Bölüm 17: Kanatlarımı Kopardın

✨✨

Elimdeki telefonun ekranında beliren mesaja dünyanın en romantik cümlesini okuyor gibi sırıtarak bakarken bu kadar gülmenin benim için fazla olduğunu düşünüp alt dudağımı ısırarak beni dinlemeden kıvrılan dudaklarımı durdurdum.

Ömer: Yavrum 11-12 halı sahadayız.

Ömer: Akşama alırım seni.

Ömer’in sarhoş haliyle ‘Çok güzelsin,’ diye sayıkladığı ve benim eksenime girip yıllardır çürüyen tüm yaralarıma bir gecede merhem olduğu anların sabahında yattığı şekilde kalkmış, göğsümde uyanmıştı.

Hiç garipsemeden, sanki yıllardır böyle yatıp kalkıyormuşuz gibi onun hazırlayıp da zorla bana yedirdiği kahvaltı sofrasında, Ömer çocukluğumdan beri aradığım o aşkı bana parlayan göz bebeklerinin en içinden gelen bakışlarıyla bahşetmiş, geceden sabaha ‘Şimdi ne olacak?’ diye uyuyamadığım her anın boşa olduğunu göstermişti, tüm korku dolu düşüncelerime.

İkimizin de dilinden dökülen bir şey yoktu daha. Ama ben artık beni kötü hissettiren şeyler için müsait değildim sanki. Yörüngeme ela bir gezegen takılmış, ben o küçük gezegenin seyrine kaptırmış gidiyordum tüm benliğimi, yıllardır olduğu gibi…

Aradan geçen günlerde her gece uyumadan beni arayan adam, “Sesini duymadan uyumak istemiyorum,” diyerek çocuk gibi heyecandan yastığı ısırmama bile sebep olmuştu. Ahir zamandan beri aşkına yandığım adama olan duygularımdan ahir zaman çıkmıştı da geriye benim ona müptela olduğum aşkım kalmıştı yalnızca.

Turist bolluğundan beş dakika durakta kalamadığı için, okullar da kapandığından, fazlaca çalışıyor, benim her dakika onu görmek isteyen bünyeme savaş açan bir tereddüt bırakıyordu benden geriye. Yıllardır kendi kendini finanse ettiğinden bencilce benimle vakit geçirsin istiyordum ama hâlâ çat kapı ona gidecek cesaretim de yoktu.

Onun ne düşündüğünü de bilmiyordum üstelik. Bunca yıldır içimde büyüttüğüm korkak aşkım yüzünden yalnızca onun gözlerinde kendimi izlerken onun bir anda bana geliyor oluşunun arkasında ay kızın onu sarsması olduğunu tahmin etsem de neden daha fazla açık olmadığını da anlamıyordum. Bense hâlâ alışılagelmiş ve bu zamana kadar bir robot misali öğrenilmiş davranışlarla bir adım atıp da çekip alamıyordum onu tam anlamıyla kendime.

Aşk arsızlıktı aslında ama benim iplerimin ne zaman kopacağını da bilmiyordum. Yıllardır hayalini yaşadığım şeyin kıyılarında dolanıyor olmak bile beni deliliğin bir alt safhasına sürüklerken kelimelerim hâlâ korkaktı ona karşı.

Elimdeki telefona sırıtarak bakmaktan vazgeçip yabancı gibi hissettiğim evde odamdan çıkmak bile istemezken kahve içmek için kıvranan damarlarımı bu kez görmezden gelemedim. Birkaç haftadır içmemeyi denesem de güçsüzdüm ben, zayıftım. Bedenim bir saat misali benim onayımı almadan çalışırken güçlü olan dişlilere karşı zayıf olanlar çaresiz kalıyordu sanki, benim irademi kimsenin siklemediği anlarda…

Bu sorunu da gelecekteki Selim’in çözmesi gerektiğine karar verip yine zayıf düşen irademle mutfağa yollanırken aklıma eski bir söz düştü aniden.

“Yaşam sadece zayıf varlıklar için beklenmedik olaylardan oluşur.”

✨✨

Ömer’in taksisinin içine kendimi atarken yakışıklı suratına bakıp, “Lan mahalledeki halı sahada oynamayacak mıyız? Ne sikime gelip aldın beni?” dedim.

“Yine çok romantiğiz mavi boncuğum, yormuyor mu seni bu romantizm?” dedi beş dakikalık yola bile arabayla giderken.

“Lan Almancılar gibi sıçmaya bile arabayla gidiyoruz bu ara. Zaten tüm gün çalışıyorsun, sana kıyamadığımdan dedim.”

Ömer yüzündeki kocaman sırıtışıyla bana bakıp, “Sen bana kıyamıyor musun?” diye sordu.

Gülümseyerek başımı sağ tarafa çevirip, “Bak ya,” deyince de kahkaha atıp, “Sen yorulma diye bebeğim.” dedi.

Yürüyerek bile beş dakika süren yolda eczanenin önünden geçerken eczacı şerefsizin pezevenk bakışlarını üzerimde hissedince kafamı başka tarafa çevirip göz devirdim. Bir tane akıllı yoktu soktuğumun mahallesinde. Kimse kendi işine bakmaz, kadın erkek demeden herkes mobese gibi milleti izlerdi. Son zamanlarda da bizim ailemizin dedikodusu iştahları kabarttığından pek meşhurduk her kesimde.

Halı sahanın önüne arabayı park ettiğinde ikimiz de üzerimizi değiştirip geldiğimizden bok gibi erkek teri kokan soyunma odasına girmeye gerek duymamıştık. Arabadan inip çimlik sahaya doğru ilerlerken kadroda çok da sikik tiplerin olmadığını gördüm. Bu kadar derdimin arasında bir de mahallelinin ayağımı kırmaya çalışırcasına beni biçmeleriyle uğraşamazdım.

Ama maşallah dediğim üç gün yaşadığından üzerindeki Beşiktaş forması ve altındaki şortuyla birlikte boynundan hiç çıkarmadığı pezevenk zinciri eşliğinde Kadir girdi görüş açıma, bir de işsiz tayfası. Gevşek gevşek sırıtarak bana bakıyorlarken Ömer kaşlarını çatıp da yanımızdaki adını bilmediğim elemanlardan birine, “Bunlar ne iş lan?” dedi.

“Karşı takımın adamları eksikti herhalde, anlamadım ki.”

Ben sinirden tutulan boynumu sağa sola çevirip de rahatlamak isterken Ömer bana bakıp sessizce, “Hadi çıkalım. Gel patso yedireyim sana,” dedi.

“Saçmalama lan. Üç tane göt lalesi için kaçtı dedirtmem arkamdan. Şereflerini siktiklerim.”

“Bela çıkaracak Selim, uğraşma. Benim de sinirimi zıplatma. ‘La Havle,’ de çıkalım bebeğim işte, kemiklerini kırdıracaksın bana şu orospuların.” dedi. Sonra sinirle Hasan’a baktı. “Lan otuz beşinde adamın girdiği triplere bak amına koyayım. İbretlik hikaye.”

“Devam et Ömer. Yorma beni, çıkmıyoruz.”

Ağzının içinde bir şeyler gevelerken sinirlendiğini anlasam da onunla daha sonra uğraşmaya karar verdim. İnadımdan girip göçmenliğimden çıkacaktı maç bitince, emindim. Ama şu an beni gördükleri yerde gururumu kırmak ister gibi davranan puştlardan kaçmamaktı tek meselem.

Mahalledeki abilerden birinin hakemliğinde öten düdükle maç başladı. Maçın ilk dakikalarında sorunsuz şekilde herkes kendi oyununa bakarken ben ne Kadir’in ne de it sürüsünün rahat durmayacağını tahmin ediyordum. Sezgilerim beni yanıltmak istemez gibi onlar da bir yerden sonra tamamen bana oynamaya başladılar.

Ömer’in hepsinin önünü kesip de topu çalımla onlardan alması bile kâr etmezken önce Hasan bacağımın içinden geçti. “Sikerim iflahını senin Hasan emmi. Rahat dur,” diyerek üzerine yürümüştüm ki takımlardaki diğer oyuncular yarak gibi gülen adamı da beni de ayırdılar.

İnadım yüzünden bu hale düştüğümü bilsem de mahallenin köşe başlarında beni bekleyip sıkıştırmaya çalışan bu beyinsiz heriflerden kaçmak istemiyorum artık ben.

Ayağımın durumunda bir sıkıntı olmadığını anlayınca oyuna devam edip Ömer’in ay ışığı altında gülümseyerek bana attığı pasla topu zar zor ayağımda tutabilmiştim. Adamın gülüşü öyle bir meseleydi ki çocukken bir şeyleri kopyalamak için kullandığım karbon kağıdı altına serip bir tane de kendime yapmak istiyordum, o yanımda olmadığında çıkarıp bakabilmek için…

Ben aklımda Ömer’in gülüşü ayağımdaki topla kaleye doğru ilerlerken hızlı koşmam sonucu karşı takımın ceza sahasında tek başıma olduğumu gördüm. Nereden kaleye vursam diye aklımdan saliselik planlama yaparken de bileğimdeki yanmayla birlikte yere devrildiğimi sırtımdaki acıdan anladım.

“Orospunun kardeşi utanmadan maç da yapabiliyor ha? Senin evden çıkamıyor olman gerekirdi oysa. Hayasız piç,” dedi tepemden beni izleyen puşt.

“Kadir senin ağzını sikerim, uğraşma benimle.” Bir yandan da elimle bileğimdeki çorabı kaldırıp hasar kontrolü yapıyordum.

Gözlerinde beliren nefretle bana yaklaşıp, “Sen hâlâ nasıl konuşabiliyorsun ki?” diye sordu.

“Orospu çocuğu,” diye tısladım suratına doğru. “Senin benimle derdin ne lan sikik?”

Birden ayağa kalkıp da formasının yakasına yapıştığımda yüzündeki gözlerine ulaşmayan gülümsemeyle bana baktı. “Senin yaşamaya hakkın yok. Soktuğum iyi niyet tripleri bana sökmez.”

“Ne diyorsun lan?”

Bize doğru gelen kalabalığı bile gözlerim görmezken bu herifin benimle gerçekten ne derdi olduğunu öğrenmek istiyordum yalnızca. Yıllardır gördüğü yerde sokuk sokuk laf atmaları da bitmemişti ki tek derdi Nurcihan’ın meselesi diyebileyim.

“Anlatsam yine unutacaksın, hayatına bakacaksın. Önce kendi ellerindeki pisliği temizle sen Selim. Sonra bana çok doğruymuşsun gibi maval oku,” diyerek yakasındaki ellerimi sıkıca tutup geriye doğru büktü.

“Kadir, canını alırım senin.”

Mırıldandı. “Yaparsın, ilk olmaz.”

Söylediği sözlerin etkisiyle boş boş suratına bakarken sahanın diğer ucundan ne ara geldiğini anlamadığım Ömer’in beni Kadir’in yanından çekmeye çalıştığını fark etsem bile tüm algılarım Kadir’e odaklıydı, bir de ondan gelen cümleye.

Ömer’i itmeye çalışırken, “Ne demek istiyorsun sen Kadir?” diye sordum.

“Siktir git Selim. Ölümün benim elimden olmasın. Bacak kadar boyunla cesaret edip de söylediğin tüm sözleri sokarım senin bir tarafına.”

Gözlerindeki nefreti daha önce hiç kimsede görmemiştim. Bir insan bir insana nasıl bu denli nefretle yaklaşabilirdi aklım almıyordu. Bunun sebebinin Nurcihan olmadığından da artık emin olmuştum. Kimse üç kuruşluk mahalle dedikodusu için birine bu kadar bilenmezdi.

“Çevirme lafı. Konuşacağın ne varsa anlat. İt gibi sürünle gezip de beni sağda solda sıkıştırma abisi.”

Ben birilerinin onu zorlukla tuttuğunu bile yeni fark ederken o korkutucu bakışlarını gözlerime dikip, “Seni tek başıma sikerim Selim. Tasan olmasın. Hiç beklemediğin bir anda hem de. Bak bu surata,” dedi yere tükürerek, “İyice kazı bu yüzü o sikik aklına. Ben de senin kanatlarını koparacağım bir gün.”

Sesi benden uzaklaşırken ben etrafa boş boş bakıp Ömer’in beni söylenerek bir çuval misali sürüklemesine izin verdim. Neydi derdi bu adamın bu koduğumun yerinde anlayabilseydim belki iki satır konuşur da çözerdim meseleyi. Ama beni gördüğünde şeytan görmüş gibi nefretle dolan gözlerinin sebebini bilmiyordum ki.

İçimdeki yarım kalmışlıkla, “Bırak lan sen de!” diye bağırdım Ömer’e doğru.

Beni dinlemeden, “Kes sesini amına koduğumun malı. Yürü,” diyerek beni kolumdan çekiştirmeye devam etti.

“Ömer sikerim senin elini, bırak iki dakika konuşup geleceğim şununla.”

O beni sallamadan halı sahanın arka tarafına sürüklemeye devam etti. Soyunma odalarının bittiği yerdeki köşeyi dönünce karanlık bir alana girdiğimizi görüp, “Bırak Ömer artık, seni de sikerim şimdi bak,” dedim. Hırsım her bir zerremi ele geçirmişken beni sikine sallamadan sürükleyen adamın da amına koymak istiyordum şu anda.

İlk kez gördüğüm mekana şöyle bir göz gezdirip inin cinin top oynadığı yere neden geldiğimizi anlamayarak hâlâ kolumdan beni sürükleyen Ömer’e baktım. En nefret ettiğim şeyi yapıyordu şu an.

Ben delirmişken benim deliliğimi bünyemden atmama izin vermiyor, sorunu çözmem gerekirken de beni sorunun kaynağından uzaklaştırıp yarım kalmış sinirimle daha da çıldırtıyordu. Öfke dalga dalga tüm damarlarıma yayılırken en sonunda kolumu tutan elini hırsla silkeledim.

İçimdeki sinir tam midemde toplanıp da kaynarken boğazından tuttum. Bedenini arkasındaki duvara yaslayıp, “Sana beni bırak dedim Ömer,” diyerek boğazındaki parmaklarımı sıkılaştırdım.

“Ben de sana en başından gidelim buradan dedim. Ama sikik gururun yüzünden Kadir itiyle dalaştın. Hoşuna mı gidiyor amına koduğumun malı?”

“Kes sesini.”

Ellerini saçlarıma atıp başımı geriye doğru çekerken, “Adam kendisini dövdürmek için seni kışkırttı. O sikik beynin almıyor mu bunu? Göremiyor musun? Onu dövdükten sonra yaşayacağın vicdan azabını en iyi ben bilirim lan,” dedi öfkeyle.

“Ne vicdanı lan? Dediklerini duymadın mı bana? Orospu gibi kaçak dövüşüyor bir de puşt.” Dibine girip sinirle gözlerinin içine baktım. Saçlarımı çekmesi bile umurumda değildi, canımın acısını göremeyecek kadar sinirliydim şimdi.

“Adam sen ona vur diye seni tahrik etti Selim. O amına koduğumun beyni şu an düzgün çalışmıyor, çalışınca sen de anlayacaksın. Sonra günlerce vicdan yapacaksın. Sana ettiği küfürler için bile onu sikmem gerekirken o sokuk ağzını kapat. Kapat ki ben sakinleşeyim.”

“Her siki bilir gibi konuşma. Sikerim senin o ağzını Ömer,” diyerek boynundaki elimi gevşetip yeniden Kadir itini bulmak için geriye doğru bir adım atmıştım ki bu kez de o benim boğazımdan tutup bedenimi sertçe az önce kendi yaslandığı duvara itti.

Tam gözlerimin içine bakıp yüzünü yüzüme yaklaştırdıktan sonra fısıldayarak, “Siksene Selim,” dedi. Göz hizama bakışlarını indirip de burun buruna geldiğimiz anda, “Malum sende laf çok icraat yok. Bakalım dediğini gerçekten de yapabilecek misin?” diye de ekledi sinir bozucu bir gülümsemeyle tam suratımın dibine girip de bana bakarken.

Elini çok sıkmadığı için boynumda duran bileğini tutup yeniden kendimden uzaklaştırdım onu. Ben de yüzüme bir gülümseme kondurup, “Yapamam sanıyorsun değil mi? Sana söylemiştim, erkeğe kaldıran benim. Benim tehditlerim daha gerçekçi,” diyerek bir kez daha yerimizi değiştirdim.

Parmaklarım yeniden onun boynunu sardı. “Ben sinirliyken beni uzaklaştırma Ömer. Bırak derdi neymiş anlayım o itin. Her seferinde abimmiş gibi beni koruyamazsın.”

İkinci söylediğim kısmı pas geçerek dudaklarını yaladı. Ne yapmaya çalıştığını anlamasam da ben onun suratına bakmaya devam ederken o boynundaki elimi sallamadan bana doğru yaklaşıp, “Çok cesurmuşsun gibi bir de tehdit etmen yok mu?” dedi.

Beynimin gerilerinde atan şalter yüzünden, “Sikerim seni. Yeminim olsun acımam sana Ömer,” dedim dudaklarım tam dudaklarının üzerine yaklaşmışken.

Şu an ne yaptığımı tam idrak edemesem de çabuk kaynayan kanım Ömer’in beni kışkırtmasıyla iyice damarlarımı zorluyordu. “Cesur kimmiş tam burada gösteririm sana, zıplatma sinirlerimi benim.”

“Korkak biri için fazla büyük konuşmuyor musun sence de?”

Cümlesi kulaklarımda yankılanırken boğazındaki elimi daha da sıkılaştırıp dudaklarımı tam dudaklarına bastırdım. Kalbim, yaptığım hareketin sinyallerini beynime göndermemişken dudaklarını hırsla, parçalamak ister gibi öptüm.

Alt dudağını ısırdığım sırada bedenindeki hareketlenmeyle ne yapmak istediğini anlayıp boynundaki elimi indirdim. İki elimle kalçasından tutup bacaklarını belime denk getirerek kalçasını havalandırmıştım ki o birden bacaklarını belime tamamen sardı.

Elleri önce saçlarımı buldu. Dudakları benim dudaklarımın üzerinde yıkılan bir krallığı yeniden canlandırmak ister gibi savaşa tutuştu, üst dudağımı acımasızca ısırdı. Kalçasındaki ellerimi yanaklarına çıkarıp olduğum yeri tutarken o belimdeki bacaklarını daha fazla sıkıp kalçamdan beni iterek kendisine bastırdı.

Bir süre dudaklarımızın arasındaki savaş devam ederken ben ne yaptığımın farkına varmış gibi geriye çekilip gözlerinin içine baktım. Gülüyordu. Siktiğimin yerinde hiçbir şey olmamış gibi gülümseyerek beni izliyordu.

“Korkak birinin kucağında olmaya utanmıyor musun?” dedim alt dudağını hafifçe ısırdıktan sonra kendime doğru çekip yeniden bırakırken.

“Ben utanmam Selim.” Dili kırmızıya yakın dudaklarının arasından çıkıp dudaklarımın üzerini bir tur yaladı. Beni yeniden kendisine bastırdı. “Ben gecenin sonunda ne olacağını biliyorum. Sen cesur olmayı öğreneceksin.”

Ensesindeki saçları tek elimle kavrayıp kafasını arkaya yatırdım. Gözlerim tüm yüzünü turlarken, “Gecenin sonunda tehditlerimin gerçek olduğunu görmek istemiyorsan daha fazla konuşma Ömer,” dedim.

Bilmiş bir ifadeyle bana gülümsedi. “Beni dinlemediğin her an seni altımda ağlatacağım Selim, haberin olsun.” Ela gözlerini yeniden dudaklarıma dikse de orayı pas geçerek boynuma doğru ilerledi. İnce deriyi dudaklarının arasına aldı. Bir kez ısırıp ısırdığı yerin üzerini emdikten sonra ben sabrımın son demlerinde olduğumdan dayanamayıp da inledim.

“Kucakta da olsam inleyen sen olursun. Sana yapma dediğimi yapmayacaksın bundan sonra.”

“Siktir git. Emretme bana.”

“Daha çok emredeceğim, sen de beni dinleyeceksin.”

Kendinden emin tavrı beni iyice çileden çıkarırken yeniden dudaklarını buldu dudaklarım. Az öncekinden daha sert şekilde ısırıp öperken ensesindeki saçları da çekiştirmeye devam ediyordum. Bu kez o yüzünü benden uzaklaştırıp dudaklarını dudaklarımdan ayırdı.

Tahrik edici bakışlarının altında baş parmağını dudaklarımın üzerinde boydan boya gezdirdi. Dudaklarımı bir tur okşayarak parmağını ağzımın içine sokup, “İndir beni,” dedi.

Ağzımdaki parmağıyla birlikte yutkundum. Onun bu halini ilk kez gördüğümden tüm uzuvlarım onu kolundan tutup da eve götürmek istiyordu. Biz ne ara buraya gelmiştik anlamamıştım ama şu an Ömer’le aramdaki görünmeyen tüm duvarlar bir anda yıkılmış gibiydi, ay ışığının şahitlik ettiği bu çıkmaz sokakta.

“İndir dedim.”

“Sen fena kaşınıyorsun Ömer. Senin ağzına ayar çekmek farz oldu.”

Ömer yüzündeki çarpık gülüşle beni göğsümden itip yere indi. “Sen kaçak dövüşmeye alışmışsın Selim ama ben yapamam onu. Seni senden iyi biliyorum ben. Sana yapma dediğim bir şey varsa yapmaman senin iyiliğin için olur. Şu adamdan da uzak dur. Belli bir acısı var senden çıkarmak istiyor hırsını. Bir kere o soktuğumun göçmen inadını kır da beni dinle. Bunca yıl yapmamışsın, bundan sonra yap bari.”

“Ben ne zaman kaçak dövüştüm? Ben korkağım da sen misin cesaretli olan?”

Ellerini ceplerine sokup tam karşımda durdu. Gözleri boynuma takılınca az önce sıktığı yerin kıpkırmızı olduğundan emindim. Onun esmer teni benim dokunuşlarımı gizlese de benimkiler yıllardır kalbimde iz bırakmamış gibi bir de boynumu süslüyor olmalıydı.

“Öyle,” dedi bana doğru yaklaşıp dudaklarımın üzerine sıkı bir öpücük bırakırken. “Ben saklamam Selim, kaçmam da. Bunca zaman sikik sokuk hayali tehditlerinin gerçeğini tam da şu an yaşatmaya götürmezdim yoksa seni.”

“Ne diyorsun sen amına koduğumun malı?”

Kolumu tuttuğu gibi yeniden beni peşinden sürüklemeye başladı. “Mal mısın sen? Nereye?” dedim sertçe.

“Sikerim dedim Selim, yürü.”

Bir kahkaha atıp kafamı olumsuz anlamda salladım. “Dikkat et Ömer, ağlama altımda. Cesur adamlar için fazla kısa ömürlü olur sözlerin.”

Beni peşinden sürüklemeye devam ederken karanlık havanın altında yüzüme bile bakmadan büyük adımlarla kimselerin kalmadığı halı sahadan çıkardı.

“Yaparım dediğimi yaparım ben Selim.”

✨✨

Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻

Gidelim Verve 💙

🤞 Kitap bölümlerinden haberdar olun!

5 1 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Scroll to Top