Bölüm 21: Yıldızların Altındaki Bahçe

✨✨

Muzaffer yanındaki kadınla polis merkezinden çıkmış adamların, “Biz bir şey yapamayız, birkaç gün sonra evine girebilir bayan,” sözleriyle taksisine atlayarak Gonca’yı eve bırakmak için arabayı çalıştırmıştı.

İsmini cismini bilmediği hırsızları nasıl yakalatacağını anlamadığı kadına son bir iyilik daha yapıyor, birkaç günün sonunda Gonca’yla tamamen yollarını ayıracağından çokça emin yalnızca kadına şimdilik elinden gelen yardımı esirgemiyordu.

“Ben nasıl o evde kalacağım?” diye sordu Gonca.

“Çok korkuyorsan taşın.”

“Kadın başıma?” dedi hayretle Gonca.

“Kadın başına çok şey yaparsın, ne bu kadın başıma teranesi yav? Madem işkilleniyon başka yere taşın. Hatta git ananın babanın elini öp barış onlarla yaşa. Kimsen yok Gonca burada, ne işin var bu koca şehirde zaten?” dedi umursamaz bir tavırla.

Gonca, Muzaffer’den gelen bu yeni tavrı sevmemiş olacak ki, “Muzaffer, sen çok değiştin! Eskiden saçımın teline zarar gelsin istemezdin!” diye bağırdı.

“Bağırma kızım,” dedi adam kaşlarını çatarak. “Hem hâlâ saçının teline zarar gelsin istemem Gonca.” diye de ekleyince kadın aldığı cevaptan hoşnut şekilde gülümsemişti ki Muzaffer sözlerine devam etti. “İnsan insanın kötülüğünü istemez. Ama nereye kadar böyle mutual yaşam?”

“Ne?”

“Yani hani bir mantar ve alg bir araya gelir de liken oluşturur ya, ortak çıkar gibisine, hah ondan diyom nereye kadar?”

“Muzaffer ne diyorsun sen?”

Muzaffer, Mavi’nin ona öğrettiği mutual yaşamı yanındaki kadının anlamamasıyla derince bir nefes çekti ciğerlerine. “Yani tak sepeti koluna, herkes kendi yoluna Gonca, evli evine köylü köyüne. Bak için rahat etsin diye bir iki gün daha kal bizde ama sonra eyvallah.”

“Beni öylece bırakıyorsun yani? Resmen kullanıp attın beni!”

Muzaffer kadından gelen yanıtla, “Çüş!” diyerek arabayı sağa çekip bu sinirle kaza yapmamak için sakinleşmek umuduyla gözlerini de bir kez açıp kapattı. “Bak, ben seni hiç kullanmadım. Kitabıma otuzuncu söyleyişim ha ama sen beni aldattın, aldatmasan belki de hâlâ beraberdik eyvallahsın iyi ki aldatmışsın da bana yakalanmışsın. Yoksa arkamdan neler yapardın bilmem. Şu an her şeyin farkındayım, Metin Şentürk üstadımın da dediği gibi, ‘Maymun gözünü açtı.’ Beni sal. Şimdi eve gidiyoruz, daha taksiye çıkacam izin de alamadım, bu konu da uzamasın artık çok sıkıldım imanıma anladın?”

“Anladım,” dedi kadın fısıldayarak.

“Mavi evde izinli, o odasında takılır ya da terasa çıkıp yıldız kovalar, ilişme çocuğa,” diye de uyardı Muzaffer, ona evini açan çocuğa bulaşacağını da düşünmüyordu yanındaki kadının.

Gonca kafasını sallayınca Muzaffer de ‘Sonunda anladı,’ diye düşünerek taksisini yeniden çalıştırıp Gonca’yı apartmanın önüne bıraktıktan sonra zaten zar zor izin aldığı durağa gitmek için taksisini sürerken aklında Mavi ve bir türlü düşüncelerinden atamadığı birlikte uyumaları vardı.

Ne yapıp ne edip Mavi’yi ömürlük manitası yapmak istiyordu ama çocuğun hem çok zor oluşu hem de Burak’ın onun geçmişinde yaşadıklarıyla ilgili tahmini elini kolunu bağlıyordu adamın.

Ne dese ona nasıl yaklaşsa bilmiyordu. Bu zamana kadar içinden geldiği gibi yaklaşmıştı çocuğa, ters bir tepki de almayışı gönlündeki umutları canlı tutuyordu. Gonca geldiğinden beri onu kıskanır halleri de inanılmaz hoşuna gidiyordu, ‘Acaba,’ diye düşündü ‘Acaba beni sever mi?’. Kendisi onun yanında tahsilinin de yeterli olmayışıyla saraylı birinin yanındaki soytarı gibi kalıyordu ama Mavi’nin böyle şeylere önem vermediğini de anlamıştı bunca zaman, tertemiz kalpliydi çocuk gördüğü herkese zıt.

Bir an önce Gonca’yı evlerinden gönderip de Mavi’nin kalbini kazanmak için harekete geçmek istiyordu artık. Hem Gonca geldiğinden beri her şerrin içinde olan hayır gibi Mavi’yle daha da yakınlaşmıştı ama çocuğun sabahları kalkıp da dansları eşliğinde söylediği şarkılarını, oradan oraya çıplak ayaklarıyla koşuşturmasını izlemeyi şimdiden çok özlemişti Muzaffer.

O bunları düşünüp de işe giderken Gonca eve gelmiş, kapıyı ona açan Mavi’ye samimiyetsizce, “Merhaba canım,” demişti bile.

“Ben sizin canınız değilim,” dedi Mavi dayanamayarak.

“Anlamadım?”

“Bana canım diyorsunuz ya ben sizin canınız değilim, tıpkı Muzaffer’in bebeğiniz olmayışı gibi,” diyerek mutfağa doğru adımladı.

Gonca, yeniden sahte bir gülümsemeyle ona bakıp akşama Muzaffer’e mantısını yapabilmek için o da mutfağa adımlamaya başladı. “Muzaffer hep benim bebeğimdir Mavi,” dedi kendi mutfağındaymış gibi rahatça unu raftan alırken. “Dün gece yanıma geldi zaten, anlarsın ya,” diyerek çocuğa göz kırpıp önündeki kaba unu boşaltmaya başladı.

Mavi, elindeki maden suyuna limonunu sıkarken birden kafasını kaldırıp eve geldiğinde elini bile yıkamadan mutfağa giren kadına baktı. Neden ona yalan söylüyordu ki? Dün tüm gece Muzaffer onunlaydı, hatta gecenin bir kısmında onun yatağında…

Tanzanya’ya gidip de şempanzeleri inceleyen Jane Goodall gibi Mavi de önündeki hamura dudaklarını ısırarak tuz ekleyen kadını izlemeye başladı, doğal ortamında. Tek fark Mavi’nin kadının hiçbir anında doğal olmadığını anlıyor oluşuydu, şempanzelerden farklı şekilde.

Babası olsa bu kadının yalanıyla ilgili mutlaka akıllı bir çıkarım yapar, argümanını da Mavi’ye sunardı ama Mavi yapamıyordu işte. Kısıtlı sosyal becerileri elini kolunu bağlarken kadını bozmak istese de bunu yapmadı. “Anlamadım?” dedi yalnızca Gonca’nın maksatını kavrayabilmek adına.

“Ay seninle de konuşmak yanlış olur tabii ama işte anla canım. Aslanım çok özlemiş beni, gece indiremedim üzerimden.”

Mavi, kadının çiftleşmekle alakalı bir ima yaptığını anlasa da üslubunun bayağılı karşısında hayrete düştü. Kim biriyle çiftleşebildiği için övünürdü ki? Sanki bir dalda Nobel ödülü almış gibi gururla anlatmaya çalışıyordu kadın ona dün gece yaşadıklarını, hatta yaşamayıp da yalan söylediği anları.

“Anladım, çiftleşmekten bahsediyorsunuz.” dedi kadının adına utanarak.

“Ne tuhaf oğlansın sen? Çiftleşmek ne? Sevişmek diyoruz biz ona.”

Mavi, kadından gelen ‘tuhaf’ sözüyle içinden ona kadar sayıp, “Bir şey yok,” dedi sessizce. Uzun zamandır bu anlardan birini yaşamadığından bu sözcüğün ona ne hissettirdiğini de unutmuş sayılırdı aslında. Yeniden derinlerden gelen eski günlerin anılarıyla karşısındaki kadına çaktırmadan derin bir nefes alıp verdi.

“Sevişmek aşkla yapılan bir eylemdir, çiftleşmekse doğanın kanunu. Sizin yaptığınız sevişmek olmuyor,” dedi babasından duydularını bilmişçe kadına aktarırken. “Siz içgüdü ile yapıyorsunuz, soylarının devamı için üremek zorunda olan hayvanların mekanik hareketleriyle.”

“Aslanımın hayvan gibi olduğu doğru tabii, yıllardır bana olan iştahı hiç kesilmedi çok şükür. Araya o kadar şey girdi biz hiç ayrılmadık,” dedi hamuru tezgahın üzerine pat diye bırakıp Mavi’nin kadının nereden bulduğunu anlamadığı merdaneyle hamuru açarken.

Yeniden Mavi’nin gözlerinin içine baktı. “Biz hiç ayrılmayız Mavi, araya yol girer, iz girer, zaman girer ama biz hep birlikte oluruz. Gerçek aşk bizimkisi çünkü, hep bir yerde birleşiriz biz. Kim ne yaparsa yapsın Muzaffer’imin aklını ancak birkaç gün çeler, sonra o hep bana döner.”

Mavi maden suyundan bir yudum alırken, “Ama gerçek olan aşkın arasına kimse giremez. Yani giremezmiş, babam demişti. Gerçek aşıklar bir gün bile ayrı kalsalar ertesi gün birbirlerine koşarlarmış. Siz araya başkalarının girdiğinden bahsediyorsunuz. Bu gerçek aşk olur mu ki?” diye sordu.

“Senin yaşın daha küçük tabii, aşkı falan da bilmiyorsun. Bu şekilde daha tutkulu olur, kıymet bilir iki taraf da. Şimdi Muzaffer’im başka tatlara aç olduğunu sanıyor, yemek gibi düşün. Şu senin yediğin yulafa merak saldı ama o hep benim mantımı özler, döner dolaşır bana gelir.” dedi önündeki açtığı yuvarlak hamuru gösterirken.

Gonca’nın bir şeyleri laf sokarak anlatmaya çalıştığı cümlelerinin arasında anlamadığı şey, Mavi’nin onun imalarını kavrayamayacak oluşuydu. Mavi, dümdüz biriydi. Ne laf sokmalardan ne imalardan ne de üstü kapalı tehditlerden anlamazdı, ömrü boyunca da anlamamıştı zaten. Gonca ise boşa kürek çektiğini bilmeden yalnızca ona bir şeyleri göstermek ister gibi anlamsızca sıralıyordu cümlelerini.

“Yulaf ve mantı çok başka şeyler ama. Örneğiniz çok yanlış, bir komitenin ya da jürinin önünde olsanız ilk dakikadan elenmiştiniz. Mantıyı özlerken dediniz, sabah yulaf yerken aynı anda mantı da yapıp akşam yiyebilir Muzaffer. Yemek tercihlerindeki seçimi bir şeyleri kanıtlamaz ki. Neden mantıdan ya da yulaftan vazgeçsin? Bu örneklemleriniz insanlara refere ediyorsa temelden savınız mantıksız, başka bir şekilde açıklamanızı öneririm.”

Gonca, verdiği örneği zerre anlamayan çocuğa bakıp çocuğun gerçekten de salak olduğunu düşündü. Bu muydu Muzaffer’in çok zeki diyerek öve öve bitiremediği bilim adamı? Bunu sulu getirir susuz götürürdü de çocuğun ruhu duymazdı. Al kafasına vur ekmeğini bir tipti karşısındaki dahi denilen oğlan.

Mantısının içini hazırlamak için soğan ararken sabah duyduğu cümlelerden kaynaklı içindeki tüm huzursuzluğu silindi gitti kadının, bu malı çiğ çiğ yerdi Muzaffer’i yeniden kendisine alıverirdi. Saatler önce aklından geçen düşüncelere kendi kendine gülümseyerek keyfi yerine gelmiş şekilde soğanlarını soymaya başladı.

“Neyse, ben akşama aslanıma güzel bir yemek yapayım da güç olsun, bu gece yanıma gelince performansı düşmesin,” diyerek Mavi’ye göz kırpınca Mavi kadının seviyesizliğine daha fazla tahammül edememiş olacak ki birazdan çiğ etleri hamurların üzerine yıkamadığı pis elleriyle koyup tüm evi de sarımsaklı yoğurt kokutacağından emin olduğu kadına cevap vermeden yalnızca kafasını sallayarak elindeki maden suyu kupasıyla odasına yöneldi.

Bir an bu kadınla aynı çatı altında tek başına kalmamak için teleskopunu alıp terasa çıkmayı düşünse de hava yıldızlar için uygun olmadığından kulağına kulaklıklarını takıp en sevdiği animasyon dizisini açarak yıldızlı yastığına da sarılıp yatağının içine girdi.

Ne zaman bu diziyi izlese kahkahalarla gülerken şimdi espirilerin o kadar da komik gelmemesinin nedenini anlamasa da yine de zihnini oyalamak için dizisini izlemeye devam etti, aklının diziden çok başka yerlerde olduğunu bilmeden.

✨✨

Akşam olduğunda Muzaffer, gece yeniden Mavi’yle yatacağı için geçmek bilmeyen günü saatine baka baka sonunda bitirmiş, içi içine sığmayarak hızla eve gelmişti ki Gonca’nın mutfakta rahat tavırlarla ağzında bir şarkı dans ederek yemek hazırladığını gördü. Oysa onun görmek istediği manzara bu değildi, hem de uzun bir zamandır.

“Kolay gelsin, hayırdır ne iş?” dedi kadına sorar gibi.

“Birkaç güne gideceğim ya sana mantı açtım Muzaffer, güzelce ye. Bulamazsın bir daha,” dedi kadın uzun kirpiklerinin üzerinden adama bakarken.

“Yav niye bulamayım? Bizim karşıdaki eleman da güzel yapıyor. Ödevlerini hep ben yiyom bebenin. Mavi nerede?”

“Bilmem odasında herhalde, yabani gibi çıkmadı hiç,” dedi kadın yüzünü ekşiterek.

“Düzgün konuş Gonca, tanımıyor seni. Kırk yıllık dedikodu kankan mı da senin çıkıp n’apacak?” dedi sinirle üzerindeki deri ceketi çıkarıp koltuğa fırlatan Muzaffer.

“Yok o anlamda demedim. Hasta zaten çocuk anladım ben Muzaffer, ona neden bu kadar ilgili olduğunu da anladım,” dedi gülümseyerek adamın yanına gelirken.

“Ne diyon kızım sen?”

“Acıyorsun tabii, ben de çok acıdım çocuğa. Arkadaşı falan da yok değil mi? Tuhaf, garip bir tip. Hani ucube mi ne diyorlar ya ondan. Senin de abilik, babalık damarın tuttu tabii. Bugün bir beş dakika oturdu da benimle, ay onunla ömür geçmez Muzaffer. Ne o öyle? Ama böyle de dememek lazım, gelen Allah’tan tabii. Annesi babası yok mu bunun, yalnız başına bırakmışlar böyle garibanı? Kadın gibi de giyiniyor ya, ilk görüşte anladım da sıkıntı olduğunu bilirsin ben kimse için kötü düşünmem, dedim hadi Gonca bir şans ver,” dedi dudaklarını büzüp de ellerini Muzaffer’in kollarının üzerine koyarken.

Muzaffer, tam ağzını açıp karşısındaki kadını sağlam şekilde kalaylayacaktı ki sol tarafından gelen, “Ben hasta değilim!” sözleriyle bir anda içinde oluşan sinir korkuyla yer değiştirdi. Mavi’nin kadından gelen tüm saçmalıkları duyup da üzüldüğü beyninde flaşlar halinde patlayınca Muzaffer çocuğa doğru endişeyle bakakaldı yalnızca.

Bu sırada holdeki iki küçük merdivenden inen Mavi kadına doğru yaklaşıp, “Sen kağıttan bir uçaksan ben F-22 Raptor‘um! Sıradan bir defter yaprağından yapılma, birilerinin elinde sadece oyuncak olan, birey bile olamamış birinin beni eleştirmesi çok zavallıca! Ben seni evime aldım! Yoğurdumu bile paylaştım!” diyerek devam etti Mavi. “Babama seni anlattığımda ne diyecek çok merak ediyorum! Kötüsün sen, bencilsin, mutsuzsun! Ben ucube de değilim, annem de var babam da!” dedikten sonra onu gözlerindeki telaşla izleyen Muzaffer’e bakıp, “Gitsin,” dedi sessizce. Daha sonra hızla odasına giderken elindeki boş kupayı mutfağa bırakmak bile aklından uçup gitmişti çocuğun.

Gonca, “Şuna bak bana neler dedi Muzaffer!?” diyerek, her zamanki silahı gözyaşlarını gözlerinden akıtmaya başlamıştı ki Muzaffer kafasını salladı olumsuz anlamda.

“Duydun, valizini topla.”

“Beni öylece sokağa mı atacaksın Muzaffer? Hem de bu gerizekalı gitsin dediği için!” diye bağırdı kadın hayretle.

“Gonca bir daha Mavi için o sikik kelimeyi kullanırsan kadın demem yaka paça atarım seni evden. Sana evini açan biri için bu kadar düşebileceğini ben bile hayal edemezdim lan. Hadi beni geç, çocuk geldiğin gün, ‘Kalsın, korkmuş,’ dedi arkandan. Uyumadan ‘Misafire güzel kahvaltı hazırlamalıyız,’ dedi kızım. Sen ne biçim insansın? Sana ne yaptı da bu kadar kinlendin? Gönül kıracak kadar ne yaşadın iki günde Gonca sen?”

“Aklını bulandırıyor bebeğim o senin. Bak seni bana karşı doldurmuş. Onunla aynı eve çıkmadan biz ne iyi anlaşıyorduk, o değiştirdi seni. Kendisi gibi ibne yapacak seni de Muzaffer. Kanma ona, saf ayaklarına yatıyor ama ne anasının gözü o, ben anlamaz mıyım? Gel sende evimize gidelim hadi. Daha fazla seni etkilemeden ait olduğun yere gel. Hem çocuk istiyorum ben artık, senden,” diyerek elini adama uzattı.

Muzaffer, kadından gelen çocuk sözüyle bunu bile kullanacak kadar düşebilecek kadının elini ittikten sonra, “Gonca bu seni son görüşüm, Allah’ıma kadar vicdanım rahat sana değmeyeceğini bile bile elimden gelen her şeyin fazlasını yaptım ben. Bundan sonra gözün gözüme değmeyecek, ne bok yersen ye. Beni aldattığın adamları ararsın, bundan sonra az enayilik de o elemanlar yapsın. Yeter bana yıllarca kene gibi yapıştığın,” dedi.

Daha sonra kendisinden kısa kadına doğru eğilerek işaret parmağını sallayıp, “Ha, o sana karşı beni doldurmadı, ben ona aşık oldum,” diye de ekledi.

“Ne diyorsun sen?”

“Duydun. Söyledim bitti. Topla valizini. Otuz yaşındasın amına koyayım şu hayatta birilerinin sırtından değil, kendi ayaklarının üzerinde durarak bir şeyle başar artık. Başarmıyorsan da benden uzak ne sikim yapıyorsan yap. Bir daha içerdeki çocuğun yüzünün düşmesine bir saniye bile sebep olursan o zaman gazabımdan kork Gonca. Ananın yanına mı gidersin n’aparsan yap benden uzakta yap. Telefon numaramı değiştirecem bir daha arama beni, bir daha adımı ağzına aldığını, benden bahsettiğini ya da durağa geldiğini duyarsam yeminim olsun seni rezil ederim ele güne. Bunca zaman Burak hariç herkesten sakladım senin beni aldattığını, işleri boka batırıp da mahalle karısı kavgasına döndürme! Şimdi al valizini ve defol Mavi’nin evinden.”

Gonca gözlerinden akan yaşlar eşliğinde, “Muzaffer!” dese de adam onu sallamayarak eliyle hadi anlamında bir işaret yapıp kadını kendi odasına yönlendirdi. Gonca valizini toplayıp geldiği evde bir gün bile dayanamaması yüzünden hırsla, “Koskoca Muzaffer oğlancı olmuş, hem de bacak kadar birinin yoluna. Sen beni bulduğun için ne kadar şanslı olduğunu anlayamamışsın daha, ben seni çöpken aldım da adam ettim. Benim gibisini zor bulursun sen, geceleri karı gibi bağırıp ağlayarak uyandığında yanında ben vardım senin, o değil. Asıl o çok sevdiğin agaların oğlancı bir ibne olduğunu duyunca ne diyecekler acaba?” dedi.

“Bak bakalım sikimde miymiş kimin ne diyeceği? Eski karımdır dedim sustum, bundan sonra susmam ama Gonca bunu böyle bil. Ne biçim insanmışsın sen? Beş yılımı çöpe attım sayende. Lan iyi ki aldatmışsın beni, iyi ki de o orospu Recep evden atmış. Ömrümün en güzel günlerinin geleceğini nereden bilirdim? Hadi şimdi, ne ölün ölüme ne dirin dirime,” dedikten sonra kadının suratına kapıyı çarparak hayatında ilk kez Gonca’yı değil de ondan kurtulduğu için gönlündeki ferahlama hissinin güzelliğini düşünüyordu adam.

Yıllarını vermişti bu kadına, dile kolay yirmi beşinde evlenmiş ne olursa olsun bir türlü kopamamıştı ta ki bir çift kocaman kahverengi göz onu cayır cayır yakana kadar. En huzurlu uykusuna da yattığı ölüm uykusunun uyanışına da içerdeki çocuk sebepken şimdi kendisinden nefret ediyordu Muzaffer, masmavi kanatları olan sahici bir kelebeği böylesi ruhu pisliğe bulanmış yalancı biriyle karşı karşıya bıraktığı için.

Muzaffer, gönlünün yegane sahibi olan kırgın gönlü yeniden onarmak için Mavi’nin odasına doğru giderken bunca yıl bir kelebeğin peşinde ömrünü nasıl feda ettiğini düşündü. Uzaktan süslü kanatları, can alıcı rengiyle onu yalancı bir sevdanın içine çekerken aslında hayatının ellerinden nasıl da kayıp gittiğini fark dahi edememişti adam.

Oysa şimdi kapkaranlık bir gecede parlak yıldızların altında kendi bahçesini inşa etmiş, bahçesine masmavi renkli, kocaman kanatlı, kozasından daha yeni çıkmış en güzel kelebeğin ona gelmesini bekliyordu, tüm o yalancı kelebeğin peşinde koştuğu anlamsız zamanlarının aksine.

İki insanın kaderi birlikte yazılmışsa araya giren sahtekar kelebeklerin tüm büyüleri bir anda yok oluveriyordu ahir zamanda. Eğer iki insanın yazgısı birse kaçıp saklansalar da kader bir şekilde birbirine çekiyordu onları, kalplerinden birbirine doğru yol alan görünmez ama ilmek ilmek işlenmiş halatlarla… Tıpkı odasında gözlerinden akan yaşlarla yıldızlı yastığına sarılan güzeller güzeli çocuğun, herkesten saklanmak isteyen bünyesine zıt halatının sahibine git gide daha da yaklaşması gibi…

✨✨

Muzaffer (%55 🪵+ %45 🌟)

Okuyan gözlerinizden öperim✨🫶🏻

Gidelim Verve 💙

🤞 Kitap bölümlerinden haberdar olun!

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Scroll to Top