✨✨
Muzaffer, rutini haline gelen Mavi’nin odasının kapısını dört kez tıklatırken içindeki sıkıntıyla kapının önünde beklemeye başladı. Gonca’nın söylediği sözlerin etkisiyle yüzünü ilk kez böyle gördüğü çocuk yüzünden kalbi canını acıtacak kadar yanıyordu şimdi.
Bu eve ilk taşındığı günlerde ona ‘hanım evladı’ demesiyle bile Mavi’nin ne kadar üzüldüğünü hatırlayan adam acımasızca ona saldıran kadını elinde sihirli bir değnekle yok etmek istemişti aniden. Ona evini açan, hatta en sevdiği yoğurdu ikram eden birine kim olursa olsun böyle davranmamalıydı, davranamazdı da.
Bu sırada içeriden kırgın bir sesle, “Gel,” diyen Mavi’yi duyunca hızla çocuğun odasına daldı. Odasındaki gardırop aynasının önünde duran Mavi, gözyaşlarını silmek için kalkmış olduğu aşikar öylece dikiliyordu. Yine de gözyaşlarının yanaklarında çizgi şeklinde oluşturduğu hat, onları silmesine rağmen ağladığını da belli ediyordu…
“Güzelim?” dedi Muzaffer çocuğun yanaklarındaki ip gibi izler yüzünden sancıyan kalbiyle.
“Hımm?”
“Gönderdim, bir daha gelmeyecek. Ne bu eve ne de bizim hayatımıza. Onun dediklerini düşünüp de kendini üzme ne olur,” diyerek sakince Mavi’ye yaklaşmaya başladı.
“Üzülmedim, babamı arayıp ona soracağım. Hani insanlara iyi yaklaşırsak onlar da bize tıpkı bir reflektör gibi aynı şekilde gelirdi? Yine beni kandırmış olmalı.”
“Baban mert adam Mavi ama bazıları doğuştan böyle, ne yaparsan yap kendilerinden başkasını düşünmezler.”
“Ben hasta değilim Muzaffer,” dedi Mavi adamın tam gözlerinin içine sinirle bakarken en çok da kendi evini açtığı kişiden duyduğu bu sözcük yaralamıştı onu.
Muzaffer, birkaç büyük adımda çocuğun önüne gelip tam karşısında durdu. İki eliyle onun yüzünü avucuna alarak başını hafifçe kaldırdıktan sonra göz temaslarını da kesmeden, “Hayatımda gördüğüm en sağlıklı insansın sen, sana hasta diyenler asıl hasta olanlar,” dedi. Baş parmaklarıyla çocuğun pürüzsüz yanaklarını yavaşça okşayarak onu sakinleştirmeye çalıştı aynı anlarda.
Mavi, yeniden gözleri dolu dolu insanların önünde ağlamaktan oldum olası nefret ettiğinden, gözyaşlarını saklamak ister gibi birden başını Muzaffer’in göğsüne koyarak olduğu yere sığındı. Ağlamak da Mavi’nin kalemi değildi aslında ama içinde oluşan karışık duygularla ne yapacağını bilemeyince kendisinden bağımsız gözlerinden yıldızlarını düşürüvermişti işte.
Muzaffer, ondan gelen temasla kalbinin karanlık odalarının tüm ışıklarının yandığını hissetti. Bazı ışıklar uzaktan güzeldi yalnızca. Mavi ise tüm bunlara tepki gibiydi sanki, yakından da uzaktan da parıltıları çok güzeldi. Üstelik gerçekten parlıyordu çocuk, tüm sahte ışıklara inat.
Ne yaptığını bilmeden, refleksle çocuğun beline ellerini atıp sakince olduğu yeri okşarken, “Özür dilerim,” diyebildi Muzaffer, onun da dolan gözleri yüzünden sesi yolunu bulamamış gibi çatallı çıkmıştı şimdi boğazından.
“Sen neden özür diliyorsun?” diyerek şimdi de adamın boynuna yüzüne saklayan Mavi, ellerini Muzaffer’in sırtına koyup sıkıca sarıldı ona.
“Benim yüzümden boş beleş tiplerle muhatap oldun, sana yakışmadı. Bir daha adını anmayacağız, sözüm olsun,” derken Mavi’nin saçlarının arasına yatıştırıcı öpücüklerini de kondurmayı unutmadı.
Mavi, adamdan gelen öpücüklerle içinde onu sıkan tüm kötü duyguların uçup gittiğini hissederken bedenini ona sanki güç almak ister gibi iyice yaslayarak, “O ilk değil ki, ömrüm bu sözleri duymakla geçti. Hasta da olabilirim ben, neden böyle yapıyorlar?” diye sordu sessizce.
Muzaffer, hafifçe eğilip Mavi’nin kulağına doğru fısıldayarak, “Bana gülüyorlar çünkü farklıyım, onlara gülüyorum çünkü hepsi aynı,” dedi. “Seni gördüğüm gün aklıma bu söz geldiydi yavru ceylan, sen herkesten farklısın, çok özelsin, çok güzelsin. Hatta sen en güzel olanın bir fazlasısın bana göre.”
“O nasıl oluyor ki? Yani matematikte-“
“Sikerler matematiği, öylesin diyorsam öylesin. İki tane kıçı kırığın lafıyla herkesten kıymetli gözyaşlarını akıtırsan kızarım kitabıma sana ha. Şu ceylan gözlerine yazık, bak kızarmış güzelim gözlerin. Değer mi?”
Sonra Mavi’nin kafasını kendisinden beklenmeyecek bir nezaketle boynundan kaldırıp çocuğun yanaklarına ellerini koyarak gözlerini kontrol etmek için kendisinden biraz uzaklaştırdı.
Kirpiklerinin ucu hâlâ ıslak olan çocuğu önce hassas bir sanat eserini tutar gibi tutup narince gözlerini sildi, önce sol gözüne bir öpücük kondurdu daha sonra da sağ gözünü öpüp, “Benim iki gözüm,” dedi ağlamasını geriye almak, onun gözyaşlarını bir hiç uğruna akıtmasını engellemek ister gibi.
Mavi, adamdan gelen öpücüklerin etkisiyle içini çekti. “Ben hep bunları duydum ama. ‘Yazık, hasta, ucube, ailesi yok mu? Tedavi oldu mu acaba?’ Bana hep bunları söylediler. Ben kimsenin işine karışmadım Muzaffer, hep kendi yoluma baktım. Öğleden sonra da gelip bana seninle çiftleştiğini anlattı o kadın. Neden? Ben anlamadım bana neden böylesi düşman olup da bunları anlatıyor? Annem var dedim ama yok, yalan söyledim ona bir de!”
“Ben onunla çiftleşmedim ki!” dedi Muzaffer, çocuğun cümlelerinin arasından ‘çiftleşmek’ kısmını itinayla çekip onun yanlış anlayabileceği durumu düzelmek için telaşına yenilirken.
“Biliyorum, dün benimleydin zaten. Yani benimle yattın ya. Hem kötü kalpli hem yalancı, onu evden kovduğum için pişman değilim,” dedi dürüstçe çocuk.
“Neşet baba, ‘İncinmiş olanın ahı, nereye gitse bulur sahibini,’ der. Sen ona iyilikle yaklaştın o sana senin gibi cevap vermedi, bırak Allah’ından bulsun. Sen kalbini bozmadın ki yavrum, kendisini sorgulaması gereken o, sen değilsin.”
“Bir daha gelmeyecek değil mi?”
“Gelmeyecek, sana da bana da bir daha bulaşamaz o.”
“Gelmesin Muzaffer, istemiyorum onu. Seninle ilgili bir şeyler de anlatmasın bana.”
“Anlatmaz,” diyerek çocuğun yüzündeki ellerini çekip yeniden ona sarılan Muzaffer, ondan gelen büyülü kokuya dayanamayıp bu kez de Mavi’nin alnına dökülen saçlarını eliyle yana doğru tarayarak çocuğun alnına dudaklarını bastırdı.
Ne zaman onun yörüngesinde dolansa aklı bulanıyor, Mavi’den biraz uzakta olsa mantıklı düşünerek yapmayacağı şeyleri biraz çocuğa yaklaşıp da kokusunu soluyunca kendisinden bağımsız şekilde yapıveriyordu adam, tıpkı şu an Mavi’nin alnında uzunca dinlenen dudakları gibi.
“Bana acıyor musun?” diye sordu sessizce Mavi.
Muzaffer, duyduğu sözlerle Mavi’nin alnındaki, olduğu yeri çok seven, dudaklarını zorlukla kaldırıp, “İnan sana hissettiklerimin arasında acımak Beşiktaş’a Ronaldo‘nun gelme ihtimali kadar imkansız, son sırada bile değil diyelim,” dedi.
“Ronaldo Beşiktaş’a asla gelmez mi?”
“Hilafet gelir, o gelmez.”
“Peki küçük kardeşin gibi mi görüyorsun beni?” dedi Mavi sık kirpiklerinin üzerinden bir şeyleri anlamak için adama bakıp da sorularını sıralarken.
“Yok lan tövbe de ne kardeşi? Acımak yok, kardeşlik yok,” dedi adam panikle.
“O kadın öyle demişti de, ondan sordum.”
“O kadın halt etmiş, salla şunu,” dedi sinirle Muzaffer.
Mavi hâlâ elleri Muzaffer’in sırtındayken kafasını salladı. “Babam gibi konuşuyorsun biliyor musun? O da hep evrene bırak, gerekeni her zaman o yapar der. Sen de yaradana bırak diyorsun yalnızca, aynı şeyler temelde.”
Muzaffer yeniden pamuk gibi yanaklarını okşadığı çocuğa bakıp, “Aklın yolu bir, üzülmek yok artık beş kuruş etmeyen tipler için tamam mı?” dedi.
“Tamam.”
Muzaffer daha sonra aklına gelen düşünceyle, “Ben- Yani az önce seni öptüm falan,” dedi elini çocuğun yüzünden çekip de ensesine atarak orayı ovuştururken. Mavi, karşısındaki adamın ne zaman utansa bu hareketi yaptığını fark ederek kafasını salladı olumlu anlamda.
“İşte- Rahatsız ettim mi seni yavru ceylan? Kusura kalma, birden oldu. İzin de almadık senden.”
“Rahatsız olmadım ki. Senden gelen temaslar beni rahatsız etmiyor nedense, ben de anlamadım,” dedi dürüstçe Mavi.
Muzaffer, Mavi’nin onun yüzünde ilk kez gördüğü çapkınca bir gülümsemeyle çocuğa bakarken Mavi de bu gülümsemenin ona ne kadar yakıştığını düşünüyordu aynı anlarda.
Gördüğü görüntü onda yıldızlı yastığını yüzüne kapatıp da çığlık çığlığa bağırma isteği uyandırırken bunun neden olduğunu bir türlü anlayamadı çocuk. Yarın yalnız olduğu bir vakitte kesinlikle babasını aramalıydı artık.
“He iyi o zaman, yani bundan sonra izin almasam senden? Eyvallah mı buna?” dedi adam.
“Neye izin almasan?”
Muzaffer, Mavi’yi pat diye yeniden kendisine çekerek çocuğun başını göğsüne yaslarken, “Buna,” dedi sıkıca belinden kavrayarak.
Sonra Mavi’nin saçlarının arasına art arda öpücüklerini sıralayıp, “Buna,” daha sonra çocuğun gözlerini birer kez yeniden öpüp, “Buna,” en sonunda da alnına bir öpücük kondurup, “Buna da,” dedikten sonra Mavi’nin gözlerinin içine içine baktı, umutla.
Mavi de eş zamanlı adamın gözlerinin içine bakarken, “Peki neden öpüyorsun beni? Sevgini göstermek için mi?” diye sordu.
Geçmişinde bu şekilde öpülüşlerinin teninde bıraktığı rahatsızlığı Muzaffer’in dokunuşlarında hissetmese de yine de bir şeyleri anlamalıydı.
“Yoo, sevgimi göstermek için sana dokunmama gerek yok yavru ceylan. Gözlerimden anlarsın, birini sevmek illa dokunmak demek değil. Sadece ne bileyim işte, yanında olduğumu bil, anla,” dedi Mavi’nin anlamayacağını içten içe bilse de.
Mavi, tıpkı babasının yıllar önce yaptığı konuşmanın benzerini yapan adamla olumlu anlamda kafasını sallayınca Muzaffer, ‘Lan amına koduğumun malı, keşke yanakları da katsaydın işin içine,’ diye düşünerek aldığı iznin güveniyle çocuğun şakaklarını da öptü. Bundan sonra Muzaffer’in izni bakiydi, kimseler tutamazdı onu manitası yapmak istediği çocuğa karşı.
“Gel hadi yemeğimizi yiyelim, sabah da bir şey yemedin doğru düzgün,” diyerek Mavi’nin belinden tutup onu odasından çıkardı.
Mavi huysuzca, “Ben o kadının yaptığı yemeği yemem Muzaffer! Yemeklerin çöpe gitmesinden nefret ederim ama yemem işte!” dedi. Daha sonra kocaman gözlerini yanında yürüyen adama dikip onun da yiyip yemeyeceğini öğrenmek için merakla Muzaffer’e baktı.
“Bugün makarna günü değil mi? Makarna salacam suya gel sen. Sana benim spesiyalim salçalı makarna yapayım da parmaklarını ye, sen de bu sırada dizimizi aç.”
Mavi, onun da Gonca’nın yaptığı yemekten yemeyeceğini duyunca içi rahatlamış şekilde tam salondaki kanepeye oturacaktı ki, “Muzaffer sen yemeğimizi yap, benim evi temizlemem lazım!” diyerek kadının pis valizinin geçtiği yerleri silmek ve onun yattığı çarşafları dezenfekte etmek amacıyla altmış derecede nevresimleri yıkamak için hızla içeri koşarken Muzaffer sonunda bir şeylerin eskiye dönmesi ve Mavi’nin hüznünün aklına temizlik gelmesiyle bile geçtiğini anlaması sebebinden gülümseyerek makarna haşlamak için tencere aramaya başladı.
✨✨
Muzaffer, “Çok uykum geldi,” diyerek esnerken Mavi hayretle adama baktı. Geceleri saat onda uyuyor diye Mavi’ye ‘paçalı tavuk’ lakabını takan adam bu akşam yemeğini yerken bile esnemiş, sürekli uykusunun olduğundan bahsetmişti.
“Saat daha on bile değil!”
“Çok yoruldum bugün, imanım gevredi.”
“Sevmedin mi bu diziyi?” diye sordu Mavi.
“Anlamadım ki bir halt, bu çizgi film ayrıca,” dedi Muzaffer beğenmez bir tavırla.
“Kara mizahı anlatan yetişkin animasyon dizisi bu, sana Freud‘u anlatmıştım ya bak şimdi, Elfo, süper ego; üst benlik, ahlak ve vicdani değerler, Luci, id; iç güdüler, ilkel benlik, tatmin edilmemiş duygular, prenses de egoyu temsil ediyor; gerçeklik, benlik, denge kurucu gibi düşün.”
“Olacak O Kadar, Cinayet Süsü falan gibisine mi yani?”
“Aynen!” dedi Mavi Muzaffer’in bu tür mizahı anlayıp bir de başka yerden örnek vermesine duyduğu heyecanla.
“Benim aklımda kalan cücenin üçlü teklif edişi lan!”
“O cüce değil elf Muzaffer!”
“Yani? Aynı bokun laciverti, ayrıca spektrum ne demek!? Ben anlamıyorum ki,” dedi sıkıntıyla adam. Mavi’nin açtığı diziyi önce çizgi film diye beğenmese de sonradan yapılan espirileri ve göndermeleri anlamadığı için iyiden iyiye morali de bozulmuştu adamın.
“Aslında burada Rebecca Reilly-Cooper‘a bir gönderme var. Kendisi toplumsal cinsiyetin bir spektrum olmadığını savunan bir makale yayımlamıştı. Yani kişilere toplumların zorla dayattığı normlar vardır, kadının alt sınıf erkeğin penisi olduğundan üst sınıf sayıldığı toplumlarda kadın daha kırılgan, yardıma muhtaç tasvir edilirken erkek buyurgan, kontrolcü, güçlü olmalıdır. İşte doğumumuzdan itibaren bunlar bize empoze ediliyor, aslında dayatılıyor.”
“Lan erkeğim işte ben, ne çok antin kuntin şey çıkarıyonuz! Yakında erkek olduğum için beni kazığa oturtup şiş kebap yaparsınız siz!” dedi adam korkuyla.
“Böyle bir makale de yayımlandı. Bundan otuz yıl sonra heteroseksüel, beyaz ve et yiyen biriysen tamamen azınlık olacaksın ve toplumdan dışlanacaksın.”
“Seksli olan ne?”
“Yani mesela sen, sadece kadınlardan hoşlanıyorsun ya karşı cinsinden yani. İşte sen heteroseksüel oluyorsun.”
“Yoo.”
“Ne yoo?” dedi Mavi, önünde ki boşalan makarna tabaklarını iç içe koyup da adama merakla bakarken.
“Ben o seksli olandan değilim yavru ceylan, değiştim ve geliştim,” dedi rahat bir tavırla koltuğa yayılırken. Sonra Burak’tan duyduğu sözler aklına gelince de, “Etiketlerden hiç hoşlanmıyorum doğrusu, kalbin kimi seçerse aha oseksli olursun, kalıpları yıkmalısın sen okumuş insansın, bu tavır sana hiç yakışmadı,” dedi duyduğu sözleri utanmadan Mavi’ye satarken.
“Ne!?”
“Tabii, Ahmet Kaya’nın da dediği gibi, ‘Artık sigarayı günde üç pakete çıkardım. Olsun gözüm olsun. Ne olacaksa olsun!'”
“Sen şimdi bir erkeğe aşık olabileceğini mi söylüyorsun?” dedi Mavi, tabağın içine hayretten parmağını sokmuş, eline bulaşan sosu bile gözü görmüyordu şimdi çocuğun.
“Aynen iki gözüm, kalp bu kimi seçerse sevda onda güzeldir.”
“Muzaffer, başına bir şey mi düştü? Bedenini birileri ele geçirdiyse bana göz kırp, ben seni kurtarmak için uranyum bile bulurum gerekirse!”
“Cık,” dedi adam. “Ben aynı benim, üst model Muzo oldum. Daha iyi oldu ama değil mi?” dedi gözlerinin ışıltısıyla Mavi’ye bakarken.
“Yani tabii ki ‘Erkek adam şunu yapmaz,’ demelerin çok ilkelceydi ama bu kadar değişmen beni bile hayrete düşürdü,” dedi çocuk şaşkınlıkla.
“Daha ben seni çok şaşırtırım yavru ceylanım ama uykum var hadi yatak.”
“Yatak değil yatalım, nevresimlerini yeniden yatağına geçirelim o zaman kalk,” diyerek elindeki tabaklarla mutfağa doğru ilerlemişti ki birden bağıran adamla olduğu yerden zıplayıverdi Mavi.
“Olmaz!”
“Neden olmaz?”
“Kirlendi onlar, yıkanması lazım ben yatamam öyle.”
Mavi, bir çırpıda kirli tabakları makineye yerleştirirken Muzaffer’e bir daha salçalı makarna yaptırmamayı kafasına yazdı. Ocağın üzerinden tut, bembeyaz duvarlar bile salça olmuştu resmen! Adam yemek yapmamıştı da mutfakta savaşmıştı sanki!
“Yedek olanları da yıkadım, ıslak.”
“Tüh ya, aksilik aksilik üzerine.”
“N’apalım?” dedi düşünceli bir tavırla Mavi.
“Ben yanında yatarım yine, zaten çok da yer kaplamıyorum. Ne var yatsam bugün de? Hem nevresimsiz falan olmaz şimdi yatak pislenir,” dedi Muzaffer bir çırpıda. Bugün için de çocukla yatacağı mantıklı bir çözüm bulmuştu kendince, yarına da Allah kerimdi artık.
“Yani olur, kendi odanda yatmak istersin diye düşünmüştüm ben. Dün de mecbur kaldın ya benim odamda yatmaya.”
“Yok yok hadi gidelim çok uykum geldi zaten,” diyerek esneyen Muzaffer, Mavi’nin fikrini değiştirmesine ya da yeni bir çözüm bulmasına bile fırsat vermeden koşarak odasına gidip üzerini değiştirdikten sonra hızla dişlerini fırçalayıp Mavi’nin kapısını tıklattı.
“Gel.”
Muzaffer içeri girdiğinde dün o kadın evde olduğundan onu görmeye alıştığı pijamalarından başka şeyler giyerek yatan çocuğun bugün özüne döndüğünü fark edince nefesini tuttu. Kısa kollu, siyah, kısa bir tişört giyen Mavi, bu kez de koyu yeşil bir şort giymiş, açıkta kalan göbeğinden ucunda zarif yıldızlar sarkan bel kolyesini de takmış, Muzaffer’e kalp krizi geçirtmeye meyilli öylece duruyordu odanın ortasında.
Elindeki çıkardığı kıyafetleri kirli sepetine atmak için banyoya giden Mavi, Muzaffer’in nefesini tuttuğundan bir haber dişlerini fırçalayıp odasına dönmüştü ki yine tişörtünü çıkarıp kenara atan adamın çıplak üstüyle yatağın sağ tarafına kurulmuş hatta yıldızlı yastığını da sahiplenip sarıldığını görmüştü.
“O benim yastığım!”
“Ne var biraz da ben sarılsam? Efsane kokuyor kitabıma.”
Mavi, kafasını sallayarak ışığı kapatıp Muzaffer’in yanına, sol tarafına yatarken adamın elinden yastığını çekip kendisi sarılmak için aldı.
“Pinti.”
“Ben pinti değilim, sen kendine sarılmak için başka bir şey bul!”
“Öyle diyorsun yani?”
Kendisinden çokça emin, “Evet,” diyerek iyice yerine yerleşen Mavi, birden Muzaffer tarafından adama doğru çekilince ağzından hayretle karışık bir nida kaçıverdi. “N’apıyorsun!?”
“Sarılacak başka bir şey bul demedin mi? Aha buldum.”
“Ben yastık mıyım Muzaffer?”
Muzaffer, “Çok uykum var, sus da uyuyak artık,” diyerek Mavi’yi biraz daha kendisine çekip sol omzunun üzerinde yatan çocuğa arkadan sarılırken ensesine de burnunu gömdü. Çocuktan gelen kokuyla bu gece de huzurla uyuyacağı bildiğinden gülümsemeden edemedi.
Bu sırada bir kolu onun göbeğinde olacak şekilde kendisine sarılan adamın varlığını hissetmek Mavi’nin kalbini yeniden hızlandırdı. Vücudunda hissettiği duygunun semptomları ya kalp krizine işaret ediyordu ya da tüm bilimsel veriler toplanınca daha da fenası aşık olduğuna.
Mavi, çoğu şeye inanmadığı gibi aşka da inanmazdı ki. Aşkın babasını ne hallere düşürdüğünü daha küçük yaşta gözlemleyen çocuk, beynin kandırmacası sonucu insanların üremek için uydurduğu bir saçmalık olduğuna emindi. Ama Muzaffer’le tüm tezi çürüyordu, çünkü ikisi de üreyemezdi ki!
Nereden bakarsa baksın mantıklı tek bir açıklama bulamadığı durum için yarın Muzaffer evden çıkar çıkmaz babasını araması gerektiği konusunda yeniden karara varıp da gözleri kapanırken elinin adamın göbeğine sarılı kolunun üzerine gittiğini fark etmeden yalnızca sıkıca tutundu.
Zafer yıldızının yanında yatıp da derince onun kokusunu soluduğundan habersiz, kendi metanoyasına* ulaşıyor olduğunu bilmeden, çıktığı yolculuğun tüm benliğini, zihnini, kalbini değiştireceğini öngöremeden dudaklarındaki gülümsemeyle öylece uyuyakaldı, yine yataktan düşen yıldızlı yastığından sabah özür dileyecek oluşuyla…
✨✨
Muzaffer (%50 🪵+ %50 🌟)
*Metanoya: Kendinin ötesine geçmek, kişinin zihnini, kalbini, benliğini veya yaşam biçimini değiştirme yolculuğu.
Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻
Gidelim Verve 💙