✨✨
Uykuyla dinlenemeyecek kadar yorgun bir adamın hikayesinin dönüm noktası, karanlıkların arasında, tek başına, kimseye ihtiyaç duymadan öylece oturduğu bir gün, aniden kırık dökük kapısından içeri giren kumral birinin açtığı perdelerin arasından odasına yansıyan gün ışığıydı, tenine değdikçe onu da, kalbini de sıcacık yapan.
Kendisine sarılmaktan başka çaresi olmadığı zamanlardan bu yana zihnini evi saymış, hiçbir koşulda onu yarı yolda bırakmayan zihninin de ona bahşettiği evinin karşılığında beklediği bir diyeti olduğunu elbette sonradan anlamıştı siyah gözlü genç. Ne kolay olmuştu ki bu olsun?
İşte o zamandan bu zamana onu sarıp sarmalayan zihninin ondan talebi de ansızın çalınan uykuları olmuştu, bu metafor enflasyonlarının arasında sıkışıp kalan yorgun, genç adamın da günler geçtikten sonra anlamlandırabildiği…
Zaten anladıktan sonra her şey daha da zor olmaz mıydı? Ve hatta anladıktan sonra aslında bir seçim olan iyiliği tercih eden insanlar hâlâ insan kalmaz mıydı?
Mert de bilemezdi yaptığı seçim ‘iyi’ sayılmasa da karanlığına aydınlık, uykusuz gecelerine derman kahverengi gözlü adamın kuru bir daldan filizlenen tomurcuk misali zihnine yapacağı devrimle onu kendisine muhtaç kılacağını…
Şimdi, içten içe özlemini çektiği yuvanın sıcaklığını ona bahşeden adamın ince dudaklarını öperken şehvetin kan kızıl bir lav misali tüm bedeninde gezindiğini hissediyordu Mert, dudaklarının altında kalan dudaklara olan muhtaçlığı ne yaparsa yapsın içinde katbekat büyürken.
Üstelik küçükken kaçıp kaçıp gittiği caddeden geçen, o dinlemeyi çok sevdiği kırmızı tramvayın senfonisi gibi onu saran tüm güzel duyguların bir ismi de vardı artık…
Onun zihnine açtığı savaşın sonunda bilmediği, daha doğrusu ona öğretilmeyen duygularla imzaladığı ateşkesin kendisine getirisi de kumral bir adamın adı gibi ona bahşettiği barıştı, hayatının her bir alanına sinen ve beyaz bir kuşun kanadında gelen…
Aslında onun etinden sıyrılan her bir hissin adı artık Barış’tı. Dahası bundan sonra sadece Barış olacaktı, o bunu bilse de bilmese de…
Kısacası Mert’in tüm inkârları imzaladığı ateşkesle birlikte sonra ermiş, tehlikenin bir asker misali surların arkasına çekilmesiyle birlikte Mert de bundan sonra kendi ismi gibi yanındaki adama karşı, en azından duyguları konusunda mert olmaya karar vermişti, yüreğinin zihnine galip geldiği bu savaşın ardından…
Evine gelene kadar tüm yol heyecandan alt dudağını dişleyen güzel adamın yanında ve güvende oluşunu onun bedeniyle kutlamak isteyerek sabırsızca sürmüştü arabasını.
Barış’ın heyecanla karışık, ‘Dikkatli ol,’ telkinleri yol boyunca bir kulağından girip diğerinden çıkarken aklında yalnızca sabaha kadar onun teninde kaybolmak, onun içinden çıkmamak vardı. Öyle ya, günlerdir ‘Ya ona bir şey olursa?’ fikriyle kendisini sıktığından en azından bugünlük onun güvende ve kendi yatağında olacağının getirdiği rahatlamayla aklında sadece onun tadını çıkarma fikrini döndürüp duruyordu.
Kapıyı açıp da evin içine girdikleri an Mert, kapının arkasındaki duvara yasladığı adamın üzerindeki tişörtü bir çırpıda çıkardı. Sabırsızlığı hareketlerine de yansırken Barış’ın üzerindeki tüm kumaş parçalarına düşman olmuş gibi görünüyordu. Öyle ki arabada üzerinden fırlatıp attığı kapüşonlu poları evine girene kadar üşümemesi için ona giydirmek istese de yapmamış, bunun yerine adama sıkı sıkı sarılmıştı. Soğuk havanın onun tenine değiyor oluşu canını sıksa da zamandan kazanmak için o kumaş parçasını yeniden giymesine izin vermemişti.
Tüm bu telaşı, Barış’ı günlerdir özlemini çektiği gibi en yalın, en çıplak haliyle görmek için olduğundan aynı sabırsızlıkla dudaklarını araladığı adamın damağında dilini gezdirmeye başladı. Bir hamlede kumralın ince, uzun bacaklarını da yukarı kaldırıp kendi belinde birleştirdi.
Damarlarını şehvetin yıldızları tıkamış da kan akışına izin vermek istemezmiş gibi varıyla yoğuyla Barış’ın içinde olmak istiyordu Mert, tıpkı hayalini kurduğu şekilde. Oysa defalarca kez onunla birlikte olmuştu. Şimdi, sanki başka bir hayatın özlemini çeker gibi belini okşadığı adamın da özlemini çekiyordu. Üstelik bundan sonra onu yatağından çıkarmamak için elinden gelen her şeyi yapmaya da hazırdı, onun tenindeki efsunun çoktan gözlerini kör ettiğini bilerek…
Mert, tüm ömrü boyunca onu saran yalnızlık hissinin getirisiyle bu hissettikleri konusunda da bir başına olduğunu düşünüyordu, aynı anlarda Barış’ın hızlı çalışan beynindekileri bilmeden. Aslında Barış da arabada kendisine endişeyle bakan adamdan gelen şefkatli bakışların meftunu olmuş, Mert’i çok başka, öncekilerden daha farklı, daha yoğun duygularla arzuluyordu.
Hissettiği, ona fazla gelen hislerle birlikte kendisini Mert’in sıkı karnına bastıran ve adamın belindeki bacaklarını daha da sıkan Barış, aynı anda pek çok şeyi düşünebilen zihniyle bir yandan da merakına yenik düşmüş gibi loş ışığın aydınlattığı eve bakmaya çalışıyordu. Mert, onun boynunda ıslak bir hat çizerek oyalanırken o da lüks şekilde döşendiği belli olan müstakil evin içinde elleri arkasındaki duvara yaslı olan ama aynı zamanda boynuna en azından birkaç gün geçmeyecek izler bırakan adamdan izler arıyordu, sırlarını ancak yağmurun bildiğine emin olduğu ama yine de onu o yapan en büyük özelliği merakına yenik düşerek o yağmur damlalarının bildiklerini kıskanır gibi…
Barış’ın ilgiyle etrafa bakmaya çalıştığını anlayan Mert, “Bana odaklan. Ev turunu daha sonra yaparız,” dedikten sonra şimdi de nefes nefese onu izleyen adamın boynundan doğrulup ince alt dudağını hafifçe ısırdı. “Çıplak.”
Kıkırdayarak karşısında kendisinden ilgi bekleyen adamın tadını almak ister gibi onun ısırdığı alt dudağını yaladı Barış. Mert’in gözlerinin tam içine cesurca bakarak, “Benimle çıplak olmayı seviyorsun,” dedi kısık ama kışkırtıcı bir ses tonuyla.
Mert, neredeyse kucağında sayılan adamı yaslandığı duvardan ayırarak sıkıca tuttu. İki eli de Barış’ın belindeyken, “Seninle her şeyi seviyorum ben,” diyerek merdivenleri çıkmaya başladı.
“Bana bu kadar dürüst gelmen için kendimi tehlikeye atmam gerekiyordu demek,” diyen Barış’ın gözü hâlâ etrafı turlarken Mert yeniden onun başını kendisine doğru çevirdi. “Aklımda bulunsun.”
“O güzel aklını birazdan başından alacağım. Sen de bir daha böyle fikirlerle karşıma gelemeyeceksin.”
“Ne söylersen söyle. Bana böyle bakman için değerdi.”
Mert, duyduğu sözlerle bir anlık afallasa da hızlıca toparlanıp merdivenlerin solunda kalan yatak odasına girdi. Barış’ın ilgisini yeniden dağıtmamak için ışığı yakmadan hızlıca yatağına doğru ilerleyip kucağında hâlâ kumralı varken tek eliyle yatağın üzerindeki örtüyü bir çırpıda yere fırlattı. Yatağın üzerine içindeki sabırsızlığa zıt yumuşak bir şekilde Barış’ın bedenini bıraktı. Bir an onu aç bir ifadeyle izleyen adamın yatağına ne kadar da yakıştığını düşündü.
Daha sonra vakit kaybetmek istemeyerek adamın tam kasıklarına oturup üzerindeki deri ceketi hızlıca çıkardı. Elleri gömleğinin düğmelerine giderken tecrübesiz biri gibi hissetti kendisini. Bu hissin getirisiyle elleri titrerken daha önce aynı gecede, defalarca kez teninde kaybolduğu adamın onun üzerinde hâlâ nasıl böylesi heyecan verici bir etki bıraktığını anlamayarak tek tek düğmelerini çözmeye başladı.
Onun ağır ağır sikik düğmelerle uğraştığını gören Barış, birden yattığı yerden doğrularak iki eliyle Mert’in gömleğinin yakasından tutup bir hamlede gömleği yırttı.
“Çok yavaşsın.”
Barış’ın doğrulması yüzünden onun kucağındaymış gibi görünen Mert, bu duruma da içinden bir eyvallah çekerek yırtılan gömleğini umursamadan adamın dudaklarını öpmeye başladı. Hissettiği tutkuyla birlikte gömleğini üzerinden çıkarırken dünya sanki dönmeyi unutmuş, birden durmuştu da kucağında oturduğu adamın gözlerinden kendi gözlerine yansıyan ateşle birlikte hissettiklerini kelimelere dökmekten aciz kaldığı derin bir anı yaşıyordu Mert.
Sokak lambasının yansımasının aydınlattığı loş odada, Mert’in beyaz teni bir elmas parçası gibi derin bir mükemmellikle parıldarken defalarca görse de bu muhteşem görüntüye alışamayacakmış gibi hisseden Barış, sanki bir kristal parlaklığının güzelliğini alan adamın dudaklarından kendi dudaklarını ayırarak birden onunla yer değiştirdi.
Mert, tam üzerinde oturup onu büyük bir hayranlıkla izleyen adamın gözlerinin içine bakarak kalın dudaklarını yaladığı anda Barış’ın zihninden Mert’in her yanını kuşatma isteği geçip gitti. Bu gece, Mert’in gözlerinde ona ne kadar zevk verdiğini görmek istiyordu, en ilkel biçimde.
Hissettiği sabırsızlıkla pantolonunu boxerı ile birlikte kenara fırlatırken ilişkilerinin en başından beri olduğu gibi yalın, en çıplak haliyle kaldı, vücudunu doymak bilmeyen bir açlıkla süzen adamın karşısında.
“Bu gece çok sabırsızsın,” dedi Mert yattığı yerde ona sunulan manzaranın tadını çıkarmak ister gibi öylece uzanıp da Barış’ı izlerken onun daha öncesinde görmediği sert hareketlerle kontrolü eline alıyor oluşundan duyduğu memnuniyetle. Kumral adama otorite de diğer pek çok şey gibi yakışıyordu. “Beni çok mu özledin?”
“Çok özledim.”
Mert, her zamanki gibi kendisine yalansız dolansız, hesapsız gelen adamın sözlerinden sonra elini kalbinin üzerine koydu. İki sıradan kelime bir kalbin ritmini nasıl bu kadar değiştirebilirdi anlamıyordu ama kelimelerin anlamlarından çok o anlamların geldiği kişinin önemli olduğunu bilecek kadar tanıyordu kendisini de yüreğini de.
“Günlerce kaçmasaydın o zaman benden.”
Barış, Mert’in tam göğsünün ortasından başlattığı ıslak öpücüklerini kasıklarına kadar sıraladı. Daha sonra elini pantolonunun ön kısmına atarak okşarken, “Benim kurallarıma göre oynayacağız demiştim,” dedi. “Böylesi daha zevkli.”
“Ağzına yakışmıyor bu sözler. Beklemeyi sevmem.”
Kemeri açıp pantolonu da sabırsız bir şekilde uzun bacaklardan sıyırdıktan sonra tamamen çıkaran Barış, Mert’in yüzüne doğru çapkınca gülümsedi. “Ağzıma yakışacak başka şeyler de var.”
Yatakta biraz geriye kayıp önündeki beyaz tenli adamı izledi birkaç saniye. Güzellik herkese göre farklı anlamlar taşırdı elbet ama Mert’i gören herkesin ortak bir paydada buluşacağı yegâne konu adamın büyüleyici, bir sanat eseri misali işlenmiş güzelliği olurdu. Onu kimselerin görmesini istemedi kumral adam. Sadece Mert onun olsun, onunla doysun, onunla birlikte yaşasın istedi. Üstelik bu adamın bakan gözleri kör edecek kadar safiyane olan dış güzelliğinin yanında Barış’tı onun içini de gören, bilen…
Aklındaki düşüncelerle birlikte beyaz tenli adamın bacaklarına oturup penisini iki eliyle tuttu. Önce baş parmağı ile penisinin tam başını okşamaya başladı. Kendi kumral elleri ile arasında kalan beyaz uzvun muhteşem uyumu onu daha da heyecanlandırdı.
Hâlâ onu izleyen, nefes alışverişleri düzensizleşen adamın gözlerinin içine kışkırtıcı bir ifade ile bakıp ona daha da zevk vermek isteyerek başını aşağı doğru indirdi ve yavaşça onu ağzının içine aldı. Daha sonra dudaklarının arasında kalan penisin sahibinden gelen hafif inlemeyi duyunca bu kez onu daha da fazla ağzının içinde sıkıştırarak boğazının en derinlerine kadar ilerletmeye devam etti.
Bir süre sanki Mert’i kıvrandırmaya yemin etmiş gibi yavaş hareketlerle onu ağzının içinde kaydırırken aynı zamanda da ağzının yetmediği yerleri elleriyle çekti. Saçlarının arasında hissettiği parmaklarla başını yumuşak bir hareketle kendi penisine bastıran adamı ağzından çıkarıp, “Neden sert olmuyorsun?” diye sordu. “Bugün farklısın.”
Mert, dudaklarını yalayarak onun tadını alan ve aynı zamanda yüzüne bakan kumral adamın sözlerinin üzerine, “Bugün seni tadını çıkararak sevmek istiyorum,” dedikten sonra birden yatakta doğrulup yeniden Barış’ı tek hamlede yatağa bastırdı. “Sen istiyorsan sert de olurum.”
Önce Barış’ın meme ucunu ağzına alıp damağına çekerek emmeye başladı. Daha sonra küçük ısırıklar bıraktığı ince belinin olduğu kısma kadar diş izlerini silmek ister gibi yaladı. Belinin yan tarafını da emip birkaç kez de orayı ısırarak kimsenin görmediği yerlerde bile kendisinden birkaç iz olacağından çokça memnun Barış’ın kasık çizgisine ilerledi. Bu sırada elleri saçlarına dolanan adama alttan alttan bakarken bir kez de boydan boya dudaklarının altında kalan teni yaladı, daha sonra emdi.
Barış, aldığı haz yüzünden geriye kayan gözleriyle birlikte belini kaldırıp bacaklarını daha da açtı. “Oyalanma artık Mert.”
“Ama daha yeni başlıyoruz.”
“Bir kez olmayacağını sen de biliyorsun, acele et.”
“Yatakta emretmen hoşuma gitti.”
Barış, bir ilah gibi bacaklarının arasından kendisine gülümseyen güzel adamın nefeslerini kendi penisinde hissedince iyiden iyiye sabırsızlandı. “O zaman içime gir artık.”
“Çıkmak istemiyorum ki.”
Mert, sözlerinin hemen ardından tıpkı az önce Barış’ın kendisine yaptığı gibi onun penisini ağzına aldı. Çok da deneyimli olmadığı bu konuyu da sadece altında kıvranan adama zevk vermeye odaklı şekilde yapmak isterken diliyle Barış’ın penisinin ucunu yaladı. Adamın hayalarını da sırayla ağzına alıp emdikten sonra onun belini hafifçe kaldırıp tam kalçasıyla penisinin arasındaki boşluğu uzun uzun emdi. Aynı anlarda elleriyse kumral adamın meme uçlarında oyalanıyordu.
Barış, Mert’in yatakta ne kadar iyi olduğunu ilk günden beri biliyordu ama siyah gözlü adam bugün, sanki daha fazla olmaya yemin etmiş gibi davranıyordu. Aldığı zevkle şimdiden göz pınarlarında gözyaşları biriken Barış, “Mert böyle devam edersen-” diyerek inledi. “Bilerek mi yapıyorsun?”
“Hazzı geciktirdiğinde sonrasında alacağın zevk çok daha fazla olacaktır. Seni düşünüyorum.”
Kalçasının başladığı yere bırakılan küçük ısırıklar yüzünden ağzından kaçan çığlıklarla utanan Barış’ın yanakları kızardı. Mert normal zamanlarda hem çok sert hem de çok aceleci olurken bugün değişen bakışlarının yanında bir de kendisine oynuyordu. Barış’sa yaşadığı adrenalin dolu dakikaların sonunda gelen sevişme ile bir an önce rahatlamak istiyor, Mert’i oyalandığı için pek tercihi olmasa da altına almayı diliyordu, intikam alma hissiyle yanıp tutuşurken.
O, bunları düşünürken yatağın yanındaki komodinin en üst çekmecisini açan Mert, kumral adamın daha fazla kıvranmasını istemez gibi hiç kullanılmamış, hatta açılmamış kayganlaştırıcıyı eline aldı. Heyecandan baygınlaşan bakışlarıyla birlikte kendisini izleyen adamın kalçasına çevirdi gözlerini. Renksiz sıvıyı önce Barış’ın kalça arasına döküp iyice yedirdi. Tam deliğinin üzerinde oyalanırken birden Barış’ın içine hafifçe giren baş parmağıyla adamın kendisi için hazırlandığını hatırlayınca gülümseyerek, “Harikasın,” dedi.
“Şimdiye ikinciye geçebilirdik,” diye homurdandı Barış. “Sana hazır olduğumu söylemiştim.”
Mert, biraz da eline döktüğü kayganlaştırıcıyı Barış’ın gözlerine bakarak önce penisine yaydı. Daha sonra, “Konuş,” dedi.
“Benim sesimle kendini mi çekeceksin?” Barış hayretle karışık bir ifadeyle Mert’in elini takip etti. “İyice çıldırdın sen.”
“Bir gün-” dedi Mert, gözü Barış’ın ince dudaklarında, kocaman kahverengi gözlerinde, hatta karanlıkta parlayan küçük hızmasında gezinirken. “Parmakların içinde, sen kendini tatmin ederken ben de seni izleyeceğim.”
Aldığı hazla eş zamanlı hem deliği kasılan hem de penisi artık göbeğine değen Barış yutkundu. Bacaklarının arasında yükselen ve onun suratına bakarak ellerinin arasında kendisini kaydıran adamın ilahi güzelliği ile başı dönerken birazdan bu adamın saatlerce kendi içinde olacağını düşününce penisi seğirdi.
Kendi deliği sanki eksik yapboz parçasını bulmak ister gibi kasılıp gevşeyerek Mert’in penisine dokunmak için yanıp tutuşurken belini kaldırdı. “Devam et.”
Mert, birkaç kez daha kendisini çekip eliyle tuttuğu penisini Barış’ın kalça arasında kaydırarak adama tatlı tatlı işkence yapmaya devam etti. Yavaşça kendisi için çoktan hazırlanmış olan Barış’ın içinde yerini alırken boylu boyunca onun üzerine uzandı. Dudaklarını kulağının hizasına getirip, “Ben de senin o büyüleyici halini izleyerek geleceğim güzelim,” dedi.
Barış, duyduğu sözlerle kalbinin içinde tutuşan kıvılcımın tüm odacıklarına yayıldığını, içinde hareketlenen adamın gözlerindeki alevlerinse kendi kıvılcımına har olup da tüm vücudunu saran yangına sebep olduğunu hissetti. ‘Güzelim’ sözcüğü maksadını aşıp da sanki Mert’in dudaklarında can bulmuş, Barış’ın aciz kalbini durdurmak ister gibi kulaklarına dolmuştu. Hem güzel hem onun…
Üzerinde dirseklerinden güç alarak yatan ve aynı zamanda içine girip çıkan adamı daha derinlerine almak için bacaklarını onun beline sararken Mert’in bu sözcüğü öylesine söylememiş olmasını diledi, çaresizce.
Aylardır onunla birlikte olsa da Mert ona bu tarz bir kelime ile gelmemişti hiç, ta ki bu ana kadar. Bugün bakışları, dokunuşları, hatta kelimeleri bile değişen adamın sadece içinde değil dışında da yarattığı bu değişim, Barış’ı mutlulukla onun ruhuna sımsıkı sarılıp da bir daha bırakmama isteğine sürüklüyordu, hem de delicesine bir cesaretle.
Bu sırada onun dudaklarından ayrı kalamayan Mert, yeniden Barış’ın ince dudaklarını kendi dudaklarıyla örttü. Ritmini ve ezberlediği noktasını Barış’ın haz alacağı şekilde bulduktan sonra elini de yatağın başlığına tutunmuş olan kumral adamın elinin üzerine koydu. Parmaklarını parmaklarının arasından geçirip demir parçasını ikisinin avuçlarının arasında bırakarak oradan güç alıp sert vuruşlarına devam etti.
“Mümkün olsa içinden çıkmazdım.”
Dudakları dudaklarının üzerindeyken fısıldayarak gözlerinin içine bakıp da konuşan adamın ne kadar ciddi olduğunu gören Barış, Mert’in dudaklarını hafifçe yaladı. Aldığı haz yüzünden kapanan gözleriyle birlikte başını geriye doğru atıp inledi. “Çok fazla.”
“Daha yeni başladık. Tüm gece, sabaha kadar benimsin.”
Sözlerinin hemen akabinde Barış’ın geriye düşen başını boştaki eliyle hafifçe kaldırdı. “Ben senin içindeyken gözlerime bak,” dedikten sonra adamın sık kirpiklerinin süslediği gözlerine birer öpücük kondurdu.
Daha sonra aklına gelen şeyle birkaç hafta önce sıktığı bileğini tutup birkaç kez de orayı öptü, haftalar geçmesine rağmen af dilemek ister gibi.
“Kirpiklerin.” dedi. “Gökte kaç yıldız varsa sanki-“
Barış, ondan gelen sözleri daha fazla taşıyamaz gibi birden yerinden doğruldu. Bu gece için bir kelime seçecekse bu en basit haliyle ‘fazla’ olurdu, hem de her anlamda. Ama şimdi kara gözleri ona şefkatle karışık bir şehvetle bakan adamın sözlerinin yüreğinde yarattığı depremi değil alacağı hazzı düşünmek istiyordu.
Her daim yarı yolda bırakılan Barış için Mert’in ağzından çıkan kelimeler aciz bedeninin taşıyabileceğinden çoktu. Dokunuşların da hafızasının olduğu gibi kelimelerin de vardı. Barış hiçbir şeyi unutmayan zihniyle bu geceyi de Mert’le geçirdiği diğer anlar gibi unutmamak üzere çoktan hafızasına kaydetmişti, bu anlardan sonra yeniden üzülüp kırılmamayı dileyerek.
Mert’i yatağın üzerine doğru çekiştirip, “Otur,” dedikten sonra onun ne yapmak istediğini anlayarak oturur bir pozisyona gelen adama sırtını döndü. Bir eliyle az önce içinden çıkan penisi tutup kendisine hizaladı ve bir hamlede yeniden Mert’i en derinlerine aldı.
Mert, onun pürüzlü duvarlarını penisinin her bir damarında hissederken Barış da onu tıpkı ruhunun en derinliklerinde hissettiği gibi içinin en derinlerinde hissetti. Şimdi dizlerinin üzerinde oturuyor, hafifçe kalçasını yukarı aşağı oynatarak onun üzerinde zıplıyordu. Odada sadece ikisinin inleme ve sert oldukları için tenin tene değme sesleri yankılanırken Mert, Barış’ın gövdesini kendisine doğru çevirip ona daha fazla haz yaşatma isteğinin arkasında durur gibi sağ meme ucunu ağzına aldı.
Hem meme ucunu emip hafifçe ısıran hem de içindeki penisin sert hareketleri yüzünden aldığı zevki katlanan Barış, “Mert,” dedi üzerinde inip kalktığı adamın dudaklarından isminin dökülmesini ne kadar çok sevdiğinden habersiz.
Elleri Barış’ın belinde onun hareketlerine yardımcı da olsa, yine de istediği ritmi bulamayan Mert bu kez Barış’ı yatağın üzerine doğru yüz üstü iterek kendisi de adamın arkasındaki yerini aldı.
Onun belindeki elleri orayı ne kadar çok sevse de Barış’ın bileklerini tutup kalçasının tam üzerinde birleştirdi. Tüm kontrolü yeniden elinden alınan Barış’ınsa derince inlemek, arada bir de Mert’in adını söylemekten başka bir çaresi kalmamıştı artık.
Bedenine fazla gelen hislerle kendi alt dudağını parçalamak ister gibi ısırdı Barış. Elleri boşta olsa altındaki çarşafı sıkıp biraz olsun yaşadığı tutkunun vücudunda bıraktığı aşırılığı azaltabilirdi ama Mert yine ona müsaade etmemişti ki. “Parmaklarını ver.”
Mert, ukalaca gülerken ikisinin birleşme yerine baktı. “Her yanının benimle dolu olmasını seviyorsun.”
“En az senin içimde olmayı sevdiğin kadar.”
“Çok yaramazsın sen,” diyen Mert, Barış’ın belinde kenetlediği ellerini serbest bırakıp onun içinden çıkmadan boylu boyunca üzerine uzandı. “Ceza vermeliydim sana.” Bir kolunu da Barış’ın boynunun altından geçirip parmaklarını kumral adamın ince dudaklarının üzerine değdirdi.
Mert’in uzun, kemikli parmaklarını ağzına almadan tam önce, “Sözün olsun,” dedi Barış. “Bir dahakine sen ne istersen.”
Duyduğu sözlerle ruhu Barış’ın kahverengi kıyılarına iyiden iyiye hapsolan Mert her koldan, her bir taraftan altındaki adamı zevkten ağlatarak kuşatmak istedi. Bir yandan sadece belini oynatarak kendisini onun içine tamamen, sertçe sokup çıkarıyor, bir yandan parmaklarıyla ağzını talan ediyor, diğer yandan üzerinde yattığı için sırtına, omuzlarına rastgele küçük ısırıklar bırakıyordu.
Bir süre, bu şekilde Barış’ın içinde gidip geldikten sonra zirveye tırmanmak üzere olduğunu gözlerinin önünde beliren gümüşi zevk noktalarıyla anlayınca adamın yanağını birkaç kez öptü.
“Çok güzelsin Barış.”
Sonsuza kadar sürmesini istediği bu damak yakıcı hazzın birazdan biteceğini düşünerek mümkünmüş gibi daha da hızlandı. Hayaları Barış’ın kalçalarına çarparken altındaki adamın da elini kendi saçlarının arasına atıp çekiştirmeye başladığını hissedince onun da yakın olduğunu anladı. Gözlerine bakarak gelmek istediği için birden yerinden doğrulup Barış’ı sırt üstü çevirdi.
Yanakları kumral teninin izin verdiği ölçüde pembeleşen, akan yaşlarla kahverengi renginin iyiden iyiye parlak bir hal aldığı gözleriyle birlikte ağzından az önce çıkan parmakların yerini kendi parmaklarının doldurduğu adamın kendisini izlediğini görünce hızlıca içinden çıktı. Alnını Barış’ın alnına yaslayıp ikisinin penisini yan yana getirerek çekmeye başladı.
Aradan çok zaman geçmeden, birbirlerinin gözlerinin en derinlerine bakarken Mert’in ellerinin arasına, Barış’ın göbeğine ve hatta çarşafın üzerine doğru boşalmaya başladılar. Mert, son damlaya kadar avuçlarının arasında ikisini de kaydırmaya devam etti, yaşadığı en güzel sevişmenin bu olduğunun bilincinde.
Göbeğinde biriken sıvıya bir bakış atan Barış, “Bu-” dedi nefes nefese. “Harikaydı.”
Mert, onun gözlerine arsızca bakmaya devam ederken avucunun içindeki ikisinin birbirine karışmış menisini yalayıp Barış’ın dudaklarına kapandı. Hâlâ hassas olan penisi Barış’ın tenine değdikçe yeniden sertleşirken Barış da bacaklarını yeniden onun beline sardı.
“Bitmedi,” diyerek Barış’ın alt dudağını ısırdı Mert. “Sabaha kadar, hatta yarın da çıkarmayacağım seni bu yataktan.”
Elleri Mert’in yanaklarını bulan Barış onun burnuna kendi burnunu değdirdi. “Bana uyar. Ben de en az senin kadar doyumsuzum.”
“Bu iştahın sadece bana olmalı Barış, başkasına değil. Doyumsuzum derken seni kimseyle paylaşmayacağımı bil.”
Barış, yeniden onun kucağındaki yerini alırken bu kez tutkuyla değil sadece kalbinin en derinlerinden gelen ve şimdiye kadar az da olsa sakladığını düşündüğü bir aşkla baktı Mert’in gözlerinin içine. “Uzun zamandır ben, seninle benim Mert,” dedi. “Ve en önemlisi seninle güzelim sanki. Senden başkası hiç olmadı ki. Sen bende eksikken de ben seninle tamdım. Bu yüzden bir kez daha düşün sözlerini.”
“Ben de sende tamdım Barış,” diyen Mert titreyen gözbebekleri ile kendisini izleyen adamın kirpiklerine dokundu. Daha başka ne söylenir, içindeki hisler nasıl anlatılır bilmiyordu ki. Kimse ona aşkı öğretmemiş, onun da koskoca dünyada kendisini ararken birilerinden bu duyguyu öğrenecek zamanı da, hali de olmamıştı hiç.
İçini kucağında oturan, gökteki yıldızlar kadar güzel kirpiklerin sahibi olan adama tamamen açmasa da bu zamana kadar kimselere göstermediği yanını ona sunduğunu anlayarak bundan sonra Barış olmazsa paletindeki tüm renklerin nasıl da solup gideceğini düşündü, korkuyla.
Etrafına gösterdiği kişi ile aslında olduğu kişi arasında bir savaşın ortasında kalırken elindeki beyaz bayrakla onu öpüp de taşlaşmış kalbini yeniden attıran adamı kaybetme düşüncesi, yeni sağ çıktığı savaş meydanında, beklemediği bir anda kalbine gelen mızrağın sancısı gibi dağladı yüreğini.
Hissettiği bu düşünsel acı tam göğsünün ortasında fiziksel bir ağrıya dönerken bu hissi zihninden silip atmak için yeniden Barış’ın dudaklarına kendi dudaklarını bastırdı. Yine kumral adam için, ondan habersiz bencillik ettiğini içten içe bilse de Barış’la birlikte tüm renklerin de onunla kalmasını diledi, sakladıklarının bir gün güpegündüz ortaya çıkıp da tıpkı eski renksiz filmlerdeki gibi paletini yakıp yıkacağını, etrafı yalnızca griye boyayacağını bilmeden…
✨✨
Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻
Gidelim Verve 💙
itiraflar da edildi….💙♥️