✨✨
İnsanoğlu gecelerce hayaline uyuduğu, uğruna tüm hayatını altı üstünden daha güzel olduğuna emin şekilde dağıtıp başkasıyla değil de o gecelerce hayalini kurduğu kişiyle rüyalarını yaşarken mutluluğun tanımının ne de basit olduğunu anlayabilirdi aslında.
Çokları zenginlik, onlarca ev, yetmez gibi yazlık, kışlık, arabalar isterken yalnızca yedi tepeli şehirdeki bir kişi mutluluğun mercan mavisi gözlerin ona süzülmesinde saklı olduğunu bilir gibi, elde ettiğinin delisi olmadan, her sabaha o gözlerin içinden kendi yansımasına bakarak uyanınca ‘Bu işte, bu kadar basit.’ diye düşünüyordu.
Burak için geçirdiği birkaç gün Ahmet’in kendince sert olduğunu düşündüğü ama Burak’a göre nazlı nazlı ona kızmalarının bile gününü güzelleştirdiği, ne olursa olsun onunla yatıp da onunla kalktığı gecelerden sabahlara yirmi altı yıllık hayatının ulaşılamaz saydığı cennetin en şaşaalı saraylarına eş geçiyordu.
O, kendisine küs olduğunu iddia etse de şimdi göğsünde altın-bakır saçları tepesindeki palmiye yaptığı kısım hariç dağılarak uyuyan çocuğa bakıp, onun hiçbir parfüme bulanmamış tertemiz kokusunu içine çekerken mutluluktan delireceğini hissetti Burak. Cennet fragmanı mıydı bu? Yoksa hepten delirip de olmayan birini uydurup avuç avuç ilaçlarla bembeyaz bir odada hayalinde mi kuruyordu tüm yaşadıklarını adam?
Tarifi imkansız şekilde deneyimlediği anların tadı damağında kalırken, Ahmet kıpırdanarak uyandı. Burak, uyanır uyanmaz kendisine sırnaşacak ama hemen sonra ona kızgın olduğunu hatırlayıp da “Seninle konuşmuyorum!” diyecek olan sevgilisinin birazdan geçirdikleri birkaç günde olduğu gibi yine aynı sahneleri ona sunacağından emin şekilde Ahmet’e doğru yukardan bakmaya başladı.
Bu sırada uyanan Ahmet önce Burak’ın çıplak göğsüne yanında olduğuna şükredercesine bir öpücük kondurdu, daha sonra kafasını kaldırıp, “Günaydın aşkım,” diyerek tam adamın dudaklarına doğru uzanmıştı ki Burak’ın öngördüğü şekilde, “Seninle konuşmuyorum!” dedi.
Burak, dünyanın en sevimli canlısının kendi sevgilisi olduğuna yemin etse başı kopmayacağından oldukça emin bir biçimde Ahmet’i güçlü kollarıyla kavrayıp onu yattığı yerden kaldırarak tam kasıklarının üzerine oturttu. “Peki ne zaman konuşacaksın benimle?” diyerek kocaman elini çocuğun göbeğine atıp hafif hafif olduğu yeri okşamaya başladı.
Ahmet ise protezi takılı olmayan bacağının Burak’ın gözlerinin önüne serilmesiyle içinde az da olsa yeşeren rahatsızlık hissini kapı dışarı atmaya çalışıp, ‘O senin her şeyin, senin için tüm hayatını değiştirdi.’ diye düşünerek gözlerini kısıp da sinirli sinirli adama baktı.
“Ha böyle bakarak sert olduğunu sanıyorsan, sert olan yalnızca başka şeyler oluyor yavrum bilesin,” dedi Burak pişkince.
“Terbiyesiz.”
“Eyvallah ama sadece sana.”
Ahmet, yüzündeki gülümsemeyi saklamaya çalışırken gerçekten de altındaki sertliğin kalçasına çarpmasıyla yüreğinde bir kar küresinin içinde yaşayan Venüs’ün ışıklarının fanusundan geçip de yüzüne doğru yansıdığını hissetti. Burak’ın ne olursa olsun onu çekici buluyor olması Ahmet için paha biçilemez bir şeydi.
Onunla sevgili olmadan hemen önce bile kendi kendine, ‘Libido öldürücü.’ dediği durumu atlatması kolay olmamıştı Ahmet’in. Bu hissi bilmeyenlerin, ‘Aş artık şu durumu.’ diyeceklerinden çokça emin olan çocuk için bazı şeyler bir günde değişmiyordu ne yazık ki, içinde daha ergenken kırılan umutları sebebinden.
Yine de sevgilisinin onu beğendiği yalnızca sözlerinden değil bedeninin ona verdiği tepkilerden bile belli olduğundan Ahmet için Burak’a yaklaşmak eskisi kadar korkutucu gelmiyordu. Burak, o ne kadar adamı süründürmeye de çalışsa her gece onunla yakınlaşmaya çalışıyor, her sabah onu öpücüklere boğuyor, edepsiz sözleriyle de Ahmet’i çok da zorlanmadan baştan çıkarıyordu ama Ahmet önce biraz Burak’ı delirtmeye kararlıydı. Yoktu öyle yol arkadaşını zor durumunda korumak için bile olsa kenara itmek.
“Daldın yavrum, aklından benim bedenimi kullandığın sahneler geçiyorsa gerçeği buradayken hayal etmen sana yakışmaz kitabıma.”
“İçeride kardeşin yatıyor terbiyesiz adam. Utanman olsun biraz,” dedi Ahmet sahte bir kızgınlıkla.
“Ohooo, Darin’in yanında top patlatsan uyanmaz. Gel deneyelim, sana kanıtlamış olurum. Başka bir amacım yok canım ciğerim vallaha,” diyerek hızlıca yerlerini değiştirip Ahmet’i birden altına aldı.
Ahmet gözlerini sevgilisine doğru süzüp de nazlanırken, “Azmin karşısında nutkum tutulsa da muhtelif zamanlarda da sık sık belirttiğim gibi nah sana Ahmet,” dedi.
“Lan aylarca seni sensiz sevdik ona eyvallah ama sen yanımdayken de dokunamamak… Daha ne kadar üzerime gelebilir bu zalim hayat?” diyerek sözlerinin aksine bedenini biraz daha aşağı doğru kaydırarak önce Ahmet’in protez takılmamış bacağının tam ucunu öptü.
Daha sonra bulunduğu noktadan başlayarak tüm bacağına öpücükler kondurup yavaş yavaş yukarı doğru ilerledi. Çocuğun tişörtünü sıyırarak pelvis kemiklerinden göbeğine doğru ıslak bir hat çizdi, dudaklarını Ahmet’in teninden kaldırmadan.
“Burak!” diyerek sessizce inleyen Ahmet daha adamın kesik bacağını öpmesinin etkisinden çıkamamışken şimdi ıslak öpüşlerinin verdiği hazla alt dudağını ısırıyordu.
Bu sırada Ahmet’in yeni piercinginin etrafını diliyle turlayan Burak, bir yandan da Ahmet’in bol basketbol şortunun bacak kısmından içeri elini sokarak çocuğun kasıklarını yavaşça okşamaya başladı. Ahmet, zaten sevgilisi yanındayken onun çekiciliğine zar zor dayanıyor, Burak’ın zaman zaman üstsüz ve boynunu süsleyen zincirle gezinip durması yüzünden ağzının sularını akıtarak adamı izleyip de sıkça yutkunuyorken şimdi adamın bu hareketiyle zaten ona karşı hassas olan vücudu dayanamaz gibi kalçasını kaldırarak inlemesine neden oluyordu.
Burak, eli çocuğun kasıklarını turlarken Ahmet’in yavaş yavaş sertleştiğini anlayınca dudaklarını birbirine bastırıp kafasını kaldırarak, varlığı yaratıcıya iltifat sevgilisinin o muhteşem yüzünü izlemeye başladı. Ahmet, başını geriye atmış dudaklarını ısırırken, ellerinin altındaki çarşafı da sıkı sıkıya güç almak ister gibi tutuyor, arada bir ağzından kaçan inleme hariç sesini bulamıyor gibi öylece Burak’ın eline itiyordu kendisini.
Daha sonra sevgilisinin yine hinliğine kandığını anlayarak Burak’ın elini bir çırpıda itip, “Yeterince süründükten sonra aklını başından alacağım Burak ama şimdi değil,” dedi, kıpkırmızı yanaklarıyla.
“Ne zaman yavrum ne zaman!?” diyerek Ahmet’in gözlerini görmesi bile alt taraflarının acımasına yol açtığından boynunu büküp de aşağıya bakan adam hüzünle gözlerini yeniden Ahmet’e çevirdi.
“Ben kalkayım da Darin okula gitmeden kahvaltısını hazırlayım,” diyerek şortunun önünü düzelten Ahmet, Burak onunla yaşamaya başladığından beri her sabah olduğu gibi birden yataktan havalanıverdi.
Burak’ın onu banyoya götürdüğünün bilincinde çaktırmadan yüzünü onun boynuna saklarken, kalbini yedi kat yerin dibindeki kutusundan kucağında boynunun mis kokusu burnuna çarpan adam için çıkardığından çokça mutlu sevgilisinin kokusunu derin derin içine çekti.
Her zamanki gibi önce klozetin kapağının üzerine oturtuldu, saçlarındaki beyaz toka yumuşacık bir şekilde başından çekilip saçları düzeltildi, protezini takmadan yaptığı tüm rutinleri bir bir atlamadan yapıldı ve bacağı yerine takıldı. Ahmet, artık yatarken şortunu bile değiştirmek aklına gelmeden Burak’ın varlığına kısacık zamanda alışmış gibi iki ayağının üzerine kalkarken kıkırdadı, tıpkı yıllardır yaptığı gibi.
“Neden güldün yavrum? Hayır eşsiz bir melodi gibi sesin, neyse seni güldüren bize de anlat da sürekli yapalım,” dedi Burak çocuğa doğru gülümseyerek.
“Çok saçma bir şey.”
“Yanlışın var, senden gelen hiçbir şey saçma olamaz.”
“Sanki sihir yapıyormuşum gibi. Tek bacağımın üzerinde zıplayarak girdiğim banyodan iki bacağımın üzerinde yürüyerek çıkıyorum yıllardır, bu bana komik geliyor,” dedi, bu durumu ilk kez Burak’la paylaştığından dudaklarını ısırıp gülümserken. “Gerçi birkaç gündür zıplamıyorum, kucakta geliyorum.”
“Bu da ikimizin sihri olsun o zaman,” dedi Burak, Ahmet’e doğru çapkınca göz kırparken.
“Olsun,” derken birden, “Bu sihir meselesini anneme bile anlatmadım ben,” dedi. Günlerdir ona kızgın gibi dursa da yine de sevgilisinin onun nezdinde ne kadar değerli olduğunu bilsin istiyordu Ahmet. Sevgisini, ilgisini gösteren taraf Burak gibi dursa da Ahmet için Burak bundan sonra ikamesizdi ömrü boyunca. Elinde avucunda hatta düşüncelerinde bile ne varsa onun yoluna serebilirdi tereddütsüz, düşünmeden.
Burak’ın yüzündeki gülümseme birden donarken, sevgilisinin onu konumlandırdığı yeri duyduğunda kalbi yine göğsünden çıkacakmış gibi atmaya başladı. Ahmet’in yavaş yavaş ona açıldığını hissediyor bu da şimdilerde çokça nazlanan sevgilisine mümkünmüş gibi daha da bağlanmasına yol açıyordu.
“Ben de kimseye anlatamadıklarımı sana açtım Ahmet, benden bir şey gizleme hiç,” diyerek ne zaman ona baksa hayranlık dolan bakışlarından bir tane daha gönderdi sevgilisine doğru.
“Hımm, böyle yumuşamam yalnız,” dese de kalbi çoktan eriyip gitmişti bile Ahmet’in. Biliyordu aslında Burak’ın tek kelimelik cevaplar verdiği o günlerden nerelere geldiğini o da. Şimdilerde uzun uzun ona kendisini anlatıyor, triplerini çekiyor, gönlünü almak için türlü şebeklikler bile yapıyordu, aylar önce insanların gülüşünü gördüğünde bile onları şoka uğratan Burak.
Ahmet oturduğu yerden kalkarken Burak’ın ne yapacağını bilemez bir çocuk gibi ona baktığını görünce adamın tatlılığına dayanamayıp yanından geçmeden önce yanağından şap diye öpüverdi. “Ben Darin’e kahvaltı hazırlayacağım, bir de atıştırmalık,” dedikten sonra Burak’a bakarak, “Darin çok zor şeyler atlattı sevgilim, dikkatli olmalıyız ona karşı,” diye de sevgilisini uyarmayı ihmal etmedi.
Burak, onun derdini yar gibi özümseyen, kendi ailesinden görmediği türlü entrikaları görse de yine de onlara kucak açan Ahmet’e doğru minnettar şekilde gülümseyip yalnızca kafasını salladı. Banyodan çıkmadan ikisi de yüzünü yıkayıp Ahmet’in Burak’ı ittirerek “Hıh!” nidası çıkardığı bir an yaşadıktan sonra birlikte mutfağa doğru ilerlediler.
Çaktırmadan salonda uyuyan kardeşinin deli yatması yüzünden açılan üzerini örten Burak, Ahmet’in çoktan kahvaltı hazırlamaya başladığını görünce sessizce onun yanına ilerledi.
“Ne yapacaksın?”
“Güzel bir omlet yapalım, Darin büyüme çağında. Besleyici şeyler yemeli,” diye fısıldadı Ahmet.
“Ben elimden geleni yaptım ama- İşte.”
“Daha ne yapacaksın? En güzel şekilde bakmışsın, korumuşsun sen. Bundan sonra el birliği ile halledeceğiz. Her şeyi tek başına yapmak zorunda değilsin artık. Ben varım, seninleyim bir ömür.”
Tezgahın üzerinde omlete eklemek için mantarları doğrayan çocuğa arkadan yaklaşıp sarılan Burak, burnunu da Ahmet’in saçlarının tam bitimine, ensesine gömdü.
“Nasıl bu kadar güzel kokabilirsin ki?”
“Bilmem ki,” diyerek kıkırdayan Ahmet, sağ tarafa dönüp Burak’a yanağını uzatırken karşılığında aldığı sulu öpücüğün etkisiyle gözlerini kapattı. Sonra yine sevgilisine tripli olduğunu unuttuğunu fark edince, “Hain! Çekil bakayım arkamdan, kandırdın beni yine,” diyerek elindeki bıçağı tehdit eder gibi adamın suratına doğru salladı.
“Sabah sabah başka yerde oynaşsanız?”
“Lan!”
“Ne var abi? Olan var olmayan var değil mi?” diyerek yattığı koltuktan kalkan Darin hızlıca yorganı katlamaya başladı. O da ‘yenge’ dediği adama çokça minnet doluydu son günlerde. Sayesinde ömründe kendini bildi bileli ilk kez okula giderken güzel kahvaltılar yapıyor, yetmez gibi Ahmet bir de okulda atıştırması için ona çok güzel yiyecekler hazırlıyordu.
Annesinden yılladır görmediği, abisinin kendi kendine çabalayıp durduğu ne varsa Ahmet kolaylıkla onun hayatına katıvermişti şüphesiz. Darin de elinden geldiğince ona yük olmadan yaşamak istese de karşılığında Ahmet’ten aldığı tek yanıt, “Bırak bakalım elindekini, doğru derse!” oluyordu.
“Senin de olur ileride bebeğim,” dedi Ahmet gülümseyerek. “Ayrıca bırak o elindekini, koş elini yüzünü yıka sonra kahvaltıya.”
“Yenge gözümün önünde oynaşırsanız benim de aklım bulanır ama. Ben de mavi gözlü bir sevgili istiyorum, ulan hayat çok mu şey istiyorum sanki!?” diyerek ellerini semaya kaldırıp da isyan ederken sessizce arkasından gelen Burak’tan kafasına bir tokat yeyiverdi çocuk.
“Yandım Allah. Yenge yetiş, dövüyor.”
Ahmet sert olduğunu düşündüğü bakışlarını Burak’a atarken Burak, Darin’in arkasından alt dudağını ısırıp arsızca sevgilisine öpücük attı. Ahmet ise Burak’la uğraşamayacağını anlayarak Darin’e doğru, “Sen ona uyma, hadi sen banyoya git bebeğim,” diyerek uysal bir şekilde Darin’e gülümsedi.
“Resmen ayrım yapılıyor bu evde. Ben senin ömrünü geçireceğin adamım farkında mısın?”
Ahmet ise, “Farkındayım ama çocuğuma vurma bir daha, kafanı kırarım Burak,” diyerek pişirdiği omleti de sofraya ekleyip Darin için hazırladığı meyve tabağını da kenara bıraktı.
Hep birlikte sofraya oturduklarında Burak yine sabah sabah harikalar yaratan sevgilisine bakıp, “Ellerine sağlık yavrum,” dedi. Darin ise çoktan yemeklere gömülmüş, iki yanağı dolu şekilde kafasını sallayarak Ahmet’e gülümsedi.
“Afiyet olsun. Sen işe gidecek misin bugün?”
“Yok, ev bakacam.”
Darin’in kafasını kaldırıp da Burak’a bir anlık hüzünle baktığını gören Ahmet, “Bu sitede ev var mıdır?” diye sordu.
“Bilmem ki.”
“Darin de Melike abla da uzaklaşmasınlar bizden. Bir baksana emlak sitesine, ben de yöneticiye sorayım belki vardır.”
Darin bu kez neşeyle Ahmet’e baktığında Ahmet çocuğa göz kırparak çayından bir yudum aldı. Çocuğun onlardan uzaklaşmak istemediğini en başından beri fark etmişti. Yakınlarında otururlarsa ikisine de yardımcı olurlar, ikisinin de toparlanmaları için ellerinden geleni kolaylıkla yaparlardı.
Burak yeniden, belki de milyonunca kez ne kadar şanslı olduğunu düşünürken emlak sitesine hızlıca girip aklına gelmeyen bu fikirle kısaca bu adresteki evleri kontrol etti. Aslında o da yakınlarda ev bakıyordu ancak oldukları sitede bakmak aklına bile gelmemişti. Kocaman sitede mutlaka bir ev bulunurdu onlar için de.
Bu sırada zil dört kez çalınca Mavi’nin geldiğini anlayan Ahmet hızla kapıya doğru gidip de kapıyı açtı. Melike’yle birlikte ayaklarındaki saçma terlikleri kapının kenarında çıkaran Mavi, “Günaydın!” dedi neşeyle.
“Günaydın,” diyen Melike de hâlâ çok fazla insanla vakit geçirmeye alışamaz gibi çekingence durunca kadının bir koluna Mavi, diğer koluna da Ahmet giriverdi, güç vermek ister gibi.
“Hoş geldiniz. Ben de kahvaltıdan sonra size gelecektim,” dedi Burak annesine sevecen bir ifadeyle bakarken.
“Biz kahvaltımızı çoktan yaptık değil mi Melike?”
“Evet, bugün bizde de omlet günüydü,” dedi kadın.
Burak, Mavi’nin annesini de kendisine benzetmesine gülse mi ağlasa mı bilemez bir tavırla şaşkınlıkla bakakalırken Ahmet, “Kahve yapayım o zaman Melike abla? Sigaranı içtin mi?” diye sordu.
“Çok iyi olur oğlum, Mavi kahve içmeme izin vermiyor,” dedi kadın dudaklarından derin bir nefes vererek.
Mavi bilmiş bir ifadeyle kadına bakıp, “Melikeciğim, kahve zararlı üstelik sigarayla içiyorsun. Daha dün anlattım sana vücudunda meydana gelecek değişiklikleri,” dedi onu ayıplar gibi.
Ahmet, Melike’yi masaya oturttuktan sonra hızla kahve yapmaya başlarken Burak annesine doğru bakıp, “Nasılsın?” dedi.
“İyiyim oğlum, siz nasılsınız asıl?”
Darin atlayarak, “Biz bomba gibiyiz annem,” deyince ona bakan Melike gülümsemeye çalışırken Burak da, “Annem, size bu sitede bir ev bakalım diyoruz ne dersin? Çok fazla daire var mutlaka bir tane boş düşürürüz,” dedi.
“Harika olur Melike! Beraber temizlik günleri yaparız!” dedi heyecanla Mavi.
“Evet çok güzel olur, sizden de uzaklaşmamış oluruz. Hem Darin için de çok iyi olur,” dedi kadın. Oğlunun diğer oğlundan ve Ahmet’ten çok da uzaklaşmak istemediğinin o da farkındaydı. Darin’in yüzünde uzun zamandır görmediği gülümsemeler peyda oluyor, zaten neşeli bir çocuk olsa da evlerinde yaşadıkları durum sebebinden çok da kendisi gibi olamayan oğlunun şimdilerde sahici şekilde mutlu olduğunu görebiliyordu Melike.
Bu sırada elinde kahveyle gelen Ahmet, Melike’ye doğru gülümseyip kahvesini uzattı. Kadın teşekkür ederek aldığı kahveden bir yudum içince kendi içtiği granül kahvelerden kat kat lezzetli olan kahvenin tadını çıkarırken elinde olmadan hafifçe gülümsedi.
Annelerinin içtiği bir yudum kahveyle bile gülümsediğini gören Burak ve Darin ise birbirlerine bakıp gözlerindeki ışıltılarla Ahmet ve Mavi’ye minnettar biçimde kafalarını sallayabildiler yalnızca. Melike’ye ikisi de çok iyi geliyordu, gören her göz bunu anlayabilirdi şu günlerde.
“Melike kahveni iç de bana fırın temizleyicisi göstereceksin ya markete gidelim,” dedi Mavi.
“O ne ciğerim?”
“Muzaffer’le yaşadığım için mağaraya dönüyor evim. Fırınımı mahvetmiş, Melike’ye sordum o da bildiği harika bir temizleyici olduğunu söyledi. Bugün alıp temizleyeceğiz.”
“Sen işe gitmiyon mu?”
“İzinliyim ben, zorla izne çıkardılar yine,” diye burun kıvırdı Mavi.
“Bana yoldaş oluyor,” dedi Melike de Mavi’ye hafifçe tebessümle bakarken.
Geçen birkaç günde herkesi şaşırtan bir detay da Mavi ve Melike arkadaşlığıydı. Muzaffer hariç herkes şokla ikiliyi izliyor, akşamları iki daire sakinleri birbirlerine çay içmek için oturmaya gittiklerinde, Mavi ve Melike’nin temizlikten başlayan sohbetleri Mavi’nin kadına uzun uzun teleskoplardan tut neden bu marka bulaşık deterjanı kullandığına kadar geniş yelpazedeki değişik bilgiler verdiği ve herkesin hayretle onları izlediği anlara dönüşüveriyordu, Muzaffer hariç elbette. O Mavi’nin dokunduğu her şeyi güzelleştirdiğini çoktan ilk elden deneyimlediğinden yalnızca yüzünde bir tebessüm çocuğu izliyordu hipnoz olmuş bir biçimde.
Bu sırada Darin’in okula gitme vakti yaklaştığında Ahmet, Darin’in çantasına meyve koyduğu saklama kabını iliştirerek çocuğun saçlarını öperken, Burak da çocuğun cebine çaktırmadan harçlığını sıkıştırdı. Şimdilik bazı şeyler havada gibi dursa da bir şekilde her şeyi yoluna yordamına sokacaklar, herkesin kurulu düzenini ayarlayacaklardı.
Darin, neşeyle annesini de öptükten sonra kalanlara veda edip evden çıktığında, Mavi Ahmet’e doğru kaş göz yaparak yine Muzaffer’le ilgili bir şey soracağını Ahmet’in anlamasına da neden olup çocuğu kendi dairesine doğru çekiştiriverdi.
Burak da annesine doğru bakıp cebinden sigara paketini çıkararak bir dal uzatıp, “Kendi annemi ellerimle zehirliyorum,” dedi gülümseyerek.
“Annene şifa oluyorsun,” dedi kadın.
Burak annesinden gelen sözlerle affalamış bir biçimde ona bakarken, “Her şeyi yavaş yavaş halledeceğiz annem. Bugün bu sitede ev var mı diye bakalım, senin de kurulu düzenin olsun,” dedi.
“Ben de çalışacağım Burak.”
“Sana iyi gelecekse?”
“Evet, hem daha fazla senin üzerine yıkamayız bir şeyleri, sen de kendi hayatına başlayacaksın. Güzel birini bulmuşsun oğlum, Ahmet çok özel biri.”
Sevgilisinin annesini de büyülemiş olduğunu düşünen adam aklına Ahmet geldiği her an yaptığı gibi gülümsemesini bastırmak için alt dudağını ısırırken, “Annem istesek ya Ahmet’i bana?” deyiverdi.
Melike, oğlunun gözündeki yaşam enerjisine bakarken kendisinin olmayan ruhuna az da olsa can olan etrafındaki tüm gençlere içinden bir ‘iyi ki’ dedi. O adamdan kurtulalı çok olmasa da el birliğiyle birbirlerini iyileştiriyorlar, kadının daha çocukken çalınan hayatını yeniden ona bahşetmek ister gibi özlerindeki tüm güzellikleri onunla da paylaşıyorlardı sanki.
“İsteyelim oğlum, nasıl yapacağız ama?” dedi kadın yemyeşil gözlerini oğluna dikerken.
“Birkaç haftaya ailesi gelecek, o zaman isteyek mi?”
“Sen öyle diyorsan. Mavi’ye söyleyeyim de bana da kıyafet bakalım o zaman, hem alınacak şeyleri de alırız.”
“Kıskanıyorum Kuranıma ha! Benimle bak,” dedi Burak huysuzca.
Melike, Burak’ın yirmi altı yıllık ömründe görmediği muzip bir ifadeyle oğluna doğru göz kırparken, “Darin’i de alırız yanımıza, siz de yalnız kalırsınız. Biz geldiğimizden beri baş başa kalamadınız,” dedi halden anlayan bir tavırla.
“Melike Sultan, sen de az değilsin ha,” diyerek kahkaha atan Burak, annesinin birkaç günde bile resmen on yaş gençleştiğini fark ederek içindeki rahatlamayla arkasına doğru yaslandı.
“Mavi’nin babası var ya onun iş yerinde eleman ihtiyacı oluyormuş, Mavi dedi. O gelince ben de adamla tanışacağım, belki hemen gel başla derler.”
“Sen nasıl istersen annem, başka bir sıkıntın varsa bana söyle ama. Ben senin oğlunum. İstersen bir doktora da gidelim, ne dersin?” diye sordu Burak çekinerek.
“Bakalım oğlum, bir ev bulalım düzenimizi kuralım da.”
“Tamam annem,” dedi Burak, daha konuşacakları çok şey olduğunun bilincinde ama hepsinin de yeri ve zamanı olduğunun farkında olarak.
Bu sırada ne konuştularsa yanakları pembeleşmiş Mavi ve yine yanakları al al olmuş şekilde içeri giren Ahmet’e bakan Burak, çocuğa doğru gülümsedi. Karşılığında önce ona en güzel gülüşlerinden birini bahşeden Ahmet, daha sonra birden aklına onunla küs olduğu gelmiş olacak ki kaşlarını çatarak işaret parmağını Burak’a doğru kaldırıp salladı.
Burak, sanki bir restoranda isimlerini bilmediği yemeklerden söylemiş de şansına dünyanın en leziz yemeğini önüne sunmuşlar gibi iştahla Ahmet’i izlerken ne yapıp ne edip önüne sunulan bu dünyanın en lezzetli yemeğini hemen yemesi gerektiğini düşündü.
Ahmet’i onsuz da beklediği zamanlara inat şimdi o yanındayken göğsünde uyuyorken bekleyemeyecek kadar sabırsız olan adam, Ahmet’in bu tatlı nazlanmasının arasında çocuğu kendisine katacak, mümkün olmasa bile ona doyacak bir şeyler düşünmeye başladı, ertesi gün çocuğun koşarak kendisine geleceğinden habersiz…
✨✨
Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻
Gidelim Verve 💙