✨✨
Gonca, kapıyı açan çocuğu baştan aşağı süzerek, “Merhaba canım, Gonca ben. Muzaffer evde mi?” diye sordu.
Adının Mavi olduğunu Muzaffer’den duyduğu çocuğun kıyafetlerine, belinde parlayan kolyesine ve kocaman gözleriyle hayretle onu izlemesine bakarken Muzaffer’in tam zıttı, onunla anlaşamayacağına emin olduğu ve onun ‘erkek adam’ tanımına dahi uymayan çocuktan tepki gelmeyince beynindeki düşüncelerini kenara alarak, “Canım?” dedi tekrar, sorar gibi.
Mavi’yse kadının neden geldiğini anlamak istercesine, “Merhaba, kendisi duşta. Beklemek isterseniz,” diyerek eliyle salonu gösterip kadına baktı.
“Çok teşekkür ederim,” diyen kadın valizini de peşinden sürükleyerek salona geçip üzerindeki montunu çıkardıktan sonra kendisini koltuğa atınca Mavi pis valiz tekerleklerinin halısına değdiğini gördü. Bir gözü mikrop yuvası olan sokaklarda sürüyerek getirdiği valizini salonunun ortasına bırakıveren kadınla seğirmeye başlamıştı bile çocuğun!
Valiz eve geldiğinde altı silinir, öyle içeri alınırdı ama bu kadının sokaklardaki mikroplardan haberi yoktu anlaşılan. Çıplak ayakları parkelere basarken ev halinde olduğundan rahatsız odasına doğru gidecekti ki arkasından, “Mavi değil mi?” diye sordu kadın.
“Evet, memnun oldum.”
“Ben de,” diyerek elini uzatan kadına bakıp, “Elinizi sıkamam,” dedi.
“Neden? Kadınlara dokunmayanlardan mısın sen de?” dedi Gonca anlamak ister gibi.
“Hayır, temas hastalık getirir.”
“Anladım. Dokunamıyorsun yani kimseye?”
“Dokunuyorum, bu da nereden çıktı?” diyerek dikildiği yerde bir türlü laf anlatamadığı kadına baktı Mavi.
Kimse için daha en başından kötü şeyler düşünmemeliydi, babası her zaman ‘İlk izlenim yanıltıcı olabilir Mavi bezelyem,’ derdi ama bu kadın sürekli ona canım dediği için bile Mavi kadınla konuşmak istemiyor, midesinden yükselen ve sebebini anlayamadığı bir şeylerin kaynayıp fokurdamasıyla odasına kaçıp yıldızlı yastığına sarılmak istiyordu yalnızca.
Bu sırada belinde havlu gevşekçe bağlanmış şekilde, evde Mavi ve kendisi olduğundan rahat tavırlarla banyodan çıkan Muzaffer, “Yavru ceylan açtın mı diziyi?” diye seslendi içeri doğru. Saçlarından akan sular çıplak göğsünde yol bulan ve salona doğru adımlayan adam karşısında duran ikiliye bakarken ne düşüneceğini bilemedi. Mavi’nin çok sevdiği distopya mı her ne zıkkımsa o mu yaşanıyordu evin orta yerinde!?
Mavi kaşlarını çatık şekilde adama bir bakış atıp hızla onun önüne geçerek, “Misafirimiz var, üzerine uygun kıyafetler giymelisin!” dedikten sonra dağ gibi Muzaffer’i Gonca’dan saklamaya çalıştığını fark etmeden, “Hadi,” diyerek ekledi.
Gonca gülümseyip, “Ben yabancı değilim canım, hem görmediğim şey de değil,” dedi.
Mavi, duyduğu sözlerle Muzaffer’e doğru bakıp yüzünü düşürerek odasına doğru giderken Muzaffer, “Ne biçim konuşuyorsun kızım sen? Ettiğin laf mı?” dedi sinirle.
“Ne var bebeğim? Kocaman insan bilmiyor mu sanki? Hem o kim oluyor da seni benden saklıyor?”
“Gonca üzerimi giyinip de geliyorum,” diyerek hızlıca Mavi’nin yanına giden Muzaffer, çocuğun kapısını dört kere tıklatıp, “Gel,” yanıtını alınca içeri girdi.
“Yavru ceylan, ben şimdi derdini anlarım onun,” dedi üzerinde yalnızca havlusuyla Mavi’nin karşısına dikiliyor, çocuğun yastığına sarıldığını görüp de ne kadar sevimli olduğunu düşünüyordu şimdi.
“Muzaffer üzerini giyin artık!”
Muzaffer, Mavi’nin ilk kez bu halini gördüğünden şaşkınlıkla çocuğa bakakaldı. Mavi, bunca zaman hiç kimseye emir kipiyle konuşmamış, bağırmamış, kimsenin de işine karışmamıştı. Şimdi büründüğü bu hal adamın tam yüreğine dokunuyordu nedense.
Çocukken pazarlarda su satarak kazandığı ilk parasıyla tadını merak ettiği elma şekerini aldığında bile yaşamadığı, içinde bir yerlerde otuz iki yaşında birden baş gösteren anlamsız heyecanı bastırmaya çalışan adam, “Hemen,” diyerek odasına gidip hızlıca üzerine eşofmanlarını çekip de kadının derdini anlamak için yeniden salona döndü.
“Hayırdır sen Gonca?” dedi sert bir sesle. “Kafana göre benim adresimi milletten istemişsin zaten.”
Bu sırada Mavi de üzerini değiştirmiş şekilde çıplak ayakları parkeye şıp şıp basarak etrafı izleyen kocaman gözlü bir ceylan yavrusu gibi onlardan tarafa yalnızca Muzaffer’in üzerini giyinip giyinmediğini kontrol etmek ister gibi adama doğru bakarak mutfağa gitti.
Aslında ikisiyle de ilgilenmiyor görünüyordu ancak kulaklarını dikip de onları dinlediğini Muzaffer anlamıştı. Mavi’yi avlamayı artık iyi bildiğinden onu doğal ortamında gözlemlemelerinin sonucu çocuğu kitap gibi okuyordu şimdilerde.
“Muzaffer kaç kere aradım açmadın!” dedi kadın gözleri dolu dolu. “Eve hırsız girdi. O kadar korktum ki. Kalamadım orada, gidecek de kimsem yok bebeğim.”
Gonca bebeğim dediği an mutfaktan gelen gürültüyle ikili kafasını o tarafa doğru çevirdiğinde Mavi, “Pardon, kaşık düştü.” dedi.
“Ne hırsızı? Ayrıca polise gittin mi?” dedi sıkıntıyla Muzaffer. Günlerdir kadının telefonunu açmadığı için ‘Acaba kötü mü ettik?’ diye düşündü. Öyle ya yalnız yaşayan bir kadındı Gonca, şehirdeki tek tanıdığı da Muzaffer olunca ona ne kadar kızgın da olsa yine de zora düşmüş birine yardım etmediği için kendisine kızdı.
“Gittim, birkaç gün eve girme ne olur ne olmaz dediler.”
“Sen evde miydin hırsız girdiğinde?”
“Evdeydim ya! O kadar korktum ki sana anlatamam. Uyanıp da, ‘Muzaffer tıkırtı geliyor,’ demeyi akıl ettim de geldikleri gibi pencereden kaçtılar. Ya bana bir şey yapsalardı Muzaffer? Kadın başıma bıraktın beni kocaman evde,” dedi gözleri dolu dolu.
“Tamam tamam, bir daha girmez o şerefsizler girdikleri eve. Polise eşgal mi ne zıkkımsa verdin mi?”
“Görmedim ki. Ya yine gelirlerse? Çok korkuyorum. Zaten polisler üç dört gün başka yerde kal dedi bana. Ben de hızlıca valiz yapıp sana geldim, senden başka tanıdığım kimse de yok biliyorsun.”
“Anladım,” diyerek Mavi’ye bakan Muzaffer, çocuktan gözlerini kapatıp açmasıyla onayı alınca, “Burada kal birkaç gün, belki arakçılar kim bulurlar o zamana kadar,” dedi sıkıntıyla.
“Çok teşekkür ederim. Sana da Mavi, gerçekten çok korktum.”
Mavi kadına doğru elindeki yoğurduyla gelip, kaşıkla birlikte yoğurdu ona doğru uzatarak, “Aç mısınız?” diye sordu.
Gonca yoğurdu alıp, “Teşekkür ederim, bu yeterli,” dedikten sonra yoğurdun üzerindeki paketi açıp yemeye başlayınca Muzaffer Mavi’ye doğru gülümsedi, hem de Mavi’nin yıldız saydığı o güzel gülümsemelerinden biriyle.
Melek gibiydi karşısındaki çocuk. Kim ne derse desin, kimse için kötü düşünmüyor bunu yaparken de sahte bir tavırla değil içinden gelerek yapıyordu tüm bunları, bu yüzden başkalarının üzerinde eğreti bir ceket gibi duran tavırlar Mavi’nin üzerine tastamam oturuyordu. Muzaffer, bir kez daha hayran hayran çocuğa bakıp, “Yavru ceylan, sende yedek çarşaf marşaf bir şeyler var mı? Gonca benim odada kalsın,” dedi.
Mavi kaşlarını çatarak onu bakınca da hızlıca, “Ben kendi zamazingolarımı alıp şurada yatarım,” diye de ekledi eliyle oturduğu koltuğu gösterirken.
“Muzaffer?” dedi kadın sorar gibi.
“He?” diye yanıtladı onu adam gözü hâlâ Mavi’deyken.
“Beraber yatarız, sanki hiç yatmadık mı? Ne gerek var yeniden çarşaf, yorgan çıkarmaya?”
Muzaffer, ağızlarından çıkan her cümleyle birlikte yüzü değişen Mavi’nin çokça farkında olarak, “Olmaz, hadi Mavi biz çarşaf bulak,” diyerek çocuğun beline dokunup alışmış gibi yavaşça ittirdi Mavi’yi yürümesi için.
Mavi, onunla birlikte kendi odasındaki yedek nevresim takımını çıkarırken Muzaffer de, “Mavi, kusura kalma olur mu? Adresi ben vermedim, tek hücreli Sıddık kazması vermiş geçenlerde,” diyerek çocuğa açıklama yaptı, onu anlamasını umarak.
“Önemli değil, o da çok korkmuş olmalı. Birkaç gün kalsın ne olacak ki?” diyerek Muzaffer’in eline yedek nevresimleri verip yeniden adamın gözlerinin içine bakarak, “Ama o koltuk senin boyuna küçük gelir, nasıl yatacaksın orada?” diye sordu.
“Zaten çok da uyuduğum söylenemez, sıkıntı yok,” diye mırıldandı Muzaffer.
Mavi, alt dudağının kenarını dişleriyle ezerken aklından ne geçiyorsa söylemek için tereddütte olduğunu belli ediyordu. ‘Acaba?’ diye düşündü kendi kendine, bu aralar kendi içindeki acabaların çokluğunu fark dahi etmeden. Sonra birden sanki cesaretini toplamış gibi pat diye, “Benimle kal,” deyiverdi.
“Ne?”
“Yani şu yere yorganları serelim üst üste, yumuşak olur. Hem odam sıcak üşümezsin. O koltukta yatamazsın Muzaffer.”
“Yani sana sıkıntı olmasın, zaten benim yüzümden bu hale geldik.”
“Yok yok sıkıntı olmaz, hem salonda yatarsan dağınık durur. Sen yatağını toplamazsın da!” dedi Mavi, Muzaffer’in yatağını hiçbir zaman toplamadığından emin şekilde.
“Çok haklısın, ben toplamam bilmem de kitabıma öyle şeyler. Mağaradan gelmiş gibi bırakırım öylece sabah işe fıyarım, biri gelirse ayıp olur, çok iyi dedin. Ben burada yatarım, toplamasam da kapıyı kapatırız kimse görmez, değil mi?” diyerek hızlıca cümlelerini sıraladı Muzaffer.
Burnunun ucunda Mavi’nin kokusuyla uyuyup da uyanma fikriyle içinde yeniden hayatında hiç bilmediği bir heyecan duygusu baş gösterdi adamın, çocuklar gibi şen şekilde.
“Ben sana burayı toplatırım!”
“Eyvallahsın yavru ceylan,” dedikten sonra bir çırpıda kendi odasındaki nevresimleri değiştiren Muzaffer, Gonca’yı çağırınca kadın o pis valizini bu kez de Muzaffer’in odasına doğru sürüklerken o sırada odasının önünde onları izleyen Mavi’nin bir gözünün yeniden seğirmesine neden oldu. Muzaffer, Mavi’nin derdini anladığı gibi, “O gidince temizleriz,” diye çocuğa doğru fısıldayıp yeniden kendi odasına döndüğünde Gonca’nın valizinden bir şeyler çıkardığını gördü.
“Muzaffer gerçekten benimle yatmayacak mısın bebeğim?”
“Gonca, seninle niye yatayım? Bittiyse bitti. Uzatma. Yok senle yatmak falan kızım, ben söylediklerimde ciddiydim. Burada kalıyorsan zor durumda olduğundan, o işin de çaresine bakıp kendi evine gidecen zaten. Ev ev üzerine olmaz,” dedi kararlılıkla.
Gonca, adama doğru yaklaşıp tam karşısında dikildikten sonra, “Ama seni çok özledim, sen özlemedin mi beni?” diyerek elini Muzaffer’in tam kasıklarına atmıştı ki adam geriye doğru hızlıca bir adım atıp, “Böyle yaparsan kalamazsın Gonca, benden sana ekmek yok bundan sonra sal beni anladın? Bak şura tuvalet banyoyla bir, mutfağı da biliyorsun. Bir şeye ihtiyacın olursa hallet işte,” diyerek odadan çıkmıştı ki Mavi’nin hızla kendi odasına kaçtığı görüp onları dinlediğini anlayarak kafasını iki yana sallayıp dudaklarını ısırdı.
Mavi’nin odasına girip de onun için hazırladığı yatağı görünce çocuğa minnetle, “Sağ olasın yavru ceylan,” diyerek odanın kapısını kapattı.
“Önemli değil. Şey, o kadın eski karın ya yeniden seninle mi olmak istiyor?” dedikten sonra çok özel bir soru sorduğunu düşünüp başkalarının işine burnunu sokmaması gerektiğini kendisine hatırlatarak, “Özür dilerim, karışmamalıydım,” dedi yatağına oturarak. Her şeyi merak eden bünyesi genellikle insanların özel hayatını merak etmez, hatta bunları vakit kaybı olarak görürdü ama söz konusu Muzaffer ve hayatı olunca Mavi de dayanamamış soruvermişti işte.
“Kusur yok, bilmem ne istiyor ama ben beni bilirim. Ben istemiyorum.”
Mavi kafasını sallayarak yatağın içine doğru kayarken Muzaffer de elini ensesine atıp tişörtünü başından bir çırpıda çekip çıkardı. Elindeki tişörtü kenara fırlatırken Mavi gözlerini kocaman açıp, “N’apıyorsun?” diye sordu.
“Ben yatamam üzerimde bir şeyle, normalde donla yatardım da sana ayıp,” diyerek ışığı kapattıktan sonra iki yorganın üzerine bir de battaniye seren çocuğun hazırladığı yumuşacık yere kendisini attı. Üzerine pikeyi çekerken, “Mavi, kızdın mı bana?” diye sordu sakin bir ses tonuyla.
Tam yanındaki yatakta yatan çocuk ona doğru dönüp, “Kızmadım. Hem neden kızayım ki?” dedi.
“Hani sana sormadan falan geldi ya Gonca. Seni de zor durumda bıraktım. Ama kitabıma haberim yoktu ha, bu arada görüşmüyorum onunla,” diyerek o da Mavi’ye doğru dönüp gözleri karanlığa biraz olsun alıştığından çocuğun güzel yüzünü izlemeye başladı.
“Yardıma ihtiyacı olan herkese yardım etmeliyiz Muzaffer, yoksa kalbimiz kararır. Hem senlik bir sorun yok ki. Ömür boyu bizimle kalacak değil ya, birkaç güne gider.”
“Ömür boyu bizimle mi?” dedi Muzaffer, Mavi’nin sözlerinden bambaşka bir yere takılarak.
“Tabii, hırsızlar da bulunur umarım. İstanbul çok güvensiz çok. İki yüz otuzuncu sırada dünyadaki güvenli şehirler sıralamasında,” dedi yastığına sıkıca sarılarak.
“Öyle, halledecem ben aklın kalmasın yavru ceylan. O gidene kadar da ben burada kalırım artık. O küçücük koltukta da yatamam değil mi?” diye sordu hevesle.
“Olur, bence de yatamazsın. Üstelik çok da dar, omuzların bile sığmaz.”
“Burası rahat zaten. On numara yapmışsın yatağımı, eline sağlık.”
“Önemli değil. Hadi uyu sabaha misafire uygun kahvaltı hazırlamalıyız,” dedi Mavi uykulu bir sesle.
“Ne varsa yeriz kendini yorma, gerekirse alırız bir şeyler.”
“Olmaz! Zaten zor uyuyacağım. Kalkıp o valizin değdiği yerleri silmemek için kendimi zor tutuyorum. Siz evliykende mi böyleydi?” dedi Mavi, adamın ağzından laf almak ister gibi.
“Bilmem ki, ben o zaman da it gibi çalıştığımdan gözüme gelmezdi. Zaten sonra da- Neyse salla.”
Mavi, “Neden ayrıldınız? Yani çok özel değilse.” diye fısıldayarak yastığına yeniden sarılıp Muzaffer’e doğru yaklaştı. Gürültülü konuşursa yan odasındaki kadın onu duyabilir ve ayıp olabilirdi. Mavi, birilerinin onlar hakkında dedikodu yaptığını düşünmelerini istemezdi.
“Aldattı beni yavru ceylan. Benim de ayranım kabardı boşadım işte.”
“Ama görüşmeye devam etmişsiniz?”
“Oralar çok karışık be güzelim, bilmiyorum neden öyle oldu ama az mallık var bende. Ha buraya taşındıktan sonra onunla birlikte de olmadım.”
“Boşandıktan sonra çiftleşmeye devam mı ettiniz?” dedi Mavi, hem Muzaffer’den yeniden gelen güzelim kelimesine heyecan hem de ayrıldıktan sonra birlikte olmalarına duyduğu hayretle.
“Bunları seninle konuşmak istemiyorum.”
“Neden?”
“Beni kötü bilme.”
“Seni kötü bilmem Muzaffer, o senin özelin hem beni ilgilendirmez ki.”
Muzaffer sessizce, “İlgilendirsin isterdim,” dese de Mavi kapanan gözlerinin etkisiyle adamdan gelen sözleri duymadı. Ağzından zorla dökülen, “İyi geceler,” sözlerinin ardından Muzaffer’den gelen “İyi geceler yavru ceylan,” cümlesini de kulakları işitmezken yastığına sıkıca sarılıp uykuya daldı.
Uyuyalı ne kadar zaman geçtiğini anlamasa da kulaklarına dolan sesle uykusundan zorla kalkmasından çok da uzun süre uyumadığını anlayan Mavi neler olduğunu anlamak ister gibi gözlerini açıp etrafına bakındı.
Muzaffer’in onun odasında yattığını hatırlayınca sesin onun yattığı taraftan geldiğini duyarak anlamak ister gibi gözlerini kırpıştırdı. Anlamsızca sesler çıkaran Muzaffer’in yalnızca sanki çok acı çekiyormuş gibi elleriyle altındaki battaniyeyi sıkıca kavradığını ve belirginleşen çene kemiği hattından dişlerini sıktığını görünce hemen ışığı yakıp Muzaffer’i yavaşça, korkutmadan uyandırmaya çalıştı.
“Muzaffer?”
Onun omzuna dokunduğu an gözlerini açıp Mavi’nin kolunu tutan adam, birkaç saniye çocuğun suratına sertçe anlamak ister gibi baktı. Zihni olanları anlamlandırınca hızla onun canını yakma korkusuyla elini geri çekti.
“Yavru ceylan?” dedi sorar gibi.
“Kabus gördün, dur su vereyim,” diyerek başının ucundaki suyu ona uzatırken, “Ama bardak benim, kullanmıştım sana yenisini getireyim,” diyerek ayaklanmıştı ki adam elindeki bardağı hızla kapıp bir dikişte suyu tepesine dikti.
“Eyvallah.”
“İyi misin?”
“İyiyim sıkıntı yok,” dedi Muzaffer çaktırmadan onu sakinleştiren Mavi’nin saçlarından gelen kokuyu içine çekerken.
“Sık sık oluyor mu?” diyerek adamın elindeki bardağı alıp yeniden komodinin üzerine koyan Mavi, Muzaffer’in aslında içinde bir yerlerde çok da sağlam olmayan şeylerin bir kez daha farkındalığıyla kalbi sancıyarak baktı karşısındaki adama. Neyse derdi birlikte çözemezler miydi?
“Her gece.”
“Tedavi?”
“Bunun tedavisi nasıl olur ki? Anlamam o işlerden,” diyerek elleriyle yüzünü ovuşturan adam kendi deyimiyle kahpe dediği kadının her gece bilincine dadanmasına alışmıştı artık. Tedavi olsa eline avuç avuç ilaç verip de yollayacaklardı onu, emindi.
“Birlikte halledebiliriz aslında. Bildiğim çok iyi bir doktor var.”
“Aslında- Saçlarından gelen koku, yani kokun sakinleştiriyor. Hani kilerde kalmıştım ya o zaman fark ettim.”
“Benim kokum mu?” dedi Mavi kızaran yanaklarının esmer teninde tıpkı lezzetli, sulu birer elma gibi göründüğünün farkında olmadan.
“Evet senin kokun sakinleştiriyor, sesin de,” dedi Muzaffer. Kabuslarından birinden uyandığı için hâlâ hassas olduğundan dilinin kemiği yokmuş gibi konuşuyordu şimdi.
Mavi gülümseyerek yeniden ‘Acaba?’ diye düşünürken sonra Muzaffer’den hiçbir tehlike gelmeyeceğini bilir şekilde kendi içinde karara varmaya çalışarak yatağına girdi yeniden. Adamın şaşkın bakışlarına aldırmadan, “Gel, bu gece rahat uyu o zaman,” diyerek yorganın ucunu kaldırınca Muzaffer’in kirpikleri titredi çocuğun sözleriyle.
Burak’ın, ‘Sadece bir sabah yanında Mavi’yle uyan da bak bakalım bir daha vazgeçebilecen mi elemandan?’ sözleri beyninde bir yerlerde ona varlığını belli edince cüssesine bakmadan içinde yeşeren yalnızca bayramlarda alınan rengarenk kaplamalı çikolatalardan sabah uyanıp da yiyecek olan bir çocuğun sevinciyle alt dudağını ısırarak gülümsemesini bastırmaya çalıştı.
Mavi vazgeçer diye korkarak kalkıp hızlıca ışığı kapattıktan sonra Mavi’nin yanına uzanınca çocuk da onun üzerine yorganı örtüp kendisi de yorganın altından sıkıca yıldızlı yastığına sarıldı; asıl yıldızın, hem de dilediği zafer yıldızının yanında yattığının farkında bile olmadan.
Muzaffer, Mavi’den gelen kokuyu daha rahat duyumsayabilmek için çocuktan tarafa dönerken Mavi babasıyla bile yatmadığı yirmi beş yıllık ömründe ilk kez biriyle yatmasının verdiği hayretle birlikte içinde peydâ olan ‘Neden?’ sorusunu görmezden gelerek yalnızca gözlerini sıkıca yumdu, Muzaffer’in onu neden bu kadar ilgilendirdiğini anlamayarak.
İkili birbirlerine sessizce iyi geceler dilerken bundan sonra Muzaffer’in yerinin Mavi’nin tam yanı olduğundan habersizlerdi. Mavi, kalbini attıran bu yeni duygunun kaynağının yanındaki adam olduğunu anlasa da tanımlayamadığı hissi babasına sormayı kafasında tasarlarken Muzaffer ise yüreğinden gelen gürültüye zıt ilk kez zihninin bu kadar dingin olduğu bir geceye uyuyacağından emin öylece uyuyakaldılar.
Bundan sonra Muzaffer’in Mavi tarafından kanepeye kovulduğu tek gün hariç, bir ömür yan yana yatacaklarını bilmeden…
✨✨
Muzaffer (%60 🪵 + %40 🌟)
Okuyan gözlerinizden öperim✨🫶🏻
Gidelim Verve 💙