✨✨
“Ahmetciğim bir bakar mısın hele canım ciğerim?” diyerek içeriden seslenen sevgilisinin neden kibarlıktan kırıldığını anlamayan Ahmet, yanında oturan Darin’e doğru baktığında çocuğun heyecanla filme odaklanarak ortamdan koptuğunu görerek sessizce Burak’ın yanına doğru gitti.
Yatak odasında olduğunu düşünüp oraya doğru ilerliyordu ki birden banyonun içinden bir kol uzanıp Ahmet’i içeri çekiverdi. Neye uğradığını şaşıran çocuk, “Neler oluyor?” demesine kalmadan çoktan kendisini Burak’ın kucağında bulmuş, sırtı da kapanan banyo kapısıyla buluşmuştu bile.
“Sevgilim?” dedi gülümsemesinin eşliğinde sorar gibi.
Burak, Ahmet’in çenesinden başlayarak boynuna doğru öpücüklerini sıralarken, “Özledim,” diyebildi sadece.
“Yanımda oturuyordun az önce!”
“Kucağımda değildin,” diyerek çocuğun bacağını hafifçe dizinden büküp diğer bacağıyla tam belinde birleştirdi. Ahmet’i protezini bükerken çaktırmadan izlemiş nasıl rahatça eğip şekillendirdiğini görmüş, o da aynısını sevgilisi kucağında daha rahat etsin diyerek uyguluyordu şimdi.
“Çocuk var içeride!”
“Ne yapalım yani? O dalar gider film izlerken, ben de biraz öperim sevgilimi. Gideceğiz bugün zaten,” dedi üzgün bir ses tonuyla.
“Çok fenasın sen çok. Nasıl dayandın bensizliğe?” dedi Ahmet, boynunu sevgilisi rahatça öpsün diye biraz daha sağa doğru yatırırken.
“Valla çok zordu kitabıma. Her şeye eyvallah dedik de dibimde sen dolaşırken sana dokunamamak…” diyerek Ahmet’in tam yüzüne bakıp baş parmağıyla dudaklarının üzerini hafifçe okşarken, “Hele bir gün dudağına bir şey sürüp gelmiştin, kitlenip kaldım suratına,” dedi.
Ahmet nazlı nazlı gözlerini Burak’a süzerken, “Kruvasan yediğimiz gün mü?” diye sordu.
“Evet. Bir de kırmızı giymiştin, cayır cayır yandım Allah’ıma içten,” dedikten sonra sevgilisini kapının yanındaki çamaşır makinesinin üzerine yavaşça bırakıp eliyle protezini düzelterek çocuğun tam bacaklarının arasına girdi.
Sonra yüzündeki sinsi sırıtışla Ahmet’in bol tişörtünün içinden kafasını geçirip tişörtün tam boyun hizasından çıkarak çocuğun dibine girdi. Ahmet’in ağzını açmasına fırsat vermeden yavaşça onun alt dudağını emerken ikisinin de gövdesi Ahmet’in tişörtünün içinden birbirine sürtünüyordu şimdi.
Ahmet de beş dakika bile ayrı kalsa özlediği dudaklar ağzının üzerinde olduğundan fırsattan istifade edip Burak’ın dolgun dudaklarını emerken birbirine dolanan dilleri de alevlenen öpücükle üstünlük savaşına girmiş gibiydi.
Burak öpüşlerini bozup tam Ahmet’in gözlerine bakarak, “Rüyasına yattığım,” dedi. Çocuğun tişörtünden çıkıp bu kez elini dokunmaktan bir türlü bıkmadığı ama aynı zamanda da doyamadığı piercingine atıp okşarken Ahmet’in gözlerini, elmacık kemiklerini, dudaklarını, çenesini, tişörtü kenara çekip köprücük kemiğini sırasıyla öptü.
En sonunda Ahmet’in biraz aşağısında kalıp çocuğun belirgin köprücük kemiğini emerken Ahmet başını arkaya atıp inledi. “Darin var,” dese de elini Burak’ın saçlarından geçirip sözlerinin tam tersi şekilde adamı kendisine de bastırmayı ihmal etmiyordu.
Burak, çocuğun kasıklarının üzerine elini koyup kışkırtıcı bir şekilde okşarken Ahmet bir bacağını çamaşır makinesinin üzerine alıp dizinden kendisine çekerek, sağa doğru kırdı. Bu sırada Burak’sa çocuğun üzerindeki incecik eşofmanın yüzünden onun her bir kıvrımını avucunun içinde hissederken, elini daha fazla bastırarak Ahmet’in kasıklarında gezinmeye devam etti.
Çocuğun yana açılan bacağına bakıp, “Esneksin de Ahmet sen,” dedi zorlukla konuşurken. Ahmet iki elini arkasına atmış şekilde çamaşır makinesinin üzerinde geriye doğru yayılmışken, Burak’tan gelen sözlerle gülümseyerek kafasını salladı.
Burak, Ahmet’in tişörtünü yukarı sıyırıp bir yandan çocuğun kasıklarını okşarken diğer yandan da göbeğine doğru yaklaşıp, zümrüt yeşili piercinginin etrafında dilini döndürdükten sonra tamamen metal parçasını ağzına alıp damağına çekerek emmeye başladı.
“Burak, geri dönülemez bir yola girmeden dur,” diyerek fısıldadı Ahmet.
Burak önündeki beyaz tenli çocuğun yeşil renkle olan uyumuna bakarken, “Duramıyorum ki amına koyayım, biz ne zaman bir olacağız Ahmet?” dedi çocuğun göbeğinin üzerinden.
Ahmet, Burak’ı durdurmazsa gerçekten de geri dönülemez bir yola gireceklerini anlayınca sevgilisinin saçlarından tutarak kafasını kendi yüzüne yaklaştırıp, “Ben de çok istiyorum seni ama-” dedi sözü yarım kalırken.
Elinin hareketini durduran Burak, “Ama?” diye sordu.
“Yani şey- Hani gördüğünde?” diyerek bacağını gösteren çocuğa doğru kaşlarını çatan Burak, bazı zamanlarda Ahmet’in kölesi olmayı bırakma kararına sadık bir şekilde birden çocuğun protez olan bacağının üzerindeki eşofmanını yukarı kadar sıyırdı.
“Burak!”
“Yok Burak, aşkım va,” dedikten sonra çocuğun tam diziyle protezinin birleştiği yere bir öpücük kondururken, “Güzelliğini hiçbir şey gölgeleyemez Ahmet, bu konuda bir anlaşalım,” dedikten sonra yeniden olduğu yeri öptü.
“Bu konuyu yalnız olduğumuzda bir kere konuşacağız, sen bana nasıl olduğunu anlatacaksın önce,” diyerek bir kez daha öptü. Ahmet, şaşkınlıkla ‘Daha ne kadar sevebilirim bu adamı?’ diye düşünürken Burak sözlerine devam etti.
“Sonra bana protezi takarken ne yaptığını göstereceksin, bana da öğreteceksin. Ben seni her halinle, her şekilde çıplak göreceğim, hem içini hem dışını. Sonra ben yanında olduğum her an ben çıkaracağım bacağını anladın? Bir kere konuşacağız, bitecek. Bir daha da bana bununla gelmeyeceksin Ahmet, çünkü sen böyle yaptıkça ben sana kırılıyorum. Kırılıp da içimde bir şeyleri biriktirirsem bu ilişkimize zarar verir, bizi yıpratır. Ben seninle öylesine takılmıyorum, umudum senin de öyle olduğundan yana.”
“Saçmalama,” dedi hırsla Ahmet.
“O zaman ömür boyu benimle yaşayacaksan bana her halini aç artık Ahmet, kumaş parçalarının arkasına saklanma. Zaten seni çıplak görünce bayılıp da rezil olma ihtimalim var, performansımın kısa sürme ihtimali de olabilir. Göreceğiz,” dedi dalgınlıkla.
“Ne!?”
“Bilemem, sen hiç sana aşık oldun mu? Olmadın. Amına koyayım seninle sevişme hayali bile benimkini- Neyse, konuşturma şimdi beni gülüm.”
Ahmet gülümseyerek Burak’ı yüzünün hizasına yaklaştırıp gözlerinin içine bakarken, adamın tam dudaklarının üzerine doğru fısıldadı. “Devam et.”
“Yani anla işte yavrum, sevgili olduktan sonra düşündük biz de bazı şeyleri tabii. Yanlış anlama olmasın öncesinde haşa aklıma gelmedi. Ama düşününce bile benimkinin yer çekimine karşı gelmesi bir saniye sürüyor, kazık gibi oluyorum. Gerçeğini yaşasam süre konusunda tereddütlerim var ama aslan gibiyimdir korkma.”
“Bak sen, tecrübelisin yani?”
“İçten gelen bir şey,” diyerek konunun buraya gelmesinden rahatsız şekilde yerinde kıpırdandı Burak.
“Yalan söyleme!”
“Yani erkekle ilk kez olacak. Sen?”
“Benim bir kere oldu, öylesineydi ama,” dedi Ahmet.
“Ne!?”
“Sen de beni tümden melek yaptın aşkım, kaç yaşındayım? Öyle bir kez olmuştu.”
“Hiç hoşuma gitmedi bu vallaha, detayları öğrenmek istesem de sormayacağım. Aşkım demen bile beni yumuşatmadı dinime imanıma, düşün,” dedi Burak hırsla dişlerini sıkarken.
“Ben sana sorayım ister misin? Bence sen zararlı çıkarsın,” diyerek bir bacağıyla Burak’ı kalçasından çekerek kendine yapıştıran Ahmet sevgilisinin dudaklarına kapandı yeniden. Bir süre daha birbirlerinin dudaklarında kaybolan ikili en sonunda eve gitmek zorunda olan Burak ve Darin sebebiyle birbirlerinden ayrılmak zorunda kaldılar.
“Yeterince açık oldum ama değil mi yavrum? Bir kere konuştuktan sonra tamamen benimsin.”
“Zaten seninim,” dedi Ahmet masmavi gözlerini seyrek kirpiklerinin altından Burak’a süzerken.
“Tamamen,” diyerek çapkınca gülen Burak’la Ahmet kafasını sallayıp, “İndir beni,” dedi.
Burak, “Emrin olur yavrum, zevkle,” deyip çocuğun eşofmanının lastiklerini tutarak aşağı çekiyordu ki Ahmet, “Burak! Makinenin üzerinden indir,” dedi.
“Haa.”
Üzerini düzelten Ahmet’le beraber yeniden salona dönen Burak kardeşini de alıp sevgilisine sıkıca sarılıp vedalaştıktan sonra arkasında onun boşluğuyla hüzünlenen bir Ahmet bırakıp evim dediği cehenneme doğru sürdü arabasını.
Yol boyu Ahmet’e bayıldığını söyleyen Darin’in yüzündeki gülümsemenin değeri paha biçilemezdi Burak için. Yıllardır, dışarıdan bakanların şekerlemelerle dolu olduğunu, sefayla yaşadıklarını düşündükleri o evde nasıl anne babasının çürük ruhlarının o iğrenç kokusuyla yaşamak zorunda olduklarını iki kardeş biliyorlardı yalnızca.
İki gün bile olsa Darin’in gülerken gözlerinin içinin parladığına şahit olmak Burak’ın içinde yeniden umut fidanlarının yeşermesine neden oldu. Dört ay sonra hep bu şekilde olacaktı hayatları, Darin’i de yanına alacak Ahmet’le yeni hayatına, yeryüzündeki cennetine kavuşacaktı.
Yüzlerinde asılı kalan gülümseme hâlâ peşlerini bırakmadan, şakalaşarak eve adım attıkları an ev demeye bin şahit isteyen yerin buz gibi soğuk havası yüzlerine çarptı. Darin annesine bakmak için zıplayarak salona girdiğinde Burak daha ayakkabılarını bile çıkarmamıştı ki kulaklarına dolan tokat sesiyle ayakkabılarını çıkarmayı bırakıp öylece salona koştu.
Çocuğa nasıl vurduysa zaten çok da yapılı olmayan Darin yere düşmüş, şaşkınlıkla eli yüzünde tepesinde ona öfkeyle bağıran adama bakıyordu. Burak hızla Darin’i yerden alırken birden karnına gelen tekmeyle bugün katil olacağına emin şekilde önce bir şey demeden kardeşini kaldırdı.
“İbneler!”
“Ne diyorsun sen yine pezevenk? Almayım ayağımın altına seni,” dedi Burak, Darin’i koltuğa oturtup saçlarını okşarken.
“Lan ananız neydi ki siz ne olacaktınız zaten? Ben kardeşini sana anlatırken sen en büyük ibneymişsin! Şerefsiz, yüzümü öne eğdirdin! Tövbe estağfurullah, Affet Allah’ım!”
“Ne konuşuyon lan sen yine?”
“Cumartesi günü, dünürle oğlu el ele erkekle görmüşler seni, adam cemaatin içinde bir şey demedi de kenara çekip söyledi. Allah’ım al canımı dedim duyduğumda. Anlatırken utandı sıkıldı adam, ‘Kızımı oğlunun durumunu kapatmak için mi kullacaksın?’ dedi. Bana lan bana, Hacı Recep’e,” diyerek elini kaldırmıştı ki Burak adamın elini havada yakalayıp geriye doğru büktü.
“Kırarım o elini, bir daha kalksın.”
“Kes lan. Ben ibne olun diye mi büyüttüm lan sizi? Erkek olduğunuzu öğrendiğim gün, aha şu suratsızın karnındayken daha, onun için mi davulla zurnayla koç kestim yolunuza?”
Burak, annesini gösteren adama bakmadan kadına doğru döndüğü an beynindeki tüm damarların tek tek yerinden attığını hissetti. Onların yokluğunda bütün hıncını kadından çıkarmıştı adam. Kadının gözünün altı mor, dudağının kenarı yara, elmacık kemiğinin üzeri şişti. Yine de kadın öylece boşluğa bakarak duruyordu, sanki hunharca dövülmemiş gibi.
Yaşadıklarını kimseler bilmezdi kozasında daha kelebek bile olmadan, on altısında ölen Melike’nin. Bu adamın bir gün ondan çaldıklarını da, kendi ailesinden başka kimselerin bilmediği ya da adamın babasının da ona yaptıklarından kimselerin haberi olmadığı gibi. Olanı gördü herkes her zamanki gibi arkasında yaşananlar Melike’nin zihninde yirmi yedi yıldır onunlaydı, topraklara, denizlere bir türlü gömemediği şekilde…
Deli dedi herkes kadına yalnızca, kendi oğulları bile ona bu kelimeyi layık gördü. ‘Deli, ruhsuz, hasta, kadın bile değil.’ On altısında kadın olmuştu Melike, kadınlığın anlamını bilmeden ama nefret ede ede. Oysa onun da çok sevdiği biri vardı, masumca balkondan balkona bakışıp gülüştüğü, arada bir ona mektup yollayan. Nereden bilirdi ki kendisinden on dört yaş büyük birinin bir gün ‘Sen benimsin!’ diyerek ondan bütün ömrünü çalacağını?
Kadın sadece önüne bakarken Burak adamın saçlarından tutup kafasını duvara vurdu. “Seni öldürürüm, adını ağzıma almadan öldürürüm yeminim olsun. Leşini sokaktaki hayvanlara bile vermem kirlenmesinler diye, bu evden birine bir daha elini kaldır bakayım.”
“Kes sesini, cehennem dölü.” diyerek Burak’ın elinden kurtulan adam oğlunu itip işaret parmağını ona doğru sallayarak, “Haftaya o kızla evleneceksin, Seyfi’yi ikna ettim. O yanındaki kimse bana buldurup da öldürtme. Onu da, ananı da, aha bu senin izinden giden ibneyi de öldürürüm. Göğsümü gere gere yatarım içeride, iki ibne bir orospu öldürdüm derim paşalar gibi bakarlar bana,” dedi.
“Seyfi’yle konuştum, haftaya pazartesi kızı istiyoruz. Hemen söz nişan, öteki ay düğün. Sonra ne bok yersen ye. Bunu da cemaatin yurduna veriyorum, onlar uğraşsın. Belki düzelir, senden geçmiş ama belki onda umut vardır.”
“Siktir lan,” dedikten sonra annesine ve kardeşine bakan Burak sakinleşmesinin imkansız olduğunu anlayarak adamın tam suratına bir yumruk attı. “Ben ibneyim diyerek sokakta bağırmazsam bana da Burak demesinler, ikisini de alıp gidiyorum. Seninle bırakır mıyım onları?”
“Bok alırsın, anan zaten gitmez, gidemez. Bunun da yaşı on sekiz değil. Sike sike oturacaksın bu evde. Çocuğumu kaçırdı diyerek polislere ağlayıp seni de içeri attırmamı istemiyorsan tabii. Ha sen içerideyken o sevgilinin başına ne gelir Allah bilir. Mahalleliye ibne adresi diye verirsem neler olur düşündün mü hiç? Bir de kız gibiymiş, Seyfi dedi. Mahallelinin bir gece eğlencesi olur o ibne de. Kes sesini otur, o kız istenecek. Sonrasında diğer konuları konuşacağız,” diyerek söylediklerinin etkisiyle donup kalan Burak’ın üzerine saldırmasına fırsat bile vermeden montunu da alarak çıkıp gitti evden.
Burak, görmeyen gözlerle olduğu yere çökerken ne yapacağını bilemeden, kocaman cüssesine de bakmadan elleriyle yüzünü ovuştururken Darin geldi yanına, ne diyeceğini bilemez şekilde sadece abisini kollarıyla sararak.
Melike, akmaz artık dediği yaşlar gözlerinde birikirken iki oğluna baktı yalnızca, kendi hayatını çalmıştı ya adam oğullarını da meze etmişti doymak bilmeyen iştahına.
Aynı dakikalarda içi simsiyah bir sıkıntıya bulanan Ahmet, Burak’a mesaj attığında Burak cebinde titreyen telefonun varlığını bile hissedemedi. Saçlarının teline dahi kıyamayacağı çocuk için söylenenler kulaklarında çınlarken çaresizce kardeşinin kollarında bir bir kapanan yollarını düşündü sadece.
Belki muhteşem bir insan değildi ama soktuğu hayatta daha birkaç aydır yüzü gülerken koca İstanbul’da, sadece sevdiğinin elini tuttuğu için boktan bir tesadüfle onu gören gözlerin tezahürü sözleri ömrünce Ahmet’in yanına yakıştıramazdı, ömrü boyunca da adamın sözlerinin etkisini unutamayacak, aklına geldikçe, ‘Ya olursa?’ diyecekti Burak.
Melike, her zamanki gibi kimseler ona bakmadığından görünmez şekilde kalkıp iki oğlunun da ayaklarının dibine çöktü. Yıllardır ondan doğru düzgün tepki alamayan Darin şaşkınlıkla onun yüzüne baksa da kadın yalnızca, “Öldüreceğim onu, siz bu gece kaçın,” diyerek sakince ikisinin yanaklarına birer öpücük kondurup ayağa kalktı, arkasında hem Burak’ı hem de Darin’i öylece bırakarak…
✨✨
Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻
Gidelim Verve 💙