✨✨
Sevdiğim adamın yanından ayrılmak üzereyken onunla olduğum dakikalar boyunca çaktırmadan saate bakışlarım son bulduğundan içim rahatlamıştı sanki. Yüreğim kıpır kıpırdı. Sanki eski Selim yıllardır saklandığı yerde uyanışını başlattığından heyecanlı, bir an önce kontrolü ele almak ister gibiydi… O kadar uzun süre kendimi uyuşturarak onu saklamıştım ki benim için bile silik biriydi o.
Ama inebildiği en derin yere, benim kalbime inen adam için tüm kontrolü elime almaya, yıllardır sahte bir uyuşmayla kendimi avuttuğum tüm o anları silmeye de hazırdım, gerekirse ondan aldığım güçle herkese karşı gelerek. Hasta bir adamdım ben… Bedenim değil ruhum hastaydı… Bütün doğrularımı çaresizliğimle birlikte her türlü yanlışa feda etmiş, geldiğim noktada aslında ne kadar boka battığımı da fark edememiştim ki bir türlü…
Aklımdan geçen düşüncelerle kapının önüne ilerlerken Ömer birden beni kendisine doğru çevirdi. Sıkıca sarılıp, “Gelmemi istemediğine emin misin?” diye sordu.
“Yok lan,” dedim. Benimle gelirse Kadir’le konuşmama izin vermeyeceğini bilecek kadar tanıyordum sevgilimi. Sevgilim… Bunu düşününce bile içimde zaten sönmeyen alev yeniden harlanıyordu sanki. “Çantamı hazırlayıp yanına geleceğim sevgilim.”
“Ne dedin ne?” Tek eliyle iki yanağımı da kavrayıp büzüşen dudaklarıma sıkı bir öpücük kondurdu.
“Sevgilim dedim. Daha çok söyleyeceğim, hazırlan. Bu geceden sonra hep benimsin.”
“Cesur Selim ha?” dedikten sonra bu kez de boynumu sertçe öptü. “Her halini seviyorum ama bu halin bir başka güzelmiş.”
“Tamam lan, şımarma.”
“Utandın mı sen?”
“Ömer!” diyerek kollarının arasından çıkıp ayakkabılarımı giydim. Daha sonra ela gözlerine bakıp iki elimle yanaklarını kavradım, bu kez de ben dudaklarından öptüm. Sonsuza kadar dudaklarını öpeceğim bir ülke varsa Ömer’i de alıp oraya gidemez miydim?
“Evden çıkmadan bana yaz. Gelip seni alayım. Sıkıntı olursa da hemen beni ara.”
“Tamam.”
“Tamam deyip de geçiştirme beni Selim. Doğru düzgün haber alamıyorum senden haftalardır. Bugün bir şey olduğunda beni ara, söz ver.”
“İnadına sokayım senin. Söz lan söz. Ne olacak sanki? Çantamı toparlayıp son kez babamlarla konuşup tamamen sana kaçacağım işte.”
Yeniden, son bir kez daha sarılıp kokusunu içime çekerken ela gözlerinin sonu olmayan bir okyanus, umut dolu bir gökyüzü olduğunu düşünerek çıktım evden. Onun hatırına, onunla yaşamak için kendime çarpmak istemiyordum ben artık. Bu Selim’in de durması gereken yer burasıydı demek, Ömer’siz bir hayatın mümkün olmayacağından sebep…
Hafifçe kararan havaya bakıp pencereden beni izlediğine emin olduğum adama doğru bakışlarımı çevirip el salladım. Huzur bulalım diye yanına gelmeme rağmen sabahtan beri ‘Ben de seninle geleceğim,’ diye beynimi siken sevgilimi atlatmanın verdiği ferahlamayla birlikte son kalan işim için hava karardıktan sonra bankına çöken adamın yanına doğru hızla ilerlemeye başladım.
Maç yaptığımız gün duyduğum sözlerden sonra Ömer’le olan durumum aklımı bulandırsa bile hep zihnimin gerilerinde bir yerlerde Kadir vardı. Aileme Ömer’le öpüştüğümüz fotoğrafı gönderene kadar bir şey yapmadan dursam da o yaptığı hareket son damla olmuştu benim nezdimde. Dediğini yapmış, beni beklemediğim anda beklemediğim yerden vurmuştu.
Kininin sebebini anlamasam da yıllardır her köşe başında mutlaka bir şekilde bana sataşan ama geceleri yarasa misali bambaşka olan adamın iç dünyasını ben de merak ediyordum. Ben, kime ne yapmış olabilirdim de bu adam benden ölesiye nefret ediyordu böyle? Saf bir nefret vardı her daim gözlerinde… Yıllardır bunu görsem de her mahallede olan üç beş serseri, okullu olduğum için bana sataşıyor diye düşünüyordum. Sonrasında Nurcihan’ın olayları olunca da bana sataşmak için yeni bir konu bulduğunu varsayıyordum ama Kadir’in kini bundan da öteydi, belliydi…
Şu an dünyanın tüm nimetleri elimde de olsa onları taşıyacak bir ruhum olmadığından* ailemle olan durumu halledemesem de en azından Kadir’in derdini öğrenmeden ayrılmak istemiyordum bu mahalleden. Belki başkası olsa siktir ederdi ama içimdeki merak kolayca siktir çekmemi engelliyordu işte.
Düşüne düşüne mahallenin yokuşunu hızlıca adımlarken havanın tamamen karardığı anda yıllardır sadık bir köpek misali, birini beklermiş gibi oturduğu bankta elindeki teneke birasıyla önündeki karanlık denizi izleyen adamın yine orada olduğunu gördüm. Deminki adım hızımın aksine bu kez yavaşlayan adımlarımla sessizce arkasına doğru ilerledim.
Herkesin kök saldığı bir şey vardı şu hayatta, tutunmak ister gibi… İyilik, kötülük, karanlık, delilik… Kadir’in kök saldığı şeyin ne olduğunu kendisinden başkası bilmiyordu sanki. Aklıma gelen sikik felsefi sözleri gerilere atıp bankın sol tarafında dikildim. Geldiğimi fark ettiğini anlasam da birkaç dakika hiçbir şey demeden sadece karanlık denizi izledi.
“Kaçmayacak mısın?” diye sordu.
“Hayır. Seni dinlemeye geldim.”
“Unutursun yine Selim, siktir git yorma beni.”
Tam yanına mekanik hareketlerle oturup ortamızda kalan poşetin içindeki içkilerden birini uzanıp da aldım. Uzun zamandır ağzıma bir damla bile koymadığım sıvı, sokak lambalarının aydınlattığı gecede kıpkırmızı gözlerle denizi izleyen adamın acısını gördüğümden bana güç olabilirdi pekala da. Teneke kutuyu açıp birkaç yudum aldığım içkiden bakışlarımı kaldırıp derince bir nefes aldım.
“Anlat.”
Bana doğru döndüğünde uzun zaman sonra ilk kez onu görür gibi incelemeye başladım. Kahverengi gözlerinin beyaz kısımları yer yer kızarmış, gözlerinin altı çökmüş, gece karası saçları dağılmış, boynundan hiç çıkarmadığı üçgen şeklindeki cevşeni bile hafif sağa kaymıştı. Çocukken bizimle oynadığı anlar hayal meyal zihnime üşüşürken ‘Neden?’ diye düşünmekten kendimi alamadım.
“Selim,” dedi dişlerini sıkarken. “Benim acım banadır. Elimde kalmadan siktir git.”
“Herkesin acısı kendine kadardır Kadir. Bana ‘Nasılsın?’ diye sorsan ‘Hayal dahi edemeyeceğin bir acının içinde kavruluyorum amına koyayım,’ derim. Haberin yok ama benden.”
Tüm bedenini bana doğru döndürüp o da ilk kez beni gerçekten görmek istiyormuş gibi yüzüme baktı. Kaşlarını kaldırıp, “Senin elaların çalınmadı Selim, benim yeşillerim kıyıya vurdu ama,” dedi.
Ne dediğini tam anlamlandıramasam da yeşil dediği an ‘Hadi mavi, Crash oynayalım bugün!’ cümlesiyle birlikte, kahverengi bir tilki zihnimde canlandı. Nereden hatırladığımı anlamadığım oyuna anlam da veremedim, çünkü babam bu tip şeylerin şeytan işi olduğunu söyler bize bilgisayar ya da başka elektronik oyunlar oynatmazdı. Ama elimde bir oyun konsolu, kocaman bir televizyon ekranına bakarken kahverengi bir tilkiyi kontrol edip de üzerinde ünlem işareti olan kutularda tilkiyle zıpladığım anlar sanki dünmüş gibi kare kare gözlerimin önünde belirdi aniden.
“Yeşillerin kıyıya vurduğu için mi benden nefret ediyorsun?”
Kafasını salladı.
“Bu yüzden mi babama Ömer’le olan fotoğrafımı yolladın? Hangi kitapta yazıyor bu şekilde bel altı adam vurmak lan?”
“Daha bitmedi.”
“Ben de durmam o zaman Kadir,” dedim hırsla. Acısı vardı, onu da anlıyordum ama sürekli hırsını şamar oğlanı bulmuşçasına benden çıkarmasına da izin veremezdim. Yıllardır yetmişti canıma. “Üç beş itle beni sağda solda sıkıştırıp babama fotoğraf atarak mı neden olduğunu bilmediğim intikamını alacaksın sen? İçin böyle mi soğuyacak? Ben de durmuyorum amına koyayım, buyur gel.”
“Kerbela’yı bilir misin Selim?”
Ben mahcubiyetle karışık bir afallamayla başımı salladım. Söylediğinin konumuzla ne alakası vardı anlamamıştım da. Hoş ben bu gece yanımdaki adamı anlamıyordum ki. Duymuştum dediğini ama bilmiyordum da aynı zamanda. Benim yaradanla arama mesafe girmişti uzun zaman önce, bilmezdim böyle şeyleri ben. ‘Acaba?’ diye düşündüm. ‘Böyle olsam da günaha batsam da sever miydi beni? Annem sevmemişken hem de?’ Aklıma gelen anlamsız düşünceler beni içine çekerken Kadir elindeki teneke kutudan büyük bir yudum aldı.
“Yezîd halife olur olmaz Hz. Hüseyin’den ona biat etmesini ister. Müttefiklerini Hz. Hüseyin’in yanına yollar, ‘Biatı kabul etmezse su bile vermeyin,’ der, bir yudum suyu çok görürler peygamberin kıymetlisine. Hüseyin, Allah’ın yolunda ölmeye karar verip de savaşa gidince… Tek hamlede kılıcı vururlar boynuna, acımadan. Ama kılıç kesmez vurdukları yeri. İşte o zaman Hüseyin der ki, “Biraz üste vur kılıcını, dedem oradan öperdi. Kesemezsin.”
Daha sonra elindeki birayı karanlık denizi seyrederek bu kez de tepesine dikti. Başını sağa çevirip de yeniden gözlerimin içine bakarken onunla aynı sofrada oturmuşum, aynı kaptan yemişim gibi bir acı yüreğime işledi, sebebini bile bilmeden…
“Yıllardır susuz sineme vururum da gıkım çıkmaz. Kanıyor mu, ölüyor mu, yanıyor mu? Hissedemiyorum. Katlim vacip olsa bile sen beni burada öldüremezsin Selim. Benim de canım bu bankta yatıyor, biraz daha yukarı vur sen de.”
“Kadir…” dedim ellerimle yüzümü ovuşturup. “Açık konuş siktiğimin yerinde. Ben ne yaptım sana? Hangi yarana ben sebep oldum da yıllardır beni gördüğünde gözündeki nefret eksilmiyor lan? Biz oyun oynuyorduk seninle daha el kadar bebeyken.”
“Hatırlıyor musun?”
“Evet.”
“Peki yanımızdaki diğer çocuğu?”
“Hangisini?”
“Mikail.”
Mikail ismini duyduğum an ellerim titremeye başladı. İnsan bir illüzyon gibiydi sanki… Senden uzaklaştıkça gözünde büyüyordu. Haftalar önce beni bırakan adam aklıma düşerken yaptığım şerefsizliği hatırlayınca onun büyüklüğüyle derince yutkundum.
“Ömer de bahsedip duruyordu. Hatırlamıyorum amına koyayım. Bildiğim tek Mikail aylar önce tanışıp da yattığım adam. O da senin dediğinle alakasız.”
“Daha önce de anlatmıştım sana,” dedi alt dudağını ısırıp da göz pınarlarında biriken yaşları durdurmak ister gibi. “O zaman da unutmuştun. Bir kez daha anlatayım Selim ama bu kez unutma… Sen de yan benim gibi, tek başıma zor oluyor…”
“El kadar bebeyken sokakta elimdeki domates ekmekle gezelerken mahallenin çıkışındaki konak gibi kocaman eve birilerinin taşındığını gördüm. Sarı saçları kalın bukleler halinde alnına dökülen bembeyaz tenli, yemyeşil gözlü melek gibi biri indi arabadan…”
Nefes alışverişlerim hızlanırken kaşlarım benden bağımsız çatıldı. Ne diyordu bu mal? Tamamen benim yattığım adamın fiziksel özelliklerini anlatıyordu sanki. Bu da sikik bir oyun muydu kafedeki elemanın yaptığı gibi? Tüm dünya bir olup benim aklımı sikmek istiyor olmalıydı…
“Sanki bakışlarındaki masumiyet onun melek olduğunu yeterince kanıtlamıyormuş gibi ismi de melek ismiydi… Mikail… Ailesi yurt dışındaydı, evinde yardımcı kadınlar falan vardı. Neyse siktir et buraları. Bizimle birlikte okula başladı. Ben elimdeki domates ekmekle onu gördüğüm gün ağzım açık güzelliğini izlerken kalbimin neden o kadar hızlı attığını anlayamadım lan. Ne bileyim amına koyayım erkeğin erkeğe aşık olabildiğini?”
Bana en derinlerini açan adamın sarhoş olduğu için bu şekilde döküldüğünü düşündüm. Yoksa Kadir siksen bana bu kadar gelmez, kendisini açmazdı… Bu adam Ömer’in dediklerinin aynısı söylüyordu. Bir erkeğe aşık olduğunu… Hem de bana, en nefret ettiği adama.
“Sürekli etrafında olmak istedim lan. Gece yatakta yatarken gözlerimi kapatınca bile onun gülümsemesi aklıma geliyordu. İnci gibi dişlerini sergilediği o güzel gülüşü… Bana değildi ama gülüşlerini sunduğu anlar, hep başkasınaydı. Sınıfta onun yanına oturmak istiyor, hoca eşli ödev verince onunla ödev yapmayı diliyor, hatta artık o kadar ilerlemişti ki konu evden hazırladığı yemekleri iki kişilik getiriyordu…”
Dudaklarımı yalarken zihnim berrak olduğu için yalancı bir sıvayla kapadığım tüm çatlaklar bir bir gürültüyle aniden kırıldı, tüm duvar gerisindeki anılarla beraber üzerime yıkılmaya başladı. Ama duvarın ardından yansıyan ışık değil, karanlıktı. Hayır, bu olamazdı. Olmamalıydı…
‘Sen öldürdün onu…’
“Tamam, sus Kadir.”
“Yok, olmaz dinleyeceksin. Bu gece ikimiz de sorumluluk alacağız Selim,” dedikten sonra sağ tarafındaki poşetten bir bira daha çıkarıp açtı. Büyük yudumlar halinde tepesine dikti. “Ben de sizinle oynamaya başladım. Belki beni tanırsa sever dedim lan. Ama o sikik Playstation oyunu oynamak için bile evine seni çağırıyordu. Hep seninle olmak istiyor, sen olmadığında benimle görüştüğü iki üç seferde de seni bana anlatıyordu.”
“Kadir,” dedim yalvarır gibi. Gözlerimin önünde kanatlarındaki tüyleri koparılmış, bedeni kıyıya vurmuş, yemyeşil gözlü, heykel gibi bir suret belirirken kafamı salladım olumsuz anlamda…
“Çok aşık olmuş sana lan. Ailesi de yoktu yanında, zaten hep yalnızdı benim meleğim. Ömer de seni kıskandığından seninle olan arkadaşlığı da eskisi gibi değildi. Tek başınaydı… Yalnız da öldü zaten. Bana dilsiz, bana sağır olmasa ben onun ailesi olurdum Selim. Ama o beni hiç görmedi, dolandı durdu bir çift mavinin peşinde. O da herkes gibi sıradan olmayanı istedi, mavi ışıklar büyüledi onu da kahverengilerin yerine…”
Ben gözlerimden akan yaşlarla birlikte sağ elimle bankın ucunu tutarken, “Mektup mu ne yazmış sana. Ailesi onu da yurt dışına götürmek istemiş, o da sana mektup yazıp seninle son bir kez konuşmak istemiş. O zaman kim olduğunu bilmediğim tipler öğrenmiş nasıl öğrendilerse bunu. Mektup sana gelmeden onların eline ulaşmış, buna senin ağzından cevap yazıp bir yere çağırmışlar. Ne oldu bilmiyorum çağırdıkları yerde… Ben sadece her zamanki gibi gölge misali onu takip ederken bu kez etmeyeceğim diye söz verdim kendime. Güya onu unutacağım ya. Keşke etseydim lan. Sonra yine dayanamadım ama… Aradım durdum her yeri Selim, saatlerce,” dedikten sonra gözlerinden akan yaşlar yanaklarını ıslatırken bana baktı. “Sahilde kıyıya vurmuş bedenini buldum,” diyebildi.
“Kadir Allah kitap aşkına sus,” dedim tüm sözleri bir ok gibi canıma batarken.
“Kim ona ne yaptı bilmiyorum ama-” dedikten sonra elindeki birayı yere fırlatıp birden doğruldu. Yerinden kalkıp tek eliyle tişörtümün yakasını kavradıktan sonra, “O sikik Ömer’i dinlemeyip onun yanında olsaydın. Ulan onu sevseydin? Ömer’den daha mı az sevilesiydi? Melek gibiydi lan! Sapsarı saçları, yemyeşil gözleri, o gülüşü… Sen onu sevseydin en azından başkasını sevdi ona yar oldu derdim Selim, şimdi bir ömür beni ışıksız bıraktı,” dedi.
Ben bir çuval misali onun elinde sallanıp dururken yanaklarımda hissettiğim yaşlarla yine ağlamaya başladım. Tüm anılar bir bir üzerime çığ misali düşerken kafenin tuvaletinde gördüğüm çocuğun yüzü birden Mikail’in yüzü oldu. Tüm gecenin yanılsaması gerçekliğiyle yer değiştirirken yarasından öpmek istediğim çocuğun yemyeşil gözlerindeki o kırık bakışların da sadece bir hayalden ibaret olduğunu anladım…
‘Dahmer olsam ve bunu sana şu an söylesem bu ne kadar mantıklı olurdu?’
Kadir eliyle yüzünü ovuşturup benden birkaç adım uzaklaştı. “Bir kez, sadece bir kez bu bankta benimle gerçekten konuştu biliyor musun? Her bir kelimesi aklımda, kazılı halde. O zaman bile maviyi ne kadar çok sevdiğini anlattı bana, dakikalarca. Ben çocuk aklımla, ‘Kahverengi de güzel,’ dediğimde şurada bana bir güldü Selim, ben o gün kalbimi ellerimle çıkarıp bu banka gömdüm. Beni onun anısıyla, yüreğimde dikişi olmayan bir yarayla yaşamaya mahkum bırakıp da gitti. Ben şimdi sana kızmayıp da ne yapayım Selim, söyle bana? Elimde bir tek nefretim kaldı.”
Bulanan midem yüzünden başım dönerken yanımda ağlayan adamı bile görmedi gözlerim. Olduğum yerde banka doğru ilerleyip bankın üzerine çökerken, “Kadir,” diyebildim yalnızca.
Bir iki dakika oturduğum banktan yeniden doğruldum. “Sevseydin keşke lan,” diye sayıklayan adama arkamı dönüp giderken onun, “Unutacaksın,” dediğini işittim yalnızca. Keşke unutsaydım, yeniden unutabilseydim. Keşke buraya da hiç gelmeseydim, Ömer’i alıp siktir olur gitseydim bu sikik mahalleden.
Gözlerimin önünde kırık yeşil bakışlı, kanatları koparılmış bir melek belirirken zihnimde yalnızca, ‘Biz de gizlice oynarız mavi, eve gitmek istiyor musun ki erkenden?’ sözleri dönüp duruyordu. Kim bilir ne kadar beklemişti beni? Ben Ömer’in peşinde dolanıp dururken o bana ne kadar yanmıştı, çocuk aklıyla…
Titreyen bedenim sallanırken o şekilde yolun karşısına geçip de cebimdeki telefonu çıkarıp elime aldım. Hızlıca şu an aramam gereken tek numaranın sahibini bulup telefonu kulağıma götürdüğümde gözlerim boş bankın olduğu yere takıldı. Bira kutuları etrafa saçılsa da Kadir yoktu, zaten meleği öldükten sonra Kadir hiç var olmamıştı ki…
Açılan telefondan gelen sesi duyduğum an tüm doğrularım bir bir yenilen askerler misali geriye çekildi. Aklımda yalnızca, ‘Onu en çok yarasından öpmek istedim. Çünkü onun da kaybedeceği bir şey vardı. Her şey aşktı ve öyle kalacaktı,’ sözleri çınladı.
“Çok ihtiyacım var, eczaneyi açar mısın?”
✨✨
Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻
Gidelim Verve 💙