✨✨
Ömer’den…
“Ne yiyelim mavi boncuğum?”
Selim, daha dakikalar önce benim tüm dengemi siken şeyler söylememiş gibi ondan beklenmeyecek bir masumlukta gülümseyerek yüzüme doğru baktı. “Yemesek?” dedi başını sol omuzuna doğru eğerken.
“Olmaz lan. Vitaminlerini de alman lazım. Sen yemedin bir şey kesin,” dedim aklım hâlâ bana gelip de kardeşinin durumunu anlatacağı gün benim yaptığım şerefsizlikteyken. Kolayca da aklımdan çıkmayacak gibiydi onun bir anlık öylesine, umursamazca söylediği ama benim yalnız kaldığım ilk an uzun uzun düşüneceğimden suçluluktan kıvranacağımdan emin olduğum sözler.
Uzun bir süre de unutamayacaktım söylediklerini… Eve gelene kadar beynimin her bir kıvrımında aynı düşünce kol geziyordu. Ne kadar sikik bir herif olduğum… İnsan sevdiği adamı yüzüstü bıraktığını öğrenince bu bilgiyi kolay kolay bünyesinden atamıyordu demek…
Şimdi onun gözlerine nasıl suçluluk duymadan bakacaktım onu bile bilmiyorken yine en iyi yaptığım şeye sarıldım, arsızlığıma. Hem böylece belki geçmişte ona neler yaptığımı bir nebze unutur, unuttururdum.
“Hadi bebeğim, gerekirse kucağımda yediririm sana,” dedim göz kırparak.
“Şerefsiz herif.”
“O zaman bu şerefsiz herif sana hafif bir şeyler hazırlasın, film eşliğinde yedirsin. Hımm?”
Kapıdan girdiğimizden beri dikildiği yerden birkaç adım atıp bana doğru yaklaştı. Gözlerimin içine çözemediğim bir duygunun geçip gittiği gölgelerle bakarken beni tam arkamdaki koltuğa doğru itti. Ben ne yaptığını anlamazken o dizlerinin üzerinde koltuğa çıkıp da tam kucağıma oturdu.
“Çok mu özledin sen beni lan?” dedim.
Başını boyun girintime yaslarken ellerini de ensemde birleştirdi. Ben boynumda derin derin nefes alan adamı sıkıca sararken başının üzerine birkaç tane öpücük kondurdum. Genellikle romantik olmak pek de Selim’in olayı olmadığından şimdi durup dururken neden böyle davrandığını çözemesem de benim de sevdiğim adamın kucağıma gelmesi işime geliyordu, günlerdir hasret kaldığım tenine dokunurken…
“Özledim tabii.”
“Sonunda sevgilin olduğumu tam olarak kabullendin demek.”
“Sen hep benim sevgilimdin Ömer. Ben tek taraflı yaşıyordum belki ama senden başka sevgilim olmadı ki yıllardır.”
Söylediği sözlerin derinliğiyle bir kez daha nefesimi tutarken, “Siktir lan. Ondan elalemin adamlarıyla yattın değil mi?” dedim aklıma mutfak masamda oturup da methiyeler dizdiği o yeşil gözlü eleman gelirken.
“Mal mısın? Sevmekle sikişmek aynı şey mi? Ben mi anlatayım sana farkını?”
Hakkım olmasa da önleyemediğim bir rahatsızlık hissi tüm bedenimi sararken çenesinden tutup saklandığı boynumdan çıkardım başını. Ömrüm boyunca kimselerde görmediğim güzellikteki gözlerinin tam içine bakıp, “Hâlâ görüşüyor musun onunla?” diye sordum.
“Kiminle?”
“Şu öve öve bitiremediğin yeşil gözlü bebeyle?”
“Çok nadir. Sanırım artık benimle konuşmak istemiyor. Sana geldiğim gün aslında onunla buluşacaktım ama Aycan’la konuşunca senin yanında aldım soluğu. Ektim onu, ayıp ettim. Bir daha da yazmadı bana. Az önce aradı, seninle konuşuyorduk ya.”
“Adı neydi?”
“Mikail.”
“Lan, hatırladım,” dedim hatırlamanın verdiği rahatlama tüm bedenimi sararken.
Tip tip yüzüme baktı. “Hani dedim ya mahallede biri vardı, senin peşinde dolaşıyordu diye. Aha onun adı da Mikail’di.”
Çok net hatırlıyordum çocuğu. Silik görüntüler bir bir aklıma doluşurken Selim’in kaşları yay gibi havalandı, hatırlamaya çalışır gibi dudaklarını ısırmaya başladı.
“Hatırlamıyor musun oğlum? Nereye gitsen senin peşinden gelirdi. Hatta dedim ya Kadir de onun peşinden giderdi. Sen benden gizli onun evine de gidiyordun, oynuyordunuz beraber. İlk kez o sana zaman küsmüştüm, beni bırakıp onunla oynadın diye.”
Gözlerimin içine bakıp, “Hayal meyal evet. Hatta sen bana küstün diye sonradan arama mesafe koymuştum onunla. O çocuk mu?” diye sordu.
“O işte.”
“Geri zekalısın sen Ömer. Bir de yağmurun altında ıslanıp hasta olmuştun beni beklerken. Sonra mal mal, ‘Sakın onu daha çok sevme,’ diye ağlamıştın. Yemin ediyorum sike sürülecek akıl yok sende,” dedi gülümseyerek.
“Beni unutmuştun!” Çok iyi hatırlıyordum onunla arkadaş olduktan sonra benimle daha az oynadığını. O zaman bile ödüm kopmuştu o sarışın çocuk Selim’i benden alacak, uzaklaştıracak diye.
Selim’in yine onlarda olduğunu öğrendiğim bir gün eve gitmeyi reddedip ıslak kaldırım taşına oturmuş, onu beklemiştim saatlerce. Çocuk aklımla da içten içe hasta olursam Selim vicdan yapar, beni bir daha bırakmaz diye de planlar kurmuştum.
“Seni ne zaman unutabildim ki o zaman unutayım Ömer ben?”
“Ne bileyim oğlum? O da sana hayrandı, hatırlasana. Hatta yemek getiriyordu, evindeki yardımcılar hazırlıyordu falan. Sana da koyduruyordu o gün ne yiyecekse.”
“Çocuğun yüzünü hatırlamıyorum ama.”
“Sarışın, kıvırcık saçlı, yeşil gözlü. Hatta sana mavi diyordu, sen de ona yeşil demeye başlamıştın. Sik gibi bir ikili olmuştunuz. Kadir malı da onun peşinde dolanır dururdu, sana diyorum kesin ona aşıktı. Mahalleden gidince de derbeder oldu. Mal, hâlâ onu düşündüğünden içiyor bence.”
Yok artık der gibi bana baktı. “Çüş amına koyayım, senaryonu birilerine sat da sikik yaz dizisi yapsınlar. Kim görmediği çocukluk aşkı için hâlâ yanıp tutuşur lan? Onun derdi başka bence, kız meselesi falan. Mahallenin hangi kızına aşık oldu da ailesi bu ipsiz sapsıza vermedi kızı kim bilir?”
“Sen benim zekamı küçümse daha bebeğim.” dedim dudaklarının üzerine sıkıca bir öpücük kondururken.
Bana bastıramadığı gülümsemesiyle bakıp dudağının kenarını baş parmağı ile kaşıyormuş gibi yaparak gülüşünü saklamak istediyse de ben yakalamıştım o eşsiz gülümsemesini çoktan. Yeniden dudaklarını öptüm. “Kesin hâlâ o çocuğu düşünüyor. Çocuğun ailesi falan da evi apar topar taşıyıp gittiler. Bu mal da bir daha haber alamadı ondan, yıllardır da unutamadı. Takıntılı psikopat puşt.”
“Mal,” diyerek kafama bir tane vurdu. Vura vura aptal edecekti beni bu gözlerinde okyanusların üzerindeki yakamozları saklayan adam. “Ben de seni yıllardır seviyorum. Ben de mi takıntılıyım sana?”
“Aynı şey mi bebeğim? Ben hep yanındaydım senin. Bana bir adım atsaydın sana koşardım ama sende benim zekamdan olmadığından bu zamana kalmışız. O, olmayan birini seviyor resmen.”
“Anlattığın fiziksel özelliklerin aynısı benim Mikail’de de var biliyor musun?” dedi aklına o gelince yeniden gülümseyerek. Şimdiden nefret etmiştim o elemandan, sürekli Selim’in aklına geldiğinde yüzünde güzel gülümsemelere yol açtırdığından sebep…
“O herif nereden senin Mikail’in oluyor Selim? Düzgün konuş amına koyayım.” Kaşlarımı çattım. “Hem-“
Tek elinin baş ve işaret parmağıyla yanaklarımı tutup da hafifçe içe bastırırken büzülen dudaklarımı öptü. “Lafın gelişi dedim amına koyayım. Benim sadece Ömer’im var. Hem derken? Devam et.”
“Adam ol, aklını alırım senin,” dedim hâlâ dudaklarımın büzüşmüş olmasını bile umursamazken. Daha sonra ciddileşen suratımla, “Hem onunla görüşmemelisin Selim,” diye de ekledim.
“O neden?”
“Çünkü onunla yattın,” diyerek ellerini birleştirip kucağıma indirdim. Serbest kalmasına izin vermeden tek elimle iki bileğinden tuttuktan sonra, “Görüşmen ne kadar doğru?” diye sordum sakince.
“Benim arkadaşım oldu o. Bir daha onunla hiç yüz yüze gelmedim zaten Ömer. Ama çok kıymetli bir dostummuş gibi düşün lan onu. Çok yaralı biri, bilmiyorum sana nasıl anlatabilirim? Çok yalnız, çok kırılmış. Gözlerinin içindeki bakışı görsen sen de bana hak verirdin. İnsan kıyamıyor ona, kıymışlar ama. Koparmışlar kanatlarını. Vefasızlık ettim ben zaten. Benimle bir daha görüşür mü bilmiyorum bile. Aramasına bile şaşırdım. Senin büyüne kapılınca unuttum onu, demişti herkes gibi…” dedi sonunda ses tonunu düşürerek.
“Ben bilmem Selim,” dedim sert olmakta bir sakınca görmeyerek. “Benim eskiden yattığım biriyle görüşmemi ister miydin?”
“İstemezdim,” dedi bir çırpıda.
“Ben de istemiyorum. Üstelik adamı öyle bir anlatıyorsun ki sanki gerçekten melek olduğuna inanıyor gibisin. Onu anlatırken göz bebeklerinde oluşan parıltıları sen değil ben görüyorum lan. Öküz değilim ben Selim, mağara adamı hiç değilim. Ama kıskanç adamım, söz konusu sensen zaten gerisini biliyorsun.”
“Tamam.”
“Neye tamam?”
“Konuşacağım ve ona güzelce izah edeceğim durumu işte amına koyayım. Ama son bir kez konuşmalıyım ki mal gibi kesmeyim iletişimimizi.”
Gözlerindeki ifadeden bunu hiç istemediğini anlasam da yine de geri adım atmadım. Yaptığım belki bencillikti, belki de geri kafalılık. Ama siktiğimin yerinde sevgilimin yattığı adamla görüşmesine eyvallah edecek kadar da geniş değildim, kimse kusura bakmamalıydı. Üstelik de Selim ona ‘melek’ diyerek onu derinlerinde bambaşka bir yere konumlandırmışken…
“Aferin söz dinle,” dedim gülümseyerek.
“Sen role çok kaptırdın kendini bebeğim,” dedi Selim. Daha sonra kucağımdaki ellerini avucumun arasından kurtararak omuzlarıma çıkarıp kalçalarını olduğu yerde yavaşça hareketlendirmeye başladı.
Dudaklarını ısırarak gözlerimin içine bakıp yüzüme doğru yaklaştırdığı yüzüyle alt dudağımı bir kez ısırdı, kendisine doğru çekiştirdi. Dudak çizgimin üzerinden diliyle geçtikten sonra ben yutkunup belinden tutarak onu kendime daha fazla bastırıyorken de kulağıma doğru yaklaşıp, “Aklını alırım senin aslan,” diyerek aniden kucağımdan indi.
“Lan kaldırdın, gel indir.”
Şak diyerek sesli bir el hareketi çektikten sonra, “Çok beklersin. Seni çok şımarttım ben Ömer, hizaya sokmam lazım,” dedi.
“Şerefsiz.”
O gülümserken ben ağlamaklı bir ifadeyle yarı erekte olmuş penisime bakıyordum ki birden telefonu çalmaya başladı. O cebindeki telefonu çıkarırken ben daha az önce sessizde olan telefonu ne ara sesliye aldığını anlamayıp suratına baktım. “Babam arıyor.”
“Alo.”
Karşıdan gelen sesi tam işitemesem de Selim’in bembeyaz olmuş yüzüyle hiçbir şey demeden telefonu kulağından uzaklaştırıp, görmeyen gözlerle etrafına bakındığını görünce, “Ne oldu?” dedim kötü bir şey olduğunu anlayıp da kendimi onun için sakin tutmaya çalışırken.
“Annem,” dedi bana doğru boş bakışlarını çevirip de. “Kalp krizi geçirmiş Ömer.”
Birden ayağa kalkıp olduğu yerde ne yapacağını bilemez şekilde put gibi hareketsiz duran adamın yanında bittim iki adımda. Sıkıca kollarımı boynuna doladım. “Bir şey olmayacak Selim, güçlüdür Zeliha Sultan. Korkma.”
“Senin yüzünden dedi babam Ömer. Ben yine ne yaptım ki?”
Son cümlesi kalbimi ağrıtırken Selim’in kapanmayan yaralarına onu sınar gibi neden yenilerinin açıldığını isyan edercesine düşündüm içimden. ‘Yine’ dediği an nehirlerin kaynağında son buluşu gibi başladığımız yere döndüğümüzü hissettim, oysa ben daha yaralarını sarıp da iyileştirememiştim bile sevgilimi.
Boynuma saklanmış, akan gözyaşlarıyla olduğu yeri ıslatan adamın bir damla gözyaşına bile kıyamadığım ama ben dahil herkesin bilerek veya bilmeyerek onu sürekli ağlattığı gerçeğiyle yüreğim sızladı yeniden. Alıp götürmeliydim Selim’i, gerekirse sadece kendime saklamalıydım mutlu olacağı camdan bir küre yaratıp da onu içine özenle koyarken.
O, “Gidelim,” dediği an tüm düşüncelerimden sıyrılıp kafamı olumlu anlamda salladım. Hızla evden çıktığımızda yoldan çevirdiğimiz taksiye atlayıp taksi şoförüne mahallenin çıkışındaki hastanenin adresini verdikten sonra yeniden sessizliğe gömülen Selim’in ben yanındayım demek ister gibi elini tuttum.
Gözlerinden akan ip gibi yaşlar canıma bir ok misali batarken, “Bir şey olmayacak,” diye fısıldadım.
Beni duyuyor muydu, duyduğunu anlamlandırıyor muydu bilmiyordum ama o sadece, öylece önüne bakıyordu ve kalbimin ritmi boğazımda atan çaresizlikle birlikte daha da hızlanıyordu sanki. Ben, ‘Ne olur bir şey olmasın, kaldıramaz,’ diye içimden dualar ederken hastanenin önünde duran şoföre cebimdeki paraları verip Selim’le birlikte hızlıca taksiden indim.
Hastanenin bahçesine girdiğimizde güçlü durmaya çalışmasa da en azından ayakta kalmak ister gibi derin bir nefes aldı. Biz birlikte hastanenin acil kısmından içeri girerken babasının kanlanan gözleriyle kapıya doğru beklentiyle baktığını gördüm.
Selim hızla onun yanına gidip de, “Baba?” diye sorar gibi Hamit amcaya seslenince daha ben ne olduğunu anlamadan Selim’in suratına güçlü bir tokat indi.
“N’apıyorsun sen lan?” dedim kendimi tutamayarak. Ailem öldükten sonra kendince bana babalık yapan adama ‘lan’ diyecek kadar gözüm dönmüştü, sevdiğim adamın canının yanması düşüncesi her bir yanımda alarmlar çaldırırken.
Hamit amca kanlanan gözlerindeki öfkeyle bana bakıp, “Sen hiç konuşma,” dedi bana doğru parmağını sallayarak. Şimdi koridorda bulunan tek tük hasta yakını bizi izliyor, görevliler daha büyük bir arbede çıkmasından korkar gibi kenarda pusuda bekliyordu sanki.
“Seni evime aldım lan ben. Annen baban bizim canımızdı. Senin şu yaptığını duysalardı bir?” dedi sesli bir tövbe çekerken.
“Siz-” diyerek sol elini yumruk yapıp hala şokla yanağını tutan Selim’le bana baktı. Daha sonra sesini alçaltıp, “Apartman köşelerinde- Nasıl yaparsınız bunu?” dedi. Daha sonra tam gözlerimin içine bakıp, “Hadi bundan adam olmaz ya sen? Sana oğlum dedim ben. Aklı başında, çalışkan, düzgün, efendi bir genç dedim. Ne demek erkek erkeğe- Allah belanızı versin sizin,” diyerek yere tükürür gibi yaptı.
Selim, yanağındaki elini indirip babasına bakarken ben dayanmayarak, “Hamit amca, şimdi konuşmayalım. Sonraki mesele bu. Ben sana anlatacağım her şeyi ama Selim’in üzerine gitme daha fazla,” dedim yalvarır gibi.
“Selim’in üzerine varmadığım için oldu bunlar zaten!” diye bağırdı. Kenardaki bankonun arkasında duran hemşire bize bakıp, “Lütfen sessiz olun, insanları rahatsız ediyorsunuz. Burası hastane,” diye uyarsa da bizden kimsenin onu ne duyacak ne de görecek hali vardı.
“Fotoğraf attılar,” diyerek Selim’e döndü. “Annen gördüğü an yığıldı yere. Sizin ikinizin fotoğrafı… Dudak dudağa… Lan yıllarca kardeşler dedim. Seni oğlumdan kızımdan ayırmadım. Aynı yatakta yattınız siz lan. Biz içeride uyurken siz- Allah’ım sen affet,” dedi yalvarır gibi ellerini semaya açarken.
“Hamit amca Allah aşkına sonra konuşalım.” Bakışlarım Selim’deydi. “Gözünü seveyim haline bak bir oğlunun. Annesinin derdinde, kendini suçluyor. Yeri değil, söz ne dersen öyle olsun ama şimdi değil.”
“Onun suçu zaten.”
Selim’in bu sözleri duyduğu an gözleri kocaman olurken bacakları artık onu taşıyamaz gibi birden olduğu yere yığıldı, öylece kaldı. Zaten çok sağlam olmayan bünyesinin bu denli büyük bir darbeyi kaldıramayacağını bilsem de şu an, karısı içeride yatarken bile bunun muhasebesini yapan adama nefretle baktım.
Ben, “Hemşire hanım!” diyerek Selim’in yanına doğru koşarken Hamit amca yalnızca kafasını olumsuz anlamda sallayıp yanındaki banklardan birine yere oturdu. O, oğlundan yana bir kez bile bakmazken benimse tek umurumda olan oğluydu.
Hemşireler hızla sedye getirip de Selim’i bir yerlere götürürken içimden taşan öfkeyle tam karşımdaki adama bakıp karısının içeride yatıyor oluşunu bile umursamadan, “Selim’i sizin elinizden alacağım,” dedim. İçimdeki hırsa yenik düşmem bile umrumda değildi o an.
O güzel gözlerinden akıtacağı bir damla gözyaşı için yedi cihanı sorgulamadan kılıçtan geçirebileceğim adamın derdindeydim ben yalnızca. Daha bugün doğru düzgün beslenmediği için aldığım vitaminlerini ona içirememiş, vitaminleri bırak yemek yemediğine emin olduğum adama bir lokma bile yedirememiştim ben.
Zamanında ona yaşatamadığım her şeyi geçmişle kavga etmeden zamansız yaşatmak isterken bunu bile bize çok görür gibiydi sanki herkes. Yakıp yıktıktan sonra enkazın içinde kalan onlarmış gibi davranıp iki yüzlüce hesap soruyorlardı, benim başkasını melek sanan ama asıl kendisi melek olan Selim’imden…
“Görün artık onu da. Ona neler yaptığınızı, oğlunuzun elinizden nasıl kayıp gittiğini görün. Seninle sonra konuşacağız Hamit amca, şimdi yeri değil. Ben senin aksine acının olduğunu bilir, ona göre zamanını beklerim bazı şeylerin. Ama o zaman geldiğinde Selim’i size bırakmayacağım. Bu da sana andım olsun,” dedikten sonra onun bir şey demesine fırsat vermeden Selim’i götürdükleri yere doğru ilerledim.
Aklımda ne bana yıllardır bir anne gibi emek veren Zeliha Sultan dediğim kadın vardı ne de onun acısını bile yaşamadan oğluna saldıran adam. Aklımda yalnızca Selim vardı. Herkesin acısı da bencildi demek… Düştüğü gönlü yakıyordu, tıpkı benim şu an açık kalan yaramı cayır cayır yakışı gibi…
Yaramı açık bıraksam kanıyordu, kapatsam izi kalıyordu. Benim yarim de yaram da masmavi okyanus gözleriyle bana bakıp utandığında küfürlerine sığınan bir adamken ben kimsenin eline de vicdanına da bırakmayacaktım artık onu, bırakamazdım da…
Ona kör, sağır, dilsiz olduğum bunca yıldan sonra gözlerimin önünde ellerimden alınıp da beni onun hatıralarıyla bırakacak herkesin amına koyacaktım, bu geceden sonra emin olmuştum bundan.
Selim’i aldıkları odanın önünde kafamı duvara yaslarken ilk kez korkusuzdum ben, ilk kez her şeyi yapmaya değil de gerekirse yıkmaya muktedir… Kimse olmasa da olurdu ondan başka, yeter ki o okyanus gözlerinden bir kez daha yaş düşmesin diye ben her bir derdi alır, tek başıma sırtlardım onun yerine de…
✨✨
Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻
Gidelim Verve 💙