Bölüm 15: Tabula Rasa

✨✨

“Hımm, ilaç torbamı da yanıma aldığımda hazırım!”

Muzaffer, kendi kendine konuşarak salona giren Mavi’ye bir bakış atıp elindeki telefonla oynamaya devam ederken, “Şart mıydı bu zıkkıma gitmen?” dedi sıkıntıyla.

“Zıkkım değil Muzaffer, seminer. Ve evet tabii ki de şart. Özel olarak davet edildim hem de konuşmacı olarak. Oradakilerin benim bilgi birikimlerinden faydalanmaları da şart. Bu dünyada benim konuşmacı olduğum seminere erişebilen kaç şanslı insan vardır ki?” dedi elindeki küçük su şişelerini el çantasına doldururken.

“Egonu çek de seninle konuşak iki dakika yavrum.”

“Ego ile alakası yok. Bak şimdi Freud idi bir ata, egoyu ise atın binicisine benzetmiştir. At, gücü ve hareketi sağlarken, binici yön ve rehberlik sağlar. Binicisi olmadan, at istediği yere gidebilir ve canı ne isterse onu yapabilir. Binici ata talimatlar ve binicinin gitmek istediği yere gitmesi için komutlar verir. Süte benzetiyorum ben bu durumu. Yani dışarıdan bakıldığında beyaz bir sıvı görünüyor ama aynı zamanda heterojen bir karışım. Ayrıca ego-süperego birbirinden ayrılamayacak kadar iç içe bence. Hatta egonun bir kısmını ide, bir kısmını da süperegoya vererek sadece id-süperego olarak ayırabiliriz benliği. Şimdi sorulması gereken şey şu: Aslında id dediğimiz şeyin de ne kadarı öğrenilmiş? Gerçekten ‘Tabula Rasa’ durumları var mı, yani içgüdü dediğimiz şey de mi toplumsal?*”

“Af buyur?”

“Fazla bilgi yüklemesi oldu bir anda haklısın. Neyse ben döndüğüm zaman Freud’u uzun uzun konuşuruz tamam mı?” diye sordu Mavi.

Muzaffer’in Freud’un kuramları hakkındaki düşüncelerini merak etmişti bir anda. Adamın kendine has üslubu ve yorumlamasıyla Mavi’den öğrendiklerini yeniden çocukla tartışıyor olması Mavi’nin son zamanlarda hayatta en keyif aldığı şeylerden biriydi, işin ilginç yanı adam çabuk öğreniyor, bir şekilde Neşet Ertaş ya da Müslüm Gürses ile konuları bağlayıp onlardan yaptığı alıntılarla Mavi’ye hem mantıklı hem de mantıksız gelen sekanslar yaşatıyordu!

“Şimdi onu bunu salla mavi ceylan ne zaman geri döneceksin?”

“Demiştim ya üç gün kalacağım.”

“Üç gün…” diyerek mırıldandı Muzaffer, nedense birden çok fazla gelmişti. Üç koca gün Mavi’nin şarkı mırıldanışlarını duymadan nasıl geçirecekti günlerini boş evde?

Üstelik Mavi’nin doksanlardan iki binlerden kalan şarkıları söylediği anlar son zamanlarda iyiden iyiye artmıştı, eskiden çok az duyduğu çocuğun büyülü sesini son haftalarda daha çok işitiyor, işittikçe de alışıyordu Muzaffer. Sanki Mavi’nin sesini duymadan güne başlarsa o günden hayır gelmeyecekmiş gibi hissediyordu.

“Evet, sakın ben yokken evi batırma tamam mı? Geçen yastığın arkasından cips buldum!”

“He he anladık, toplarız hemen dır dıra oturma. Ayrıca o sularla ne yapıyorsun sen?” dedi çocuğa bakarak. Şişe şişe suyu elindeki küçük çantaya nizami şekilde yerleştirip aralarına da şişelerin patlama ihtimaline karşı internetten sipariş ettiği, Muzaffer’in gizli tutkusu olan ve bulduğunda sürekli çıtırdattığı pıt pıtlardan yerleştiriyordu.

“Otelde kalacağım Muzaffer!” dedi Mavi gözlerini ‘Nasıl anlamazsın!’ anlamında kocaman açarken. “Bilmediğim markanın suyunu içemem ben, midem hassastır. Kendi suyumu götürüyorum tabii ki.”

“Nasıl taşıyacaksın bu kadar şeyi?”

“Haydar gelecek birazdan, arabayla gideceğiz.”

“Haydar ojeli eleman dediğin mi?”

Mavi, elindeki çantasını kapının yanına bırakıp, “Evet,” diyerek ilaç çantasını da valize yerleştirip valizini güzelce kapattı. Onu da çantasının yanına koyduktan sonra yeniden paldır küldür odasına giderek yıldızlı yastığını kucağına alıp valizinin üzerine bırakarak her şeyi tamamlamış olmasının verdiği keyifle gülümsedi.

“İşte oldu. Birazdan Haydar gelir.”

Muzaffer göğsünün ortasında, Mavi’nin gitme işi çıktığından beri peydâ olan sıkıntıyla çocuğa bakıp, “Gidince n’apıyoruz Mavi?” diye sordu.

Mavi, işaret parmağını kaldırıp, “Seni arıyoruz,” dedi. Daha sonra orta parmağını kaldırıp, “Otelde kalacağımız oda numarasını sana söylüyoruz,” yüzük parmağını kaldırıp, “Yabancıların odasına çağırsalar da gitmiyoruz,” en sonunda da küçük parmağını kaldırıp, “İçki içmiyoruz,” diyerek Muzaffer’in günlerdir ona tembihlediği her şeyi bir bir saydı.

“Aferin,” dedi Muzaffer memnun şekilde.

Bu sırada kapı çaldığında Mavi, Haydar’ın geldiğini anlayıp hızla kapıyı açıp karşısındaki adamı görünce, “Hoş geldin,” dedi.

“Hoş buldum Mavi, hazır mısın çıkalım mı?”

“Gel içeri, ben son kontrollerimi yapayım, çıkalım.”

Haydar’ın içeri girer girmez karşısında gördüğü adamla gözleri yuvalarından fırladı. Mavi, ev arkadaşını ona anlattığında kurdu olduğu sosyal medyalardan adamı araştırıp bulmuş ve adamın ne kadar yakışıklı olduğunu da görmüştü ama Muzaffer’i karşısında kanlı canlı görmek bambaşkaydı.

Kısacık saçları, kemikli sert yüzü, uzun boyu ve kalıplı vücuduyla adam eski Roma zamanlarındaki gladyatörlere benziyordu. Bu adam o zamanlarda yaşasa kesinlikle pek çok kadın için gözlerinden çıkaracakları bir servete mal olurdu, emindi Haydar.

“Merhaba, ben Haydar,” diyerek adama elini uzattı.

“Eyvallah koç, Muzaffer,” dedi Muzaffer Haydar’ın elini sıkıp da onu incelerken. Gerçekten de Mavi’nin dediği gibi tırnaklarına simsiyah ojeler sürmüş adam Muzaffer’i sanki gerçekliği görene kadar inanılmayacak hayalet masallarındaki gibi bir duruma sokmuştu da gördüğü an gözlerini kocaman açarak izliyordu karşısındaki. ‘Vay be,’ diye düşündü.

“Mavi sizden çok bahsetti.”

Muzaffer gülümseyerek, “Yok yav?” dedi.

“Evet, dediği kadar da varmışsınız,” dedi adam kıkırdayarak.

“Ne dedi ki sana bizim yavru ceylan?”

“Yavru ceylan mı? Çok tatlı! Sizin çok yakışıklı olduğunuzu söylemişti.”

Muzaffer, duyduklarıyla yüzünde oluşan sırıtmaya engel olamadı. Demek mavi benekli ceylanı yakışıklı olduğunu düşünüyordu. Hiç de söylememişti kendisine. Döndüğünde bu sözleri onun ağzından duymayı kafasında tasarlarken Mavi içeri gelmiş, Haydar’a bakarak, “Hadi çıkalım,” demişti bile.

Haydar, yeniden Muzaffer’in elini sıktıktan sonra, “Çok memnun oldum, umarım sık sık görüşürüz,” diyerek Mavi’nin valizini ve çantasını alıp arabasına giderken Mavi duyduğu Haydar’ın sözlerinin etkisiyle kaşlarını çattı. Neden sık sık görüşmek istiyordu ki Muzaffer’le? O Mavi’nin ev arkadaşıydı, onunla sık sık görüşmesi gerekirdi, Haydar’la değil!

Sonra aklına iş yerindeyken Haydar’la Muzaffer ile ilgili konuştukları bir gün adamın onu beğenmesi ve ona çok yakışıklı demesi geldi. Nedense göğsünden yukarı bir sinir yükselirken nefes alış verişleri hızlandı. Haydar ona, ‘Onunla takıl,’ da demişti, şimdi kendisi mi Muzaffer’le takılmak istiyordu yani?

“Neden çattın kaşlarını yavru ceylan? Benden ayrılmak istemiyor musun yoksa?” dedi Muzaffer alayla.

“Çok komik, ayrıca kaşlarımı çatmadım! Ben gidiyorum, sakın evi dağıtma geldiğimde bıraktığım gibi bulmazsam bulaşıkları sana yıkatırım!”

“Tamam lan anladık, zaten sensiz n’apacam odamda debelenirim.”

“Dizi izlersin?” dedi Mavi sorar gibi.

“Olmaz, o bizim dizimiz. Seni beklerim, hem bu seferki dizi acayip sensiz izlemem.”

“Ne o korkuyor musun yoksa?” dedi Mavi ayakkabılarını giyip kıs kıs gülerken.

“Lan erkek adam bir tek Allah’tan korkar, onlar korksun benden. Salak herif anlamamış olabilir ama ben insanları kesip kesip dalaklarından şiş kebap, büllüklerinden taşak dolması yapan herifin kim olduğunu şıp diye anlardım.”

“Hoş adam.”

“Hadi gülüm işine gücüne bak, başladın adama sulanmaya yine. Kitabıma izletmeyecem diziyi sana.”

“Sen önceki dizide ejderhaların annesine sulanıyordun ama!”

“Yapmışız bir eşeklik, dünya ahiret bacımdır. Zaten ‘Orospunun kara yazılısı,’ diye bir laf vardır bizim orada, aha kadın tam o. Gün yüzü görmedi, ejderhası da araya gitti,” dedi Muzaffer hüzünle.

Mavi gülümseyerek Muzaffer’e bakıp, “Ben gidiyorum o zaman,” dedi.

“Tamam, gider gitmez ara. Yolda da sıkılırsan mesaj at.”

“Araba kullanacaksın olmaz!” dedi Mavi panikle.

“Sen at, sonra okurum La Havle ya.”

“Tamam.”

Muzaffer, Mavi’ye doğru çekingence bir adım atınca Mavi adamın sosyal vedalaşma kuralları gereği ona sarılacağını anladı. Normalde babası hariç hiç kimseyle vedalaşmazdı bu şekilde ama nedense o da üç gün göremeyeceği Muzaffer’e gitmeden sarılmak istemişti, hem babası ‘Ne olur ne olmaz,’ derdi hep.

Çok hafif parmak uçlarında yükselerek kollarını Muzaffer’in boynuna dolayınca adam da onun beline kocaman ellerini koyup sıkıca sarıldı. Öncesinde tereddüt etse de Mavi’den aksi bir hareket görmediğinden üç gün yanında olmayacak çocuğun kokusunu derince solumak istedi.

İkisi birbirine kapının önünde sarılırken karşı kapıdan çıkan Ahmet durumu görünce tebessümle yavaşça yeniden evine girip sessizce de kapıyı kapattı. Varlığıyla insanların en özel anlarını bölmek istemez gibi onlara çaktırmadan anında yok olmuştu çocuk, yüzünde evine girdiğinde bile asılı kalan gülümsemesiyle.

“Dikkat et, Allah’a emanetsin.”

“Ben kendime emanetim!”

“Mavi!” dedikten sonra çocuğa çaktırmadan yeniden saçlarından gelen kokuyu içine çeken Muzaffer gitme vakti gelen çocuğu oyalamamak için onunla eş zamanlı geriye çekildi.

“Hoşça kal Muzaffer,” diyerek gülümseyen çocuk, eline yıldızlı yastığını alıp merdivenlerden hızla kaybolurken Muzaffer yerinde durmayacak gibi atan kalbini tutarak kapattığı kapının arkasına yaslanıp burnunun ucunda Mavi’nin kokusuyla boş eve baktı, içindeki sıkıntıyla.

✨✨

“Selamünaleyküm ciğerlerim,” diyerek girdiği taksi durağında iş arkadaşlarından aldığı yanıtlarla elini kalbinin üzerine koyan Muzaffer, sabahtan beri yaptığı gibi saatine bakıp sıkıntıyla köşedeki masanın önüne bir sandalye çekip oturdu.

“Ciğerim çayla bakayım beni,” diyerek kolunun altındaki Mavi’nin okuması için verdiği Suç ve Ceza kitabını çıkararak masanın üzerine bıraktı.

Bu sırada yine elinde kitapla gelen adama bakan Fehmi, “Lan yine mi kitap? Gel de iki tavla atak. Üç kuruşluk tavla zevkimiz vardı zaten,” dedi sitemle.

“Geliriz Fehmi dayım, bak sen andropoza giriyon ha uyandırayım seni. Bünyende sinir yapmış.”

“O ne demek? Yine ne sikim kelimeler kullanıyon sen?” dedi adam. Muzaffer son zamanlarda taksi durağından Ömer hariç kimsenin anlayamadığı acayip kelimelerle konuşuyor, adamları çıldırtıyordu.

“Biraz oku oku, kültürlen. Bak dinimiz bile ‘Oku!’ demiş,” diyerek karşısındaki cahil adama burun kıvırdı. Kendisi öyle miydi? Resmen değişmiş ve gelişmişti.

“Sen kültürlü manita mı yaptın lan? Ne bu tatava?”

“Cık cık cık, pes! İlla öğrenmeye aç bünyemin ortaya çıkması için manita mı yapmam lazım?”

“Lan Gonca bunu öldürür ne manitası?” dedi gülerek Ayhan.

“Ayhan, ciğerim küfür konusunda da ne kadar kültürlü olduğumu bilirsin he mi? Anandan girip götünden çıkarım kitabıma. Gonca ne alaka amına koyayım? Yok Gonca Monca bitti o iş,” dedi sinirle.

Günlerdir ‘Arama,’ demesine rağmen arayan kadının varlığından bile gına gelmişti, paraya ihtiyacı olup olmadığını bilmiyor, içi içini yese de gidip kadına para verip onun yüzünü görmek istemiyordu. Kavga edeceklerini bildiğinden şu an huzurlu hayatını tehlikeye atmak istemiyordu Muzaffer.

“Lan dün sen yokken geldi, ağladı zırladı bir ton. Evin adresini istedi Sıddık’tan.”

“Verdi mi?”

“Verdi vallaha.”

“Götüne domates koyup vura vura salça yaptığımın malı,” dedi Muzaffer sinirle. Hiçbir sınırı olmayan kadının yeni evinin adresini öğrenmesi mesele değildi ama gelip Mavi’ye patavatsız patavatsız konuşursa diye ödü kopmuştu adamın.

“Lan özel hayatın gizliliği bir bende gizli değil amına koyayım.”

“Salla lan, kadın gelip n’apacak sanki?” dedi Fehmi. Dün taksi durağına gelip de iki gözü iki çeşme ağlayan kadına içten içe acımış, aralarındaki meseleye karışmak istemese de kadın başına yalnız olan Gonca’ya üzülmeden edememişti.

Bu sırada telefonuna mesaj geldiğini gösteren zil sesi Muzaffer’in kulaklarına dolunca adamın aklından Gonca da çıktı, aldığı adres de. Mavi mesaj atmış olmalıydı, çünkü onun telefonuna mesaj ayda yılda bir anca bankadan gelirdi!

Yavru Ceylan: Geldim, oteldeyim.

Muzaffer: Anlaşıldı oda numaranı yaz

Yavru Ceylan: Yirmi üç.

Yavru Ceylan: Sen nasılsın?

Muzaffer: İyidir aynı hareketlere devam duraktayım sıra bekliyom

Yavru Ceylan: İyiyim* virgül duraktayım ve sıra bekliyorum* nokta

Muzaffer: Ne bu

Yavru Ceylan: Türkçe çeviri, ayrıca noktalama işaretleri kullanır mısın Muzaffer?

Muzaffer, Mavi’nin mesajda bile onun adını yazdığını gördüğünde gülümsemesine engel olamadı. Kaç kilometre uzaktan bile onu düzeltmekten vazgeçmeyen çocukla daha ayrılalı saatler geçmesine rağmen nedense onu düzeltmesini bile özlediğini fark etti.

“Lan sen kendi kendine pişmiş kelle gibi ne sırıtıyon?”

“Salsana beni Fehmi abi sen yav.”

Fehmi, “Düzenli manita yapmış bu, kesin,” dedi yanındaki Ömer’e fısıldayarak.

Ömer, kafasını sallayıp onu onaylarken Muzaffer’i yıllardır böyle görmediğini düşünerek adama tebessümle baktı, şu hayatta olmaz olmazdı ya Muzaffer bile sırıtarak birileriyle mesajlaşıyordu. Bunu hemen kankası Selim’e anlatmayı kafasına yazarak Muzaffer’i kimin muma çevirdiğini de merak etti.

Muzaffer: Ben ortaokul terkim yavrum ne bileyim noktalama işareti kullanmayı

Muzaffer: Derslere de yarım yamalak gittik zaten

Yavru Ceylan: Bu bir bahane değil!

Yavru Ceylan: Ben gelince sana öğretirim o zaman.

Yavru Ceylan: Bu arada odam deniz manzaralı, dur sana fotoğraf atayım!

Muzaffer: Odanı da atsana bana

Mavi, Muzaffer’e önce küçük balkonundan görünen deniz manzarasının olduğu bir fotoğraf, daha sonra da odasının turunu yaptığı bir video yolladı. Odasını videoya alırken son zamanlarda meşhur olan Youtube‘da izledikleri saçma kişilerin yaptıkları turları taklit etmiş, bıcır bıcır tıpkı videodakiler gibi odasındaki mini buzdolabının bile içini çekerken konuşmuştu.

Muzaffer, Mavi’den gelen videoyu yüzünde kocaman bir sırıtışla sigara içeceğim ayağına dışardaki bankta yalnız başına oturarak izlemiş, en sonunda kamera çocuğa dönüp de kendisine el sallayan Mavi’yi görünce gülümsemesi mümkünmüş gibi daha da genişlemişti.

Muzaffer: Bu odada iki yatak var hayırdır

Yavru Ceylan: Maalesef başka bir seminer daha olduğundan yer yokmuş, odada iki kişi kalıyoruz.

Yavru Ceylan: Ben Haydar’la kalacağım! 🥺

Muzaffer: Sen kimseyle yatamazsın

Yavru Ceylan: Mecburum, artık üç gün idare edeceğim.

Muzaffer: Tamam yavru ceylan beni uyumadan ara bide yaz ha

Yavru Ceylan: Tamam! Hangi birini düzelteyim ki yazım yanlışlarının?

Yavru Ceylan: Dikkat et kendine.

Yavru Ceylan: Yaratıcına emanetsin.

“Vay, ağzını yerim lan,” dedi Muzaffer sigarasından bir nefes çekerken. Bu sırada taksi sırası ona gelince hızla sigarasını yanındaki çöp kutusuna atıp Şüko’sunun da başını okşadıktan sonra “Vira Bismillah,” diyerek ilk müşterisini almak için verilen adrese sürdü taksisini.

Bugün biraz fazladan çalışmayı düşünüyordu, nedense boş eve gidip de yalnız başına debelenmek istememişti. Hem Mavi olmadan dizi de izleyemeyeceğinden en iyisi biraz fazla kalmaktı, para da kazanırdı. Sonra aklına Burak ciğeriyle uzun zamandır bir şeyler yapmadığı gelince ciğerinin numarasını telefonundan bularak adamı arayıp hoparlöre aldı.

“Vay, Muzo.”

“Lan it. İyice unuttun kardeşini,” dedi gülerek Muzaffer.

“Ben de seni arayacaktım imanıma lan. Başımda bir bela var ki, neyse.”

“Hayır mı?”

“Benim hayatımda hayır çok az kardeşim, gerisi hep şer. Kuyruklu şeytan da babam olacak o pezevenk,” dedi Burak sıkıntıyla.

“Bu akşam meyhaneye gidek mi?”

“Gidek de-“

“Eee?”

“Seninle konuşmam lazım zaten ama benim manitadan izin almam lazım.”

“Manitan mı var lan senin? Şerefsiz, şimdi mi söylüyon?” dedi Muzaffer kaşlarını çatarak.

“Lan dellenme, anlatacaktım sana. İzin alırsam bugün anlatırım inşallah anlarsın beni kardeşim.”

“O ne demek?”

“Akşama konuşuruz.”

“Eyvallahsın,” diyerek telefonu kapatan Muzaffer hayattaki tek can dostu Burak’ın sesinin sıkıntılı gelmesiyle bir anlık içinde oluşan merakla akşamı beklemeye başladı. Anlarsın beni diyen adama da anlam veremedi, ne olursa olsun her daim onun yanında kapı gibi duran adamı elbette anlardı Muzaffer.

Anlamasa bile yine de ona olan vefa borcuyla anlamış gibi yapardı. Şu hayatta kimsesi yokken bir tek Burak durmuştu onun yanında, bir tek Burak ona ne varsa filtresiz söylemiş, Gonca meselesinde bile kimseler karışmazken Burak doğruları yüzüne yüzüne vurmuştu.

“Hayırdır inşallah,” diyerek bekleyen müşterisini görünce arabasını yavaşlattı, onun için bir şeylerin gelecek olanı daha da sağlamlaştıracağı bir gece olduğunu öngöremeden aklının bir köşesinde Mavi, diğer köşesinde Burak belki de hayatını değiştirecek şeyleri duyacağı akşamın farkında olmadan arabasını durdurdu, şimdiyi iyileştirirse geleceğini de iyileştireceğini bilmeden…

✨✨

Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻

Gidelim Verve 💙

🤞 Kitap bölümlerinden haberdar olun!

5 2 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
error: Bu içerik kopyalanamaz, telif ile korunmaktadır!
Scroll to Top