✨✨
Tespihini bileğinden bir bilezik misali geçirerek tek eliyle direksiyon sallayan aynı zamanda da diğer kolunu dirseğinden kırıp camdan dışarı çıkarmış adama, “Tekrar teşekkürler Muzaffer abi,” diyerek dikiz aynasına doğru baktım.
Aynada bakışlarımız buluşurken, “Eyvallahsın ciğerim. Biz de anlarız aşık adamın halinden evelallah,” dedikten sonra aşk kelimesi ağzından dökülür dökülmez tam yanındaki koltukta oturan Mavi’ye bakışlarını çevirdi.
“Ya sevgilim!” Daha sonra ona doğru sanki ben duymuyormuşum gibi fısıldayarak, “Utandırmasana,” diye de ekledi.
Muzaffer abi serseri bir gülüşle Mavi’nin yanağından makas alıp, “Yavru ceylanım etrafına bir bak bakalım,” dedi.
Mavi, bakışlarıyla hızlıca etrafı taradıktan sonra kafasını olumlu anlamda salladı. Muzaffer abi aynı anlarda arabayı Ömer’in evinin önüne park edip, “Şimdi bir daha bak,” dedi.
Yeniden aynı şekilde hızlıca çevreye göz gezdiren Mavi, “Temiz. Farklı ya da şüpheli kimse görünmüyor,” diye onu yanıtladı.
Muzaffer abi bana doğru dönüp, “Çok zeki biliyon mu? Şimdi biri bizi takip neyin ediyorsa diye işimizi sağlama aldım,” dedi.
“Anladım onu abi. Çok teşekkür ederim yeniden.”
“Mesele değil aslan parçası. Sen benim yıldızımı gördüydün değil mi?” diye sordu bu kez de. Sanki Mavi yıldızını keşfedip de ona ithafen bir ad verdiğinde çıkan haberlerden tut, sosyal medyadaki paylaşımlara kadar çocuksu bir heyecanla hepimize göndermemiş gibi…
“Gördüm abi, hatta Ömer’le bir gece aradık yıldızı ama bulamadık. Bir gün toplanalım da bize teleskopla gösterin.”
“Olur ciğerim,” diyen Muzaffer abi ön koltuktan bedenini arkaya, benim oturduğum yere doğru döndürerek tespihli eliyle birden ensemi kavradı. Kafamı kendisine doğru yaklaştırıp, “Bir sıkıntın olduğunda bana geliyorsun koçum anladın? Kendini yalnız hissetme. Aile maile bilmem ben, benim ailem aha bu yavru ceylanıma kadar yoktu. Ama seni istemediğin şeylere zorlarlarsa topukla bize gel. Değil mi bebeğim?” diye sordu Mavi’den onay beklercesine.
Mavi bana doğru bakıp kızaran yüzümü görünce, “Sevgilim elini Selim’in ensesinden çeker misin? Çocuğun boynu tutuldu,” diyerek sevgilisini uyardı. Bu sırada Muzaffer abi ne yaptığını anlayınca, “Ha kusura kalma lan,” dedi bana doğru. Mahalle abiliği yapacağım diye benim ensemi siken adama sesimi çıkarmadan, “Estağfurullah abi,” diyebildim yalnızca. Beni gizlice Ömer’e getiren abime ensemi feda edebilirdim pekala da.
“Biz iki kişiyiz zaten Selim. Baban nasıl desem- Çok ilginç bir karakter, yani baban hakkında kötü bir şey demek istemem tabii. İsterim ama sana ayıp. Kırılma bana tamam mı?”
Mavi’nin paniklemiş haline bakıp, “Yok kırılmam. Babamı bana sor sen,” dedim.
“Biraz gözlem yapınca ailenin nasıl olduğunu anlayabiliyorum. Lütfen bu konuda kendini üzme, hem benim de annem yok,” dedi kocaman gözlerini bana doğru kırpıştırırken. Beni anlıyor gibi duruyordu. Oysa ben bu çocuk için görür görmez ‘robot’ diye geçirmiştim içimden, mekanik hareketleri varmış gibi durmasından sebep… “İstersen babamla da yaşayabilirsin, o da İstanbul’a taşındı. Çok iyi birisidir. Sana çok da yardımcı olur,” dedi imayla bana bakarken.
Ben gözlerimin içine içine bakan Mavi’nin bana ne demek istediğini tam anlayamasam da o cümlelerine devam etti. “Birileri yüzünden sevdiğin adamdan vazgeçmemelisin. Bu hayatta insanın karşısına bir kez çıkar bazı şeyler, bilim bile aşkı, ‘Güçlü bir bağlılık hissi ve kişisel bağlanma duygusudur. O kişiye dokunmak, kendimizi iyi hissetmemizi sağlayan hormonların salgılanmasına neden olur ve onlarla birlikte olmak, görmek için güçlü bir istek duyarız,’ şeklinde tanımlar. Herkesin başına gelmeyecek şekilde dopamin ve oksitosin kimyasalları salgılama işini görmezden gelmemelisin,” dedi gözleri Muzaffer abiye kayıp da onun yüzüne aşkla bakarken. “Aileni dinlememeni öneririm sana. Dün Ömer bizdeydi, seni çok seviyor,” dedikten sonra panikle ellerini ağzına götürüp de kapattı. “Dedikodu yaptım! Kalbimin kristali kararacak.”
“Yok ceylanım o da biliyor Ömer’in ona it gibi yandığını. Dedikodu sayılmaz bu dediğin.”
Mavi’nin suratında rahatlamış bir ifade belirirken, “Muzaffer ben çok susadım,” dedi dudaklarını bükerken.
Muzaffer abi, Mavi’den gelen sözlerle panikleyip, “Ne alayım yavru ceylanım sana? Su, soda?” diye sordu. Bu adamın bu kadar beyci olduğunu siksen tahmin edemezdim.
“Soda alır mısın?”
“Hemen,” diyerek hızlıca arabadan inen Muzaffer abinin arkasından bakan Mavi bakışlarını yeniden benim yüzüme çıkardı. “Bir an önce ne kullanıyorsan bırakmalısın.”
“Anlamadım Mavi?”
“Bence anladın. Sen çok zeki birisin Selim. Fensiklidin özel bulgusu var sende, rotatory nystagmus,” dedi kendinden emin şekilde.
“Ben-“
“Sen? Bunu kendine de sevdiğin adama da yapmamalısın. Bir zaman sonra bu da yetmeyecek sana, öncesinde de başka şeyler içiyor olmalısın. Onlar yetmeyince buna geçtin diye düşünüyorum. Altmış sekiz kuşağını çiçek hastalığından sebep çok inceledim ben, biliyorum beyni deforme eden bazı şeyleri. İstersen babamla da görüştürebilirim seni. O da gençliğinde senin gibiymiş, sonradan arınmış her anlamda. Sen güçlü birisin Selim, herkesten önce kendine inanmalısın. Yakında gerçeklik algını tamamen kaybedeceksin, sadece düşündüğün şeyleri yaşayacaksın ve şimdiki kadar hafif olmayacak,” diyerek arabanın camından dışarı baktı. “Muzaffer geliyor.”
Yalvarır gibi, “Ona söyleme Mavi. Lütfen!” dedim gözüm arabaya doğru yaklaşan adamdayken.
“Ben dedikoducu değilim!” dedi bir çırpıda. “Öyle olsam onun yanında söylerdim.”
“Biliyorum. Sadece Ömer duymasın, lütfen. Kimse duymasın,” diye yeniden yalvardım çaresizce.
“Tamam. Ama sen de-“
“Söz veriyorum ben halledeceğim.”
“Sözünü tutmalısın yoksa iyi bir insan olamazsın.”
Kafamı sallarken ellerimin titremesini bastırmak ister gibi yumruklarımı sıktım. İyi bile dayanmıştım soktuğumun yerinde. Bir gün bu durumu birilerinin anlayacağını bilsem de bunun en alakasız, daha yeni tanıştığım biri olacağını düşünmemiştim hiç. Bu çocuk, söylendiğinden daha zeki olmalıydı.
Bu sırada bir elinde tuttuğu şeffaf poşetin içindeki onlarca sade soda ve diğer elinde de kesilmiş limon olan Muzaffer abi koltuğa attı kendisini. “Lan seninki dellendi yukarıda. Arıyormuş açmıyormuşsun, biri görür diye de aşağı inemiyormuş. Al şunu başımdan, sapık gibi bana dadandı kitabıma.”
“Tamam abi. İkinize de yeniden teşekkür ederim. Abilere de selam söyleyin benden,” dedikten sonra yeniden Mavi’nin gözlerinin içine bakıp bir kez göz kapaklarımı indirip kaldırarak kendimi arabadan dışarı attım.
Bir an önce hayatımın tüm kontrolünü elime almayı düşünerek hızlıca sevdiğim adama sarılmak için merdivenleri üçer beşer çıkarken tam onun kapısının önündeki merdivenlerin başında çoraplarıyla aşağı inmek üzere olan Ömer’i gördüm. “Çok şükür amına koyayım,” diyerek beni kendisine çekip boyun girintime burnunu gömdükten sonra bana sıkıca sarıldı.
“Lan Selim,” dedi sanki başka ne diyeceğini bilemez gibi. Ben elimdeki çantayı yere atarken iki elimi saçlarına çıkarıp başını iyice boynuma yasladım. Günlerdir gece gizlice odama geldiği birkaç saat hariç göremediğim adamın kokusu burnuma dolarken tüm yaşam fonksiyonlarım yenilenmiş, sanki vücudumun yakıtı bu adamın kokusuymuşçasına yeniden nefes alıyor gibi hissediyordum.
Hızla benden ayrılıp yerdeki çantayı aldıktan sonra bir hamlede beni kucakladı. “Lan! Belini kıracaksın, lazımsın bana,” dedim gülerek.
“Kes sesini sikik Selim. Kaç kilo verdin lan sen? Çocuk gibi olmuşsun.”
Onsuz olduğum zamanlarda ekmek, su bile aklıma gelmezken yeniden onunla olmaktı sanki beni hayata bağlayan. Ben filmlerdeki vampirler gibi uzun bir uykudayken dudaklarıma damlayan kan damlalarıyla sanki yeniden doğmuşum gibi hissederken Ömer, kucağında ben varken kapıdan içeri geçip kalçasıyla kapıyı iterek kapattı. Hızla beni salona götürüp önce elindeki çantayı bir köşeye fırlattı, daha sonra sanki neredeyse bir doksan boyunda kocaman bir herif değilmişim gibi nazikçe beni koltuğa bıraktı.
“Çok özledim amına koyayım.”
Aylar önce ondan bu sözleri işiteceğim bir günün geleceğinden umutsuz kendi kendime zehir ettiğim tüm anlar zihnimden uçup gitti. Sevdiğim adam beni seviyor, dahası benim için eşek kadar heriflerle plan yapıp evine kaçırıyordu. Sikik bir romantikti tam yanımda oturan adam, benim aksime.
“Bohçamı alıp kaçtım ya lan sana. Daha ne istiyorsun?”
“Senden istediklerimi saysam vakit geçer, sana doyamam. O yüzden siktir et. Bir an önce öpmem lazım seni,” dedikten sonra oturduğum yerde beni tek eliyle göğsümden itip de geriye yasladı. Bacağını benim üzerimden attıktan sonra, bir anda kucağıma oturup bir saniye kadar gözlerimin içine baktı. Uğruna ölünesi ela gözleri tüm yüzümü turlayıp en sonunda derince bir nefes çekti içine.
“Seni üzen herkesin geçmişini sikeyim. Ben de dahil.”
Ben ne kadar çok küfür ettiğiyle alakalı birkaç alaycı söz söyleyecektim ki birden dudaklarım onun dudaklarının altında kaldı. Aslında hayatın ne kadar yaşanılabilir olduğunu hatırlatmak ister gibi öpmeye başladı beni. O yumuşak olmayan bir şekilde üst dudağımı çekiştirirken ben ellerimi beline atıp tişörtünün üzerinden yıllardır ölüp bittiğim bel gamzelerinde baş parmağımı gezdirmeye başladım.
Nereye ait olmadığımı iyi bilirdim bunca sene, nereye ait olduğumu bulamamamın aksine… Ömer kucağımda beni öperken ben ait olduğum şeyi bulmuş gibi göğsümün üzerinden kalkan binlerce tonluk kayaların hafifliğiyle öpmeye başladım onu, aklımdaki tüm düşünceleri duymak istemez gibi şimdilik onları rafa kaldırırken.
Yanaklarımı elleriyle kavrayıp dakikalarca öptü dudaklarımı. Yetmez gibi dudakları gözlerimde, yanaklarımda, saçlarımda, boynumda gezindi… Ben sadece her zamanki gibi o nasıl isterse öyle olsun diye düşleyerek ona izin verdim, kokusunu içime çekmem bile yeterdi bana cehennem addettiğim zamanlarda.
Gözlerimin altını baş parmaklarıyla okşayıp yüzüme bakarken, “Göndermeyeceğim seni Selim,” dedi.
“Ömer-“
“Sikerim Ömer’ini. Şu haline bak!” dedi öfkeyle bana bakarken. “Gözlerinin altı bile çökmüş. Etme inat artık, kal benimle. Gerekirse bir gece taşınalım, gidelim buradan.”
Ben kararsızca onun gözlerinin içine bakarken, “Bu şekilde mutlu musun?” diye sordu.
Değildim. Yıllardır yolunu beklediğim adama yeni kavuşmuşken amına koduğumun yerinde mutlu değildim. Ama ona tertemiz gitmezsem, onun olmadığı zamanlarda yaptıklarımın kefaretinin bana atlılar üzerinde dört nala geldiğinin de fazlasıyla bilincindeydim. Ben de onunla kimseleri sikime takmadan, özgürce yaşamak istiyordum. Annem, babam, Nurcihan umurumda değildi artık. Babamın saatler önce yaptığı konuşmadan ya o ya biz demesi onun da beni sikine sallamadığını kanıtlar nitelikteydi zaten. Onun derdi oğlunun mutluluğu değildi, oğlunun onun bildiği şekilde yaşamasıydı sadece.
Yıllardır zihnimde dolanan sözler ağzımdan ona karşı hiçbir zaman tam anlamıyla çıkmamıştı. Nedense söz konusu Ömer olduğunda küçük bir çocuk gibi utanıp küfürlerimin ardına saklanıyordum. Bu kez öyle olmasın istedim, bir de kendisini benden duysun…
“Mutlu değilim Ömer,” dedim ellerim dakikalardır olduğu gibi belini okşarken. “Ben sensiz ne zaman mutlu oldum ki şimdi olayım?”
Yüzünde onu daha da güzel kılan bir gülümseme peydâ olurken benden böyle sözler duymadığı için bu kadar mutlu olduğunun farkındaydım. Sokuk kelimeler ağzımdan çıkmadığından benden kendisini hiç dinlememişti ki. Bilmiyordu onun benim nezdimde nasıl bir yeri olduğunu…
“Ben hiçbir nedene ihtiyaç duymadan sevdim seni. Hiçbir şeye bağlı olmadan, sadece sen Ömer’sin diye sevdim. Şimdi sen en sonunda benim Ömer’im olmuşken sana dokunamadığım, sarılamadığım hiçbir an mutlu değilim.”
“Madem öyle bana gel?”
“Sana gelmediğimde de sendeyim ben Ömer zaten. Senin olduğun her yerde ben sanki dünya sikik bir yer değilmiş gibi hissediyorum, sen hissettiriyorsun bana bunu. Yıllardır. Anla lan işte, beni mal mal konuşturma. Senin olmadığın yerde ben sadece ölüyorum.”
Kafama bir tane vurduktan sonra hırsla dudaklarıma sert bir öpücük bıraktı. “Ölmek falan yok amına koduğumun Selim’i. Senin ağzına hakikaten ayar çekmek lazım.”
“Lan sana romantik olmaya çalışan aklımı siksinler.”
“Bana senin kuru romantizmin yetmez Selim. Bana sen lazımsın,” diyerek üzerimden kalkıp elimi tuttu. Peşinden beni sürükleyip yatak odasındaki dolaba monteli aynanın önüne getirdikten sonra üzerimdeki tişörtü yukarı doğru sıyırdı. “Şu haline bak. Tamam kaburgaların sayılmıyor ama ne kadar zayıflamışsın. Ben görüyorum, ben yanıyorum bu haline Selim. Ama benim elimden bir şey gelmiyor,” dedikten sonra elleriyle yüzünü ovuşturup yatağın üzerine oturdu.
“Aynı şeyi sen yaşasan? Rolleri değişelim lan. Sen bana uzaktan bakıyorsun, elinden bir şey gelmiyor. Günden güne erirken sen işe yaramaz bir piç gibi beni uzaktan izliyorsun? Ne hissederdin Selim? Üstelik çözümüm de var. Baban siksen bizi kabullenmeyecek, annen de o ne derse onu yapıyor. Zeliha Sultan’a günlerdir yalvarıyorum, haberin var mı?”
Söylediği sözlerle birlikte boğazıma yeniden acı bir yumru oturdu. Annemin her daim beni sevdiğini düşünürdüm, bana kıyamadığını. Çocuğunu koşulsuz düşünen her annenin yapacağı gibi haftalardır gizlice beni sevdiğim adamla buluşturmasını beklemiştim içten içe ya da ‘Seni anlıyorum ama elimden bir şey gelmiyor,’ demesini. O bırak iki kelime etmeyi, beni anlamayı yanıma yöreme acı acı bakmak hariç yaklaşmamıştı bile. O bana baktıkça sanki, ‘Senin yüzünden hastalandım ben!’ demek istiyor gibi geliyordu bana. Vicdanım, soktuğumun yerinde susmuyordu.
“Baban yokken seni dışarı çıkarsın biraz hava al diye kaç kez yalvardım. Sana anneni kötülemek değil amacım Selim. O benim de annem sayılır, üzerimde hakkı çok. Ama söz konusu biz olunca onların da sevgisi bitiyor demek. Bırak inadı artık kurban olduğum, gel gidelim. Boktan yaz dizisi değil ki bu sezonlarca acı çekelim lan,” dedi gülümseyerek. “Reşit adamsın, biliyorum zor ailenden kopman. Ben anlayamam şu an, malum. Ama bilmiyorum Selim işte- Belki ileride kabullenirler.”
Yatağa doğru gidip de yanına oturunca elinin biri alnıma dökülen saçlarımı buldu. Tutamlarımı kenara doğru çekerken, “Bir tatile gidelim, hatta bırak lan tatili sokuk bir film izlemeye gidelim. Sevgilimizi randevu mu ne zıkkımsa ona bile çıkaramadık daha,” dedi sitemle.
“Dakikasında yatağa attın ama puşt.”
Dudaklarını yalayıp bana doğru bakarken yüzünde piç bir sırıtış belirdi. “Ay oldu amına koyayım. Tadı damağımda kaldı lan.”
“İt.”
“Yeterince etkili olmamış ama. Hâlâ ağzında edepsiz sözler… Sana ayar çekmem için bile yanımda olman lazım.”
Ben ‘Gerçekten mi?’ bakışları atarken o bu kez de yanağımı öptü bir kez, sıkıca. “Bugün seni güzel bir yere götürecektim aslında ama baban yüzünden plan yapamadım. Yorgunsun biliyorum, bugün de yanımda dinlen Selim. Ama son olsun. Yorulma bundan sonra. Ben benimle yaşa istiyorum.”
Daha sonra sanki gözlerimin içine bakarken ağzından çıkacak cümleleri söylemek istemez gibi sağ eliyle başımı göğsüne yasladı. “Ben seni bir kez yarı yolda bıraktım Selim. O Kadir piçiyle itlerinin sana yaptıklarını hâlâ unutmadım. Senin bana anlatacaklarını dinlemeyip sana Aycan’ı anlattığım günü de…”
Yaslandığım göğüsünden doğrulup, “Lan siktir et artık,” dedim ikinci cümlesi içimde rahatsızlık hissi uyandırırken.
“Hayır. Bunlar ömrüm boyunca benim utancım olsun, ben razıyım. Ama bundan sonrası için sana verdiğim sözü tutacağımdan emin olabilirsin. Sana, aylar önce seni bir daha yarı yolda bırakmayacağım diye söz vermiştim. Öncesinde orospu çocukluğu yapmasaydım her şey çok başka olurdu, bilirim. Ama bizim hikâyemiz de böyle yazılsın be mavi boncuğum. Bundan sonra Selim’in yanından Ömer’i kimse alamaz, senin ailen bile.”
Ela gözlerindeki sıcacık bakışla beni izleyen adama doğru bakıp ‘Bunu onun için yapmalısın,’ dedim içimden. Kendim için bir şeyler yapacak gücü bulabilseydim, uzun zaman önce yapardım belki ama bulamamıştım ki. Şimdi sevdiğim adamla yaşama, yaşlanma şansım varken benim ne düşündüğümü umursamayan ailemi de sahte Selim’i de geride bırakacak gücü onun için bulabilirdim, inanıyordum.
“Tamam,” dedim.
“Yani?”
“Tamam. Akşama eve gidip eşyalarımı toplayıp geleceğim yanına. Sonrasını konuşuruz birlikte.”
Ömer, “Lan mavi boncuğum,” deyip de bana sarılırken ben de ne diyeceğimi bilemeyerek yalnızca sıkıca sarıldım ona, ona gitmek için yine ondan güç bulmak ister gibi. Yapabilirdim, onun yanında yeniden eski Selim olup derinlerime gömdüğüm her şeyden onu üzmeden kurtulabilirdim.
Yalnızca haftalardır aklımda olan hesaplaşmamı bu mahalleden gitmeden yapmalıydım. Benden neden nefret ettiğini bilmediğim adama da, ‘Yine unutacaksın,’ cümlesini duyduğumdan beri beynimin gerilerinde dolanıp durduğu kendime de son bir yüzleşme borcum vardı. Bu gece, bankta sabahlayacağından emin olduğum adamın yanına gidecek, derdini öğrenecek sonrasında sevdiğim adamla yeni bir hayata başlayacaktım, hesapsız kitapsız ona yakışacak tertemiz Selim’i gömdüğüm yerden çıkararak…
✨✨
Okuyan gözlerinizden öperim.✨🫶🏻
Gidelim Verve 💙