✨✨
Ay ışığının altında, kolumdan tutup da beni peşi sıra sürükleyen adamın yakışıklı suratına bakarken, ‘Lan harbiden sikecek mi bu beni acaba?’ diye düşünmeden edemiyordum. Karşımdaki Ömer’di ve benim aksime ağzından çıkan sözlerinin kefili her daim yaptığı davranışları olurdu. Bense genellikle sadece söyler, cesaret kırıcı cesurluk telkinlerimin zihnimde dolanmasına izin verirdim yalnızca.
Kalbim anılarımdan oluşan yara izlerimi tamamen silmese de sanki süpürüp de götürmüştü, yılların hayali olan öpüşlerle. Sanki asırlar vardı yanımda duran adama uzanıp da dokunamayışlarımın geçtiği tüm zamanlar.
Ama gönlüne sadece birkaç haftadır düşen benim fikrimle bile onun bu kadar cesaretli olması, hem beni ona karşı mümkünmüş gibi daha yükseltiyor hem de korkutuyordu. Çünkü Ömer inatçı olduğunda istediği her şeyi yapardı, elinden kaçmaya çalışmak bile imkansızdı.
Ben olacaklar karşısında yutkunurken evinin kapısını açıp ayakkabılarını bile çıkarmadan beni yandaki duvara sertçe itti. Gözlerindeki ateş, benim bile hâlâ onda ilk kez görebileceğim bir şeylerin olabildiğinin varlığını kanıtlayan erotik bir gülüş ve yüzüme uzanan eli… Tamamen benim olmak için yaratılmıştı bu adam.
“Harbiden sikeceksin galiba?” dedim alay eder gibi.
Ömer, önce sağ eliyle benim sol yanağımı kavradı. Daha sonra elinin dört parmağını yanağımdan çekmeden, baş parmağıyla dudaklarımın üzerini bir tur hafifçe okşadı. Tüm yüzümde parmaklarımı gezdirip en son iki elinin baş parmaklarıyla göz altlarımı okşadı. Daha sonra alnını alnıma yasladı. “Her gece rüyama giriyorsun Selim.”
Ben söylediği sözlerin anlamını kavrayarak bir kez daha yutkunurken o alnını benim alnımdan kaldırıp, “Rüyan da yetmiyor bana,” diyerek ellerini belime koydu. Yavaşça dudaklarını dudaklarıma bastırdı.
İnsan hayal ettiği şeye kavuşursa delisi olur derdi eskiler. Ben de delisiydim bu adamın. Ama bu bir gün karşımdaki adamdan bıkabileceğim düzeyde bir delilik değildi. Yalnızca onun aşkından belki biraz daha fazla delirir, ben de Mecnun gibi virane olurdum ıssız bir çölde. Ama doymam imkansızdı öteki türlü ela gözlü adama.
Dili dudaklarımın arasını zorlayarak ağzımın içine girdi. Ben öylece heyecanla yeni yetme bir çocuk gibi hareketsiz dururken o çoktan ağzımın içini keşfetmeye başlamıştı bile. Dakikalar önce büyük büyük konuşan Selim neredeydi şimdi?
Dudakları dudaklarımın üzerinde kalan bir ela gözlü uğruna yeniden kelimelerimi yutmuş, koşulsuz bir teslimiyet bahşetmiştim ona, sözcüklerin hüküm sürmediği bir diyarda…
Dilini bir tur damağımda boydan boya gezdirdikten sonra alt dudağımı ağzına alıp hafifçe ısırdı. Oradan çeneme geçip orayı da ısırdıktan sonra önce burnunu boynumda gezdirdi, kokumu derince içine çektiğini hissettim.
Daha sonra sanki az önce kokumu solumamış gibi birden sertçe saçlarımdan tuttu. Kafamı sağ tarafa yatırıp açığa çıkan boynumu emmeye başladı.
Öyle bir histi ki bu bir başkasıyla olsa böyle olmayacaktı, emindim. Ne isterse sererdim yoluna, onun da benim yoluma sereceğinden emin olduğum gibi. Boynumdan başını kaldırıp üzerimdeki formayı ucundan tutup çıkardı. Ben hâlâ şaşkınca ona bakarken yüzünde yine sadece bana özel olan az önceki gülümsemesiyle, “Sesin çıkmıyor?” dedi sorar gibi.
Yutkundum. “Yaşanıyor mu?” diyebildim yalnızca.
Bu kez yüzüne kondurduğu piç sırıtışıyla bana bakıp, “Yarın oturamayınca anlarsın,” dedi. “Dinlenip dinlenip sikeceğim seni.”
“Lan senin çenenin bağını sikerim puşt.”
“Olur yavrum ama önce ben,” diyerek elindeki tişörtümü yere fırlatıp bir anda kucağına aldı beni.
Bacaklarım hâlâ yaşanan anın şokuyla onun iki yanından sarkıyorken beni sikine takmadan iki bacağımı da belinde birleştirip hızla odasına doğru adımladı, ben beni nasıl taşıdığını düşünürken.
“Kucakta olan sen olunca ayrı keyifliymiş,” diyerek yatağın üzerindeki örtüyü yere fırlatıp beni de yatağın üzerine attı.
Kendi tişörtünü ayakkabılarıyla birlikte çıkarıp da tam kasıklarıma oturunca yeniden yutkundum, ben hayalimde bile onunla bu noktaya gelememiştim hiç. Başkasıyla birlikte olurken bile hep onu içimde hisseder, kasılıp gevşeyen deliğimle sevişme anında bana bir şeylerin yetmediğini bilir gibi acımasız olurdum karşımdakine karşı. Ama şimdi…
“Selim, senin iyiliğin için söylediğim her şeyde bana itaat edeceksin. Bunu sana ağlata ağlata öğreteceğim.”
“Köpek miyim lan ben? Pezevenk.”
“Bana güzel sözler söylemeyi de öğreteceğim sana,” dedi kemerini bana bakıp da çıkarırken. “Gerekirse hiç içinden çıkmam Selim, anladığın yol buysa.”
Yeniden üzerime uzanıp meme ucumu ağzına aldığında boğazımda aniden beliren gıcıklanmayla inledim. Bir his nasıl tarifsiz olabilirdi ki? O emdiği yeri sertçe ısırınca kalçam benim irademi siktir edip havalandı, kasıklarım onun kasığına yaslandı sanki bir şeylerin tadına şimdiden bakabilmek için.
Dudaklarını kaldırmadan önce belimin yan tarafına ilerletti. Daha sonra belimi emerek pantolonumun düğmesini kemerle birlikte açıp üzerimde doğrularak çıkarttı, yere fırlattı. Dudaklarını eksik etmediği gülüşün ardından yaladı. “Ulaşılmazsın Selim.”
“Üzerimdesin.”
“Her zaman orada olacağım.”
Ayağa kalkıp kendi pantolonunu da iç çamaşırıyla birlikte çıkardığında önümde sanki yasak olan bir gösteri varmış da benim hiçbir dakikasını kaçırmamam gerekiyormuş gibi dirseklerimin üzerinde doğrulup da şehvetle onu izledim. Çok güzeldi.
Parlayan teni, kalın uzun bacakları, ince beli, geniş omuzları ve yakışıklı yüzü… Benim onu, ona aç olduğumu belli eden bakışlarımla izlememe ela gözlerinde ev sahipliği bulan parıltılarla beraber, “Çıkar,” dedi.
Neden ona itaat ettiğimi anlamasam da dediğini ikiletmeden iç çamaşırımı bacaklarımdan sıyırıp da yere fırlattım. Dudaklarını yalayıp yutkunduğunu oynayan adem elmasından anladığım şekilde yeniden üzerime çıktı. İkimiz de sadece çıplaktık, her anlamda diyemeyecektim çünkü ben hiçbir zaman en yalın halimi ona gösteremeyecektim, gösteremezdim…
“Rüyalarımdaki gibi o güzel gözlerinden yaş akacak Selim. Ben seni siktiğim için.”
Ağzımı açmama fırsat vermeden dudaklarıma yeniden yapışıp sanki oradan ayrılırsa ağzımdan çıkacak sözcüklerin onu değil de kendimi yanıltacağını bilir gibi uzun uzun öptü beni. Küçük küçük ısırıklar bırakarak tam kulağımın altındaki ince deriyi ağzının içine aldı. Oradan omzuma kadar yaladı. Ben yalnızca titriyordum altında, tıpkı konuştuğum tüm büyük sözlerimin altında ezilerek titrediğim gibi…
Omzumu ısırıp bu kez de az önce ilgilenmediği diğer meme ucumu ağzında aldı. Gözlerime bakarak önce damağına çeke çeke emdi, beni altında kıvrandırmak istiyorsa başarıyordu, inlemekten başka bir şey gelmiyordu elimden. Utanç vericiydi.
Daha sonra orayı da ısırıp aşağılara doğru kaydırdı ağzını. Vücudumda mememden aşağı kadar ıslak bir yol bulan Ömer, en sonunda kasıklarımda hissettiğim ıslaklıkla orada durmaya karar vermiş olacak ki tam göbeğimin altını emmeye başladı.
İçine çöken karnım, havaya kalkan kalçam ve yastığa bastırdığım başımla birlikte sadece ellerimin altındaki çarşafı sıkabiliyordum, Ömer beni her anlamda tarumar edecekti demek ki.
Bacağımın birini omzundan geriye attı. Ben yaşadığım zevkle dolu dolu olmuş irislerim yüzünden gözlerimin önü bulanıklaşırken ne oluyor diye bakmak için doğrulacaktım ki Ömer’in ıslak ağzını penisimin etrafında hissettim.
“Ömer!”
Ağzından çıkardığı penisimi eliyle aşağı yukarı çekerken, “Yavrum?” dedi.
Derin bir nefes alıp, “Ömer seni sikerim. Oynama benimle,” dedim.
“Selim birkaç dakika sonra saatlerce içinde olacağım. Hâlâ sikerim diyorsun, utanmıyor musun yalan söylemeye sen?” dedi penisimin ucundaki deliğin etrafında baş parmağını gezdirip de beni çileden çıkarırken.
Yaptığı hareketle gözlerim yeniden büyürken bir kez daha ağzına aldı beni. Bu kez diliyle az önce parmağının geçtiği deliğin etrafını turladı, kalan yerleri de eliyle çekmeye devam etti. Tam o anda nereden geldiğini anlamadığım ıslak parmaklar kalçamı ikiye ayırdı, deliğimin etrafında gezinmeye başladı.
Ağzında ben varken uzun, ince, kemikli işaret parmağı girdi içime önce. Yavaş yavaş beni genişletirken ağzındaki penisimi çıkardı.
Parmağı hâlâ içimdeyken, “Buraya da ilk ben gireceğim,” dedi gülümseyerek. “Oraya olduğu gibi,” dedikten sonra kalbimi gösterdi.
Nereden bildiğini sormak istesem de göğsümden göz pınarlarıma yükselen yaşların akıp da ortamın amına koyacağından emin olduğumdan yalnızca ona baktım. Bakışlarımda nasıl bir ifade vardı bilmiyordum ama orta parmağını da içime sokarken üzerimde hareketlenip dudaklarımı öptü. Başından beri sert olan öpücüklerinden değildi bu, şefkat doluydu sanki.
“Benim de aynısı Selim. İmkansız olmadığımı anlayacaksın birazdan,” diyerek iki parmağını da içimde sağa sola oynatıp beni genişletmeye devam etti.
Yeterli geldiğini düşünmüş olacak ki tam gözlerimin içine bakarak ıslak eliyle kendisini birkaç kez çekti. Ben bu görüntüyü aklıma kazırken bundan daha güzel başka bir manzaranın olmayacağına emin oldum. Gözümün gördüğü hiçbir şey Ömer’in gözlerime bakıp da dudaklarını yalayarak kendisini çekmesi kadar güzel olamazdı çünkü.
Kendisini benim girişime hizalayıp üzerime uzandı. Bir elini başımın yanına koyup da oradan güç alırken diğer eliyle penisini ağır ağır içime sokmaya başladı. O içimde ilerlerken ben tüm duvarlarımın yıkıldığını hissettim. İçimdeki duvarları yara yara geçen, en mahremime ulaşan adamdan sebep…
Derince bir inleme dudaklarından kaçarken o da zorlanıyor olacak ki alnını omzuma yasladı. “Amına koyayım genişlettik ama hâlâ darsın canım yanıyor.”
Benim yalnızca onun için sakladığım en mahrem yerimin sadece beş dakikalık bir çabayla genişlemeyeceğini bildiğimden yanan canımı görmezden gelip kulağına doğru, “Sikerek genişlet sen de,” diye fısıldadım.
Ömer, duyduğu sözlerle alnını omzumdan kaldırıp dişlerini sıkarak gözlerimin en içine baktı. “Selim, her şeyini benim yapmazsam lan.”
Yavaşça içimde hareketlenirken ben hâlâ zevk almıyordum. Hiç işin bu tarafında bulunmadığımdan bunun zevkli bir şey olup olmadığından da emin değildim sanki.
Ben bunları düşünürken Ömer rastgele vuruşlarını içimde bir noktaya bastırınca gözlerim büyüdü, ağzımdan derin bir “Ah!” kaçarken utanıp dişlerimi alt dudağıma geçirdim.
“Buldum,” diyerek hızla olduğu yere doğru içimi döver gibi girip çıkmaya başladı. Ben bacaklarımı onun beline sarıp da kendime onu daha da bastırırken Ömer üst dudağımı emdi. “Bacakların belime çok yakışıyor bebeğim.”
Sırtına attığım elimle olduğum yere bastırırken bel gamzesine doğru tırnaklarımı geçirdim tenine. Yarına onun da sırtında benden bir iz kalacak olması beni daha da yükseltirken dudaklarımın üzerindeki dudaklarını ısırdım, parçalamak ister gibi.
Bir süre daha bu hızla devam edip artık onun penisinin şeklini alan duvarlarımda rahatça kayarken birden içimden çıktı. Ben yarım kalan hazzımla ona sertçe bakarken o boynumdan tutup beni kaldırdı, ters çevirip yeniden yatağa bastırdı.
“Ben sana doyamacağım Selim,” dedikten sonra kalçamı ikiye ayırıp açığa çıkan deliğime baş parmağını soktu. İçimde parmağı gidip gelirken ne yaptığını anlamak için başımı sağa doğru çevirerek ona baktığımda kendini çekerken benim içime parmağını soktuğunu gördüm.
Daha sonra oradan uzak kalamamış gibi yeniden üzerime boylu boyunca uzanıp birden tüm penisini içime soktu. “Şerefsiz.”
“Alışırsın.”
Bedeni benim bedenimin üzerini tamamen örterken o yalnızca belini oynatarak içimde gidip gelmeye devam etti. Bir kolunu boynumun altından geçirdi, üç parmağını ağzımın içine soktu. Hem içime girip çıkıyor hem de parmaklarıyla ağzımda git gel yapıyor, beni her koldan kuşatmak ister gibi, sanki kendisinden başka alan bırakmak istemez gibi her bir boşluğumu kendi uzuvlarıyla dolduruyordu.
Kulağıma doğru yaklaşıp, “Yaparım demiştim değil mi?” diye fısıldadı. “Sana bu gece olacakları bildiğimi söylemiştim Selim.”
Kulak mememi ağzının içine alıp da emerken ben konuşmak için dudaklarımı oynatınca hâlâ parmaklarının gidip geldiği ağzımın içinden çıkan anlamsız seslerime gözlerimi devirdim.
“Her yanın benimle dolu bebeğim, bu yatakta ben ne dersem o.”
“Siktir lan.”
“Belki sonra.”
Olduğu yerden çıkmadan dizlerinin üzerinde durup beni de kaldırdı. Yatağın baş tarafına doğru ikimizi de itip bir elini yatağın üzerindeki duvara koydu. Diğer eliyle boynumu sarmalayıp içimden tamamen çıkarak yeniden girmeye devam etti.
İçimin boş kalmasının üzerinden saliseler geçmeden yeniden tüm penisinin haz noktama baskı yapmasıyla gözlerimden yaş akarken dayanamayarak iki elimi de önümdeki duvara yasladım. Oradan aldığım güçle kalçamı ona doğru iterken onun hareket etmek yerine sadece beni izlediğini düşündüm. Bu düşünce beni utandırsa da yine de aldığım hazzı bölmek istemeyerek kendimi onun penisinin üzerinde kaydırmaya devam ettim.
İki elimi duvara yaslayıp tüm bedenimin kuvvetini onu içime almak için kullanınca onun pelvis kemiklerini kendi belimde hissettim, penisinin her bir damarını içimde hissettiğim gibi. Boğazından gelen inlemeyle bir elini benim elimin üzerinden duvara yasladı, diğerini belimden geçirip de göbeğimin üzerine koydu.
Büyük elleri göbeğime baskı yaparken, “İçinin tamamen benimle dolu olduğunu hissediyor musun?” dedi sertçe göbeğime bastırmaya devam ederken.
“Ömer!”
“Sadece adımla inle Selim. Seni sikerken kimin zevkten ağlattığını bilelim ikimiz de.”
Derince içime girip çıkması yüzünden kasıklarını, pelvis kemiklerini, hatta hayalarını bile alt tarafımda hissederken odada yalnızca tenlerimizin birbirine çarpma sesleri yankılanıyordu.
Deliriyordum amına koyayım. Ben hayatımda hiçbir zaman bu kadar iyi bir sevişme yaşamamıştım ki. Buydu demek ki Mikail’in bahsettiği, bu yüzdendi bana yalan söyleyişi… İnsanın sevdiği adamla yaptığı sevişmenin üzerine kimse çıkamıyordu demek.
Ben kendime dokunmak için elimi duvardan çekmek isterken, “Böyle geleceksin,” dedi.
“Sikik sikik konuşma Ömer.”
“Kendine dokunmadan sadece ben seni siktiğim için geleceksin Selim.” Daha sonra iki elimi de ellerinin arasına alıp karşısındaki duvarda birleştirdi. “Arkadan gel.”
Kendime dokunamadığım için sinirlenirken onun üzerimde kurduğu hakimiyetin beni daha fazla yükselttiğini hissettim. O birkaç kez daha içime penisini tamamen sokup da çıkarınca ben zaten sınırda olduğumdan dayanamayıp yastığın üzerine doğru büyük bir inlemeyle geldim, o da titreyen bacaklarıyla içime akıttı tüm sıvılarını.
Duvarlarımda hissettiğim sıcak sıvı hayatımda yaşadığım en iyi orgazma neden olurken alnımı karşımdaki duvara yasladım. O da başını sırtıma yaslayıp da nefesini düzenlemeye çalıştı.
Gözlerimi kapatıp az önce yaşadığım şeyin bir hayal olmaması için içimdeki kuru dallara dilek çaputlarımı bağlarken Ömer içimden çıkıp beni kendisine doğru çevirdi. İkimiz de hâlâ dizlerimizin üzerindeyken nasıl bu şekilde durabiliyorduk, anlamamıştım. Onun da benim de bedenlerimiz bir yaprak misali titriyordu çünkü.
Gözlerindeki şehvetin yerini birden alan aşkla bana baktı. Yıllarımı vermişim ulan şu bakışla bana baksın diye, bu kadar kolay mıydı yani? Elini sağ yanağıma atıp baş parmağıyla göz altımı okşarken dudaklarıma kalbinden geldiğini hissettiğim bir öpücük bahşetti, beni az önce bitirmemiş gibi yeniden tüketmek istercesine…
Alnını alnıma yaslayıp, “Rüyamı sikeyim. Sen her şeyden güzelsin,” dedi.
“Sensin lan güzel, mal.”
Birden benim elimden tutup da beni ayağa kaldırdığında afalladım. Odasının kapısının tam yanındaki duvarın önünde benimle birlikte durdu. Enseme bir elini bastırıp kafamı duvara yaslarken, “N’apıyorsun sikik Ömer?” diye sordum.
Dudakları yeniden boynumu süslerken birkaç kez olduğu yeri ısırdı. Daha sonra kulağına doğru yaklaşıp beni hayrete düşüren cümleleri sıralarken yeniden, sanki daha az önce çıkmamış gibi içime girdi.
“Benimle düzgün konuşana kadar sikeceğim seni demiştim Selim, devam ediyoruz.”
✨✨
Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻
Gidelim Verve 💙