Bölüm 23: Gözlerinden Gökyüzüne Açılan Kapı

✨✨

Muzaffer, yumuşacık kumların üzerine çıplak ayaklarıyla basarken bu kez kalbinin masmavi, dingin denizi olan gülüşe daha da yaklaşmıştı sanki. Beyaz kumlarla çevrelenmiş kumsalda ona gülüşlerin en güzelini bahşeden çocuk elini ona doğru uzatırken Muzaffer yandığı bu mavi ateşe doğru hayran hayran bakakalmıştı ki birden gözlerini açtı.

Birkaç gündür aşina olduğu tavanla bakışırken gözlerini bir kez sıkıca yumup bu kez nerede olduğunu daha ilk saniyeden idrak ederek göğsündeki ağırlığın da boynunu gıdıklayan yumuşacık saçların da sahibinin çokça farkında, kısa zamanda ezberlediği ama hâlâ çoğu yeri kendisi için keşfedilmemiş toprak statüsünde olan pürüzsüz tende elinin biraz daha yukarı kaymasına izin verdi.

Avucunun altında hissettiği metalle kalbi hızlanan Muzaffer, adsız diyarlardan gelip de ellerinin altındaki toprakların artık tek tanıdığı olmasının rehavetiyle gülümserken baş parmağıyla Mavi’nin bel kolyesindeki yıldızlardan birini okşamaya başladı.

Aklına gelen görüntüyle yutkunurken çocuktan habersiz, izinsiz yalan yanlış şeyler düşünmemek için burnunu göğsünde uyuyan çocuğun saçlarına gömüp derince nefesler aldı, iki gündür bu koku sayesinde yıllardır kendisiyle aynı odada bile kalmaya tahammül edemeyişlerinin o bilindik kabusları silinip yerini en güzel rüyalara bırakmıştı nihayetinde.

Bu sırada çıplak göğsünde yatan çocuk mırıltılarla uyanmıştı ki Muzaffer hızla, eski ama kesinlikle başarısız olmayacağından emin olduğu bir taktikle sıkıca gözlerini yumdu. Mavi’nin ömürlük manitası olma yolunu dün çocuğun teninden çaldığı eşsiz öpücüklerle yaşadığı tüm sahte sevinçlerin boğucu havasına zıt ömründe ilk kez gerçek bir şeyler yaşayarak açmıştı. Yalnızca bundan sonra içinden geldiği gibi davranmasına eş, onun kalbine kalıcı misafir olarak, kokusuna sarılarak yerleşmek için neler yapması gerektiğini kestirmek sebebinden girişmişti bu küçük oyuna.

Mavi’nin ona ters tepki vermemesiyle birkaç ay önce yabancı ama artık onun olmasını istediği gözlerin sahibinin de ona ısınabileceğine dair umutları artıyordu adamın. Mavi, her ne kadar ondan her anlamda üstün olsa da Muzaffer çocuğun ona buradan zıt gitmeyeceğini de adı gibi biliyordu.

Sadece Mavi’nin geçmişinin onun için muğlak oluşuyla ona nasıl yaklaşması gerektiği konusunda tereddüte düşüyor, kendi odun bünyesinin tamamen zıddı olan Mavi’nin bilinçsiz zarafeti onu bazı şeylerden alıkoyuyordu şimdilerde. Yoksa Muzaffer çocuğu göğsüne yatırıp da sevdasını da anlatmasını bilirdi ama Mavi’nin neleri kaldırabileceğinden şüpheliydi. Bu yüzden hem yardım almalı hem de adım adım yaklaşmalıydı çocuğa.

Sıkıca yumduğu gözleriyle Mavi’den bir tepki beklerken, “Yıldızlı yastığım yine düşmüş! Muzaffer!” diyen çocuktan bir de, “Uyumadığını biliyorum, rol yapma!” sözlerini işitince tüm hayalleri suya düşmüş şekilde gözlerini kırpıştırarak açtı.

“Ne?” diyerek yeni uyanmış gibi pozlara girerken Mavi ona tip tip bakıp, “Muzaffer, uyuyan insanların gözleri REM uykusu boyunca sürekli hareket eder. Senin yaptığın şekilde put gibi durmazlar. Ömrüm boyunca uzaktan da olsa hayvan, insan, doğa ne varsa inceledim ben. Sence beni kandırmak kolay mı?” diyerek bilmişçe dudaklarını birbirine bastırıp yanağının elmacık kemiklerinin üzerindeki kısmının tombişleşmesine neden olurken Muzaffer’in de bu görünüyle çenesinin kaskatı olmasına sebep oldu.

Muzaffer, “Her şeyi de bil,” dedi huysuzca.

“Her şeyi bilmiyorum. Her şeyi biliyorum diyen insan dünyanın ya en aptal ya da en cahil insanıdır bunu sakın unutma. ‘Tek bir şey biliyorum, o da hiçbir şey bilmediğimdir,’ sözüyle Sokrates, bildiklerinden yola çıkarak aslında insanların bildikleri şeyi bilmediklerini gösterir. Sokrates’i biliyorsun ya hani geçenlerde konuşmuştuk.”

“He biliyom, Platon’un kuyruk olduğu herif. O da adamın görüp yaşadıklarını kitap haline getirip artistlik yapan eleman. Sürekli ölen sanatçıların filmlerini çıkarıp onların ekmeklerini yiyenler gibi işte,” dedi Muzaffer burun kıvırarak.

“Hey! O benim en sevdiğim filozof, Sokrates biliniyorsa Platon sayesindedir bu.”

“Sabah sabah seninle felsefi tartışmalara girmek isterdim güzelim ama açım. Durağa da gitmem lazım erkenciyim bugün. Akşama sakla o yüzden,” diyerek Mavi’yi yeniden kendisine çekip çocuğu göğsüne yatırdı.

“N’apıyorsun şu an?”

“Saçlarından gelen kokuyu ciğerlerime depoluyorum, tüm gün lazım olacak da.”

“Ciğerlerin işleyiş-“

“Anladık sus da iki dakika sabah keyfimizi yapalım mavi ceylan,” diyerek çocuğun beline yeniden, sıkıca sarılıp diğer kolunu da omzuna sardı Muzaffer.

Mavi, huysuzca birkaç kelime etse de içten içe olduğu yerden memnun olduğunun bilincinde o da adamın göğsüne sindi birkaç dakika. Daha sonra gözü Muzaffer’in hediyesi, annesiyle olan fotoğrafının olduğu çerçeveye takılınca serbest çağrışımla bugün babasını arayacağı aklına geldi. Kesinlikle babasıyla bir konuşma yapmalı, son zamanlarda bedeninde ve ruhunda oluşan çatlakların sebebini tam olarak anlamalıydı.

“Bu kadar yeter kalk bakalım, boşaltım saatim geçecek,” diyerek hızla doğrulan ve huzurunu bozan Mavi’ye bakan adam oflayarak yerinden doğruldu.

Mavi, atan kalbi ve yanan yanakları yüzünden hızla banyoya kaçarken Muzaffer de arkasından, “Ah yavru ceylan ah,” diyerek gülümseyip dudaklarını ısırdı, her güne böyle başlayacaksa eyvallah ederek.

✨✨

Mavi, durumu çok ciddi olduğundan evdeki çalışma masasına oturup bilgisayarını da önüne alarak Muzaffer evden çıkar çıkmaz babasını aradı. Muzaffer, çıkmadan onun saçlarını öpüp de bir şey isterse onu araması gerektiğini de tembihleyerek çıkıp gitmişti evden, Mavi’nin yeniden midesinden boğazına kadar uçan canlıları uyandırarak.

Neler olduğunu bir an önce çözmek isteyen Mavi’yse paldır küldür koşarak kendisini çalışma masasının sandalyesine atmış, olduğu yere tüneyerek babasının aramasını açmasını bekliyordu şimdi. Araması yanıtlanıp da babası ekranda belirince Mavi gülümseyerek, “Baba!” dedi.

“Benim mavi bezelyem! O yanaklarının güzelliği nedir öyle?” dedi adam çocuğu görür görmez heyecanla.

“Ne olmuş ki?”

“Yanakların al al, tıpkı kırmızı sulu birer elma gibi.”

Mavi, ellerinin tersini yanaklarına koyarak cayır cayır yanan tenini hissederken, “Bilmiyorum ki baba, ateşim mi var? Hasta mı oluyorum yoksa!? Sen de yanımda değilsin, beni kim doktora götürecek!?” dedi telaşla. “Doktora da gidemem, her yer mikroptur!”

“Sakin ol, hayır hasta gibi değil aksine çok güzel görünüyorsun. Hep güzeldin ama tenin parlıyor resmen, canlanmışsın mavi bezelyem. Neler oluyor?” dedi Baysal gülümseyerek.

“Bilmiyorum ki. Bedenimde çok farklı şeyler oluyor baba. Bilmediğim için de korkutucu geliyor.”

“Ne gibi?”

“Kalbim çok hızlı atıyor, midemde pupasından çıkan bir sürü kelebek var sanki ve bu kelebekler boğazıma kadar geliyorlar bazen, oradan çıkmak ister gibi. Ellerimin kontrolünü sağlayamıyorum, az da olsa titriyor. Nefes alış verişim hızlanıyor, daha da fenası sürekli gülümsemek istiyorum!”

“Pekâlâ, bunlar her an mı oluyor yoksa belli birinin yanında mı?” dedi adam anlayışlı bir ifadeyle. Beklediği, dilediği olmuş gibiydi sanki Baysal’ın. Dolunay gecesi kalbini, ruhunu ortaya koyarak dilediği dilek evrende yolunu bulup da gerçekleşiyor olmalıydı.

“Yani, ev arkadaşım var ya onun yanında oluyor genelde,” diyerek dişleriyle alt dudağını ezmeye başladı Mavi, babasından da gözlerini kaçırmıştı söylerken.

“Muzaffer?”

“Evet, o. Tansiyonumu da ölçüyorum ama her zaman ki gibi mükemmel.”

Adam kahkaha atarak, “Derdin dünyanın en güzel derdi mavi bezelyem, aşık olmuşsun,” dedi.

“Ne!? Ben Demir Dağı’nda dövüldüm baba! Atalarım Teoman, Mete Han benim! Ne demek aşık olmuşsun!?”

“Senin ataların aşık olmadı mı hiç Mavi?”

“Olmadı! Mete Han milleti için karısını feda etmedi mi? Böyle aşk mı olur? Demir Dağı’nda dövülenler için aşk saçmalıktan ibarettir!” diyerek ısrar etti Mavi.

Baysal derin bir nefes alarak Mavi’ye bakıp, “Mavi aşka saçmalık demen hayatın bir deneyimleme yeri olduğunu unuttuğun anlamına geliyor. Her duygunun tezahürü evrenden sana yansımanla gelir, bunu biliyorsun. Yolda öğrendiğin cevaplar neydi?” diye sordu.

“Kandırmacaydı.”

“Kandırmacalara kanmamak da senin elinde. Sen Muzaffer’in yanında bunları hissediyorsan eğer şimdi ev arkadaşının evden taşınıp da başka bir yere gittiğini düşün. Başka biriyle yaşayacak olduğunu da varsayalım, neler hissederdin?”

Mavi kaşlarını çatarak, “Neden gidiyormuş? O benim ev arkadaşım. Hem o bana bir ömür benim doğum günümde yanımda olacağına dair söz verdi. Gidemez!” dedi.

“O da sana aşık olmuş demek ki,” diyerek keyifle gülümsedi adam. “İkiniz de birbirinizin kumsalında dinlenmek istiyorsunuz mavi bezelyem, bunu görmezden gelmek çok acizce olmaz mı?”

“Benim gibi biri için aşk hata olur baba.”

“Hata yoktur bu hayatta Mavi, yalnızca çıkarılacak dersler vardır. Sen bedeninde yaşayan bir özsün yalnızca, kendine ve duygularına güven. Korkularına yenik düşersen bir ömür bunun pişmanlığıyla yaşarsın.”

“Yani ben gerçekten birine aşık mı olmuşum?” dedi hayretle çocuk.

“Buradan bakıldığında semptomların bunu gösteriyor ama ne yaşadığını en iyi sen bilirsin oğlum. Aklın en büyük yalnızlığı olanı görmemektir. Bu hataya sakın düşme. Muzaffer’le bir ömür omuz omuza yaşamak güzel olmaz mıydı? Onunla uyuyup onunla uyanmak?”

“Ben zaten onunla uyuyorum,” dediği an gözlerini kocaman açtı Mavi. “Yani çarşaflar kirliydi de ondan.”

Baysal içinden teşekkürler sunduğu evrenle birlikte, “Sen biriyle uyuyorsun demek? Benimle bile uyumadın ki hiç. Mavi yıldızım, zafer yıldızını bulmuş gibisin ne dersin?” diye sordu gamzeli yanağını durduramadığı gülümsemesiyle oğluna sunarken.

“Galiba,” diye mırıldandı Mavi. “Ben ne yapacağım baba? Yani o- Ben bilmiyorum ki. Sen demin ‘O da sana aşık.’ mı dedin?” diye sordu bir şeyleri daha iyi anlayabilmek için.

“Bana geçen enerji böyle, sanki gözlerinden gökyüzüne bir kapı açılmış oğlum. Orada yıldızın seni bekliyor, geç kalma derim ben. Hem birlikte de yatıyormuşsunuz.”

“Bana güzelim, yavrum, yavru ceylanım, mavi ceylanım, bir de iki gözüm dedi baba.”

“Aşk ne güzel şey, beni de bulsa keşke,” dedi adam gülümseyerek. “Ne hoş şeyler söylüyor sana, peki hissettiriyor mu bunu? Dokunuşları nasıl?” diye sordu Baysal.

Muzaffer hakkında oğlundan gelen her şey adamın iyi olduğuna işaret etse de babaydı Baysal, oğlunun yeniden anlamlandıramadığı hisler yüzünden bilmediği ve zarar göreceği bir yola girmesini istemezdi.

“Dün saçlarımdan, gözlerimden, sonra başka- heh alnımdan öptü, bir de sarıldı,” dedi Mavi neşeyle. “Bir de, ‘Dokunmama gerek yok sana sevgimi göstermem için bakışlarımdan anlarsın,’ dedi. Bir de buradan öptü, söylemiş miydim?” diyerek şakaklarını gösterdi Mavi.

“Söylememiştin, varmak istediğin yere korkusuzca git. Kaybolursan gelen pişmanlık bir ömür seni tüketir oğlum. Kalbinin kristali parlak biriyle tanışmışsın, bu şans hayatta insana o kadar nadir denk gelir ki. Karşılıklı aşk insanların dediği gibi olmayan bir şey değildir, karşılıksız olan aşktır yalanına inanma sakın. Hani küçükken çok sevdiğin patlayan şekerler vardı, dilinin ucuna koyar çıtırtılarını dinlerdin şekerlerin?”

“Hım hım,” diyerek adamı onayladı Mavi.

“İşte karşılıklı aşk hayatta böyle bir şeydir, hem lezzetli hem de eğlenceli. Öbür ay dönüyorum ben, bir de ben tanışayım meşhur Muzaffer’le.”

“Baba! Beni utandırıyorsun,” diyerek ellerini yanaklarına koyan Mavi, duyduklarının da etkisiyle gülümseyerek adama baktı. “Ben ne yapacağım baba? Şimdi nasıl davranmalıyım?”

“İçinden geldiği gibi. Dokunuşları hoşuna gidiyorsa korkmadan dokunacaksın mavi bezelyem, ondan güzel sözler duymayı seviyorsan bunu belli edeceksin,” diyerek ekrana biraz daha yaklaşıp, “Sen de ona güzel şeyler söylemeyi unutma ama. Her zaman tek taraftan beklenirse bir şeyler bu doğru olmaz. Sen de ona birkaç adım atacaksın, o da senden duymak isteyecektir bazı şeyleri. Dokunmak istediğin zaman dokun, zaten bir ilişkiye başlarsanız her şey zamanla oturur,” dedi.

“O zaten evlenip boşanmış, benim gibi değil.”

“Senin neyin var?”

“Hani ben hasta gibiyim ya. Yani hasta değilim ama bilmiyorum işte.”

“İnsanların sana söylediği şeyleri düşünüp de anı kaçırırsan çok yazık olur. Neydi?”

“En iyi an bu andı.”

“Aynen öyle, neyi düşünürsen onu hayatına çekersin oğlum. Hasta olduğunu sana söyleyenlere inanırsan bunu gerçek kılarsın, bu hayatı yaşaman için sana verilen şansı ellerinden kaçırırsın. Şimdi baban gelene kadar bu adamla sevgili olup bu aşkı hayatına çekmeye çalışan adama da bir umut vadediyorsun. Anlaştık mı?”

“Anlaştık. Sen neler yapıyorsun?” diyen Mavi saatlerce babasının oradaki insanların ne kadar saygılı ve güler yüzlü olduğundan tut, yaşadığı nefes kesici anları da heyecanla dinleyerek sabah kahvaltısını bile unutmuş, bir an önce adamın yanına gelip de ona ne kadar kızsa da yine de dinlemeyi sevdiği o uzun konuşmalarıyla sohbet etmeyi dilemişti içten içe.

Babasıyla olan konuşmasını sonlandırdığında kahvaltı saatinin geciktiğini anlayan Mavi, bu ara rutinlerinin giderek şaşmasıyla huzursuz hissetmesi gerekirken neden sanki olağan buymuş gibi düşündüğünü anlayamasa da kendisine en sevdiği, harflerden oluşan mısır gevreğiyle bir kahvaltı hazırlayıp yapacak işinin olmaması yüzünden izinli oluşuna bir kez daha sinirlenerek kahvaltısını yapmaya başladı.

✨✨

Muzaffer, yorgun gününün sonlanmasından çok eve geldiği için mutlu, aklında Mavi yeniden onun o güzel kokusunu soluyacağı için heyecanlı şekilde apartmanın merdivenlerini çıktı. Bütün gününü duraktaki arkadaşlarının onun neşesinin kaynağını öğrenmek istemeleriyle geçirirken Muzaffer hepsine şoför kelimesinin aslında Fransızcada ateşçi demek olduğundan, en eski arabaların buharlı olduğu ve şoförlerin arabaları ateşlediği için ateşçi sayıldığından bahsederek konuyu değiştirip Sıddık dahil herkesin beynini yakmıştı, Mavi’den öğrendiği bu bilgiyle.

Mavi’den duyduklarını duraktakilere satmaya bayıldığını ama aralarından sadece Ömer’in gereken özeni gösterdiğini fark ederek evinin kapısını açıp içeri girmişti ki evin bomboş olduğunu gördü. Şöyle bir etrafına bakınıp, “Yavru ceylan?” diye seslenirken Mavi’nin terasa çıkıp çıkmadığını merak etti. Kendisini karşılayan bir Mavi olmayınca Muzaffer’in de bir yanı eksik kalıyordu sanki, tüm gün yüzünü göremediği çocuğa duyduğu özlemle.

Ayakkabılarını çıkarıp da içeri girmişti ki mutfak masasının altında bir hareketlilik görüp oraya doğru baktı. Tam bu sırada Mavi ona doğru hızla koşup adamın kucağına kendisi atıverdi birden. Muzaffer, beklemediği şekilde Mavi’nin kucağına zıplamasından duyduğu hayrete mi anlam versin yoksa kucağında ki çocuğun varlığına mı şükretsin bir anda karar veremedi.

“Ne oldu güzelim?” dedi telaşla. Bir yandan da Mavi’nin sınırlarını geçmeden onu kocaman elleriyle narin bir kar küresi gibi tutmaya çalışırken.

“Muzaffer içeride,” dedi korkuyla çocuk her ne gördüyse gerçekten korkmuş olmalıydı.

“Hırsız mı? Lan! Sıçarım bacağına onun şimdi ben dur,” diyerek kucağındaki Mavi’yi de indirmek istemeyerek ilerlemeye başlamıştı ki çocuk, “Hayır daha da kötüsü! İçeride kuş var Muzaffer!” dedi.

Muzaffer, salonun ortasında bacakları beline sarılı, başı da onun boynunda saklı olan çocuğun verdiği yanıtla kalakaldı bir anlık. “Anlamadım?”

“İçeride bildiğin dinazorların evrimleşmiş hali olan kuş var Muzaffer, Melopsittacus Undulatus hem de rengi mavi!”

“O ne ki?”

“Muhabbet kuşu diyor sıradan insanlar! Bir de seviyorlar falan. Bak biz burada konuşurken odamı ele geçirip yıldızlı yastığımın üzerine dışkılıyor olabilir!” diyerek panikle adama daha da sıkı sarıldı, mümkünmüş gibi.

Muzaffer, alt dudağını ısırarak gülümserken kafasını iki yana salladı. Tek eliyle Mavi’yi belinden desteklerken diğer eliyle de çocuğun kafasını saklandığı yerden kaldırarak onunla göz teması kurmaya çalıştı.

“Neden korkuyorsun küçücük hayvandan? O senden daha çok korkuyordur kitabıma, üfürsen uçar gariban.”

“Ben küçükken Tweety diye bir kuşun olduğu çizgi film izlemiştim, orada kocaman olmuştu bir bölüm, hem de çok çirkindi. Sevmiyorum işte Muzaffer, lütfen gönder şunu,” diyerek hızlıca gözlerini kırpıştırırken bir anda küçük holden salona doğru uçan kuşu adamın omzunun üzerinden görünce çığlık atıp Muzaffer’in boynuna iki elini sararak adamın da omzuna alnını yaslayıp gözlerini sıkıca yumdu.

Böyle durduğunda kuşun ona hiçbir şey yapamayacağını düşünüyor olmalıydı Mavi. Fark etmediğiyse onun için tehlikeli sayılabilecek bir durumu Muzaffer’e sığınarak savuşturmak istemesiydi. Çocuğun hem aklı hem yüreği hem de bedeni eş zamanlı Muzaffer’i çoktan güvenli alanının en mahrem yerine almıştı bile. Saklandığı yerde, gelen taşın nereden geleceğini kestiremediği durumlarda bile yine adamın kollarında arıyordu dermanı Mavi, habersizce.

“Mavi ceylan, hişş,” dese de Mavi gözlerini sıkıca yumup adama cevap vermedi.

“Yavru bir bebek gibisin şu an,” dedi Muzaffer gülümseyerek.

“Muzaffer, bebekler zaten insan yavrusudur. Yavru yavrususun demekle aynı şey bu.”

“Aha kuş geliyor kitabıma buraya!”

Mavi yeniden saklanmaya çalışırken Muzaffer’in attığı kahkahayı duyunca adamın kendisini kandırdığını anlayıp kaşlarını çatarak ona baktıktan sonra sinirle adamın kucağından indi. Bu kez de Muzaffer’in arkasına saklanarak onu muhtemel kuş saldırısı için kendisine insandan bir kalkan yapıp gömleğinin uçlarından tuttu. “Bak orada,” dedikten sonra da mutfağı gösterdi. “Nasıl da masum duruyor!”

“Susamış olmalı yavrum, yazık hayvana. Ben bir kaba su koyayım, bir de yiyecek bi şeyler ayarlayalım.”

“Muzaffer, beslersek büyüyüp bize saldırır!” dedi Mavi korkuyla.

“Ne alakası var güzelim? Yılan mı bu? Şimdi sen burada otur ben hallederim,” diyerek kuşa doğru sessizce ilerledi adam. Mutfağa girdiğinde kuşun küçücük olduğunu görüp birinin evinden kaçtığını anladı. Daha yeni yeni çıkmaya başlayan tüyleri de masmaviydi hayvanın.

“Oy bebeğim benim, gel bakalım susadın mı sen?” dedikten sonra küçük bir kaba su koyup kuşun yanına bıraktı. Mavi, Muzaffer’den beklenmeyecek sevecenliği hayretle izlerken Muzaffer de kuşun doya doya su içmesine izin verip çaktırmadan eline alıverdi hayvanı.

Elindeki küçük kuşla Mavi’ye doğru yaklaşıp kendisi üzerine doğru gittikçe koltuğun köşesine kayan çocuğun güzelliğine bir iç geçirirken, “Gel bak, bir şey yapmaz,” dedi güven verici bir ifadeyle.

“Isırabilir.”

“Ben elimde tutacağım, sen gel az sev.”

“Ama elinden kaçıp da ya bana saldırırsa?”

“Bana güvenmiyor musun? Ben bırakmayacağım elimden hiç. Vallaha bak.”

Mavi, adamın gözlerindeki güvenli parıltılara olan inancıyla yanına oturan Muzaffer’in elindeki kuşa yavaşça parmaklarını yaklaştırıp önce küçük kuşun kafasına işaret parmağını yavaşça değdirdi. Daha sonra kuşun sessiz sessiz durduğunu görünce iki parmağıyla birden kafasını art arda okşarken kuşun sevimli şekilde ötmesiyle dişlerini göstererek gülümserken birilerinin onu yüreğinde peyda olan sancılarla izlediğini fark etmedi bile.

“Çok tatlıymış gerçekten de.”

“Evet, sana benziyor. Yavru bebek.”

“Muzaffer!”

“Valla istersen bana Abdülrezzak de güzelim, bu yavru bebek olduğun gerçeğini değiştirmez,” dedi Muzaffer de gülümseyerek.

Mavi, babasının sözleri birden aklında belirip de ne yapacağını bilemez bir tavırla yanakları pembeleşirken Muzaffer’e bakıp, “Ne yapacağız şimdi?” diyerek adamın elindeki kuşu gösterdi.

“İstersen ona bir yuva alalım, bizimle yaşasın. Evde bereket olur.”

“Ama-“

“Ben yuvasından çıktığında senin yanında olacağım, birbirinize alışana kadar da sizi tek bırakmam. Lan iki mavi birbirinizden korkmayın, güzelce geçinin yav.”

Mavi kafasını sallarken, “Adı ne olsun?” diye sordu.

Muzaffer, kendisine güvenen ve bu güvenle kuşla yaşamayı kabul eden çocuğa bakıp yeniden heyecanla alt dudağını ısırdı. Mavi ile manita olması o kadar da imkansız değildi belki de. “Sen seç.”

“Ben hemen seçemem, araştırmam lazım. İsim çok önemli, ‘Herkes ismine çeker,’ derdi babam,” dedi çocuk bilmişçe.

“Yavru bebeğim ne derse o olsun o zaman,” diyerek gülen adamın kuşun kafasına kondurduğu öpücüklere bakan Mavi derince yutkundu.

Güven ışık gibiydi sanki, gece bile olsa insanın içinde o ışık varsa ne olursa olsun sarıveriyordu dört bir yanını. Mavi, kendisinden bağımsız Muzaffer’i çoktan gecesinin en parlak yıldızı yaptığından habersiz, küçücük kuşu seven adamın suratına dalıp gitti, yanaklarının babasının söylediği gibi kıpkırmızı birer elma gibi olduğundan bihaber…

✨✨

Muzaffer (%45 🪵+ %55 🌟)

Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻

Gidelim Verve 💙

🤞 Kitap bölümlerinden haberdar olun!

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Scroll to Top