Bölüm 24: Sonunda Yoldaşın Olduğu Yol

✨✨

Burak sabah uyandığında, “Allah’ım sen beni utandırma,” diyerek sağ ayakla çıktığı evin kapısından hızlı adımlarla babası olacak şerefsizin inşaat alanlarından birine gitti. Gözündeki ajan gözlüğünü de evden çıkmadan yanına aldığından şimdi kendisini Amerikan filmlerinde gibi hissediyor, sevgilisi görse adamın gözlükle daha bir yakışıklı olması yüzünden hırslı bir ‘Kıro!’ nidasıyla burnunu kıvıracağından habersiz şekilde inşaat malzemelerinden topladığı örnekleri torbaları doldurup da hızla arabasının bagajına atıyordu.

En sonunda, “Lan biraz çok mu topladık?” diyerek bagajı kapatıp, içerideki sabahın köründe gelen işçilerle konuşmak için arabayı kilitleyip o tarafa doğru ilerledi. Çat pat anlaştığı işçilerden bazılarının babasından ne kadar nefret ettiğini görüp daha da keyiflenen Burak, adamların “Her türlü yardımı yaparız abi,” deyişiyle dudaklarında bir ıslık yakınlardaki elektronik mağazasına doğru seğirtti.

Babası olacak şerefsizden kurtulmak için hiçbir masraftan kaçınmadığı gibi, en cam gibi gösteren kameralardan üç tane alıp bir salona, bir koridora, bir de yatak odasına yerleştirmek için yeniden eve döndü, bir daha asla bir gece bile geçirmeyeceği o eve… Adam teknoloji karşıtı ama teknolojinin imkanlarından da sonuna kadar yararlanan her beyinsiz insan gibi bu kameraları da anlamazdı, bu da Burak’ın çokça işine gelirdi elbette.

Eve girdiğinde Recep’in çoktan emlak dükkanına gittiğini görüp, kameralardan birini önce koridordaki duvar saatinin kenarına, diğerini salondaki doksanlardan kalma vitrinin üzerine, en sonuncusunu da yatak odasındaki gardırobun köşesine yerleştirip, “Sıçtım ağzına orospu Recep,” diyerek valizlerini toplamış olan annesini ve kardeşini de alarak hızla Ahmet’in yaşadığı apartmana doğru yola çıktı.

Sabahtan beri oradan oraya koşturmasını umursamadan işlerinin arasında bir de Ahmet’i arayıp üstü kapalı durumu anlatmış, ondan bir şeyleri sakladığını bilse de onun yoluna taş koymamak için sessizce kenarda bekleyen sevgilisinden nazlı nazlı azar da yese, her şey bittiğinde en ince detayına kadar ne isterse ona söyleyeceğini de belirtmişti Burak, Ahmet’in onu anlamasını umarak.

“Şimdi biz bu adamdan kurtulduk mu abi?” dedi Darin sevinçle.

“He valla kurtulduk kitabıma, şimdilik sen benimle birlikte Ahmet’te kalacaksın bir süre, annem de Muzafferlerin evinde. Karşılıklı daireler zaten. Ben de size hızlıca ev bulacağım, sonrası Allah büyüktür,” dedi bir gözü dikiz aynasında annesini keserken.

Kadın hiç sesini çıkarmıyor, oğlu ne derse, onu nereye sürüklerse oraya çekiliyordu, sanki ruhunun hiçbir ağırlığı yokmuş gibi. Umudu var mıydı bu hayata dair, yoksa her gelene eyvallah mı ediyordu bilmiyordu Burak ama annesini yeniden gülerken görmek için her şeyi yapacaktı, ondan emindi işte.

“Abi paramız var mı? Yani- Ben de çalışabilirim?” dedi Darin rahatsızca. Abisine yük olmak istemiyordu, şimdi yeni bir hayata başlayacak olan abisinin önünü kesmeden, bunca yıldır sadece çalışan adamın biraz da olsa sevdiğiyle mutlu yaşaması Darin için çok önemliydi.

Burak tam ağzını açmıştı ki, “Hayır,” dedi sertçe Melike. “Sen dersine bak, ben çalışırım.”

“İkiniz de durun hele bir, para en son mesele. Ben bunca yıl çalıştım da o maldan para saklamadım mı? Hem benim maaşım da iyi, herkes yerinde kalsın bir süre. Annem isterse çalışır ama sen sadece dersine odaklan. Sınava az kaldı, uğraştığımız şeylere bak,” dedi Burak, sıkıntıyla direksiyonu görüş açısına giren tanıdık apartmanın yoluna kırarken.

Kardeşinin yaşındakiler evlerinde özel derslerle, anneleri babaları onları meyveyle, kuru yemişle besleyerek hazırlanıyorlardı sınava. Oysa kardeşi bunca zaman gördüğü hem fiziksel hem psikolojik şiddetle yine de iyi kotarmıştı durumunu. Başkası olsa çoktan kolaya kaçıp belki de, ‘Bu ne biçim hayat?’ diyerek, bırakıverirdi her şeyi. Ama Darin bir şekilde pozitif kalmayı başarmış, izin de vermemişti babasının ona yaptıklarının onu yiyip de tüketmesine.

Arabayı garaja park ettiğinde, Mustafa’nın da arabasının burada olduğu görüp ona destek olmak için geldiklerini anladığında içinden, ‘İnsan ailesini seçemez ama birilerini ailesi yapabilirmiş.’ diye düşündü. Daha aylar önce, Mustafa’nın bile ona Ahmet yüzünden, o mutlu olsun diye yardım ettiğini düşünürken, şimdi herkesin sadece ona seferber olur gibi ellerinden geleni yapmalarıyla şükürler ediyordu içinden.

Bir insanla tanışmak, onu ön yargısız hayatına almak Burak’ın tüm yaşamını değiştiriyordu son zamanlarda. Mustafa’yı o yangın merdiveninde gördüğü güne şükredesi gelmişti adamın. Mustafa ve Ayaz’ın bir günlük süren ayrılığının tezahürü, hem Mustafa’nın öz güvenle donanması hem de Burak’ın yerden bulduğu bir kızıl melek tüyüyle birlikte bağıra bağıra olmasa da sessizce tüyün ucuna mürekkebini sürüp de gönlüne Ahmet’in adını yazması olmuştu, her şer sayılanın içindeki hayırla gelen.

Valizleri alıp da yukarı çıktıklarında, sabırsızca Ahmet’in ziline bastıktan sonra hızla açılan kapıdan sevgilisinin yüzünün bir ay parçası misali belirdiğini görünce, etrafındaki herkes silikleşti dünyasında birden. Yalnızca Ahmet’in yüzü kaldı açık bir gecede parlayan dolunay gibi. “Selam,” diyerek annesini ve Darin’i içeri yönlendirirken, Ahmet kadının elindeki valizi alıp, “Hoş geldiniz,” diyerek kadına sarıldı.

Melike oğlunun sevgilisinin karşısındaki güzel genç olduğunu anlayınca, “Hoş bulduk oğlum,” diyerek teması çok sevmese de kendisini zorlayıp gözlerindeki parlak yansımalardan bile kalbinin ne kadar güzel olduğu belli olan çocuğa sarıldı. Ahmet tüm içtenliğiyle, “Geçin içeri, hemen kahve yapayım,” diyerek Melike’ye eşsiz gülümsemelerinden birini sunup bu kez de Darin’e sarılmak için ilerledi.

Melike yıllardır en yakın arkadaşı sigara ve kahve ikilisi olduğundan kafasını olumlu anlamda sallayıp da içeri doğru şöyle bir baktı. Salonda ip gibi dizilmiş dört tane adamın da kendisine bakıyor olduğunu görünce hafifçe tebessüm ederken, adamlardan yalnızca bir tanesinin kocaman gözlerini kırpıştırarak sanki onun içini görüyormuş gibi kendisini izlediğini fark etti.

Tam o anda Burak ve Darin valizleri öylece içeri alacaklardı ki Mavi ve Melike aynı anda, “Altlarını silelim,” dediler.

Mavi, sakince oturduğu yerden kalkıp kadına doğru, “Merhaba ben Mavi,” dedi. Kadın yalnızca kafasını sallayınca, “Sosyal kurallar gereği elimi sıkmanız gerekiyor ama ben temastan hiç hoşlanmam, o yüzden kafa selamınız yeterli. Bu arada valizleri ne ile temizliyorsunuz? Ben önce valizi güzelce boşaltıp içini elektrik süpürgesiyle temizlerim. Daha sonra bir diş macunuyla bir tatlı kaşığı karbonatı suyla karıştırır, bu karışımla bavulumun iç kısmını ovalarım. Sonra da ıslak kalmaması için saç kurutma makinesiyle kuruturum, yoksa kokar,” diyerek kadının yeşil gözlerinin hayretle açılmasını izledi.

Melike, “Ben de aynısını yaparım. Tekerleklerini, fermuarlarını ve diğer bölümlerini de ılık sabunlu su ve bez kullanarak temizlerim. Sonra da balkona koyarım hava alması için,” dedi.

Ettikleri sohbetin anlamsızlığı kadının gözünde bile değildi çünkü herkesin ona bakması onu rahatsız hissettirdiğinden karşısındaki kocaman gözlü çocukla valiz temizliği hakkında konuşmak ona kaçış gibi gelmişti nedense.

Mavi, Melike’ye bakarak, “Bavulunu temizlemeden eve girenler var biliyor musunuz!?” dedi. “İnanılır gibi değil, daha geçen aylarda başıma geldi, gelin oturun da size anlatayım,” diyerek Melike’nin koluna tüy gibi bir dokunuş bırakıp valiz temizliği ve onun evine kirli valiziyle gelen kadını daha rahat anlatabilmek için Melike’yi Ahmet’in masasına oturttu.

Evdeki herkes şokla Mavi ve Melike’yi izlerken yalnızca Muzaffer dokunduğu her şeyi güzelleştiren çocuğa hayret bile etmeden yalnızca onun güzelliğini seyre dalmıştı.

Bu sırada Burak, “Darin sen de geç abim şuraya bir yere,” dedi. İki dakikada Ahmet’in evinin nasıl mülteci kampına döndüğünü düşünüp, yine de onu yalnız bırakmayan arkadaşlarının suratına bir bir minnetle bakarken.

“N’aptın?” diye sordu Ayaz.

Burak, Ahmet’i yanına çekiştirip tam dibine oturtarak sevgilisine dokunmadan duramayan bünyesiyle çocuğun elinin üzerini okşarken durumu anlattı. “Ben şimdi işçileri de alıp polis merkezine gidiyorum, şikayetçi olacağız. Şu an evde o kadınla muhtemelen, direkt telefonumdan izleyebilirim ama o işime yaramaz. Sadece cemaat toplantısında tüm cemaate görüntüleri atıp da rezil etmek için kullanacağım. Avukat arkadaşa da danıştım, hemen çağırırlar ifadeye dedi. Yaka paça evden alacaklar bir iki saate o şerefsizi,” dedi keyifle gülümserken.

“Hadi o zaman oyalanmadan hallet bir an önce,” dedi Mustafa telaşla. Hâlâ bir şeyleri hemen yapmazsa bir aksilik çıkacağından korkuyor, Burak ve Ahmet’in hızlıca o göt adam olmadan yeni bir hayata başlamalarını istiyordu adam.

“Tamam,” dedikten sonra ayağa kalkan Burak, “Ahmet iki dakika gelsene,” diyerek çocuğu yatak odasına doğru çekiştirdi. Salondakiler imalı imalı gülümseyip de Melike ve Mavi hariç herkes birbirine kaşla gözle hareketler yaparak Ahmet’i utandırırken Burak kimseleri sallamadan yoluna devam etti.

Yatak odasının kapısını kapattığı an bir çırpıda Ahmet’i kucağına alıp geri geri yataktan tarafa giderek yatağın ucuna oturup alnını tam Ahmet’in alnına yasladı. “Çok özledim seni kitabıma.”

“Daha çok özleyeceksin!” dedi Ahmet kaşlarını çatarak.

“O neden?”

“Sen her şeyi hallet bir, bak bakalım sürünmek nasıl oluyormuş?” dedi çocuk ona tip tip bakarak.

Burak, Ahmet’in burnunun ucuna bir öpücük kondurup çocuğun gözlerinin şaşı olmasıyla daha da sevimli olduğunu düşünürken, “Bittikten sonra, yani erken dersen anlarım da- Benimle yaşar mısın Ahmet? Hiç doğru düzgün bir günümüz olmadı seninle yavrum, doyamadım da sana. Bizimki de böyle oldu n’apalım? Ama o şerefsizden bugün kurtuluyorum sonra hep yanında uyusam?” dedi, muhtaçlıkla Ahmet’e bakarken.

“Zaten benimle yaşayacaksın Burak! Başka seçeneğin mi var?”

“Allah’ına kurban be yavrum, yemin et,” diyerek çocuğun dudaklarına kendi dudaklarını bastıran Burak, kafasına yediği tokatla, “Lan!” dedi birden.

“Nah sana öpücük! İndir beni ayrıca, kucak da yok. Ben sana günlerdir nasıl uzaktan bakıyorsam sen de bana uzaktan bakacaksın Burak efendi. Bak bakalım nasıl oluyormuş?” dedi sinirle çocuk.

“Ama fıstığım-“

“Yok fıstığım falan. Ben de dün çok güzel şeyler almıştım kendime, seni bekliyordum. Ah dur göstereyim hatta,” diyerek Burak’ın kucağından gözlerini süze süze indikten sonra, dolabının çekmecesinden zümrüt yeşili kısa bir şort ve üzerine aynı renkten kısa, sırtı derince bir V şeklinde olan tişörtü sanki adam yeterince görmemiş gibi Burak’ın gözlerinin önüne doğru salladı.

Burak, sesli bir şekilde yutkunurken Ahmet, ‘Bu yetmez.’ dercesine elindeki kıyafetlerin başka çeşitlerini, renklerini ve hatta dantellilerini ona göstererek, “Ah bak neyi unutmuşum?” dedikten sonra üzerindeki kazağı da hafifçe yukarı doğru sıyırınca göbeğindeki Burak’ın hayallerini süsleyen yine zümrüt yeşili piercingini gösterdi ama damla şeklinde olan piercing eskileri gibi top şeklinde değil, küpe gibi sallananlardandı.

Burak, çamaşır makinesini izleyen kedi misali bakarak aynı zamanda da elini Ahmet’in göbeğine doğru uzatmıştı ki çocuk kazağını indirerek geriye doğru gidiverdi birden. “Yazık, uzaktan bakacaksın bir süre,” diyerek dudaklarını üzülür gibi büzdü, gözlerindeki şeytani pırıltılardan bu duruma zerre üzülmediği de belli oluyordu aynı zamanda.

“Yapma yavrum, kafamı koparsan? Daha iyi bir seçenek bence gel deneyelim,” dedi yalvarır gibi.

Ahmet, Burak’a doğru uygunsuz bir şekilde el hareketi çekerek, “Ben de günlerdir bana bir şeyleri anlatmanı beklerken bu şekildeydim işte. Çok kızgınım ama dua et işin başından aşkın. Git şu işi hallet, geri gel bana,” dedikten sonra Burak’a doğru yaklaşarak adamın alnını öpüp, “Şans içindi bu. Başka bir şey düşünme!” diyerek odadan çıktı.

Burak, asıl gazabın babasından değil de Ahmet’ten geleceğini anlayıp yeniden kuruyan boğazını rahatlatmak için yutkunurken omuzları düşük bir şekilde salona dönüp, melek yüzüyle arkadaşlarıyla konuşan sinsi şeytan sevgilisine baktı. “Ben gidiyorum ciğerlerim,” deyip Darin’i öperek annesine bakınca kadın hâlâ Mavi’yle oturduğundan masadan ona doğru yaklaşıp sıkıca sarıldı oğluna, başka ne yapacağını bilemez gibi.

“Son annem,” dedi Burak.

Melike de, “Son,” dedi onu onaylayarak yeniden Mavi’nin yanına gidip çocuğun ona çamaşır suyunun bileşenlerini anlatmasını dinlemeye kaldığı yerden devam etti.

Ayakkabılarını giyen Burak’a herkes destek cümlelerini bir bir sıralarken, “Eyvallahsınız,” deyip Ahmet’e doğru bakmıştı ki çocuk yine dayanamaz gibi yanına gelip dış kapıyı hafifçe arkalarından kapatarak ona sıkıca sarıldı. Yüzünü Burak’ın boynuna gömüp, “Seni çok seviyorum sevgilim, bundan sonra her günün benimle unutma olur mu?” diyerek Burak’ın boynunu öptü.

Burak aylar önce bu eve elleriyle yerleştirdiği çocuğun hayallerinde bile tahayyül edemediği şekilde ona sarıldığı anı yaşarken, kalbi yerinden çıkarcasına attı. “Çok seviyorum seni, senden gelen ne varsa eyvallah yavrum,” dedikten sonra çocuğun dudaklarından bir öpücük çalıp babası olacak şerefsizin bir daha gün yüzü görmeyeceğinden emin olmak adına yola koyuldu.

✨✨

Polis merkezinden elleri ceplerinde, dudaklarında da bir ıslık çıkan Burak yanındaki avukat arkadaşına, “Eyvallahsın ciğerim. Neye ihtiyacın olursa bendesin unutma,” deyip kendisini arabasına attı.

Beklerken şerefsizin o kızla birlikte evlerinde, kendisinin izlerken midesinin kaldırmadığı, Ahmet’e bakıp da kapanan libidosunu yeniden açmasının şart olduğu videoları düzenleyip adamın cemaatim dediği kişilerden tut, camii arkadaşlarına, iş yaptığı insanlara kadar mahallede kim varsa, hatta mahallesiyle de yetinmeyerek aldığı tek kullanımlık hattıyla üşenmeden herkese bir bir yolladı.

Videoyu gönderdiği uygulamadaki konuşma pencerelerinde iki çift olan çizgi, mavi rengine döndükçe Burak sevgilisinin gözleriyle birlikte bu rengi ne kadar da çok sevdiğini düşünerek bunu bile Ahmet’e bağlayıp da gösterinin tadını çıkarabilmek için bir daha adım atmayacağına emin olduğu evin önüne sürdü bu kez de arabasını.

Bugün harcadığı mesai kadar belki de hiçbir şey için harcamamıştı zamanını Burak, kimseyi karıştırmadan her şeyi tek başına halletmiş, polis merkezine ona yardıma gelen işçileri bile mahalledeki güvenilir başka bir müteahhite yönlendirmişti. Ne olursa olsun adamlar onun için kendilerini riske atmış, Burak da bunun altında kalmamayı umarak en azından hâlâ dışarıda kalan az da olsa temiz insanlardan destek almıştı. Ne yer ne içerdi bu insanlar yoksa?

Normalde bu kadar hızlı bir yakalama kararı olmazdı belki ama hem avukat arkadaşından aldığı destek hem de şikayetçi olduğu polis ve amirlerine adamın ne kadar şerefsiz olduğunu anlatması ve küçük yaşta biriyle girdiği münasebeti de gözlerini büyüte büyüte anlatması sebebiyle kaderin yıllardır ona olan küslüğünü bitirmiş de bu aralar ona zeytin dalını uzatacağı tutmuş gibi hızlıca kararı amirin onayıyla çıkarmışlardı.

Şimdi arabasının içinde asla sigara içmeyen adam bugünlük bu kuralı da yıkarak bir keyif sigarası yakarken, gelen polis arabalarıyla telefonunu çıkarıp da annesine göstermek için önündeki şerefsizin başrolü olduğu manzarayı videoya almaya başladı. Dakikalar sonra şerefsiz Recep saçı başı dağılmış, yüzü kızarmış ve artık Melike’nin ve onların yıllarca emdiği ruhlarından güç alamaz gibi yaşını birden gösterircesine sinirle polis arabasına binerken Burak’la göz göze geldi.

Adam sinirle bir şeyler söyleyerek ona doğru gelmeye çalışırken, Burak keyifle sigarasını selam çakar gibi kaldırınca polisler de adamı tutup, zorla arabaya bindirerek uzaklaştılar. “Şükürler olsun Allah’ım sana,” diyerek arabayı çalıştırmıştı ki Seyfi’nin ve iki gözü iki çeşme ağlayan karısının deliler gibi apartmana doğru yanından geçerek koştuklarını gördü.

Zerre vicdan azabı yoktu içinde, belki Selim için içi yanardı ama diğerleri ne yaşadılarsa müstahaktı şu hayatta. Onu el ele Ahmet’le görür görmez babasına yetiştiren şerefsiz de, yine kızıyla evlenmesini kabul eden anası da, o şeytan kız da bundan sonra ne yaparlarsa yapsınlar umurunda bile olmayacaktı Burak’ın. Yalnızca o Selim denen sevimli elemana desteğini esirgemeyecekti, gönül borcu vardı bir kere.

Bu sırada eşarbını düzelterek apartmandan çıkan kızın kolunu babası bir anda tutunca, kız buz gibi bakışlarıyla adama baktı. Aralarında ne konuşuyorlarsa kızın annesi ellerini ağzına kapatıp, gözlerini kocaman açarken kız umursamaz bir şekilde sözlerine devam ederken, Seyfi kızı çekiştirerek etrafına korkuyla bakıp yine Burak’ı fark etmeden geçip gitti yanlarından, yanında donuk bakışlı kızı ve ağlayan karısıyla birlikte.

Burak önce Ahmet’e ve Darin’e, daha sonra agalar grubuna “Bitti.” mesajını atarken kafasını arabanın koltuğunun arka kısmına yaslayarak delirmiş gibi bir kahkaha attı. Yirmi altı yıllık kabusunun en büyük şeytanı bundan sonra parmağının ucuyla bile ilişemeyecekti ne ona ne de ailesine.

Telefonuna bir bir mesajlar düşerken kafasını kaldırıp bakışlarını sokağa bakan balkonuna çevirdi. Aylar önce sigara üzerine sigara yakarak gözlerinin rengindeki semada, saçlarının aynısının yansıması olan gün batımını izleyerek ciğerlerini dağlayıp da düşlediği çocuğa gidiyordu şimdi. Tüm ezberlerini bozduran çocuk için ne söylediği yalanlardan pişmandı şimdi Burak ne de uğruna feda ettiklerinden.

O olmasa bu kadar cesur olur muydu işte onu bilmiyordu. Onun olmadığı bir evreni hayal bile etmek istemeyerek, sonunda yoldaşının olduğu o yola girmek için sabırsızca yeniden arabasını çalıştırdı adam, yorsa bile o yol ne de güzeldi uğrunda kızıl bir meleğin kanatlarında dinlenmek varken…

✨✨

Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻

Gidelim Verve 💙

🤞 Kitap bölümlerinden haberdar olun!

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Scroll to Top