✨✨
Burak, Ayaz ve Muzaffer’le konuşmasının ardından adını bile unuttuğu kızın kardeşinin numarasını bulabilmek için babası olacak pezevengin telefonunu kurcalamaya başladı. Sesli sesli dua okuyarak içerideki odada namaz kılan adamın rehberinden Seyfi’nin numarasını kendisine atıp mesajı da silmeyi ihmal etmeden adama ne bahane bulsa da oğlunun numarasını istese diye düşünmeye başlamıştı bile.
Hızlıca harekete geçmek istiyor, şeytanın gördüğünde diz çökeceği bu adamdan bir an önce kurtulabilmek için sevgilisine de bir şeyler çaktırmadan olayı halletmeyi diliyordu. Dün akşam sadece kokusunu solumak için gittiği sevgilisinin evindeyken Ahmet’in onun gözlerine bakıp da ondan bir şeyler sakladığını anlayacak diye ödü kopmuştu.
Eve gittiği gibi yarım saat çocuğu kucağına alıp boynundan gelen kokuyu sanki cesaretinin tek yakıtı olacakmış gibi derince içine çekerek hemen sonrasında kaçar gibi yeniden kendi evine dönmüştü. Sevgilisinin yanında uyumadığı için gönlü rahatsız ama bundan sonra her gün onun kızıl-altın saçları kendi göğsünde dağılarak sabahlarına uyanacağından emin kendisini teskin ediyordu şimdi.
Üstelik Ahmet’in bir şey anlamadığına emindi, çünkü “Darin bekliyor,” diyerek gözlerine bakmadan, dudaklarından çaldığı bir öpücükle kaçtığından o kısacık sürede bir şeyleri çaktırması imkansızdı. Bugün de Selim’den işe yarayacak bir şeyler öğrenerek önündeki birkaçı günü atlatırsa sonrası artık Allah kerimdi.
Sevgilisinin kesinlikle bir şeyler çakmadığını düşünerek Seyfi’den Selim’in numarasını ‘Mahalle maçı var, Selim de gelsin.’ diyerek almış, sonrasında hemen çocuğu arayarak Muzaffer’in de söylediği gibi çocuğu pastaneye muhallebi yedirmeye getirmişti bile.
Plandaki tek kusur Selim’in, “Ben muhallebi yemem,” diyerek profiterol söylemesi olmuştu ki bu kadarcık kusur da olurdu elbet.
“Ciğerim öncelikle iyisin inşallah?” dedi Burak, karşısındaki kız kardeşi Gülcihan, Nurcihan adı her ne haltsa ona benzeyen masmavi gözlerle oturan çocuğa. Tek fark kızın gözleri ne kadar eşsiz bir renk de olsa içinde yıldızlar oynamıyordu Ahmet’inki gibi… Bu çocuğun da gözleri seyrinden gelen temizliğini belli edercesine parlıyordu sanki, maharet gözün renginde değil de yüreğin yansıması bakışlardaydı emin olmuştu Burak.
“İyiyim sen nasılsın?” dedi çocuk da anlamazca Burak’a bakarken. Daha sonra aklına gelen düşünceyle de hızlıca ekledi. “Baştan söyleyeyim, seni sevgilinle gördüğümüz gün ben kimseye bir şey söylemedim. Yani bunun için çağırdıysan eğer? Babam söylemiş babana, beni ilgilendirmez.”
“O en son mesele kardeşim. Benim derdim kardeşinle apar topar evlenmek, hayırdır ne iş?” dedi Burak sorar gibi.
Sonradan, karşısında günahı olmayan, bir telefonla onun yanına gelen çocuğa fazla sert çıktığını düşünerek, “Yani kusura kalma seni de karıştırıyorum meseleye neticede bacındır ama ben evlenmem Selim. Nasıl göründüğü umurumda değil, ben yanımda gördüğünüz o çocuğa it gibi aşığım. Tillahı da gelse ondan vazgeçmem, yalnız benim babam bir orospu çocuğu olduğundan beni o çocukla tehdit ediyor,” dedi, içinde Ahmet’ten bir şeyler saklamanın rahatsızlığının yanında bir de babasının onu iğrenç şekilde tehdit edişinin öfkesiyle tek bacağını sallayarak.
“Nasıl tehdit? Yani senin durumunu herkese anlatmak gibi mi?” dedi Selim sinirle. İnsanların nasıl yaşaması gerektiğine karışan herkesten nefret ediyordu ya zaten çocuk.
“FBI, CIA, Pentagon, CERN hatta İlluminati’ye de anlatsa sikimde değil ciğerim. Sevdiğim adama başka şeyler yapmakla tehdit etti beni. Onun bir açığını bulup da sepetlemem lazım, kardeşini de benimle evleneceği masalıyla uyutmuş sanki ha?” dedi çocuğun ağzından laf almak ümidiyle.
“Sanki Nurcihan farklı bir bok da!” dedi Selim yeniden sinirlenerek.
“Anlamadım?”
“O da onun başka çeşidi. Şeytanlar kılık değiştirir yalnızca, benim kardeşim de o hesap. Ben senin beni neden çağırdığını anladım Burak. Uzun uzun lafı dolandırmaya gerek yok ki. Seni en iyi ben anlarım,” dedi sıkıntıyla.
“Nasıl yani?”
“Yani ben de yıllardır bir erkeğe aşığım,” diyerek gözlerine ulaşmayan bir gülümsemeyle baktı karşısındaki adama. Birilerine söyleyebilmek bile bir lüksken şimdi onun gibi biriyle konuşuyor olmak sanki ona da iyi gelmişti. “Bunu da en iyi kardeşim bilir, bu zamana kadar babanla olan ilişkisini anlatmadıysam birilerine, bil ki benim korkak oluşumdan değil. Yani bu meselede korkak olmuşumdan değil. Sevdiğim adama söylemekle tehdit etti beni.”
“Vay sen ne dersin ciğerim? Bir hikayede sende var desene.”
“Öyle. Ama beni salla şimdi. Bak bunlar yıllardır beraber. Senin baban olacak şerefsiz daha reşit bile değilken kardeşimle takılmaya başlamış. Önce ben de anlamadım ama sonra üzerindeki pahalı takıları tokaları görünce işkillendim. Ailem anlamaz ama ben anlarım, çalışmadığından nereden geliyor bu değirmenin suyu diye düşünerek bir gün takip ettim işte. Sonra buluşup sizin eve girdiklerini gördüm.”
“Lan o gece ondan mı mutfağın yerini sormadan gitti o?” dedi Burak, onların kendi evlerine geldiği günü hatırlayarak. Öyle ya kız sanki kendi evi gibi rahat mutfağa gidip kahveleri pişirip de gelmişti yanlarına.
“Herhalde. Her perşembe saat ikide buluşuyorlar. Annen o günlerde bir yere gidiyor galiba, eviniz boş oluyor.”
“Evet. Kimseye de söylemez nereye gittiğini, dolanıyorum der bize.”
“İşte bunlar da o günler sizin evde, başka günler de ya otelde ya da babanın emlak ofisinde takılıyor. Ben öğrenince Nurcihan’ın üzerine gittim, hani zorluyor mu bu adam seni diye? Kaç yaşında adam çünkü, kandırmıştır diye düşündüm ama kardeşimin de durumdan hoşnut olduğunu görünce bitirmesi için ısrar ettim. ‘Senin durumunu bilmiyoruz sanki, birine anlat bak bakalım Ömer kankasının ona aşık olduğunu öğrenince ne yapacak?’ dedi bana. Yani- İşte Ömer de-.”
“Anladım senin eleman,” derken telefonunun çaldığını görünce Ahmet’in aramasını sessize alarak telefonu ters çevirdi, içinde oluşan sanki annesi ‘Akşam ezanından sonraya kalma!’ diyen ama oynamaya dalıp da eve geç giden bir çocuğun rahatsızlığında.
“En yakın arkadaşım,” dedi çocuk buruk bir tebessümle. “İşte seninle evlenince de herhalde rahatça görüşeceklerini düşünüyorlar bilmiyorum. Ben de babam, ‘Recep oğluna bizim kızı istiyor.’ dediğinde çok şaşırdım.”
“Vay anam babam neymiş bunlar? Mide öz suyum ağzımda kitabıma. Bir de bana ibne demez mi?” dedi Burak kafasını sola doğru çevirip de sinirle söylenirken.
“Öyle, seni gördüğümüz gün babam da şok oldu ama senin baban onu nasıl ikna etti bilmiyorum. Şimdi ‘Haftaya Nurcihan’ı isteyecekler.’ diyor bizimkiler, hazırlıklara bile başladılar,” dedi Selim sıkıntıyla önündeki tatlısının içinde kaşığı gezdirirken.
“Üçün birini isteriz. Ciğerim Allah razı olsun senden, beni nasıl bir yükten kurtardın bilemezsin Kuran’ıma. Ben kızın haberi yoktur diye düşünüyordum.”
“Baban neyse Nurcihan da o, kaç yıldır devam ediyorlarmış. Daha yirmi yaşında Nurcihan düşün. Hangisi daha iğrenç bilmiyorum ama baban olacak o şerefsizi cemaatte de pek sevmiyorlar. Sen gelmiyorsun toplantılara ama bu orada da atıp tutuyor, insanlar o gidince şükür çekiyor resmen.”
“Eyvallahsın Selim, delikanlı adammışsın lan sen de.”
“Teşekkür ederim, ne yapacaksın peki?” dedi çocuk, öyle ya işin ucu kendi kardeşine de dokunuyordu. “Nurcihan’ın bir doktorla görüşmesi lazım bana göre, kendisinden bu kadar büyük, evli bir adamla olmasının altında bir rahatsızlık var bence.”
“N’apacam, bu yaştan sonra bana casus filmi çektirecekler. Hem bazılarının işi doktorluk değil be Selim, kolay yoldan lükse ulaşmak. Bacındır anlarım seni de ama ben yatayım birileri bana baksın isteyen de çok,” dedikten sonra çocuğa doğru eğilip, “Yalnız mahalleye, konuya komşuya rezil edeceğim ikisini de haberin var değil mi ciğerim?” diye sordu.
“Haklısın,” diyerek ayağa kalkan Selim, “Valla inan umurumda değil Burak, n’aparsan yap. Ben bir, beni tehdit edip de zorla yaptırdıklarını bilirim onun. Üzülmeyeceğim. Neyse ben gideyim, dersim başlayacak,” dedi saatine bakarak.
“Ciğerim senin de derdini dinleyemedik, bir gün bizle meyhaneye gel, anlat açılırsın. Belki yardımımız dokunur. Bak yanımda gördüğün çocuk bana yıldızlar kadar uzaktı, şimdi kendime alıp bir de ömürlük eşim yaptım onu,” dedi gururla.
“Benim meselem deve hendek gibi, kimse yardım edemez. Ama meyhaneye gelirim, sağ ol teklifin için.”
Burak çocuğun omzuna dokunup, “Eyvallah ciğerim,” dedi.
“Yakışmışsınız, mutluluklar,” dedi Selim gülümseyerek.
“Darısı başına, olmazları oldurur yaradan canını sıkma. Haftaya bizle takıl bak açılırsın, numaram var,” dedi, bu kez de çocuğun sırtını patpatlayarak.
Selim kafasını olumlu anlamda sallayarak, “Tamamdır, sana da casusluk filminde kolay gelsin. Bir şey olursa ara,” diyerek ikisinin de konuştukları konudan midelerinin almadığı tatlıların parası ödeyip de çıktılar pastaneden.
Burak, hızla Ayaz ve Muzaffer’i arayarak yanına gelmelerini söylemişti ki Ayaz Whatsapp’ten ‘Agalar’ grubunu kurup, ‘Bir şey olursa buradan yazın, grubu da saklayın.’ mesajı attı ikiliye. Burak, Muzaffer’in bırak grubu gizlemeyi, ‘Üç kişi aynı anda nasıl konuşuyoruz lan!?’ diyerek şu an delirdiğinden çokça emin bir şekilde hızla arabasını buluşacakları yere sürdü.
Üçüne de yakın olan kahveye vardığında ikisinin de çoktan gelmiş onu beklediğini görünce gülümseyerek, “Eyvallahsınız ciğerlerim,” diyerek masaya attı kendisini.
“Anlat,” dedi Ayaz, kivisini içerken.
Burak anlattıkça Ayaz az çok tahmin ettiği duruma şaşırmazken; Muzaffer, “Aboo, anasını avradını, Ebu Cehil şapka çıkarır, Deccal bunlar lan,” diyerek hayretle Burak’ı dinleyerek bir yandan da oraletini içti, keyifsiz bir şekilde.
“Şimdi ben bu ikisinin bizim evde buluştuğunu kanıtlarım. Yalnız bu yetmez. Bu şerefsiz orospu çocuğunun yaptığı her şeyin bedelini ödemesi lazım gelir,” dedi Burak kararlı bir şekilde.
Muzaffer elindeki tespihi sallarken, “İnşaat işi kolay, al bir örnek ver mahkemeye onlar da fizibilite mi ne sikimse ondan yapsın, mal çaldığı anlaşılır,” dedi.
“Yanında çalıştırdığı göçmenlerle de git konuş, aralarında ülkede kaçak kalmayan varsa onları bul, sigorta yapmadığını falan da kanıtlarsın. Buradan daha çok ceza alır, hukuktan iyi not aldık biz de biliriz kanunu falan,” dedi Ayaz bıraktığı okulun havasını atarken.
“Aynensiniz koçlar, şimdi filmlerdeki gibi eve de kamera takacam. İkisinin az biraz yakınlaştığı görüntü olsun yeter elimde. Cemaatine de, kızın ailesine de rezil etmezsem bana da Burak demesinler. Şerefsiz piç, Ahmet’im hakkında neler dedi bana. İçim soğumuyor kitabıma bir türlü,” dedi hırsla Burak.
“Darin’i karıştırmayacan değil mi?”
“Yok ciğerim, onu da annemi de karıştırmam. İkisini de bir yere koymam lazım ama ben bunları yaparken. Zaten yarın perşembe, annem yok diye bizim eve gelecekler illa. O kitapsızlıkla annemden niye saklanıyorlarsa şerefsizler!? Yarın her şey tamam olacak, sonra da benimkini isteyecem ailesinden,” dedi keyifle.
“Tanışmadın daha değil mi Serpil teyzeyle, Ilgın’la falan?” diye sordu Ayaz.
“Ilgın birkaç ay önce iki günlüğüne geldi ama ben daha tanışamadım.”
“Ben tanıştım, her gün görüntülü konuşuyoz,” dedi Muzaffer hava atar gibi. “Güzelimi manitam yapmam için yardımcı oluyor da,” diyerek de ekledi keyifle.
“Sürünüyon ama mal gibi, eşek gibi de koltukta yatmışın geçen.”
Muzaffer, “Kes lan! Onun uğrunda sürünsem ne yazar?” diyerek dudaklarını ısırdı, onu öptüğü an aklına gelince birden çocuğun kokusunu özlediğinden, “Ne yapıyor acaba?” dedi düşünceli bir ifadeyle.
“Güzel bebeğim benim aramalarımı açmıyor,” dedi Ayaz hüzünle elindeki kivi bardağıyla oynarken.
“Ahmet de benim.”
“Mavi de açmadı, öğlen yanına gidecektim ne güzel.”
“Bunlar kesin beraber o zaman,” dedi Ayaz, “Bebeğim benden ancak arkadaşları için bir şeyler saklar. Nasıl öğreneceğiz?” diye sordu sıkıntıyla, zaten bu aralar Mustafa kendisini az öptürüyordu! Ayaz için daha büyük bir ceza olamazdı şu hayatta!
“Dur ben halledeyim,” diyen Muzaffer hızlıca Mavi’ye bir mesaj attı. Mesajı göndereli iki dakika geçmemişti ki Mavi’den gelen yanıt sebebinden yüzünde oluşan sinsi gülümsemesiyle, “İstinyedeler, davranın,” dedi.
“Ahmet’in favori restoranı orada, oraya gittiler demek,” diyen Burak’la hesabı masanın üzerine bırakıp hızlıca -Mavi kabullenmese bile- sevgililerinin yanına giderken Burak, ‘Bu son.’ diye düşündü, ‘Son kez huzursuz geçirdiğim bir gün olacak.’
✨✨
Burak, arkadaşlarından aldığı onayla birlikte eve girer girmez annesini ve Darin’i karşısına alarak durumu bir bir anlattı onlara. Canı gözlerinden çekilmiş kadının bile göz bebeklerinde saliselik bir parıltı geçtiğine yemin edebilecek adam, “Bugün son annem,” dedi yalnızca. Bunca senedir öz annesini ‘deli’ diyerek anlamayışlarına zıt, bundan sonraki her gün onun çürümüş ruhunu yeniden filizlendireceğine dair kendisine sözler verdi içinden de.
Kadın kafasını salladığında Darin’se, “Peki sonra ne yapacağız abi?” diye sordu.
“Sonra ev tutacağız oğlum, annemle sana. Ben de geleceğim sık sık, o şerefsizden uzakta yaşar gideriz işte. Yeniden düzenimizi de kurarız, sen üniversitene gidersin,” dedi keyifle.
“Sen nerede kalacaksın ki?” dedi Darin, sanki sorunun cevabını bilmiyormuş gibi abisini utandırmak isteyerek kıs kıs gülerken.
“Ben kabul ederse eğer Ahmet’le yaşamak istiyorum, bir ömür,” diyerek annesine baktı, kocaman adam da olsa ondan onay bekler gibi. Bu zamana kadar hiçbir şeye tepki vermeyen kadının ömrünce ona uzaktan bakmalarına eş bugün de bir şey demeyeceğini biliyor ama içten içe de bir umutla kadını izliyordu şimdi.
Melike başını sol omzuna eğerek, “Herkesten yakın olmak istediğin insana, uzaktan bakmak zordur. Bir ömür sevdiğin seninle olsun oğlum,” dedi yalnızca.
“Erkek biliyorsun değil mi?” dedi Burak annesini biraz daha konuşturabilmek için. Kadının bu konuyla ilgilendiğini anladığından konuyu uzatarak sesini biraz daha duymak istiyordu, yıllardır sessizlik yemini etmişçesine zorla bir iki kelam ağzından çıkaran kadının. Demek içeride bir yerlerde hâlâ yaşama tutunmaya çalışan bir parçası kalmıştı annesinin, yine de bunu öğrenmek bile Burak’a bir umut oldu aynı dakikalarda.
Melike yüzünde gülümsemeye çok yakın bir ifadeyle, “Ahmet diye kız olsaydı zaten?” dedi.
Hem Darin hem Burak kahkaha atıp da kadına bakarken dış kapıdan gelen anahtar sesiyle birden ortam buz kesti. Burak duvar gibi suratıyla Darin’e odasını işaret edip kendisi de koltuğun diğer ucuna kayarak üçünün konuştuğu hiçbir akşam neredeyse olmadığından adamı işkillendirmek istemedi.
Darin, babası banyoya giderken odasına geçip kapısını kitlerken adam da banyodaki işlerini bitirip kazağının kollarını aşağı doğru çekiştirerek salona girdi.
“Takım toplanmış, küçük şeytan nerede? Yüzümüze bakmıyor iki gündür,” dedi gülümseyerek.
“Gülcemalinin nurundan gözleri kör olmasın diye odasına kaçtı, parlıyorsun ya ay gibi Hacı Recep.”
“Bak bak babasına şaka da yapıyor görüyor musun hanım? Evlenecek ya fidan gibi kızla, mutlu tabii kerata.”
“Aynensin,” dedi Burak boş televizyona babasından daha ilgi çekici bir şeymiş gibi bakarken.
Melike, gelen adamın varlığına tahammül edemez şekilde yıllardır uyuduğu misafir odasının kanepesine doğru giderken arkasından bakan Recep, “Bir ömür şunun gibi biriyle geçirme diye uğraşıyorum. Şimdi beni kötü belledin sen ama dinimizde oğlancılık çok büyük günah. Neyse ki haftayadan itibaren doğru yolu buluyorsun, o yanındaki kimse söyledin değil mi evleneceğini? Aldın hevesini geçti işte, Nurcihan sana çok iyi bir eş olacak, edepli, namuslu, tertemiz kız,” dedi anlayışlı bir gülümsemeyle.
“Eyvallah, doğru yolu bir günde buldum ben. Nurcihan çok güzel keşke hafta sonu hemen isteseydik. Ama ne yapalım dayanacaz artık,” diyerek adama bakan Burak, “Ben yatayım, heyecandan uyuyamam falan şimdi Allah korusun,” dedi.
Arkasından gülerek bakan Recep, bir anlık gençlik hevesiyle yanlış yollara sapan oğlunu dize getirmenin verdiği keyifle çok sevdiği dönem dizisini açarak halinden de hayatından da çokça memnun dizisini izlemeye başladı. Hemen ertesi gün başına geleceklerden habersiz, gözlerden sayısız kez söndürdüğü ferlerin toplanıp da birleşerek oluşturduğu ahların, bir bir hesabının sorulacağı bir güne uyanacağından habersiz.
✨✨
Bölümde geçen Selim-Ömer çiftinin kitabını okumak isterseniz; Senin Gibi Değil Bu İlaçlar.
Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻
Gidelim Verve 💙