Bölüm 19: Karanlıklar Arasında Bir Caravaggio

✨✨

Başım geriye doğru, tam onun omzunun üzerine düşerken içime hızlıca girip çıkan Ömer’in saçlarına ellerimi atıp çekiştirmeye başladım. Madem beni tüketmeye yeminli gibiydi o zaman onun da canı yansın istiyordum.

Onun bir kolu duvara yaslı, diğer koluysa benim göbeğime sarılmış şekilde hareketlerine devam ederken, “Düzgün konuşacak mısın Selim?” diye sordu.

Elimi tersten bu kez de ensesine kaydırıp oradaki saçları acımasızca çektim. “Siktir git Ömer.”

“Hoşuna gidiyor değil mi?” dedi kısık bir sesle. Bu kez de içimde daha rahat hareket etmek için bacağımın birini dizimden kırıp yana açarak  vuruşlarına devam etti.

Yutkundum. Kim sevdiği adamla seviştiği için mutsuz olurdu ki? Üstelik benim gibi yıllarca onun imkansızlığına uyuyup uyanıp yalnızlığa, suskunluğa eyvallah diyen, hayali bile en derinlerindeki küllere kanat çırparak külleri göğsüne dağıtan biriyse…

Benim konuşmayacağımı anlamış olacak ki dudaklarını enseme bastırdı. Birkaç kez öptü. “Gidiyor Selim. Şimdi sus ama sen her şeyini bana açacaksın.”

Ondan başka beni gerçekten gören yoktu ki. Kendim olduğum dakikalar sadece Mikail’in yanında olduğum zamanlar zannederken bunca zamandır benim içimi okuyan adamın varlığından habersizdim aslında. Ben onun aşkının üstesinden geldiğimi düşünürken onu daha fazla koyuyordum içimde bir yerlere. O da görüyordu bunu, bugün anlamıştım.

Ama bu zamana kadar anlamlandıramıyor muydu, yoksa bilmezden mi geliyordu onu çözememiştim. Elbette aramızda bir konuşma yaşanacaktı ama ben istemiyordum. Kocaman herif utanıyorum amına koyayım.

Acaba birkaç tane küfür etsem aramızda geçecek konuşmayı biraz daha erteleyebilir miydim?

Ben bunları düşünürken Ömer aniden içimden çıktı. Dakikalar önce içime boşaldığı için oradan taşan sıvılar yer yer bacaklarımın arasında kuruduğundan rahatsız hissettiriyordu beni. Ben bu hale bir tek Ömer’le gelirdim zaten.

Beni kolumdan tutup yeniden yatağa itti. Ben alt dudağımı ısırarak avucunun içinde kendisini kaydıran adama iştahla bakarken o tek eliyle bacaklarımı birleştirdi, omzunun üzerine attı. Daha sonra yeniden içime girerken dakikalardır orada olmasına rağmen çıktığı an daralan deliğimle canımın yandığını hissettim.

“Lan yavşak Ömer, sikip attın.”

Gözlerimin içine ‘Gerçekten mi?’ der gibi bakınca, “Tamam zaten sikiyorsun da yavaş lan. Sıra bana gelince sana acırsam en adi şerefsizim,” dedim.

“Kirli ağzın yüzünden sıra sana çok geç gelecek bebeğim.”

Yeniden içimde hızla hareket ederken odada onun kasıklarının benim kalçama çarpma sesinden başka ses yoktu. Başını sola çevirip omuzunun üzerine attığı bacaklarımdan birinin diz kapağını önce öptü, daha sonra aynı yeri yaladı.

Ben diz kapağımı yaladığı an ikinci kez kendime dokunmadan, göbeğime doğru art arda ağzımdan kaçan inlemelerle boşalırken ellerimi bileklerimden terse doğru kırıp duvara doğru ellerimi ittirdim.

Bu hareketimle onu daha da derinlerime aldığımı Ömer’in inlemesinden anlayınca onun da yakın olduğu fark ettim. Birden içimden çıkıp bana baktı. Ne demek istediğini bakışlarından bile sezince sadece, “Ağzına sıçarım senin,” dedim.

O, gülümseyerek dizlerinin üzerinde tam göğsüme doğru ilerledikten sonra orada durdu. Kendisini, bana bakarak çekmeye başladı. Bir eli yatağın başlığının üzerindeki duvarda, diğeri penisinde yukardan benim tam gözlerimin içine bakarak kendisini avucunun içinde kaydırıyor, bense daha az önce küfür etmemişim gibi yapacağı şeyi heyecanla bekliyordum.

Ona karşı çıkışlarım ve itaatim savaşa girmiş, yine onun güzelliği beynimi bulandırmış ben onun dediğine tamam demiştim, sözsüz.

Birden titremeye başlarken avucunun içindeki penisi tamamen şişti ve içindeki sıvılar yüzümün her yerine yayıldı. Gözümün kenarına gelen meni yüzünden bir an gözlerimi kapatsam da tam göğsümün üzerinde boşalan adamın surat ifadelerini kaçırmak istemez gibi hemen gözlerimi yeniden açtım.

Başı geriye düşmüş, adem elması manzara gibi sunulmuş, dudaklarını ısırarak avucunda kendisini çekiştiriyordu hâlâ. Birden gelen cesaretle iki elimi de kalçasına atıp onu ağzıma yaklaştırdım, penisinin ucunu ağzıma alarak etrafına bulaşmış sıvıları temizledim.

Hayretle bana bakarken kafasını sabır dilenircesine yukarı kaldırdı, kendisini geriye attı. Ben yüzümden damlayan sıvıları yanımda duran komodinin üzerindeki peçeteyle silerken, “Silmeseydin. Mavi gözlerine çok yakıştı,” dedi.

Aynı zamanda sırt üstü uzanmış, başı tam benim penisimin yanındayken nefes alışverişlerini düzenlemeye çalışıyordu. Kafasını sol tarafa çevirip benim sönmüş penisimi ağzına aldı. Birkaç kez yaladı.

“Ayrı kalamıyorsun bakıyorum?” dedim gülümseyerek.

“O da senin parçan, ben senden ayrı kalamıyorum.”

Bir anda ağzından çıkan derin anlamlı sikik sözler yüzünden afalladım. O da bunu fark etmiş gibi avucunun içiyle tersten tuttuğu penisimin alt tarafını dört parmağıyla okşayıp bıraktı.

Yerinden doğrulduğunu anlayınca ben de sırtımı yatak başlığına dayayıp oturdum. Bacağının birini benim üzerimden atıp da kucağıma tırmandığında kalçamdaki ağrı yüzünden yüzümü buruştursam da aşık olduğumun adamın kucağımda oturuyor olduğu gerçeğiyle o an pek çok acıya katlanabilirdim.

Aklıma okuduğum bir kitaptaki, “Dünyada hiçbir şey fiziksel acı kadar kötü değildir. Acı karşısında kahraman yoktur,*” cümleleri doldu bir an. Yazan kimse hiç aşık olmamış olmalıydı. İnsan gerçekten aşık olunca kitaptaki gibi yüzünün kemirilmesini bile siktir edebilirdi bana göre.

“Acıyor mu?”

“Lan!”

Benim hayvan gibi cevabıma karşılık, onun bana göz bebekleri titreyerek baktığını görünce kaburgalarıma işlenmiş, onun yoluna kırk gece ağladığım acı birden kayboldu sanki. Avuçlarımda ne varsa onun gözlerindeki bu bakış için feda etmiştim ben. Şimdi kucağımda oturup da bana aşkla bakması haksızlıktı, ben yeterince ölmüştüm amına koyayım.

Gözlerim yalnızca onun göz bebeklerinde beliren bakış yüzünden dolarken alnımı tam onun göğsüne yasladım. Ben olduğum yere, yine onun sebebinden saklanırken içini çekti yalnızca.

“Ah ulan Selim.”

Boğazımda düğüm düğüm olan duyguyu kime anlatsam anlamazdı. ‘Sevdiğin adamla seviştin, artık o senin,’ diyeceklerdi bana. Ama hiç kimse içimde şu ana yüklediğim anlamı bilemezdi ki.

Yıllardır ben bu adamı uzaktan izlemiş, gecelerce uğruna gözyaşı dökmüş, kendime zarar vermiş, yetmemiş onu başka başka insanlarla görüp zorlukla gülümsemiştim.

Bana göre en fenası da ne kendime verdiğim zarar ne gözyaşlarım ne de uykusuz gecelerimdi… En kötüsü ona yalandan gülümsemeye çalışmaktı.

Gözlerim dolu dolu olurken, “Göğsüme saklanınca sikildiğin daha az belli olmuyor,” dedi. Beni gülümsetmek için yaptığını biliyordum.

“Sırtındaki izler haftalarca geçmeyecek biri için fazla cesur konuşuyorsun,” dedim alnım hâlâ onun göğsüne yaslıyken.

İki eliyle başımı tutup kendisine daha çok bastırdı. Güzel kokusu burnuma dolarken bu kez de tam boynuyla omzu arasına sakladım başımı. Ben bir çift ela gözden ibarettim yalnızca, kalamaz mıydım bu şekilde herkesten gizli burada?

O benimle aynı fikirde olmayacak ki, daha dakikalar önce saçlarımı çekiştirmemiş gibi başımı nazikçe olduğu yerden kaldırdı. Önce sağ gözümü sonra sol gözümü öpüp bir tane öpücük de burnumun ucuna bıraktı.

Yaptığı romantik hareket yüreğimi eritse de içimdeki utangaçlığın verdiği sinirle, “Şimdi krem de sürersin sen bana,” dedim.

“Süreceğim bebeğim zaten. Sana fazla yüklendim, krem sürelim ki yarına hazır ol, yeniden.”

Tam ağzımı açıp da, “Sik-” diyecektim ki kelimem yarıda kesildi. Şerefsiz harbiden sike sike öğretmişti düzgün konuşmayı. Benim ağzım yine durmazdı ama kalçamdaki sızı şimdilik riske atabileceğim durumda değildi. İt Ömer, zamanı gelince sorardım elbet hesabını senden bu anların.

Bana doğru bakarak, “Düzgün konuşmayı öğrenmişsin,” dedi.

“Ne taktın sen de buna? Yıllardır böyleyim ben,” dedim omzuna bir ısırık bırakırken.

“İnsan sevgilisiyle böyle konuşur mu hiç?”

Omzunu ısırdığım için başımı kaldırıp da gözlerine bakamadım. Gözlerim yeniden dolarken kendisi de benim kadar kırık dökük olan bir adamın ağzından çıkan basit sözlerin nasıl da bencil ruhumu bu kadar sarmayabildiğini düşündüm.

Ben onun bana gelmeyişlerini bile sevmiştim soktuğumun hayatında, o bana böyle gelirken ben ne yapabilirdim ki aciz gözyaşlarımı akıtmaktan başka.

Tüm ömrü ışıksız geçen Caravaggio gibiydim ben. İşlediğim günahların bende bıraktığı tüm karanlık anlar aziz saydığım adama günahlarımdan arınmak ister gibi attığım kanlı imzamdı sanki. Zamanında bile isteye işlediğim tüm günahların kefareti de karşımdaki sanat eseri gibi adama olan aşkımdı, karanlıklara mahkum birini sözleriyle ışıklara layık gördüğünden sebep…

Alnım yeniden onun göğsüne saklanırken sağ gözümden bir yaş yanağımda yol buldu. Ömrüm boyunca belki de ilk kez gözlerim bana ihanet etmek ister gibi aralarında anlaşıp sağ gözümden indirmişti yaşları. Çenemden akıp da onun kucağına düşen yaşı fark edince sıkıca sarıldı bana.

“Ah ulan Selim,” dedi bir kez daha.

Ben ellerimi onun sırtında birleştirirken son zamanlarda aramın açık olduğu yaratıcıya utanmazca şükrettim, bana rağmen sevdiğim adamı benim yazgıma aldığından.

Sessizce gözyaşlarım akarken başımı kaldırmaya yine utandım. Oysa ben utanacağım daha neler yapmıştım, bir bilse bana sevgilim der miydi yine de?

Ellerini yanaklarıma koyup başımı göğsünden kaldırdı. Gözyaşlarımı baş parmaklarıyla silip dudaklarımı öptü. Oradan yanaklarıma geçti, orayı da öptü. Burnunu saçlarımın arasına daldırıp derince kokladı beni, yeniden sıkıca sararak.

“Sen bensiz ne yaşadın Selim?” diye sordu yeniden başımı saklanmama izin vermek istemez gibi kaldırırken.

Kafamı salladım yalnızca.

Hiç kimseye, eski sevgililerine bile bakmadığı aşkla bana bakarken içim titredi. Söylemesine gerek yoktu, çok seviyordu beni bu adam. İliklerime kadar aşkını hissederken ben yeniden akan gözyaşlarımı ellerimin tersiyle silip burnumu çektim.

“Burnum aktı.”

“Her halin çok güzel.”

Cesaret edip de, ‘Siktir lan,’ bile diyemedim. Gözlerinden ruhuma akan tüm duyguları hissediyordum. “Senin daha güzel lan, kendini görmüyorsun tabii.”

“Sevgilimizden güzel sözler duyduk sonunda,” diyerek uzunca dudaklarımı öptü.

Daha sonra bir elimi kendi ellerinin arasına alarak tam avucumun içini öptü. “Bensiz ne yaşadın ne atlattın bilmiyorum Selim. O anlarda yanında olamadığım, sana kör olduğum için affet demeyeceğim. Ben sana kendimi bundan sonra senin yanında ayrılmadan affettireceğim çünkü.” Dudaklarımdan uzak kalamaz gibi yeniden öptü beni.

“Ama ben sana hiç kör değilmişim lan. Sen bana daha bebeyken gelip de seni seviyorum deseydin ben seni sorgulamaz, hadi evlenelim derdim herhalde,” dedi gülerek. “Aycan sağ olsun, sıçtı ağzıma.”

“Benim de.”

Gülüşüm hoşuna gitmiş gibi bir de gülüşümden öptü beni. “Bizim konuşup ayrıldığımız gün, ‘Salaksın. Etrafına bak da gerçekten kime aşık olduğunu fark et, siz erkekler de biraz şeysiniz,’ dedi bana. Ben- Yani sen hep benim içimdeydin Selim. Hani her baktığımda seni ilk kez görüyormuşum gibi, ölüyormuşum gibi lan.”

“Romantik sokuk.”

“Sikime doyamadın sen galiba?”

Alayla kıkırdadım. “Tamam aşkım.”

“Sonra sen o gün bize geldin. Sen fark etmedin belki ama bana bakışlarında bazı anlar hariç hep bir duvar vardı. Çok nadiren o duvarı indirip de gerçek Selim gibi bakıyordun lan bana. İşte o gün bütün gün öyle baktın bana, aşkla. Ben geç anladım, belki sana geç kaldım affet ama her hatamı tek tek telafi etmezsem gel beni sik lan.”

“Zaten.”

“Doğru. Neyse trip at o zaman, en ölümcül olanlarından.”

İçimdeki yeni yetme gibi utanan Selim yeniden saklandığı yerden çıksa da bana ‘sevgilim’ diyen adama karşı cesur olmaya karar verip, “Sen beni seviyor musun şimdi?” dedim.

Kafama bir tane geçirdi. “Sabahtan beri ne anlatıyorum ben sana Selim? Muhtemelen sana çocukluğumdan beri aşığım lan ben. Aycan’ın dediği gibi erkekler biraz şey. Ben de iki kat şey olunca anlamamışım. Sen de sikik sikik aşk acısı çekip, gelip benimle konuşmamışsın.”

Vurduğu yeri tutup acıyan kalçamı da siktir ederek onu göğsünden ittim yatağa doğru. Üzerine çıkıp iki elini de başının üzerinde birleştirip hareket alanını kısıtlayarak, “Kafasına soktuğumun malı,” dedim rahatça.

Nasıl olsa hareket edemediği için küfürlerim yüzünden ‘sikerim’ tehditleri de boşa olurdu. Şerefsiz beni nasıl korkuttuysa…

“Boşta kaldın da biz mi gelmedik yanına? Bir kere konuşalım dedik sabah kızdan ayrıldın iki saat sonra başkasını buldun. Maşallah otoban gibisin, üzerinden geçen geçene.”

“Mal sanki bir şey yaptık da,” dedi gözlerime bakarken. “Kalk, kucağıma alacağım seni.”

“Yarağımın başını alırsın.”

“Dünyanın en romantik erkeği benim sevgilim, valla kızlar kıskanmayın. Çalışın sizin de olsun,” diyerek sesini inceltti.

Ben kahkaha atarken yükselen modumla onun oyununa ayak uydurup, “İnan hiç beklemediğin anda oluyor kuzum,” dedim.

Benim gülmemden faydalanıp birden doğruldu. Bu kez o sırtını yatak başlığına dayadı, beni de kucağına çekti. Çıplak vücudumu süzerken her yanı ısırık izleri ve morluklarla dolan gövdeme piç gibi sırıttığını görünce, “Lan önüne bak,” dedim.

“Olmaz, eserimle gurur duyuyorum. Ben sana bir ömür daha neler yapacağım Selim,” diyerek alt dudağına dişlerini geçirip de kafasını oynattı hafifçe.

O, ne kadar azgınca bir cümle kurduğunu düşünse de benim yıllardır onun tarafından sevilmeye aç kalbim ‘bir ömür’ kelimelerini özenle seçti cümleden. İtinayla alıp yüreğimin baş köşesine astı, hatırlayıp hatırlayıp da delirmem için.

“Sen nereden biliyorsun benim sana uzun zamandır aşık olduğumu?”

Yüzünde güller açtı bir anda. Bunu duymak istiyor olmalıydı ki ellerini çıplak belime koyup olduğu yeri okşadı. “Söyledin sonunda.”

“Evet.”

“Çok mu aşıksın bana?”

Yutkunup da gözlerinin içine bakarken, “Sana olan aşkımı anlatsam bebe gibi ağlamazsan İstanbul siksin beni,” dedim.

“Höst lan mal, düzgün konuş.”

“Tamam, alışacağım dur şimdi. Götü başı dağıttım amına koyayım.” Sonra kaşlarımı çatarak, “Önce konuşup sonra siksen olmuyor muydu?” diye sordum sinirle.

“Olmuyordu. Sen sözlerime inanmazdın ki. Gözlerimdeki bakışa bile inanmıyordun Selim. Ben sana baktığım gibi kimseye bakmadım lan. Elin kızı fark etmiş, ‘Hiç kendini Selim’e bakarken gördün mü aynadan?’ dedi. Sen yıllardır yanımdasın, sen de anlamamışsın. Ben de dedim ki bunun bacak arasında toplanan sinirini bir alayım, sonra bana inanır.”

“He hiç kendini düşündüğünden değil yani,” dedim ensesinin köküne bir tane indirirken.

“Yeminime Kuran sadece seni düşündüm ben ciğerim.”

“Salak,” desem de kahkahalarla yaptığı taklide gülerken o birden ciddileşti. Kaşlarını çattı. “O Kadir’den uzak dur Selim. Seni bir kez daha uyarmam.”

“Ne taktın o puşta sen amına koyayım? Dediklerini duymadın mı bana? Var bir karın ağrısı.”

“Selim, canı yanan adamdan uzak durulur. Onun da canı yanıyor, gözlerini görmedin mi? Sana zarar verecek o pezevenk. Daha önce de dövdün kırk gün evde pişmanlıkla dolandın amına koyayım, sal.”

“Ne zaman dövdüm lan?” dedim afallayarak.

“Şaka mı yapıyorsun?”

“Yoo, harbiden hatırlamıyorum.”

“Doğru düzgün yemek yemezsen hatırlamazsın tabii. Şuna bak zayıflamışsın iyice,” dedi elini göbeğimden göğsüme doğru çıkarırken. “Seni elime almam lazım Selim, böyle olmaz.”

“Alsana,” dedim göz kırparak. “Ama anlat lan ne zaman oldu?”

Şaşkın bakışları yüzümde turladı. “Birkaç yıl oldu. Bu seni sahilde hep oturduğu bankın oralarda sıkıştırmış, ne konuştuysanız sen delirmiştin. Mahalleli haber verince taksideki yolcuyu attım lan yarı yolda. Geldiğimde altına almıştın Kadir’i, yumrukluyordun. O da mal mal sırıtıyordu.”

“Valla hatırlamıyorum, adrenalinden falan unutmuş olmalıyım.”

“Bir bok bildiğim için uzak dur diyorum sana. Maç öncesinde de ondan gidelim dedim. Adamın sağlam kini var lan. Gördüğün an yolunu değiştir gerekirse.”

“Korkak gibi kaçayım yani?” dedim içimde oluşan öfkeyle. O ve it sürüsü bana istediğini yapacak, ben sessizce gidecektim onların yanından. Yoktu öyle memleket.

Derin bir nefes aldı. Ellerini yanaklarıma çıkarıp da beni severken şefkatle gülümsedi. “Kaç demiyorum sevgilim. Ama sana büyük zarar verecekse beladan uzak durmalısın değil mi?”

Ben hâlâ alışamadığım ‘sevgilim’ kelimesi yüzünden yeniden sol yanımda beliren heyecanla ona bakarken aklımdan Kadir de uçup gitti, konuştuklarımız da. Kendimi tutamayarak, “Bir daha söylesen ya lan Ömer?” dedim.

“Sevgilim,” dedi kıkırdayarak. “Senin de ağzından duyarız inşallah,” diyerek alnını alnıma yasladı. Yeniden ağırlaşan havayla onun bana içindekileri söyleyeceğini anlayınca nefesimi tutup da ondan gelecek cümleleri beklemeye başladım.

“Bir derdin olduğunda bana gel Selim olur mu? Biz seninle bugün bir adım attık belki ama ben senin götünde boklu bezle gezdiğin zamanı bilirim. Sadece sevgilin görme beni. Gerekirse annen, baban, arkadaşın, dostun bil ama hiçbir zaman yalnız olduğunu aklından bile geçirme. Ben hep senin için burada olacağım. Ne yapmış olursan ol, ne yaşarsan yaşa gel bana anlat birlikte çözelim, bir yol bulalım. Bunca zaman bir de beni imkansız diyerek kendine dert edinmişsin. Yanındaydım oysa, bana uzanmanı bekliyordum ben. Ben sana gık demem Selim ama benden bir şey saklarsan o zaman bozuşuruz. Derdinin dermanı ben olamayacaksam neden seninle bir yola çıkayım ben değil mi?”

Ben utanmazca yeniden yalan söylemek için ağzımı açarken ‘Gerçek beni bilse, yaptıklarımı duysa böyle konuşmazdı,’ diye düşündüm. Yine de ağzımdan, “Tamam,” kelimesi çıktı, kalbimde beliren rahatsızlık hissine eş…

Sözleriyle birlikte kalçamdaki ağrıyı unutturan adamın kucağına iyice yerleşirken tek dileğim Ömer’in aciz Selim’i bir gün görmemesiydi.

Bunun için güçlü olup o tarafı tamamen benliğimden atmam gerekiyordu, biliyordum. Yapacaktım da… Ömer için her şekilde savaşmaya değerdi, ben de savaşacaktım.

Savaşımın sonunda galip gelirsem Ömer hiçbir zaman aciz Selim’i bilmeyecek, ben sonsuza kadar en derinlerime gömdüğüm bu karanlık tarafımı kendime bile unutturacaktım.

Aynalardan bile daha iyi sır tutan zihnimin benden bağımsız aciz Selim’le çoktan anlaşma yaptığını nereden bilebilirdim ki?

✨✨

*1984, George Orwell

Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻

Gidelim Verve 💙

🤞 Kitap bölümlerinden haberdar olun!

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Scroll to Top