Bölüm 20: Sternstunde*

✨✨

Siyah gözleri önündeki laptopun ekranındayken bir yandan da her şeyi kontrol etmek zorunda oluşunun onu nasıl bir tutsak haline getirdiğini düşünüyordu genç adam. Belki biraz ona da özgürlük hakkı tanınsaydı o da etrafındakiler gibi sıradan konular hakkında konuşup günlük, kısa sohbetlere katılabilir, insanların nankörü oldukları ve her adımını planlamadıkları bir hayatı o da yaşayabilir, kendisi de aynı nankörlükle basit şeylere kafa yorabilirdi.

Oysa şu an, büyük buzlu camekanlarla kaplı odanın içindeki kumralı düşünmek, aynı anlarda da onu düşünmediğini başkalarına ispatlamak zorundaydı, tüm serinkanlı kalma çabalarının yarattığı zihnindeki görkemli bir savaşın ortasında…

Volkan’la hazırladıkları bu akşamki tezgah için görüşmeye gelen Barış’ın ona bakmadan dosdoğru adamın odasına girdiğini görünce elbette şaşırmamıştı. Günlerdir bekleyen adamın büyük bir şirketin göz boyayan yöneticisinin ipliğini pazara çıkarma hırsıyla yanıp tutuştuğunu, bunun için de en çok Barış’a ihtiyacı duyduğunu o da biliyordu. Belki istese başka birini de bulurdu Volkan. Ama Mert, adamın neyi neden yaptığını ya da altında bir anlamın olup olmadığını anlayamıyordu.

Bu durum da onu derin bir kuyunun dibinde, bir karış suyun içinde boğulmaya sürüklüyordu. Belki sadece Barış’ın bu iş için biçilmiş kaftan olduğunu, onun sağda solda konuşmayacak kadar güvenilir yapısını sezinlediği için adamı kullanma konusunda ısrarcıydı Volkan. Ama Mert, yıllardır dostu olan şüphe ile onunla ilgili bir durumu çözümlemek isteyip istemediğini de ihtimallerinin arasında tutuyordu. Bu yüzdendi Barış adamın odasına geçip giderken onu izleyen Mine’nin bile aklında bir soru işareti bırakmamak için adamdan tarafa bakmayışı.

Kısacası, kuyudaki su bir karış olsa da kuyunun boyu Mert’i zaman zaman aşıyor, onun oradan kurtulmasına müsaade etmeyen bir durumda kalmasına neden oluyordu.

Kendisine Türk kahvesi getiren kadına gülümseyip kahve fincanını alırken Volkan’ın kapısının açıldığını ve Barış’ın yine ondan tarafa bakmadan çıkıp gittiğini gördü. Aptal kumral ona bakmadığında onun günlerdir olan itirazlarını da yok sayacağını düşünüyor olmalıydı.

Ne yaparsa yapsın engelleyemediği şekilde, söz konusu Barış olduğunda son zamanlarda yaptığı gibi kendisine hakim olamayarak Barış’ın arkasından baktı. Kendi zihniyle tutuştuğu savaşı zihninin kaybedişi de hayatına Barış’la birlikte gelen ironilerden yalnızca biriydi. Onu yanına çağıran Volkan’ın sesini duysa da kendi deyişiyle ekosistemde hayatta kalmak için geliştirdiği duyuları sağlam olduğundan onun az önce çıkan adamın arkasından baktığını fark eden Mine’ye çevirdi bu kez bakışlarını.

“Gözlerini benden alamıyorsun?” dedi kadının çirkin giyim tarzına bakmamak için bakışlarını yüzünde sabit tutarken.

“Her zaman,” diyerek kıkırdadı Mine. “Sen de giden adamdan bakışlarını çekemedin bir türlü.”

Mert, Volkan’ın odasına gitmek için ayaklanırken sertçe, “Peki bundan sana ne?” diye sordu.

“Bir yerden tanıdık geliyor da o yüzden dikkatimi çekti.”

“Gelip giderken görmüşsündür.”

“Hoş biri.”

“Kadınların ilgi alanına girdiğinden pek emin değilim,” dedi Mert sinirle.

Her zamanki kurnaz gülümseme kadının yüzüne genişçe yayıldı. “Bu özel bilgiyi nereden biliyorsun peki?”

Mert, “Radarım açıktır,” derken bu kez az önce yaptığı hatayı tekrarlamamak için sakin kalarak sözlerine devam etti. “Erkekleri iyi tanırım.”

“Peki kadınlar?”

“Neden olmasın?” diyerek Volkan’ın odasına doğru adımlayan Mert, artık bir şeyler için harekete geçmesi gerektiğine bir kez daha emin oldu. Burada, bu aptallarla geçirdiği her vakit ona mide bulantısından başka bir şey getirmiyordu ve Mert her zamanki gibi çok çabuk sıkılmıştı.

Kapıyı birkaç kez tıklatıp, “Gel,” yanıtını alınca içeri girdi. Az önce giden adamın kokusunun sindiği oda, yüzünde kokunun getirisi olan bir gülümsemeye neden olmak üzereyken yeniden güdülerini kontrol ederek Volkan’ın masasının önündeki tekli koltuklardan birine attı kendisini.

“Mert hoş geldin, yorgun görünüyorsun.”

“Hafta sonum hareketli geçti diyelim.”

“Bayılıyorum gençliğe,” dedi Volkan anlayışlı bir gülümseme ile. “İnsanın ömrü de tıpkı mevsimler gibi bir döngü değil mi? Bahar gençlik, yaz çiçeklenen yetişkinlik, olgunluğun hasadının toplandığı sonbahar ve solup gidecek bir ömrün habercisi olan kış. Ama ben en çok baharı severim, gençlik zamanları gibi kısa sürse de yaşadığını hissettirir insana.”

“Siz hangi mevsimdesiniz peki?”

“Sonbahar hasadımdayım ben tabii ki. Bolluk ve bereketin en zirvesindeyim. Ama sizler gibi cıvıl cıvıl gençler sayesinde baharı da yanı başımda duyumsuyor gibiyim.”

“Ne mutlu size ama bence siz gerçekten yaşsız bir adamsınız,” dedi Mert. Sözlerini uzatmak istese de kendisini bunu yapmak için bile yorgun hissederken sadece bir şeyler söylemiş olmak için, “Siz tanrılara kurban vermiş olmalısınız. Sonsuz bir gençlik bahsedilmiş size,” diyerek karşısındaki adamın duyduğu sözlerle daha da genişleyen gülümsemesine tanıklık etti.

“Sen yok musun sen? Yine söyleyeceğim, seninle insan yaşlanmaz. Ama benim de planım bu zaten.”

“Planlarınızı bana da söyleseniz?” diyerek önündeki cam biblo ile oynamaya başladı Mert. “Bana güvenmediğinizi düşünmeye başlıyorum artık.”

Volkan, yüksek bir kahkaha atıp kafasını sallayarak Mert’e baktı. “Sana güveniyorum tabii ki. Bu yüzden seni yol arkadaşım yapmak istiyorum ya. Benim beklentim birkaç günlük yatak eğlencesi değil Mert, bir ömür sürecek hayat ortaklığı. Bunu sana açıkça gösterdiğimi düşünüyordum aslında.”

“Yani sizden sonra sizin olan her şey benim mi olacak?”

“Gözünün benimle birlikte mirasımda olduğunu bana söylemen ne kadar akıllıca?”

“Bilmem?” dedi Mert omuzlarını silkerek. “Madem yol arkadaşınız olacağım sizden neden bir şeyler saklayım ki? Sizin düşündüğünüzün aksine planlar kurup onları uygulayabilen biri değilim ben.” Siyah gözlerine kondurduğu masum bakışlar Volkan’ın içini titretirken Mert sözlerine devam etti.

“Daha size geldiğim ilk gün yaptıklarımı dürüstçe anlatmıştım hatırlarsanız. Savcılığı hacklememden bahsediyorum. Ruh güzelliği palavralarına inananlardan değilim. Sizi televizyonda gördüğüm an karizmatik duruşunuz, adaletli kararlarınız ama en önemlisi korkusuzca sisteme baş kaldırışınız etkiledi beni. Bu yönlerinizden etkilenen ilk kişi de ben değilimdir, öyle değil mi?”

Volkan, karşısında rahatça oturan, biriktirmeyi çok sevdiği muazzam heykeller kadar güzel ama zaman zaman bakışlarında beliren masum pırıltıların onu daha da dayanılmaz yaptığı genç adama bakarken kendi kanının da kaynadığını hissetti. Uzun zamandır Mert kadar ilgisini çeken kimse olmadığını kendisine bir kez daha hatırlatırken ona iyilik yapan eski arkadaşını yeniden düşündü. Kendi yaptığı iyiliğin karşılığını fazlasıyla alsa da onun yetiştirdiği bu genç adam zamanında aldığı risklerin sürpriz bir hediyesi olmalıydı.

“Bayılıyorum senin hesapsız kitapsız konuşmalarına. Hayatı kolaylaştırırsın sen. Ama Mine’yi unutuyorsun.”

“O hâlâ oyunda mı?”

“Yurt dışında olan adam vardı ya? Hani Yasemin’den önceki sekreter, kadını da uyarmıştı patronu için?”

“Evet,” dedi Mert durumu anlasa da.

“Onu bulmuş. Üstelik bulmakla da kalmamış, hafta sonu Gürcistan’a uçup adamı buraya gelmeye ikna etmiş.”

“Nasıl bulmuş?”

“Birilerini illegal yollardan bulmak sadece senin işin mi? İnternetin karanlık yerlerinde belli bir ücret karşılığı sen ne istersen onu yapan insanlar var. Mine de kendi parasıyla oranın en iyi adamını tutmuş. Adamı epeyce de rahatsız etmiş,” diyerek kahkaha attı Volkan. Bayılıyordu gençlerin cüretlerine. “Yazışmalarını bana da okuttu. Adam en sonunda yaka silkip sabaha karşı Mine’ye istediği tüm bilgileri ulaştırmış.”

Mert, bahsedilen karanlık yerlerin en iyisinin kim olduğunu biliyordu. Yalnızca şu an tek dileği iki tarafın da birbirinden habersiz bir alışveriş yapmış olmalarıydı. Mine, şayet Barış’ın kim olduğunu öğrenseydi Volkan’a saniyesinde söylerdi, Volkan da kendisine elbette. Yeniden bu işlere bulaştığı için Barış’a sinirlenmek istese de bundan bile aciz olduğunu hissetti. Kumral adama olan hisleri sinirlenmekten çok farklıydı son zamanlarda.

“Bu adam ne kadar güvenilir? Ya da kimliği belli mi? Bizim ifşamızdan sonra Yasemin ve o sekreter adam şikayetçi olacaklar ve dava medyada büyük ses getirecek. Bu adam tüm bunları gördüğünde başımıza bela olmasın?

“Kimliği belirsiz biri. Başımıza bela olacağını düşünmüyorum, Mine de onunla anonim olarak konuşmuş.”

“O adam Mine’nin IP adresinden yedi sülalesini bulur,” diyen Mert hızlıca ekledi. “Bahsettiğiniz kadar iyi birinin Mine’yi de bulması zor olmayacaktır.”

“O zaman onun da başı yanar. Kazan-kazan durumu Mert. Tanımadığımız bir adam için endişelenmek yerine Barış’ın bu akşam işleri düzgünce halledip bizim önümüzü açmasını sağlamalıyız. Ayrıca Mine son hamlesiyle yeniden sahalara döndü, tam bir Medusa‘ydı bu davada.”

Mert yüzünü buruşturarak Volkan’a baktı. “Medusa ile Emine’yi bir tuttuğunuza inanamıyorum.”

İşaret parmağını dudaklarına değdirerek, “Hişt!” diyen Volkan yeniden keyifle gülümsedi. “Duymasın.”

“Birilerinin kendilerini kompleksleriyle farklı addetmiş olması onların kim olduğunu benim gözümde değiştirmez. Emine, Medusa olmak için fazla çirkin ayrıca.”

Medusa da çirkindi.”

“Hayır, Medusa çok güzeldi,” dedi Mert. “Güzel bir yüzle doğanların lanetini taşıyanlardan yalnızca biriydi. Kimseye karışmadan, sihirli güçlerini kötülük için kullanmadan, karanlığın içinde kendi halinde yaşayan biriyken erkeklerin kötülüğüne maruz kalan, cinselleştirilen bir kadındı. Poseidon bile onu bulup tecavüz etmedi mi? Felakete neden olan bir kadın değildi o, tüm gücüne rağmen bu gücünü kendi çıkarları için de kullanmamıştı. Sadece kendi başına kalmak istemişti. Ama erkekler buna da izin vermedi, kendi çıkarları için onu rahat bırakmak yerine öldükten sonra bile onun başını kullandılar. Nitekim Perseus, o öldükten sonra onun huzur bulmasına izin vermedi ve muhteşem gücüyle insanları taşa dönüştürdü. En sonunda da Perseus kahraman kral oldu, Medusa ise hor görülmesi gereken biri.”

“Hikayenin bu versiyonunu bilmiyordum.”

Perseus iyi bir adam değildi Volkan Bey, kahraman da değildi. Bir kadının ölüsü üzerinden rant sağlayacak kadar zalim olan canavarlardan yalnızca biriydi. Bunu bilseniz yeter. Emine ile Medusa çok farklılar.”

Volkan, kıkırdayarak karşısında gözleri öfkeyle yanan genç adama baktı. “Bu yaşta senden bir şeyler öğreniyorum. Ama sen yine de Emine olayını çok dillendirme.”

“Sizi de korkutmuş ama ben ondan korkmam.”

Volkan kaşlarını çattı. “Ben de kimseden korkmam Mert. Benim yalnızca ona vefa borcum var. Bazı şeyleri kolay unutan adamlardan değilim. Mine, bunca zaman bana her konuda destek oldu, hem de benim kararlarımı sorgulamaksızın.”

“Yani hatalı bir yanınız varsa onun yüzünden aynı hataları yapmaya devam ettiniz. Bence sizin yol arkadaşınız sizi gerektiğinde eleştirebilmeli. Siz eleştiri kaldırabilecek kadar öz güvenli bir adamsınız. Mesela az önce giden adam-” dedi Mert asıl konuya gelmek ister gibi.

“Aynı şeyleri söylemeyeceksin değil mi? O adam temiz biri Mert. Bunu benden çok senin bilmen gerekiyor.”

“Ben o adamla ilgili hiçbir şey bilmiyorum,” dedi bir çırpıda Mert. “Yalnızca birkaç kez takıldığım kişileri aklımda tutsaydım inanın bana zihnimde kanunlara yer kalmazdı. Sadece yanındaki o çocuğa tıpkı sizin de kayıtsız kalamayacağınız gibi ben de kayıtsız kalamadım ve yardım ettim. Bir daha da görüşmeyi de düşünmüyordum. Hatta siz bu iş için onu seçtiğinizde çok şaşırdım. Siz bile onun hakkında benden daha fazla bilgiye sahipsinizdir, emin olun.”

“Buraya kadar geldiğine göre aranız iyidir diye düşünmüştüm.”

Mert, asıl konudan saptıklarını hissetti. Eğer Barış’la ilişkisi konusundaki inkarlarının ısrarına devam ederse adamın onun itirazlarından Barış’ı korumak istediği anlamını çıkarabileceğini de düşünerek, “Bence siz beni kıskandınız,” dedi. “Ama sizin karşınızda sıradan insanların hiç şansı yok.”

Yeniden midesi bulanırken yüzünü sabit tutmaya özen gösterse de baş parmağı ile dudağının kenarını kaşıyıp dudak içini dişlememek için kendi dikkatini dağıtmaya çalıştı, konuşulan konuya katlanabilmek için.

Volkan çapkın bir ifade ile karşısındaki gence doğru, “Bak şimdi,” dedi. “Bu anlamı mı çıkardın sözlerimden?”

“Ben o adamla ilgili başka bir şey söyleyecektim ama konu nerelere geldi. Ben de istediğim gibi düşünmekte özgürüm değil mi? Belki de işime geldiği gibi düşünmek istiyorumdur.”

“Tamam tamam, anladım. Ama güven o adama Mert. Ben insanın bakışlarından anlarım, temiz biri.”

“Öyledir tabii,” diyen Mert asıl meseleye gelmek ister gibi, “Ama tek başına göndermeyelim oraya. Yanında biri gitsin, ne olur ne olmaz. Hatta Mine gitsin. Bakalım neler yapacak?”

Volkan birkaç saniye düşünüp, “Haklısın, riske atmamak gerekiyor ama Mine olmaz,” dedi. “Aksi bir durumda oradakilere karşı kendisini koruyamaz. Sen git, hem adamı az da olsa tanıyorsun.”

“Oklar bana döndü ha,” dedi Mert büyük bir rahatlamayla. “Bu akşam bambaşka planlarım vardı ama,” diyerek yüzüne memnuniyetsiz bir ifade kondurdu, kalbi tam tersini hissederken.

“Buraya geldiğin zaman istediğim her şeyi yapacağına dair söz vermiştin, unuttun mu?”

Mert bu kez en güzel bakışlarından birini adamın suratında dolandırırken, “Siz ne isterseniz yaparım ben Volkan Bey, bunu biliyor olmanız gerekir,” dedi bedeninin gevşemesiyle birlikte Barış’ın yanında olduğunda Volkan’ın onu takip etme riskini de ortadan kaldırdığı için ferahlayan zihniyle.

✨✨

Arabanın içerisinde dakikalar tıpkı akan kanı zorlaştırmak isteyerek daralan damarlar gibi yavaş yavaş ilerlerken Mert’in gözü büyük holding binasının arka girişindeki kapıdaydı. Gözlerini bir türlü sikik kapıdan çekemiyor, yüreğindeki bu anlamsız histen de bu hissin zihnine yolladığı korku sinyallerinden de nefret ediyordu şimdi. Barış’la yaşadıkları tartışmanın sonunda adam kapıyı vurup arabadan inmiş, yanına aldığı ve kayıt için gerekli olan türlü elektronik aletlerle birlikte Mert’in aynı şeyleri defalarca kez tekrar etmesinden sıkılarak binanın içine girip gözden kaybolmuştu.

O gideli neredeyse bir saat olmuştu ama Mert için zaman, hem iliklerine kadar çoğaltmayı istediği hem de ondan kaçarak yok olmasını dilediği bir forma dönüşmüştü. Zamanı Barış’la çoğaltmak isterken onun o adamın yanında oluşuyla her şey gibi yavaş akan dakikaları da yok etmeyi düşünüyordu, hem de hiç tereddüt etmeden.

Ulvi’den başka biri için endişeleniyor olmasına şaşırmayı bile bırakmıştı sanki, ya kumral adamın canını yakarlarsa diye korkusundan. Oysa Barış’la tanıştığında onun uysal, kendi halinde bir tip olduğunu düşünmüştü. Barış’sa ona alıştıkça inatçı kimliğini onu daha da köşeye sıkıştırmak ister gibi gün be gün bir dağın tepesinden bırakılan ufak kar parçasının yuvarlanarak kocaman bir çığ felaketine dönüşmesi gibi onun üzerine sürüyordu. Mert, o zamanlar birinden şu anki halini duysaydı kendisine sakladığı kelimelerinden en afililerini ona durumunu söyleyen kişiye bahşedebilirdi, bundan emindi.

Girdiği düşünce sarmalının onu iyice köşeye sıkıştırdığını fark edince derince bir nefes alarak biraz olsun kendine gelmeyi ummuştu ki arabanın filmli camına gözü yeniden takıldı. Barış, başına geçirdiği kapüşonu ile birlikte sokak lambalarının loş ışıklarının altında ona doğru gülümseyerek adımlamaya başladı.

Binanın etrafındaki kameraların görmediği kör noktaya park ettiği arabası yüzünden dakika başı küçücük bir alanda art arda yaktığı sigaraları haricinde olduğu yere sıkışıp kalmıştı. Bu yüzden arabadan çıkıp ona doğru aheste aheste gelen adamın yanına gidip onu kucaklayarak hızla arabaya getirme isteğini güçlükle bastırdı.

Zaten yavaş akan zamanı Barış’ın tembel adımları daha da yavaşlatırken sonunda arabanın kapısı açılıp da Barış yolcu koltuğuna kendisini atınca onun daha ağzını açmasına fırsat vermeyen Mert, tam yakasından tutup adamı kendisine çekerek dudaklarını onun dudaklarına bastırdı. Günlerdir damarlarında dolaşan o endişeyi silip atmak için kendi kanını akıtması gerekiyorsa son damlasına kadar onu da yapardı ama bu da karşısındaki kumralın kendini soktuğu duruma çözüm değildi ki. Ama en nihayetinde bitmişti. Her şey geçip gitmiş, Barış onun tam yanında otururken şaşkınlıktan acemileşen öpüşleriyle dudaklarını ona sunuyordu şimdi.

Birkaç dakika boyunca Barış’ın dudaklarını sanki son bir damla su kalmış da Mert ona muhtaçmış gibi öptü. Eli hâlâ yumruk olmuş şekilde Barış’ın yakasına tutunmuş, Mert ise yalnızca adamın gerçekliği ile ona bir zarar gelmeden yanında oluşunu yine onun dudaklarıyla kutluyor gibiydi.

Güçlükle Mert’in küçük ısırıklar bıraktığı dudaklarından ayrılan Barış gülümseyerek, “Bunu neye borçluyum?” diye sordu.

“Siktir et. Bir sıkıntı çıktı mı? Sana bir şey yaptı mı, dokundu mu?”

Barış, tam yanında ona endişe ile bakan adamın gözlerindeki bu bakışı çok beklemişti. Onlar tanışalı aylar geçmiş, ne olduğu belli olmayan bir ilişki içinde Mert’in sadece onunla sevişmeyi sevdiğini de anlamıştı. Ama şimdi, bir arabanın içinde sanki kendisine aşıkmış gibi, sanki onu tüm tehlikelerden kocaman kanatlarını açıp da koruyabilecekmiş gibi bakan adamla ruhunun nereye ait olduğuna emin oluyordu sanki.

“Barış biraz daha anlatmayıp suratıma bakarsan-“

“Tamam be,” diyerek çemkirdi Barış. Yaşadığı adrenalin hâlâ içinde bir yerlerde sinsi sinsi süzülürken bir de kendisine güzel bakan adamın bakışlarından ona yansıyan parıltılarla baş etmeye çalışıyordu aciz yüreği.

“Hiçbir sorun çıkmadı,” diyerek elindeki dinleme aletini ve bir kalemin içine gizlenmiş küçük kamerayı Mert’e uzattı. “Aklı şeyinde olan adamlardan biriydi. Çok da kolay tav oldu bana.”

“Dokundu mu?”

“İstedi ama izin vermedim.”

“Yüzün göründü mü?”

“Hayır. Sadece onu çektim. Bir ara arkadan kendimi de çektim ama. Erkek olduğum belli olsun diye düşündüm.”

“Sesini değiştireceğiz zaten. Seninle ilgili hiçbir şey yok değil mi bu kayıtlarda? Eminsin yani? Kendinle alakalı en ufak bir bilgi verdin mi? İyi düşün Barış.”

“Vermedim.”

“Zaten ben de kayıtlara bakarım Volkan’a vermeden. Bu üzerindekileri de gerekirse yak.”

Barış, hâlâ taksitleri bitmeyen kıyafetlerine şöyle bakıp Mert’e doğru suratını düşürdü. “Gerek var mı? Kim anlayacak ki? Bu kıyafetlerden kim bilir daha kimlerde vardır?”

“Her ihtimali düşünmek zorundasın Barış,” dedi Mert sertçe. “İnsanların ne kadar işsiz olduğundan haberin yok tabii. Herhangi bir video kaydında, arkada çıkan bardaktan sosyal medyada kimleri buluyorlar biliyor musun? Çok istiyorsan başka kıyafetler alırız ama bunları benim gözümün önünde yakacaksın.”

Barış kaşlarını çatarak, “Ben kendime kıyafet alabilirim!” dedi huysuzca. “Kibritçi kız mıyım ben, beni giydirip doyuruyorsun?”

Mert, yanında mızmızlanan kumrala alt dudağını ısırarak baktı. Saçlarını onun çok sevdiği gibi doğal haliyle bırakmış, dalgalı tutamları alnına dökülüyordu. Bugün takmadığı gözlüğü yüzünden camın arkasına saklanmak zorunda kalmayan kocaman kahverengi gözleri onu meydan okur gibi izliyor, gözlerini çevreleyen uzun kirpikleri ise o gözlerini kırpıştırdıkça tenine değiyordu.

Bir hamlede oturduğu koltuğu geriye itip Barış’ı da kucağına çekti. Barış’ın aniden havalandığı için çıkardığı komik sese aldırmadan elindekileri alıp torpidoya fırlattı. Daracık alanda tek beden olmalarından büyük bir memnuniyet duyarak ellerini Barış’ın yanaklarına çıkardı.

“Şu an ne yapıyorsun sen?”

“Bilmiyorum,” diyen Mert koltukta biraz daha aşağı kayıp bacaklarını da iyice açarak Barış’ı tam kasıklarının üzerine oturttu. Yüzünde çapkın bir gülümseme peydâ olan kumral adam, Mert’in burnuna kendi burnu ile dokunup, “Burada mı-” diye sordu.

“Hayır, sadece-” diyen Mert sözlerini tamamlayamadan yeniden dokunduğundan beri kaçamadığı tene doğru çekildiğini hissetti. Günlerdir dokunamadığı ten ona gökyüzünün en güzel halini anımsatıyordu, sanki görüyordu ama erişemiyordu…

Dudaklarını yavaşça Barış’ın dudaklarına bastırıp adamın alt dudağını ağzının içine çekerek önce emdi, daha sonra ısırdı. Bir yandan da elleri Barış’ın belinde dinlenirken onun kalçasını kendi kasıklarına bastırdığından habersiz öpücüklerini kucağındaki adamın önce çenesine, oradan da boynuna ilerletti.

Üzerindeki kapüşonlu hırkanın önünü açıp bir çırpıda çıkararak yan koltuğa fırlattı. Ortaya çıkan tişörtle hayal kırıklığına uğrasa da hiçbir şey yapmadan sadece üstten kendisini izleyen adamın tişörtünü yukarı doğru sıyırıp tam göbeğinin altında kalan kısmı öpmeye başladı.

Barış beklemediği bu hazla birlikte karnını içine çekerken kendisi de ne yaptığını fark edemeyerek Mert’in kasıklarının üzerinde ileri geri hareketlerle sürtünmeye başladı. Yaşadığı aksiyonun üzerine Mert’in gözlerindeki endişeli bakışların yerini tutkuya bıraktığını gördüğünden beri birazdan yaşayacağı seksin hayatının en iyi sekslerinden biri olacağından da emindi.

“Barış…” dedi Mert. Dudaklarını adamın karnından biraz daha sıyırdığı tişörtü yüzünden açığa çıkan meme ucuna ilerletip kahverengi meme ucunu ağzına aldı. Barış aldığı hazla, “Hımm?” dedi sorar gibi. Bir yandan da Mert’in kafasını tenine bastırmayı ihmal etmiyordu, içindeki harlanan ateşle ona yetmeyen bir şeylerin olduğunu bilir gibi…

“Bir daha-” dedi Mert. “Bir daha kendini tehlikeye atmayacaksın.”

Barış, onun kucağında oturduğu için ona tepeden bakarak yüzüne ukala bir gülümseme kondurarak Mert’i kendi teninden ayırdı. Beyaz tenli adamın yüzüne doğru eğilip üst dudağını yaladıktan sonra kendi dilini adamın ağzının içine sokup bir kez de Mert’in damağını boydan boya yalayarak onu kısacık bir an öptü.

Dudakları, dolgun dudakların üzerinde dinlenirken gözleri de simsiyah gözlere kenetlenmişti şimdi. “Sen bana karışamazsın.”

Mert, meydan okuyan bir ifade ile Barış’ın alt dudağını ısırıp hafifçe kendisine doğru bir kez çekip bıraktı. Aynı anda onun kalçasını okşayarak hâlâ kucağında ona sürtünen adamın hareketlerini hızlandırması için onu yönlendirirken aldığı zevkle birlikte, “Karışırım,” dedi.

Barış, bir anda hareketlerini durdurup bedenini hafifçe geriye kaydırdı. Elini Mert’in şimdiden sertleşmiş penisine attı. Sert kot pantolonu yüzünden tam olmasa da kendi elini hissetmesini ister gibi adamın penisini okşarken boynunu da sertçe ısırdı. Daha sonra eli hâlâ hareket halindeyken onun kulağına doğru, “Ben senin arkadaşın bile değilim Mert. Bunu konuşmuştuk, hatta bunlar senin sözlerindi. Unuttun mu?” dedi.

“Çok cesursun bu ara. Sana bir ceza vermem gerekiyor.”

Barış, oyuncu bir tavırla baş parmağını Mert’in dudaklarında, hatta alt dudağının içinde bir tur gezdirip ona göz kırptı. “Bana ceza vermek için bahane bulmanıza gerek yok efendim,” dedi.

Mert, kahkaha atıp başını olumsuz anlamda iki yana salladı. Dakikalar önce yaşadığı endişe şimdi yerini tutkuyla karışık bir eğlenceye bıraktığından kendisini ferahlamış hissediyordu. “Fantezi konusunda ısrarcısın demek?”

Barış, bu kez de ne kadar cesur olduğunu kanıtlamak ister gibi Mert’in ağzından çıkardığı parmağını kendi ağzına sokup onun gözlerinin içine bakarak emdi. Mert’in gülümseyen yüzündeki her bir mimik dondu, donan mimiklerinin aksine tüm vücudu yandı, en çok da kalbi… O an, Barış’ın içinde olmayı o kadar çok istedi ki sanki kaburgaları bu arzuyla yanan vahşi kalbini durdurmak ister gibi birden bir kafes oldu.

“Buraya gelmeden hazırlanmıştım,” dedi Barış. “Beni hazırlamana ya da yumuşak olmana gerek kal-“

Mert, az önce arkaya doğru kaydırdığı koltuğu yeniden eski pozisyonuna getirdi. Kucağında Barış’la birlikte arabayı çalıştırdığında Barış, onun bulanan zihniyle ne yapacağını fark edince, “İyice delirdi bu adam,” diyerek kendisini zorlukla Mert’in kucağından yan koltuğa attı; onun o şekilde, kucağında kendisi ile birlikte araba kullanacak kadar yükselmesine şaşırarak.

Bedenini yan koltuğa atan adamın bıraktığı boşluğu sevmeyen Mert dudaklarını yalayarak hızla gaza bastı. Barış’a bakmadan, tüm dikkati yoldayken sanki öylesine söylüyormuş gibi Barış’a bir taşın ortasındaki yarıktan bile en güzel çiçeklerin filizlenebileceğini gösterecek o cümleleri sıraladı, hem de hiç tereddüt etmeden.

“Sen benim arkadaşım değilsin Barış. Neyim olduğunu benim evimde, benim yatağımda sen bulacaksın bu gece.”

✨✨

Sternstunde: Belirleyici anları vurgulamak için kullanılır, genellikle önemli bir dönüm noktasını simgeler.

Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻

Gidelim Verve 💙

🤞 Kitap bölümlerinden haberdar olun!

5 2 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
error: Bu içerik kopyalanamaz, telif ile korunmaktadır!
Scroll to Top