”

“Herhalde evet diyecek yengem, şu yakışıklılığa, boya, posa, endama bak hele bak. Kim dayanır şu sürmeli gözlere hele hele,” dedi kahkaha atarak.

“Lan! Çocuğun yanında da yenge deme gebertirim seni,” diyerek kardeşinin saçlarına bir öpücük kondurdu.

“Yenge işte, detaylara takılmayalım. Benim yengem oluyor. Yok muymuş güzel bir kardeşi, kuzeni falan? Onu da bana alalım abi, kurudum on yedi yaşımda.”

“Ben seni bir kuruturum dinime kitabıma, otur güzelce dersini çalış bakalım sen.”

“Tanıştırmayacak mısın hiç beni?” diye sordu Darin masum bakışlarıyla. Bu şekilde bakan iki kişi her şeyi yaptırabilirdi şu hayatta Burak’a, biri oğlum dediği çocuk, diğeri artık sevgilim dediği güzeliydi.

“Tanıştıracağım tabii oğlum, bu hafta sonu kahvaltı yaparız.”

“Abi! Pankek yer miyiz? Hani Fenerbahçe’de bir yer açılmış ya, herkes Story’sine atıyor çok merak ediyorum.”

“Yeriz aslanım, sen ne istersen onu yeriz. Şimdi sen dersini çalış ben yemek yapayım tamam mı?”

“Hamburger?”

“Nah var isten mi?”

Darin yine abisinin çorbasına ve vitamini burada dediği sulu, acayip bakliyat yemeklerine kaldığını anlayarak ofladı. Bu sırada Burak yataktan kalkıp, yerdeki bilgisayara doğru yönelerek tek hamlede paramparça olmuş bilgisayarı kaldırıp masanın üzerine bıraktı.

“Dediğim gibi, bunu takma yarın hallederim ben.”

“Abi kendini zora sokma, ihtiyacım yok.”

“Hadi len, ayak yapma bana. Arkadaşla robot süpürge bakacaktım zaten seninkini de aradan çıkarırım. Param var oğlum benim, en son dert para. Sen derslerinden başka bir şeyi düşünmeyeceksin aslanım, tamam?”

“Tamam abi,” diyerek kumral teninin ışıltısıyla kocaman gülümsedi Darin.

Burak, kapının kilidini açıp dışarı çıktığı gibi büyükçe ince uzun koridorda babasıyla karşılaştı.

“Ne o? Kapının arkasında n’apıyorsunuz siz?”

“Siktir git almayım ayağımın altına şimdi seni, kocaman adam kapı mı dinliyorsun?”

Adam ağzından kaçan gülüşle, “Böyle mi terbiye verdim sana ben? Babana kullandığın kelimelere bak. Edep yahu,” dedi.

“Recep efendi, şimdi ilk olarak sen benim babam değilsin anladın? İkinci olarak da edebi de seni de üst üste yatırır birleştirir amınıza koyarım,” diyerek adamın boğazını tek eliyle tutup sıkmaya başladı. “Bir daha Darin’e el kaldırırsan cemaatinin içinde rezil ederim seni.”

Adam en az Burak kadar kalıplı olduğundan Burak’ın kolundan tutup onu itmeye başladı. “Hiçbir şey yapamazsın, burası benim evim benim kurallarım geçerli. Eşek gibi babaya saygı göstermeyi öğreneceksiniz ikiniz de. Kötülüğüne mi yaptık lan? İbne gibi erkeklerle elleşip sigara içiyordu o kardeşin senin,” dedikten sonra Burak’ın eline bakıp, “Gerçi abisi ne ki o ne olsun? Elindeki boyaya bak, abdest bile tutmaz o dinden çıktın, cenabet,” dedi dişlerinin arasından.

“Sen çaldığın inşaat malzemelerinden, tek gecelik yatak maceralarından, köle gibi çalıştırdığın adamlardan haber et hele Recep? Sonra benim kulluğumu sorgula.”

“Ben nikahlanıyorum kadınlarla olmadan önce, bu dinimizce haktır. Yarın bir gün evlendiğinde sen de aynısını yapacaksın. Bak anana ömür bununla geçer mi?” diyerek salonda oturan kadını işaret etti.

“De haydi siktir git başımdan,” dedikten sonra ‘Şimdi anama da sana da başlarım.’ diye düşünerek mutfağa gidecekti ki adam onu durdurdu. “Seyfi’nin kızıyla evleneceksin, konuştuğumuz gibi.”

Burak, döve döve öldürebileceğinden emin olduğu adama baktı. Adam o kadar arsız o kadar yüzsüzdü ki Burak dinlene dinlene dövseydi yine de içi rahat etmez bir kez daha dövmek isterdi karşısındaki babası olacak herifi.

“Aynensin, yarına da isteriz hatta,” dedi alayla.

“Haftaya kızı isteyeceğiz. Biz konuştuk cemaat toplantısında, kararı verdik. Gül gibi kız, hanım hanımcık, başı kapalı, oturmasını kalkmasını bilir. Yarın yemeğe gelecekler bize akşam evde ol.”

Burak sabrının sınırlarında cambaz gibi incecik bir ipin üzerinde elindeki ateşle yürüyen adama baktı. Sınırları benzin doluydu üstelik, adam bir düşse yürüdüğü ipten Burak hepten yangına verecekti ortalığı ama adamın arsızlığı boyunu aşmıştı, Burak’ın öfkesini görmez gibiydi sanki.

“Darin’le ne planlar yaptığınızı bilmiyor muyum lan ben? Siz beni salak mı sandınız? O kardeşini bir yurda veririm kimse elimden alamaz, vasisi de velisi de benim. Sürünürsünüz mahkemelerde bir bok çıkmaz. Yarın evde olacaksın bitti,” diyerek ağır adımlarla abdestini almak için banyoya doğru yöneldi.

Burak, yeniden dişlerini sıkarak girdiği girdabın derinlerine ne kadar çırpınırsa çırpınsın daha çok çekildiği hissetti. Daha bugün ‘evet’ yanıtını aldığı çocuğu öpmelere doyamazken nasıl anlatacaktı benim orospu çocuğu bir babam var diye? Üstelik çocuk sormaz mıydı ona, ‘Madem böyle sikik bir yaşantın var beni neden hayatına aldın?’ diye?

Mutfağa gidip oradan balkona geçerek aylardır dert ortağı olan sandalyesine oturup bir sigara yaktı, yaktığı sigara bile ona sevgilisini hatırlatırken. Azaltacağına söz vermişti ama nasıl azaltırdı kimselerin bilmediği bu hayatını tek başına göğüslerken.

Dayanamamıştı Ahmet’in güzelliğine işte, belki de yapabileceği en büyük bencilliği yapıp dünyanın en boktan ailesinde yaşamıyormuş gibi onu da ellerinden tutup, çekivermişti bu sarsıcı boşluğun içine. Anlatsa anlar mıydı onu Ahmet? Kendi derdi yetmez gibi bir de üzerine onun derdini mi yükleyecekti daha dün bir bugün iki yaşadığı güzel günlerin hasadının sahibine?

Tam bu sırada cebindeki telefonu titreyince, sigarasını dudaklarının arasına sıkıştırıp telefonunu eline aldı. Mesaj atmıştı sevgilisi, istemsiz kıvrılan dudaklarıyla bir saniyelik hayatının ne kadar ölüm ışığına esir olduğunu unutup gelen mesajı açtı.

Ahmet: Özledim bile!

Daha ismini rehberden değiştirme fırsatı bulamadığı sevgilisinden gelen mesajla kalbi tüm yanlışları, tüm kötülükleri unuttu birden adamın. Lunaparklardaki sihirli aynalar misali tüm çirkinlikleri birden en güzele evirebiliyordu Ahmet, hem de onu kandıran bir yanılsama olmadan.

Sıkıntıyla sigarasından bir nefes aldı Burak, bir yanda sevgilisi, bir yanda yemek yapması gereken kardeşi, diğer yanda yarın onunla tanışmaya gelecek kız. Girdiği girdapta karanlıklar içinde dibe doğru çekilirken, batan güneşin altın-kızıl ışıkları vurdu yüzüne, tıpkı ileride karanlığına aynı renkteki ışıklarını yollayıp ona elini uzatacak çocuk gibi.

✨✨

Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻

Gidelim Verve 💙

🤞 Kitap bölümlerinden haberdar olun!

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Scroll to Top