Bölüm 22: Melek Tozu

✨✨

“Alo.”

“Merhaba Selim.”

Duyduğum sesle kalbim ağrırken, “Mavi değilim artık demek,” dedim bakışlarımı gezdirdiğim odada hiçbir şeye alışmasın dileğim gibi karanlığa da alışmasın isteyerek gözlerimi kapatırken.

Telefonun diğer ucundan, “Değilsin. Kandırıkçı, basit bir oyun arkadaşısın yalnızca,” dedi Mikail. Sesi benim gibi yorgun geliyordu.

“Seninle oynamayı çok seviyordum ama-“

Cümlemin sonunu bile getirmeme fırsat vermeden, “Ama o geldi, gerçek oyun arkadaşın. Sen yine beni unuttun Selim. Ben yine seni bekledim,” dedi.

“Çok mu bekledin?”

“Sabaha kadar bekledim. Sahilde, bankta. Gelmedin. Biliyordum gelmeyeceğini içten içe. Yine aldı seni benden. Ben sadece oynamak istedim seninle, fazlasını istemedim ki bu sefer.”

“Özür dilerim Mikail.”

“Dileme. Benim ömrüm hep kıştı zaten Selim, yas tutmadan önce de… Şimdi fark etmiyor, daha fazla koparamazlar ki kanatlarımı…”

Gözlerimden akan yaşlarla, “Mikail,” dedim acı çeker gibi. “Ne olursun böyle konuşma. Bak sana anlatayım, annem çok kötüydü lan,” diyerek açıklamak için derin bir nefes almıştım ki karşıdan gelen çakmak sesini işitti kulaklarım.

Telefonun ucundan ciğerlerine çektiği dumanı üfleme sesi yankılanırken, “Seni o bankta sabaha kadar beklerken de annen kötü müydü?” diye sordu.

Utançla dudaklarımı kemirirken, “Değildi,” dedim.

“Beni bekletme, güçsüzüm demiştim. Sen bana yine söz vermiştim Selim. Gelecektin, gelmedin. Sen de kötü çocuklardansın. Hani sikip gidenlerden.”

“Buluşalım, sana anlatayım,” dedim evden nasıl çıkacağımı bilmesem de umurumda değildi o an. Gözlerimin önüne gelen denizin ‘O çok masum’ diyerek kabul etmediği, dalgaların kanatları koparılmış şekilde kıyıya attığı yaralı meleğin bir çift orman gözlerindeki hayal kırıklığıydı beni bu kadar cesur yapan.

“Ben toza karıştım Selim, unuttun mu? Melek tozu… Artık seni azat ediyorum, sen de bırak beni. Aradığın yeşil değil senin, ela. Hoşça kal Selim, ben seni hep güzel hatırlayacağım.”

Gözlerimden art arda inen yaşlarla birlikte kapanan telefonun ekranını bulanıkça izlerken onun peşini bırakmamak için yeniden aradım ekrandaki numarayı. Mikail’in bu şekilde, ‘Aldığın yaralar yetmez,’ der gibi bir de benim eklediğim yaralarıyla gitmesini istemiyordum hayatımdan.

“Aradığınız numara kullanılmamaktadır…”

Saniyeler içinde bunun nasıl olduğunu anlamlandıramamıştım ama hâlâ yanaklarımdan süzülen yaşlarla ekrana bakakalmıştım sadece. Gitmişti işte… O da çıkmıştı hayatımdan. Oysa benim ömrüm boyunca çabam sevilmek için değil, mutlak layık olanları sevmek içindi. Ama bunu da elime yüzüme bulaştırmıştım. Lanetli olmalıydım, yoksa dokunduğum insanların hayatlarını bu kadar kolay mahvedemezdim ki…

Yerimden kalkıp görmeyen gözlerimle iki haftadır olduğu gibi yalnızca bir şeyler içebilmek için çıktığım odamı ağır ağır terk ettim yeniden. Buzdolabını açıp da kenarda duran buz gibi kolayı gördüğümde bir bardağa kolayı doldurup elimdeki bardakla beraber odama doğru ilerledim.

Koridorda üzgün gözleriyle bana bakan annemi fark edince daha iki hafta önce benim yüzümden geçirdiği kalp krizinin suçluluğu tüm bedenimi sararken her zamanki Selim gibi korkakça kaçtım yanından. O da bir şey demedi arkamdan, tıpkı günlerdir olduğu gibi.

O günden sonra sessiz bir anlaşma yapmıştık sanki aramızda. Ömer saatlerce benim başımda beklemiş, babamla beni evine götürmek için kavga etmiş, ben kolumdaki serumun iğnesini çıkarıp da koridorda tartışan ikiliye bakıp yalnızca Ömer’in beni görmesini ister gibi yalvarırcasına bakmıştım gözlerinin içine, beni daha derin görsün, anlasın isteyerek.

“Eve gideceğim Ömer,” demiştim güçlükle.

Ömer’se zar zor ayakta duran halime kıpkırmızı gözleriyle bakıp, “Selim. Bak onlarla gitmek zorunda değilsin. Sen kocaman adamsın, kimse sana istemediğin bir şeyi yaptıramaz,” dedikten sonra birkaç adımda yanıma gelip elimi tutmuştu. “Benimle gel.”

Babamın gözleri ikimizin kenetli ellerine kayarken ben onun bakışlarındaki nefretten korkarak sessizce elimi Ömer’in avucunun içinden çekip, “N’olursun lan,” demiştim artık parmaklarımın ucundan canım çekiliyordu amına koduğumun yerinde.

Birisi beni rahat bıraksa diğeri çekiştiriyordu başka yere. Sevdiğim adama yeni kavuşmuşken daha doğru düzgün onunla bir yerlerde sikik bir flört yaşayıp da kahve bile içememişken ben de istemezdim bu hale düşmeyi. Ama o kadar yorgundum ki ben, sanki birilerinin bana layık gördüğü etiketlerden ibarettim sadece. İyi bir evlat, düşünceli bir abi, aşık bir sevgili, düzgün bir insan…

Kimse siktiğimin yerinde sen ne istersin diye sormuyordu bana. Herkes bir kolumdan tutup da beni kendi saflarına çekmeye çalışırken hiç kimse paramparça olup da birinin elinde kalacağım günün geldiğini öngöremiyordu sanki.

“Tamam,” demişti Ömer, gözlerimdeki bakışın manasını anlamış gibi. “Ama ben sürekli geleceğim yanına.”

Beni kolumdan kendi tarafına çekiştiren babamsa, “Hayır,” diyerek itiraz etmişti ona sertçe bakarken. “Benim evime adımını atamazsın bundan sonra. En kısa zamanda gidiyoruz mahalleden. Yere batsın onuru, gururu. Hamit’in kızı orospu, oğlu da ibne oldu dedirtmem. Bu son damlaydı artık. Sen de çıkıyorsun hayatımızdan, ailen kıymetliydi ama olmaz artık Ömer, anla.”

Ömer, ellerini ceplerine sokup da tam babamın karşısında dururken gözlerinde beliren ve daha önce hiç görmediğim bakışlarıyla, “Nereye gidersen git Hamit amca, onu benden uzaklaştıramazsın. Dün de dedim sana, acın vardır bilirim. Zamanı gelince konuşacağız. Oğlunu sen bile benden alamazsın,” dedi. Daha sonra bana bakıp, “O da alamaz bu saatten sonra,” diyerek kolunu omuzumdan geçirip beni kaldığım odaya götürdükten sonra yatağıma yatırdı yeniden.

Alnıma bir öpücük bırakıp, “Sen benden kaçsan da ben kovalarım Selim. Sen korkak ol istersen bu aşkta, ben ikimizin yerine de savaşırım. Bunca yıl sen savaştıysan, bundan sonra da ben savaşırım,” diyerek gözlerimin altını baş parmaklarıyla okşayıp çıkıp gitmişti odadan.

O zamandan bu zamana önceleri elimden alınan telefonla bana ulaşamasa da daha sonra her gece penceremin altına gelip de elleri ceplerinde benim odamın camına bakarak beni beklemiş, babamsa onun bir şeyleri mahalleliye çaktıracağından korktuğu için pes ederek telefonumu geri vermişti bana. Oğlunun günlerdir yemek yemeyişi, konuşmayışı ya da onları görmüyor oluşu bile etki etmemişti bu kararı almasında… Tek derdi orospu olan kızının tam yanına bir de oğlunun ibne diye damgalanmasından korkmasıydı sanki.

Cüzdanımı elime alırken beynimde dönen anılarla birlikte kola bardağımı komodinin üzerine koydum. Aylar önce yaşadığım konuşmanın parçaları aklıma bir bir üşüşürken bu bataklıktan Ömer için çıkacağım diye verdiğim yeminlerin tıpkı melek tozu gibi göklere karıştığını hissettim, koladan çıkan sesle birlikte…

“O yetmiyor sana artık. İki güne indirmişsin bir kutuyu. Çok daha iyisi var ister misin?”

“İstemem, bu son.”

Emre, kendinden emin şekilde yavşak yavşak sırıttıktan sonra eczanenin kapısını kapatıp da kepenklerini indirirken, “Adı çok güzel ama,” dedi.

Merakla ona bakıp, “Ne ki?” diye sordum. “Sadece ismini merak ediyorum.”

“Melek tozu.”

“Tıpkı onun gibi…”

“Kim gibi? Ömer mi?” dedi bana doğru yaklaşırken.

“Hayır. Hem- İstemiyorum artık. Bu son.”

“Sen bilirsin. Sana küçük iyiliklerin hariç bedava verecektim bunu da Selim. Tarlabaşı’nda köprü altlarında kaç para biliyor musun sen?” diyerek bana doğru yaklaştı. Elini alnıma düşen tutamlara atıp işaret parmağıyla tutamlarımı parmağına dolarken kaşlarımı çattım.

Eline sertçe vurup, “Çek lan elini, kırar götüne sokarım,” dedim.

“Çok güzelsin lan. Bir erkek nasıl bu kadar güzel olur aklım almıyor. Benim olsan sana cenneti yaşatırdım bu dünyada Selim.”

“İstemez, bunlar yeter,” deyip elimdeki kutuyu kendi acizliğimi görmezden gelerek sıkıca tuttum. O ise gülümseyerek, “O zaman tahsilat vakti?” dedi, dükkanın ortasındaki koltuklara doğru giderken. Bense ‘Bu son, bundan sonra güçlü olacağım,’ diye düşünüp onun peşinden ilerledim, aklımda melek tozundan başka hiçbir şeyin olmayışını da merakımın çok yakında beni esir alacağını da yine görmezden gelip de.

Ben kolamdan bir yudum alıp da gözlerimin önünden o sikiğin suretini sonsuza kadar yok etmek ister gibi kafamı sallamıştım ki camıma atılan taşla kimin geldiğini anladım. Benim yıllardır tek nefeste kurduğum ‘aşığım’ cümlelerinin soluklarını kesenlere inat, her gece benden vazgeçmeyerek nefesim olmaya yemin etmiş gibi geliyordu penceremin altına, yağmur çamur dinlemeden hem de…

İçimdeki Selim tüm odayı birbirine katıp da her yeri yakıp yıkarak ağlarken dışımdaki sadece ruhsuzca bakıyordu öylece etrafına. Bu kadardı benim aşkım da sevdam da demek ki… O ne dediyse yapmış, ne istediyse almış, ağzından çıkan sözleri tıpkı kendi söylediği gibi öylesine değil arkasında dura dura gerçekleştirmişti. Bana gelince… Ben onursuz, yılgın, topal eski bir savaşçıydım yalnızca, şimdilerde evimden bile çıkamayan ve hiçbir zaman onurumla savaşarak ölemeyecek olan…

Hakkım da haddim de olmasa da sevdiğim adamın yüzünü bir kez görmek, özlemimi biraz olsun dindirebilmek için hızla pencereye doğru ilerledim. Yine tam odama bakan camın altında, elleri ceplerinde bana bakıyordu güzel gülümsemesiyle… Onca zaman arkasından döktüğüm her gözyaşım helal olmalıydı bu adama, beni bu kadar güzel sevecek kadar cesur olmasından sebep…

“Mavi boncuğum?” dedi sessizce.

Kafamı sadece ‘Ne var?’ anlamında salladım.

“Sabahtan beri bekliyorum, baban yok değil mi hâlâ?”

Kafamı salladım yeniden, bu kez olumlu anlamda. O benim kafamı salladığımı görünce birden balkonların gider borularından birinin çıkıntısına basıp kendisini yukarı itti. “Lan n’apıyorsun?” diye sordum endişeyle. O an birilerinin bizi görmesi değildi sikimde olan, onun düşüp de bir yerlerini incitecek olma ihtimali bile kalbimi korkudan hızlandırmaya yetmişti.

Sessizce, “Sevgilisini de düşünürmüş bebeğim,” dedi. Bir anda benim odamın tam yanındaki misafir odasının balkonunun demirlerine tırmanıp, demirlerin üzerinden balkona atladı. Balkonla odamın camı çok yakın olduğundan ben daha ne olduğunu anlayamadan bu kez de demirlerin üzerine çıkıp, bedenini penceremin önündeki çıkıntıya doğru çekti.

Ben rahatça odama girsin isteyerek pencereden geriye doğru çekilirken o sessizce odamın içine girdi. Derince bir nefes alıp, “Amına koyayım oda bile sen kokuyor,” dedikten sonra hızla yanıma gelip sıkıca başımı göğsüne yasladı. Ellerinin biri belimde diğeri saçlarımın arasındayken o yalnızca burnunu da saçlarımın arasına daldırmış vaziyette derin derin benim kokumu soluyordu.

“İyice Mecnun oldum soktuğumun yerinde.”

Ben birden onun vücudundan ayrılıp odamın kapısına doğru ilerledikten sonra kapının kilidini mümkün olduğunca yavaşça çevirip de kapıyı kilitledim. Birilerinin gelip görmesi taşan sabrımla şu anlık umurumda olmasa da Ömer’le geçireceğim dakikaları kısaltacakları için daha fazla delirirdim sanırım.

“Sana Mecnun olmak da yakışır yavrum,” dedim gülümserken. Daha dakikalar önce gözlerim aydınlığa alışmasın isterken şimdi tüm ışıklar benim gözlerime yansısın diye diledim. Karşımda ela gözlerinden bana en güzel parıltılar geçen adamı daha net görmek istediğim için…

İki haftadır doğru düzgün göremediğim için onu o kadar çok özlemiştim ki özlemek kelimesinin tüm anlamları benimle yeniden var olmuş gibiydi sanki. Şimdi ona olan sevdamı kelimelerle anlatamayacağım adam karşımda dururken ben yalnızca baştan aşağıya onu izledim, göremediğim zamanların acısını çıkarmak ister gibi…O yumuşacık saçlarını, ela gözlerini, uzun boyunu…

Ama en çok da bana aşkla bakan göz bebeklerini izledim doya doya. Yaratıcımla aramda mesafe olsa bile bu adam için utanmazca çok dualar etmiş, çok dilekleri dilemiştim ben. Sadece bana bir kez aşkla baksın diye… Şimdi ela gözleri yalnızca bana olan hasretiyle harmanlanan bir aşkla bakan adam, sanki benim kurban değil de savaşçı olmamı istiyordu, yeniden… Onun cesurca bana bakışları, gelişleri ona dönüşmek istememe sebep oluyordu tüm onursuzluğumu bir kenara bırakıp da…

“Çok aşıksın anladık bebeğim ama vaktimiz kısıtlı, bakışmak yerine elleşsek?” dedi muzipçe bana gülerken.

“Şerefsiz,” dedim günlerdir gülmeyi unutan yüz kaslarım şimdi gülümsediğim için acırken. “Gel.”

Peşimden yatağa doğru gelirken önce ben uzandım yatağa, daha sonra da o. Göğsüme başını koymadan önce bedenini biraz yukarı kaydırıp uzun uzun dudaklarımı öptü. Şehvet ya da tutku dolu bir öpüş değildi bu. Sanki sadece beni ne kadar özlediğini anlatmak ister gibi şefkatliydi. Dudaklarımdan ayrılıp bir kez saçlarımı geriye itip de alnımı öptükten sonra göğsüme uzandı.

Kolunun birini benim diğer tarafıma atıp da bana sıkıca sarılırken, “Delireceğim ben Selim amına koduğumun yerinde,” dedi.

Ben de saçlarının arasına birkaç öpücük kondururken, “Neden?” diye sordum.

“Malsın sen. Özlemden tabii ki. Daha yeni kavuştum lan sana. Sinemaya falan gidelim diyecektim, yemeğe çıkaracaktım seni anasını satayım.”

“Barbie’ye gideceksek olur,” dedim kıkırdarken.

“Mal. Konumuz bu mu?” dese de onun da güldüğünü titreyen göğsünden anlamıştım çoktan. “Konu, daha sevdiğim adamla sevgililiğimin tadını çıkaramadan filmlerdeki kötü adamların bizim aramıza girmesi. Amına koduğumun yerinde yılanlar bizim kadar sürünmedi, beş gün gülsek on gün ağlıyoruz.”

Ben bunların hepsinin sebebinin kendim olduğunu bilir gibi yalnızca yutkunurken o yeniden kafasını kaldırıp bana baktı. “Neden gelmedin benimle Selim?”

Uğursuz olduğumu, onun da hayatına sıçacağımı ya da benim hayatıma girdiği günden beni bir türlü yoluna girmeyen yazgısından bahsetmedim ona. Yeniden en iyi bildiğim şey olan yalanlara sığınırken, “Annem bu haldeyken nasıl geleyim oğlum?” dedim.

“Hep başkalarını düşünemezsin Selim,” dedi sertçe. “Gerekirse tüm mahallenin yedi ecdadını sikerim, alır götürürüm seni buradan. Göçmen inadını da seni de sikeceğim zaten az kaldı, bu şekilde yaşayamazsın Selim. Bu yaşamak değil. Sen sadece -mış gibi yapıyorsun, gün dolduruyorsun. Böyle olmaz.”

“Lan annem iyileşsin ben de hal çaresine bakacağım. Beynimi sikme Ömer, günlerdir özlemden kafayı yedim zaten. Allah aşkına bırak sadece kokunu soluyayım.”

Yeniden göğsüme başını yaslarken bacaklarını da bacaklarımın üzerine attı. “Neden bir sikim yapmadın o zaman?” dedi kırgın sesiyle. Haklıydı. Ama ben de haklıydım. Yorulmuştum siktiğimin yerinde, hem de çok yorulmuştum. Her şey bir bir üzerime gelirken zaten çok da sağlam temeli olmayan duvarlarım tüm çatlaklarıyla beraber üzerime yıkılıyordu sanki.

Sessizce gülümseyip, “Ne yapabilirim Ömer ben?” diye sordum.

“Savaşabilirsin lan. Yanındayım, buradayım. Hem de kanlı canlı. Bak dokun,” dedi ellerinden birini dudaklarımın üzerine getirip dudaklarımın üzerini hafifçe okşarken. Parmaklarının ucunu öptüm. “Yıllarca beni bensiz sevmişsin sen Selim,” diyerek fısıldadı. “Şimdi ben varım kurban olduğum, neden çabalamıyorsun?”

“İçimde söylediklerimle dışarda yaptıklarım örtüşmüyor Ömer, biliyorum. Yalnızca bana biraz zaman ver n’olursun lan,” dedim yeniden yalvarır gibi. “Babamlarla yeniden konuşayım, ikna olmasalar da en azından bir darbe de benden yemesinler.”

“Benimle olan durumunu hiçbir zaman kabullenmeyecekler, biliyorsun değil mi?”

“Biliyorum. Sadece üst üste geliyor ve ben soktuğumun yerinde çaresiz hissediyorum. Şöyle bomboş, hiçbir şey düşünmeden bir hafta denizi falan izlesem ancak kendime gelirim.”

“İstemen yeter Selim. Götürürüm seni buradan. Nereye gitmek istersen söylemen yeter bana.”

“Biliyorum. Ama şimdi konuşmasak? Sadece biraz sarılsam sana?”

Derince içini çekip beni ikna etmek adına daha farklı ne söyleyeceğini bilemez gibi sustu yalnızca. Ben de keşke onun gibi sadece ne söyleyeceğimi bilemeseydim, o bile katlanılabilirdi siktiğimin yerinde. Ama sıkışan hayatımda ben ne yapacağımı da bilemiyordum ki…

“Bensiz olmaz Selim,” dedi kendinden emin şekilde. “Her şeyi unut ama bunu unutma.”

“Sensiz olmaz Ömer, herkesi unuturum seni unutmam ben.”

Ona yeniden sıkıca sarılırken tıpkı bir gözyaşı gibi olduğumu düşündüm. En dar günleri, en karanlık geceleri atlatmış, güçsüz kalmış ama yine de bir şekilde, yerle yeksan olarak yolumu bulmuştum ya da öyle sanmıştım kim bilir? Ama şimdi masum bir tene bulanmış, oradan süzülmek istiyordum. Olmazdı ki… Yakışmıyordu ela gözlerin süslediği bu tene sessiz de olsa aslında tüm çığlıkların toplandığı gözyaşları, hiç de yakışmayacaktı…

✨✨

Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻

Gidelim Verve 💙

🤞 Kitap bölümlerinden haberdar olun!

5 1 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Scroll to Top