Bölüm 18: Kahrı Da Hoş Lütfu Da

✨✨

Mavi, seminer sonrası biriken yıllık izinlerini üniversitenin onu zorlamasıyla hiç istemeyerek kullanmak zorunda kalmıştı. Ona göre dehalar izin yapmaz, sadece üretirlerdi! Ama bölüm başkanı onunla aynı fikirde olmayacak ki seminer dönüşü ağzında bir Sezen Aksu şarkısıyla okula girdiği an adam Mavi’yi yanına çağırmıştı.

“Yavrum baban nereli?

Nereden bu kaşın gözün temeli?

Sana neler demeli.”

Daha şarkısının devamını getiremeden kendisini bölüm başkanının odasında bulmuş, adam Mavi’yi iki hafta izne çıkarmak isterken en sonunda çocuğun çenesine dayanamayıp illallah ederek Mavi’yle en azından bir hafta dinlenmesi konusunda anlaşmışlardı.

Şimdi evde boş boş dolanıyor, sabahın köründe temizlediği banyoya girip girip çıkıyordu.

“N’apıyon sen şu an yavru ceylan?” diyerek üzerinde sadece bir eşofmanla odasından çıkan Muzaffer, Mavi’nin son zamanlarda çok sık kuruyan boğazına yeni bir kuruluk daha eklemek ister gibiydi.

Karşısındaki görüntü yüzünden yutkunan çocuk, “Banyoyu temizledim. Sakın yerleri ıslatma Muzaffer! Duş perdesinden o sular nasıl akıyor da her yeri göle çeviriyorsun bilmem ki?” dedi.

“Sabah sabah banyo mu temizledin sen?”

“Evet, mikroplar banyoyu çok sever. Sık sık temizlenmezse hasta olabiliriz.”

“Niye sık sık hasta olalım yaralı kuş muyuz biz?”

“Kuşların dinazor olduğunu biliyor musun?” dedi Mavi, elindeki viledayla az önce sildiği yerleri bir tur daha geçerken.

“Sen de bilmiyoz diye iyice bizi düdüklüyon yavru ceylan, Ajda Pekkan zombi desen daha inandırıcı olurdu kitabıma.”

“Kuşların evrimi, Jura döneminde başlamış, en eski kuşlar Paraves adlı bir teropod dinozor kladından evrimleşmiştir. Kuşlar, biyolojik olarak Aves sınıfında yer alır. Yaklaşık yüz elli yıl önce, Geç Jura dönemine yaşamış Theropod cinsi dinozor Archaeopteryx Lithographica, uzun bir süre en eski kuş olarak kabul edilmiştir. Yani, kuşlar dinazorların yalnızca bir türü.”

Muzaffer, her gün bir doz aldığı bilgilerden bugün de nasibine bu düştüğünü düşünerek hayretle Mavi’ye baktı. “Tavuk nasıl dinazor olur lan? Bak canım sabah sabah kanat çekti mangalda.”

“Altmış altı milyon yıl önce yaşanan Kretase-Tersiyer yok oluşundan dört farklı kuş soyu meydana geldi ve evet bunlardan biri de o kanatlarını acımadan kemirdiğin kümes hayvanları!”

“Vallaha umurumda değil, isterse at soyundan gelsin ben rakımın yanındaki mangal keyfime bakarım. Ayrıca sen koca bir hafta temizlik mi yapacan?” diye sordu Muzaffer.

İzin aldığı gibi eve koşan Mavi, suratını sallandırıp Muzaffer’e kötü bir şey olduğunu düşündürtmüş, sonrasında çocuğun yalnızca izin kullandığını anlayıp üzülen Mavi’ye akıl fikir dilemişti adam. Kendisi bir hafta izin yapmak için dalak, böbrek ne varsa ortaya bırakabilirdi şu aralar.

Zaten içinde değişen duygular yüzünden sık sık uyandığı uykuları şimdilerde tümden elinden uçup gitmişti adamın. Burak’ın bir şeyleri zihninde cam kırığı etkisi yaratmasıyla farkına vardırması, üzerine Mavi’nin gitme meselesi sebebinden yaşadığı birkaç dakikalık cehennem ızdırabı, sonrasında çocuğun saçlarından çaldığı öpücük derken Muzaffer otuz iki yaşında ‘Meylimizi mi değiştireceğiz?’ sözlerini bütünüyle yutup meylini değiştirmişti gerçekten de.

Sarılmalarının üzerine Mavi gülümseyerek kendisini odasına kapatmış, Muzaffer ise üzerine gitmek yerine kendi içsel dünyasında uzun bir yolculuğa çıkmıştı. Kendisi, kalbi ve çıktığı yolculuğun sonundaki zihninin ortak kararı, Burak’ın dediği gibi Mavi’ye yandığı olmuştu.

iki gece film ya da dizi izlemeden ikisi de odalarında takılmışlar, Muzaffer sık sık balkonda sigara içip elleriyle yüzünü ovuşturarak yeni fark ettiği gerçekliğin aslında uzun zamandır kahrı da hoş, lütfu da dediği çocukla kalbinde zaten bazı duyguların çoktan tohumlarını sulayıp da fidana döndüğünü anlamıştı. Anlamıştı anlamasına da bundan sonra ne yapacağını kestirememişti adam.

Birkaç kez gizlice Ilgın’la konuşsa da acilen kızla mesaj yoluyla değil telefonla yeni yeni öğrendiği görüntülü arama zımbırtısıyla haberleşip ondan akıl alması gerekiyordu. Muzaffer’in Mavi’nin saçlarını iki kez öpmesi sonucunda farkına vardığı bir şey daha varsa da iliklerine kadar bu çocuğu yaşamak isteyişiydi, öylece hesapsız kitapsız.

Krizlere girip de inkarlarını yanına alarak olanı reddetmemesinin sebebi, hayatında ilk kez gerçek bir şeyler hissediyor oluşuydu adamın. Çocukken ana baba sevgisi görmemiş eyvallahını çekmiş, büyümüş karım dediği kadın da onu yüz üstü bırakmış ona da eyvallahını vermişti.

Muzaffer’e bu hayatta eyvallah düşüyordu yalnızca ya zaten. Gonca’dan kopamamasının sebebi de hayatında tutunacak belki de tek dal olarak görmesiydi kadını, sanki o da giderse Muzaffer salkımında kalan, kurumaya yüz tutmuş tek bir üzüm tanesi gibi düşecekti yere, ayaklar altına.

Uzun zamandır göremediğiyse salkımdan kopan üzüm tanesinin ayaklar altına değil, bereketli topraklara düşeceğiydi. Kurumuş, kimselerin çöpe atmaya tenezzül bile etmediği, çürük bir meyveyken bereketli toprakların onu yeniden asma asma, yüzlerce üzüm tanesine çevireceğiydi öngöremediği. Geç de olsa Mavi’den aldığı iki öpücükle bile bunu fark etmişti Muzaffer.

İki gündür odalarından çıkmayan ikili şimdi koridorda hiçbir şey olmamış gibi konuşurken Mavi, “Evet, tüm evi temizleyip kitaplarımı ayıracağım. Belki kileri düzenlerim, mutfak dolaplarını boşaltıp yeniden yerleştiririm,” dedi düşünceli bir ifadeyle.

Muzaffer içinden sabrını çekip, “Hazırlan,” diyerek çocuğun yanından geçerek banyoya girdi.

“Neden?”

“Benimle işe gel, bak bakalım asortik afili okulun kadar iyi mi taksi durağı?”

Mavi heyecanla karşısında üstü çıplak şekilde duran adama bakıp, “Gerçekten mi? Peki sen yolcu aldığında da seninle gelebilir miyim?” diye sordu.

“Gelebilirsin ama yorulmak yok. On saat benlesin ha.”

“Tamam,” diyen Mavi neşeyle Muzaffer’e bakarken adam da elini eşofmanın lastiklerine atınca, “N’apıyorsun?” diye bağırıverdi çocuk.

“Eee gitmiyon donumu çıkarmadan nasıl duşa girecem ben?”

Mavi, Muzaffer’in kahkahasını duyduğu gibi kendisini odasına atıp adamla taksi durağına gideceği için çokça heyecanlı şekilde hazırlanmaya başladı. Küçükken de babasının çalıştığı fabrikaya gitmeye bayılır, oradaki arabaları, arabaların parçalarını izlerken kendinden geçerdi çocuk.

Tamir, tadilat, mekanik, motor ne varsa ilgisini çekerdi Mavi’nin. Hızla hazırlanıp Muzaffer’i beklemek için kendisini salondaki koltuğa atmadan önce ikisine güzelce bir sandviç hazırlayıp dışarıdaki pis yemekleri yememeleri için sandviçlerini de renkli peçetelerine sardıktan sonra adamı beklemeye başladı.

✨✨

“Esselamu aleyküm ciğerlerim, misafir getirdim size,” dedikten sonra elindeki tespihi çekerek durağa giren Muzaffer, çaktırmadan yanındaki çocuğun kocaman gözleriyle etrafı incelemesine baktı. Demişti değil mi, çok tatlıydı şerefsiz diye?

“Ooo ciğerim hoş gelmişsiniz. Merhaba genç,” dedi Fehmi, Mavi’nin üzerindeki iki kulak şeklinde saçlarını bağlamış kısa etekli kadın deseninde baskılı tişörtüne bakarken.

“Merhabayın, kim bu Muzaffer? Küçücük, kardeşin mi?” diye sordu Sıddık. Çocuk en fazla yirmilerinde gösteriyordu gerçekten de.

Mavi kaşlarını çatarken, “Muzaffer’in kardeşi yok, ben de küçücük bir kardeş değilim. Ev arkadaşıyım onun,” dedi.

Bu sırada Ömer, Mavi’ye bakıp yüzündeki gülümsemeyle çocuğun yanına gelerek, “Merhaba,” dedi.

“Merhaba, Mavi ben. Sosyal kuralları gereği elini sıkmak isterdim ama temas hastalık getirir,” diyerek Ömer’e baktı. “Kırılma ama,” diyerek çocuğu üzebileceğini düşünüp gönlünü de almak istedi.

“Kırılmadım, ben de Ömer. Ayrıca çok haklısın. Korona sonrası yaptığın çok sağlıklı, elini yıkamayı bilmeyen insanlar var hâlâ!”

“Değil mi? On saniye bile suyun altında tutmayanlar var elini. Oysa el yıkama öncesinde yüzük, saat gibi aksesuarlar çıkarılır, daha sonra akan su altında eller ıslatılır. Bilekler, avuç içi, ellerin sırt ve parmak araları ile tırnakların kenar ve uçları sabun ile köpürtülerek en az yirmi saniye süreyle kuvvetlice ovuşturulur ve en son eller su altında iyice durulanır,” dedi Mavi, Ömer’in onu desteklemesinden güç alarak.

Duraktakiler Mavi’ye, ‘Ne var yeğenim, Almanya’da da domatesin kilosu iki yüz elli lira!” diyen gurbetçi dayı görmüş gibi baksalar da Ömer, “Bunu bilmediklerinden korona yayıldı zaten. Bu arada üzerindeki Ay Savaşçısı mı?” diye sordu.

“Evet! İzliyor musun?”

“Benim en yakın arkadaşım çok sever, geçen yıl yenisi çıktığında başımın etini yemişti, eskisi gibi olmamış diye.”

“Ama hakl-“

“Hadi yavru ceylan, gel şuraya otur da çay içelim,” diyerek kaşlarını çatan Muzaffer, Mavi’nin belinden tutarak hafifçe çocuğu itekleyip koltukların olduğu kısma yöneltti. Mavi, Ömer’le yaptığı Ay Savaşçısı konuşması yarım kaldığı için huysuz hissetse de hemen ilgisi dağılıp önünde açık tavlayla bekleyen Fehmi’ye baktı.

“Tavla mı oynayacaksınız?” diye sordu adama doğru.

“Aha yanındaki şerefsiz oynarsa elbet oynarız.”

Mavi sinirle adama bakıp, “Şerefsiz değil o! Terbiyesizleşmeyin. Hem siz iyi oynayabiliyor musunuz ki?” diye sordu burnunu kıvırarak. Adam Muzaffer’e şerefsiz dediği için şimdiden onun radarına girmişti, bilen bilirdi Mavi’nin radarına giren çok da sağlam çıkamazdı.

“Karşında Fehmi Ağa var aslan, tokatlarım herkesi.”

“Sikt- yani hadi lan Fehmi dayı, ağlatırım seni,” dedi Muzaffer. Son günlerde Mavi’nin yanında küfür etmeyerek kibarlıktan kırılması da ayrı bir meseleydi adamın.

“Ben de yenerim sizi.”

“Sen kaç yaşındasın aslanım? Senin yaşın kadar benim tavla oynamışlığım var,” dedi Fehmi. Karşısındaki süt kuzusu gibi elemanın onu tavlada yenecek olması fikri bile komik gelmişti şimdi adama.

“Ben yirmi beş yaşındayım, ömrünüz boyunca yirmi beş kere tavla oynadıysanız ve bu sayıya çok diyorsanız sayı doğrusu öğrendiğiniz dersi yeniden almanızı öneririm.”

“Ha?”

“Hadi oynayalım.”

Karşısındaki çocuğun öz güvenli tavrına götüyle gülen Fehmi, “Beyazlar benim,” dedi.

Mavi gözlerini kırpıştırıp, “Bu bilgi ile ne yapmalıyım?” diye sordu yanındaki Muzaffer’e.

Muzaffer ise Mavi’nin koltukta dibine girmiş, kolunu çaktırmadan çocuğun tavlaya erişebilmek için koltukta öne kaymasıyla oluşan bel boşluğuna doğru atmış, uzaktan bakınca sanki Mavi’ye belinden sarılıyor gibi duruyordu. “Sen ona bakma ama sen tavla oynayabiliyor musun?” dedi Muzaffer.

“Ben her şeyi yapabilirim Muzaffer, Magnus Carlsen gelsin onu da satrançta yenmem dakikalarımı alır ancak. İzle,” diyerek taşlarını dizdikten sonra attığı tek zar altı gelince, Fehmi’nin söylenmeleriyle yeniden iki zarı da tavlanın üzerine atıp oyununa başladı.

Biraz zaman geçince Fehmi, “Oyunu bilmediğin buradan belli, her yerin açık. Cayır cayır kıracam birazdan seni,” dese de Mavi korkusuzca oyununu oynamaya, Fehmi’nin çok ve boş konuşmasını takmayarak belinde hissettiği kolun sıcaklığını düşünüp zarlarını atmaya devam etti.

Mavi’nin açıkta bıraktığı tüm taşları bir anda kapı yapmasıyla ilk oyun mars olan Fehmi kızarıp bozarırken Muzaffer hayran gözlerle çocuğu izlemeye başladı. Her yerinden ayrı yetenek fışkıran çocuğun tavla konusunda ona burun kıvırışını hatırlıyor, bildiği oyunu zaman kaybı olarak görüp oynamadığını anlıyordu adam.

O, Mavi’nin zarifçe zarları atmasına dalarken Mavi yeniden adamı mars edince Fehmi sinirden çirkefe yatıp Mavi’nin zar tuttuğunu iddia ederek kahve fincanı istedi. Gelen kahve fincanıyla Mavi bir kez daha adamı yenince Fehmi, “Hile yapıyon aslanım sen,” diyerek çocuğa çıkıştı.

Mavi gözlerini kırpıştırarak, “Nasıl hile yapabilirim ki? Fincanla oynadık,” dedi.

Bu sırada taksiye çıkmayan tüm şöförler Mavi’yi tebrik edip, Fehmi’yle de alaya başlayınca adam, “Ben sigara içecem,” diyerek çıkıp gitti.

“Muzaffer, ben hile yapmadım bana inanıyorsun değil mi?” dedi Mavi adama dönerek.

Yüzünün tam hizasına gelen Mavi’nin muhteşem suratıyla gözlerine şölen havası estiren adam, “İnanıyorum güzelim, o çirkeftir bakma sen ona. Sağlam oynadın kitabıma. Eyvallahsın,” dedi.

Mavi, gelen üçüncü güzelimle yanaklarının pembeleştiğinden habersiz ona inanan adama kafasını sallarken sıranın Muzaffer’e gelmesiyle taksiye atladılar. Verilen adrese gittiklerinde önce bagaja valizlerini yerleştirip daha sonra da arabanın arkasına kendisini atan iki genç adama bakan Muzaffer, “Arkadaş yeni şoför de işi öğreniyor, burada olması sıkıntı olur mu?” diye sordu.

Mavi ağzını açıp da Muzaffer’in yalanını düzeltecekti ki Muzaffer gözlerini pörtleterek Mavi’ye bakıp çocuğu susturdu.

“Devam et kaptan, sıfır sıkıntı. Havalimanına gidiyoruz bu arada,” dedi lacivert gözlü adam.

“Resmen vizemizi aldık!” diyen kumral adam heyecanla yanındaki adama bakarken Muzaffer’le Mavi de ikisini izlemeye başladı.

“He valla minik turbum, mor mu mavi mi o pasaporttan olaydı bu kadar sürünmezdim. Konsolosun götünde Çin donanması tatbikat yapar da ben de rahat uyurum bu gece inşallah.”

“Safa! Taksideyiz hayatım,” dedi ela gözlü olan.

“Merak etmeyin, ben alışkınım. O da çok küfür eder,” diyerek Muzaffer’i gösteren Mavi, “Ayrıca o bahsettiğiniz pasaport yeşil. Mor ya da mavi değil. Ayrıca Altı Yüz Elli Yedi Sayılı Devlet Memurluğu kanununa tabii olarak fiilen on yıl çalışan Kamu çalışanlarının Hususi Pasaport ya da Yeşil Pasaport hakkından yararlandırılması hükme bağlanmaktadır,” diyerek aynadan lacivert gözlü olana baktı.

“Sağ ol kardeş, işte bu şartları sağlayamadığımızdan vize parasından tut asimetrik fotoğraf parası götümüze girdi.”

“Safa!”

“Biyometrik!”

“Kusura bakmayın, sinirlenince küfür eder de,” dedi ela gözlü olan adam.

“Eyvallahsın ciğerim, küfür pırlantadır.”

“Hay yaşa koç, hep derim söz gümüş, sükut altın, küfür de pırlantadır,” derken Muzaffer de sözü lacivert gözlü adamla birlikte tamamlayınca Mavi ve ela gözlü adam kafalarını salladılar olumsuz anlamda.

“Nereye gidiyorsunuz?” diye sordu Mavi. Sonra aklına insanları sorularıyla rahatsız edebileceği gelmiş olmalı ki, “Kusura bakmayın, özelinize karışmak istemezdim,” diye de ekledi.

“Önemli değil, Belçika’ya gideceğiz, Brugge‘e”

Waffle ve patates de yersiniz! Tam aşıklar şehriymiş orası,” dedi Mavi.

“Biz de ondan gidiyoruz kardeş, el ele gezeceğiz de rahatça,” diyen lacivert gözlü adam, yanındaki sevgilisi olduğunu daha taksiye biner binmez bakışlarından taşan aşkla herkesin anlayabileceği adama bakarken.

“Safa!” dedi ela gözlü adam kıkırdayarak.

Muzaffer, dikiz aynasından arka koltukta cilveleşen kocaman adamlara bakarken gülümsemesini bastıramadı. İlk kez böyle bir çifte denk geliyor, ilk kez de bu kadar açıkça, korkusuzca aşklarını dile getiren ikili görüyordu adam. Bu sırada tam yanındaki çocuğa döndüğünde onun da çaktırmadan, hayretle ikiliyi izlediğini gördü. Muhtemelen yine içinden, ‘Salgıladıkları seremoni,’ falan diye bir şeyler konuşuyordu kendi kendine.

Ona doğru tebessümle baktığını gören ela gözlü adam, “Siz de çok yakışmışsınız,” dedi gülümseyerek.

Mavi gözlerini kırpıştırırken Muzaffer pişmiş kelle gibi sırıtarak yeniden Mavi’ye bakıp tepkisini ölçmek ister gibi izledi çocuğu. “Biz sadece ev arkadaşıyız.”

Bu sırada havalimanına geldiklerinden adının Safa olduğunu öğrendikleri adam tam inmeden önce Mavi’ye bakıp, “He kardeş, eminim öylesinizdir,” diyerek arabadan indi.

Muzaffer, lacivert gözlü adamın bagajdaki çantaları çıkarmasına yardım ederken arabada kalan ela gözlü adamsa Mavi’ye bakıp, “Sana bakışları çok güzel. Kaçırma bu adamı, hayat çok kısa sevdiklerinle yaşaman için hediye edilmiş bir armağan gibi, güzel kullan,” diyerek gülümseyip arabadan indi.

Mavi, arabalarına binen adamların kendisinden daha tuhaf olduğunu düşünürken Muzaffer bu kez de buradan boş dönmemek için havalimanının gelen yolcu kısmına giderek yeni müşterisini almak için etrafına bakınmaya başladı, kendisine gözlerini kırpıştırarak bakan çocuğun çokça farkında olarak.

✨✨

“Çok eğlendim Muzaffer!”

“İyi bu hafta hep gelirsin o zaman, andropozlu Fehmi’nin de götü yansın.”

“Neden ki?” diyerek akşama doğru yedikleri sandviçleri onları tuttuğundan mutfağa gidip yoğurt alan Mavi, elindeki yoğurtları salondaki sehpanın üzerine bıraktıktan sonra Muzaffer’e baktı.

“Sen tavlada yendin ya alev alev yandı götü. Ben duşa giriyorum, sonra dizi zamanı ha.”

“Tamam ben de üzerimi değiştireyim.”

Muzaffer, Mavi’nin yeniden şort takımlı pijamalarını giyip bel kolyesiyle evde salınacağını anlayınca yutkunarak kendisini duşa atarken Mavi de pazartesi akşamları giydiği siyah yumuşacık şortunu altına çekip üzerine de kısa kapüşonlu, önünde Tweety deseni olan sweatshirtünü geçirdi.

Bu kez yine altın sarısı olan incecik, zarif bel kolyesini taktığından üzerindeki siyah pijamalarına zıt belindeki kolye esmer teninde gerçek bir altın gibi parlıyordu. Mavi, yıldızlı olan kolyesini yarın takacağını kafasında tasarlayıp da salona doğru adımlamıştı ki kapı çaldı. Bu saatte gelenin ya Ahmet ya da Burak olduğunu düşünerek üzerini değiştirmeden kapıyı rahatça açmaya gitti.

Zil ısrarla bir kez daha çalınca gözlerini devirerek paldır küldür çıplak ayaklarıyla koşup kapıyı açtığında karşısında uzun kahverengi saçları dalga dalga beline inen, yine açık kahverengi gözlü, kumral tenli, orta boylu bir kadının elinde tekerlekli valizinin kulpunu tutarak ona baktığını gördü.

“Merhaba canım, Gonca ben. Muzaffer evde mi?”

✨✨

Muzaffer (%65 🪵 + % 35 🌟)

Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻

Gidelim Verve 💙

🤞 Kitap bölümlerinden haberdar olun!

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Scroll to Top