Bölüm 27: Yapmak İstiyorum Bu Gece Seni Suçlarımdan Biri

✨✨

Yanındaki koltukta oturan adamın hiç sevmediği şekilde sessizliğe gömülmesinden rahatsız olan Ayaz, “Mustafa’m, iyi misin sen?” diye sordu.

“İyiyim tabii sevgilim, neden ki?”

“Dudakların büzülmesin demiştim sana aylar önce. Yemekte babamın sözlerine takıldıysan, takılma,” Bunun sevgilisi için çok mümkün olmadığını bilse de yine de sözlerine devam etti. “Kötü adam değildir, kendince doğru olanı yaptığını sanan klasik bir baba işte.”

“Klasik babaları ben pek bilmem Ayaz,” dedi Mustafa burukça. Aslında bunu söylemek istememişti. Sevgilisini üzüp canının az da olsa acımasına sebep olmayı da, onun kendisini sanki acılarıyla dikkat çekmek istiyor gibi görmesini de dilemezdi.

‘Düşünme… Düşünme…Düşünme…’

Kahverengi gözlerinde yanıp sönen muzip ışıltılarla Ayaz, “Senin baban benim zaten Mustafa, unuttun mu?” dedi.

Mustafa’ya anlat dese de anlatmayacaktı, emindi. İlişkilerinin üzerinden çok vakit geçmese de Ayaz, Mustafa’yı bir kitap gibi okumayı öğrenmişti. Doğru düzgün okunduğunda her insanın gözlerindeki duygu kendisini ele veriyordu aslında, belki de asıl maharet bencil olmayıp görmeyi bilmekti.

Mustafa uyarır gibi bir tonda, “Ayaz!” diyerek belli belirsiz gülümsedi.

“Tamam tamam,” dedi Ayaz, teslim olur gibi. “Neden sustun o zaman güzel bebeğim? Bıcır bıcır ötmen gerekmiyor muydu senin küçük bir kuş gibi?”

“Nasıl küçük bir kuş oluyorum ben Ayaz?”

“Var ya hani beyaz, küçücük. Gözleri nokta gibi ama tüyleri pofuduk, o kuş sensin işte.”

Artık tebessümü genişçe yüzüne yayılan Mustafa, merakla sevgilisine baktı. “Ayaz, çok alemsin. Ama söylediğin kuşu çok merak ettim.”

Ayaz, “Ben sana gösteririm, sok elini cebime. Telefonumu al, göstereyim,” diyerek kıs kıs güldü.

Mustafa kafasını, ‘Sen iflah olmazsın.’ anlamında iki yana sallarken, “Ne düşünüyordun Mustafa? Söyle bırakmam peşini yoksa.” diyen Ayaz, gözlerini kısıp odağını önündeki yoldan bir anlık sevgilisine kaydırdı.

“Ehliyet almayı düşünüyordum sevgilim,” Ayaz, bir kez daha önündeki yolu boş verip bakışlarını ona doğru çevirince de, “Evet, valla,” diyerek çemkirdi çocuğa.

“Kaç yaşına geldim araba almayı bırak, sürmeyi bile bilmiyorum. Sen beni alıp bırakıyorsun bir yerlere sürekli, ben de ehliyet alıp senin kapında beklemek istiyorum. Onu düşünüyordum.”

“İnanayım mı güzel bebeğim?”

Mustafa, aralarındaki el freninin üzerinden Ayaz’a doğru yaklaşıp yanağının tam ortasına şap diye bir öpücük kondurdu. Yetmedi, yakışıklı sevgilisinin dudağının kenarından da bir öpücük kapıverdi.

Bu kadardı işte. Topraktan yaratılan Mustafa’nın yeniden toprağa dönüşüydü Ayaz’ın büyülü teni. İnsanın özünün toprak oluşu gibi Mustafa’nın da özü Ayaz’dı. Belki yalnız, küçücük bir tohumdu ama yine Ayaz’ın tenine düşmeliydi Mustafa, can bulabilmek için…

“İnandın mı?”

“Pek inanmadım aslında, o dudaklar biraz daha sola kaysa inanırım.”

Mustafa, gülerek bu kez de Ayaz’ın dudaklarına dudaklarını sımsıkı bastırdı. “Devamı evde sevgilim, kaza yapacağız yoksa Allah korusun.”

Ayaz, öpücüğün devamının evde olacağını duyduğu anda panikle, “Lan çekil kardeşim, eve yetişmemiz lazım, hadi! Yeşil yandı işte, yürü!” diye bağırdı öndeki arabaya.

Yüzünde az önceki gülümsemesinden arta kalan tebessümüyle akşam trafiğini izlemeye başlayan Mustafa, sanki dayanamıyormuş gibi, “Babama takılmadın değil mi sevgilim?” diyen Ayaz’ın sesindeki hüznü hissetti.

Onu ikna etmek isteyerek, “Yok-” dedi bir çırpıda. “Yok gerçekten takılmadım.”

‘Düşünme… Düşünme…Düşünme…’

Babasının sevgilisine söylediklerinden bihaber, onun yemekte olanlara üzüldüğünü düşünen ve bunu ondan söküp atmak isteyen esmer, “Mustafa, onunla değil benimle yaşayacaksın bir ömür. Sen benim de her dediğime inanma,” dedikten sonra kısa bir an Mustafa’ya baktı. “Kendinden başka kimseye inanma. Hatta bazen kendine de inanma ama ben senin eşin olacağım her anlamda. Aklından ne geçiyorsa beni sevdiğini unutmadan geçir.”

“Unutmuyorum- Aşkım?” Söylediği kelime beyaz yanaklarının ısınmasına neden olurken isyan eder gibi sözlerine devam etti. “Bu da olmadı! Ben de sana güzel bir şey bulmak istiyorum ama yeşil eriğimi geçemez ki hiçbir şey.”

Ayaz, konuyu değiştiren sevgilisinin üzerine gitmek istemedi. Zaten babası yüzünden zor bir gece geçirmişti, kendisi de üsteleyerek bir şeyleri yıpratmak istemiyordu. Zamanı geldiğinde ifadesini alacaktı bebeğinin elbette.

“Ben olsam bana erkeğim derdim. Baksana, üç r’li erkeğim hem de. Mutfakta aşçı, evde hizmetçi, arabada şoför, yatakta da makine gibiyim. Bence beni al sen.”

“Aldım ya sevgilim. Yatak demişken-“

Ayaz’ın gözleri duyduğu kelimeyle kocaman oldu. Sabırsızlık tüm bünyesini sarıp sarmalarken, “Evet demişken? Devam etsene bebeğim, konuşsana. O kadar dil biliyorsun, devamını getirsene.”

Yanakları iyiden iyiye yanmaya başladı Mustafa’nın. Bazı şeyleri, buraya gelmeden eyleme dökmüştü ama gel gelelim bunu sesli şekilde dillendirmek pek de kolay değildi. “İşte ben size gelmeden- Anladın mı?”

“Allahu Ekber!” diyerek ciğerlerindeki tüm havayı dışarı akıttı Ayaz. “Açın şu yolu. İtfaiye, polis, Obama, FBI kim varsa devreye sokun, açın!” Sözlerine eş, elinden geldiğince de gaza basmayı ihmal etmemişti.

Mustafa kahkahalarla, “Yavaş!” dese de şu an Ayaz’ın gözü hiçbir şeyi görmüyordu. Başını ‘tamam’ anlamında salladı ama tam olarak neyi onayladığından habersizdi Ayaz oğlan.

Işınlanmayı bulmuş şekilde, arabayı da yamuk park ederek Mustafa’nın apartmanın önüne geldiklerinde sevgilisinin elinden çekiştirerek bir hamlede eve soktu Mustafa’yı. Onun, kendisi için hazırlık yaptığını anladığı anla eve girdikleri saniyeler arasındaki zaman dilimi kayıptı Ayaz için, hiçbir zaman da hatırlamayacaktı.

Mustafa’yı kapının yanındaki duvara doğru çekerken üzerindeki montunu çıkarıp yere fırlattı. Sonra tam Mustafa’nın gözlerinin içine bakarak kafasını sol omzuna eğip baş parmağını bastırmadan, tüy kadar hafif şekilde adamın dudaklarının üzerinde gezdirdi.

“Eminsin değil mi?”

Mustafa, konuşmaya başlayan Ayaz’la beraber sürekli kendisini düşünen çocukta bıraktığı etkiden çokça sıkılmış şekilde üzerindekini aynı hızla çıkararak Ayaz’ın montunun üzerine attı.

“Çok konuşuyorsun sevgilim,” Bacaklarından birini dizinden hafifçe kırdı, Ayaz’ın bacaklarının arasına değdirdi. Çocuğun kot pantolonunun üzerinde yavaş ve kışkırtıcı bir biçimde sürtünerek hareket ettirmeye başladı. “Az laf çok icraat, hani makine gibiydin sen?”

Ayaz, şimdi de içinden bambaşka bir katman çıkan ve onu yeryüzünden alıp birden magma tabakasına kadar indiren adamla birlikte konuşmadan, onun da söylediği gibi sadece icraatlarını göstermek ister gibi Mustafa’yı birden kucağına aldı. Düşmesini önlemek isteyerek sırtını yeniden duvarla buluşturdu.

Tam göz bebeklerine baktı sadece. Gözlerinin rengi küçük holdeki ışık sebebiyle yine sarıya dönmüş, beyaz teniyle Ayaz’a tutkudan çok açgözlülüğü hissettiriyordu Mustafa. Sanki sadece kendisine saklamak ister gibi, hiç ona doyamaz gibi, her bir zerresinin fatihi Ayaz olmalı gibi… Açtı işte karşısındaki adama, hiç dinmeyecekti de bu içindeki canavardan hallice duygu.

Dudaklarına kendi dudaklarını değdirip sarıya çalan gözlerinin içine bakmaya devam etti. “O zaman yarın tatil olduğu için şükretmelisin güzel bebeğim. Çünkü bu sözlerin yüzünden kendimi tutmayacağım, haberin olsun. Yarına sadece kucağımda oturabileceksin, uzatabildiğim kadar uzatıp seni her yerde- Anladın değil mi?” diyerek Mustafa’ya kıyamayan tarafının yine Mustafa’nın sözleriyle beraber uzay boşluğunda atılan çığlık misali bir anda kaybolmasına izin verdi.

Mustafa, bacakları Ayaz’ın beline bağlı şekilde, dudaklarının üzerinde öylece duran dudakların tam birleşme çizgisini yaladı. Daha sonra sağ avucunu bütünüyle Ayaz’ın yanağına koydu. Vücudunu onun kucağında yukarı doğru kaydırarak sevgilisine üstten bakıp, “Ama hâlâ konuşuyorsun Ayaz, çok fazla kıyafet var üzerimizde,” dedi.

Ayaz için bu Mustafa, diğer tüm Mustafalar kadar aşık olunasıydı. Tüm bunların yanında cesaretiyle kendi gönül tarlasına dikilen heykel misali önünde diz çökülecek kadar tapılasıydı da. Doyamazdı bu adama Ayaz. Mustafa ona göre keşfedilmemiş bir türdü, onu ilk önce Ayaz keşfetmişti. O bulmuş, o bu güzelliğin seyrine dalarak ortaya çıkarmıştı. Mustafa bu yüzden en çok Ayaz’ın hakkıydı, hatta sadece onun hakkı…

Kafasındaki mağara dönemi düşüncelerine eş hareketleri de ilkelleşen Ayaz, hırsla dudaklarına kapandı kucağındaki adamın. Tam kalçasından tutarak dudaklarını yumuşak olmayacak şekilde öpüyor, bir yandan da Mustafa’nın yatak odasına doğru ilerliyordu.

En sonunda öpüşlerini bozmadan Mustafa’nın düzenli yatağındaki tüm örtüleri tek eliyle çekerek yere fırlattı. Sevgilisini yatağa bırakıp kendisi de onun üzerine çıktı. Her bir zerresini görmek istediği adamın odasını aydınlatarak onun büyülü tenini gözlerine sunan sokak lambalarına içinden teşekkür ettikten sonra Mustafa’nın tam kasıklarının üzerine oturdu. Dudaklarını ısırarak kendisini izleyen bu masum ama bir o kadar da en derinlerine dokunan adamın büyülü bakışlarını seyretmeye başladı.

“Çok güzelsin, bunu içten içe biliyorsun Mustafa. Ama bu gece, hatta bundan sonraki her gece benim güzelim olacaksın. Sadece ben senin tadını çıkaracağım.”

Mustafa, elini kaldırıp üzerinde oturan çocuğun tam kasıklarının üzerine koydu. Avucunu, kışkırtıcı bir yavaşlıkla tişörtünün içinden göğüs arasına doğru teninin keyfini sürmek ister gibi yukarı doğru kaydırarak birden Ayaz’ın boğazını tuttu.

“Yalnız değilsin sevgilim,” Parmaklarını olduğu yerde biraz sıkılaştırdı. “Ben de senin tadını çıkaracağım her gece. Sana karşı doyumsuzum ve şu an sadece tişörtünü çıkarmanı bekliyorum.”

Ayaz, boynunu hafifçe sıkan elle daha fazla tahrik olmuş, Mustafa’yı dinlemeyerek adamın üzerine kapanıp yeniden dudaklarını öpmeye başlamıştı. Şimdi, aralarında yalnızca Mustafa’nın eli varken Ayaz, onun dudaklarını, ağzının içini talan ediyor, Mustafa’yı az önceki sözlerinden ötürü cezalandırmak ister gibi altında kıvrandırıyordu.

En sonunda kendi tişörtünü çıkarıp da sol tarafına fırlatınca Mustafa, üzerinde güneş gibi yükselen, kendi gezegeninin yaşam kaynağı olan adama baktı. Nefesinin tamamı ciğerlerine hapsolmuş, Ayaz’ın çıplak manzarasının tadını çıkarır gibi soluksuzca izliyordu onu.

Kahverengi, tahrik olduğu için belirginleşen meme uçları, sert göğsü, geniş omuzlarından aşağıya doğru daralan gövdesi ve ince beliyle birazdan bu adam onu kendisine katacaktı. Peki neydi bu? Ölümlü, aciz Mustafa’nın ışık tanrısı Apollon‘la birleşmesi mi?

Aşık olduğu adamın, gözlerinde peydâ olan bir hayranlıkla kendisine aç bir şekilde baktığını gören Ayaz’ın içinde bir yerlerde okşanan egosuyla yüzünde kendini beğenmiş bir gülümseme oluştu. Bu gülümsemeye eş, onun üzerindeki gömleğin düğmelerini tek tek çözüp en sonunda da Mustafa’nın kasıklarından boynuna kadar tek eliyle okşayarak gömleğin çözülen düğmelerinin açığa çıkaramadığı gövdesini kendi elleriyle yine kendi gözlerine şölen niyetine sundu.

Yetmemiş gibi Mustafa’nın pantolonunun düğmesini de kasıklarına çokça temas ederek açtı, çıkardı. Hem gömlek hem de pantolon anında, sol tarafta oluşmaya başlayan giysi yığınına ekleniverdi.

Bembeyaz teni sokak lambasının loş ışığında parlayan Mustafa’nın bacaklarının arasına yerleşen Ayaz, “İzlerim dururken yenilerini en derinlerine ekleyeceğim Mustafa,” diyerek önce adamın boynuna yakın yerde bulunan, hilal şeklindeki piercingini yaladı. Dilini adamın gövdesinden hiç kaldırmadan sol meme ucundaki piercinge, oradan da sağa doğru ilerletip tekrar hilal şeklinde olana geldi.

İlk kez bu piercingleri gördüğünde aklından hayali üçgen çizen Ayaz, sonunda bu isteğine de kavuşmuştu. Yeniden sallanan metal parçasının bulunduğu sağ meme ucunu ağzına alıp emmeye başladığında Mustafa’nın elleri saçlarının arasına girip Ayaz’ın başını göğsüne, kendisini de ona bastırmaya başladı. Ayaz, Mustafa’nın sertleşen penisini kendi kasıklarında hissedince içinden taşan duygu yoğunluğuyla bu kez de meme ucunu ısırarak emdi.

Dudaklarından firar eden bir inleme eşliğinde, “Ayaz,” dedi Mustafa.

“Bu şekilde gelebilirsin Mustafa. Ben sana dokunmadan, sadece bu şekilde… Bu da başka güne sözüm olsun,” diyerek dudaklarını adamın çok sevdiği göbeğine bastırdı. Göbek deliğinin etrafında biraz oyalanıp boxerının kenarını hafifçe aşağı kaydırdıktan sonra yarına bu tende bırakacağı izleri düşünerek adamın kasıklarını emmeye başladı.

Mustafa, kendisine cesaret verip bu gecenin mimarı da, fatihi de olmak istese de Ayaz’ın altında kıvranmaktan başka bir şey elinden gelmiyordu ki.

Ayaz, Mustafa’nın kasıklarından kafasını kaldırıp dudaklarını yalarken kendi pantolonunu ve dayanamaz şekilde boxerını da pantolonuyla birlikte çıkararak giysi yığınının üzerine attı. Mustafa sadece sesli bir nefes alabildi bacaklarının arasındaki çıplak adamın görüntüsüne.

Ne Heracles‘i ne de Kanatlı Zafer Heykeli’ni görebilmek için insanlar Paris’e gitmeliydi. Dünyanın en eşsiz sanat eseri Mustafa’nın üzerinde, hatta bacaklarının arasında yasak bir elma gibi yükseliyor, Mustafa, o elmadan alacağı ısırık uğruna cennetten sonsuza kadar sürülse bile kandırılmaya ihtiyaç duymaksızın umursamaz tavrıyla sadece elmasını elleri arasında istiyordu.

Karnına doğru yükselmiş penisiyle zaten iştah açan görüntüsüne daha da lezzet ekleyen Ayaz’a dayanmak bu saatten sonra çok daha zordu onun için. Acele hareketlerle kendi boxerını da çıkarıp sevgilisiyle eşitlendi.

Nefes nefese, “Orada çekmecede,” diyebildi sadece. Ağzından çıkacak kelimeler, ömrünce bir kere ağlamış adamı hüngür hüngür ağlatmak istiyor gibi bu gece kendisine düşmandı.

Ayaz, Mustafa’nın üzerinden çekmeceye uzanıp tüm vücudunu onun bedeniyle temas ettirerek sanki bundan sonra bir olan ruhlarına bedenlerini de ekleyip ondan hiç ayrılmak istemediğini kanıtlamak ister gibi tüpü aldı. Tüpten akan renksiz sıvıyı eline döküp önce Mustafa’nın gözlerinin içine bakarak birkaç kez kendisini çekti.

Şu hayatta görmek istediği pek çok manzara vardı beyaz tenli adamın ama hiçbiri onun gözlerine bakarak kendisini çeken sevgilisine eş değildi artık. ‘Tamam,’ dedi içinden. ‘Daha fazla bir şey göremem bunun üzerine.’

Bu sırada ıslak parmaklar kendi girişine dayandığında derince bir nefes alıp içinde tuttu. Korkmuyordu, ne acıdan ne de başka bir şeyden. Gelecek olan Ayaz’dandı nihayetinde. Başıyla, gözüyle, gönlüyle seve seve kabul ederdi.

“Acırsa sadece gözlerimin içine bak güzel bebeğim, zor olsa da dururum.”

Mustafa kafasını sallayarak içine doğru kayan kemikli parmağı memnuniyetle kabul etti. Daha sonra bir parmak daha eklendi ve Mustafa kendisini kıvrandırmaya yemin etmiş sevgilisinin dudaklarına dikti bakışlarını, gözlerine bakarsa onun duracağından korkuyordu.

Bir süre sonra Ayaz, uzun bacakları iki yana açılmış şekilde bekleyen adamla artık son raddesindeyken kendisini Mustafa’nın girişine hizalayarak biraz daha kayganlaştırıcıyı penisine döküp sevgilisinin canını acıtmamak adına içine yavaşça kaymaya başladı. Duvarlarını yararak ilerleyen Ayaz’ın verdiği damak yakıcı hisle yeniden nefesini tuttu Mustafa. Ayaz’ı her yerinde hissediyordu artık, içinde, dışında, gönlünde, ruhunda…

Ayaz’sa, bir sevgilisinin gözlerine bir birleştikleri yere bakarak hızlı olmamak için kendisini telkin ediyor, yaşadığı anın hayal olmayışıyla sadece acele etmemek için içten içe kıvranıyordu.

En sonunda, tamamen Mustafa’nın içine girdiğinde bakışları yeniden gözlerini buldu. Kafasını sallayan adamdan gelen onayla ağır ağır hareket etmeye başladı. Mustafa’yla olan ilk zamanlarındaki gibi yavaş olmaya özen gösterse de yine, tıpkı o zamanlardaki gibi içinde beliren canavarın açlığı bu kez de Mustafa’nın buğulu bakışlarıyla beslenmiş, Ayaz’ı oldukça zor bir duruma düşürüyordu. Üstelik kendisini tamamen saran duvarların yarattığı hisle beslenen duyguları ömründe ilk kez yaşıyordu Ayaz.

Elleri, beyaz tenli adamın bacaklarını iyice ayırmak isteyerek dizlerinin üzerindeyken rastgele yaptığı vuruşlardan biri, en sonunda, Mustafa’nın hafif bir çığlık atmasına neden oldu. Ayaz, onu kitap gibi okuduğuna bir kez daha şahit olurken, çok uzun sürmeden, bulduğu noktaya doğru sertçe girip çıkmaya başladı.

Mustafa, gelen bu hissin ne olduğunu bilmiyordu ama her neyse ömrünün sonuna kadar bu zevki Ayaz’la yaşayabilirdi. Bacaklarını Ayaz’ın beline sarıp daha da hızlanması için vücuduyla onu yönlendirerek kafasını geriye atıp inlemeye başladı sadece.

“Gözlerime bak.”

Mustafa aldığı zevk yüzünden gelen cümleyi anlamlandıramadı, bu yüzden Ayaz’ın dediğini de yapamadı.

İstediğini alamayan Ayaz, Mustafa’nın içinden çıkmadan onu hafifçe yana çevirerek arkasına geçip adamın sol bacağını öne doğru kıvırdı. Arkadan yaptığı sert vuruşlarla Mustafa’nın kafasını omzunun üzerinden kendisine doğru çevirip öpmeye başladığı an Mustafa, öne doğru kıvrılan bacağının arkasından kendi kolunu geçirdi ve bacağını neredeyse çenesine kadar çekti.

Ayaz’ın hareketleri bir an durdu. “Sen- Esneksin bir de.”

Mustafa, görmeyen gözleriyle ona bayık bakışlar atarken Ayaz da sol kolunu Mustafa’nın dizinin arkasından geçirip adamın bacağını yüzüne kadar yaklaştırdı. Oradan güç alarak bu şekilde daha da derinlere girebiliyor olmasıyla hızını sanki mümkünmüş gibi artırdı. Mustafa’ysa aynı saniyelerde kendisine dokunmak bile istemiyordu. Arkasında saniyede bir kendi içine girip çıkan çocuğun bir de meme ucunu ağzına alıp emmesiyle boştaki eliyle çarşafı sıkabildi sadece. Yapabileceği başka hiçbir şey yokmuş gibi sadece dudaklarından firar eden inlemelerle Ayaz’ın onu kuşatmasına izin veriyordu.

“Mustafa, yerimde olsan ağlarsın. Yaşattığın hissi sana anlatamam.”

“Yerimde olsan sen de ağlarsın Ayaz, senin tarafından böyle-“

Ayaz, kulaklarına çalınan cümleyle birlikte hızını azalttı. Şimdi sadece Mustafa’nın içine sertçe giriyor, sonra tamamen çıkıyor, yeniden tüm penisini adamın içine sokuyordu.

“Benim tarafımdan ne?”

Mustafa, yeniden ona görmeyen gözlerle bakınca Ayaz, tamamen onun içinden çıktı. O, yataktan kalktığı an Mustafa, yalnızca karşısındaki çocuğun kaslı bacaklarına bakarak gelebileceğini hissetti ama şimdi Ayaz’ı içinde istiyordu. Başka zaman o kalın bacaklara bakıp kendisini çekebilirdi, şu an içinden çıkan penisi yeniden içinde istiyordu.

“Konuş, devamını getirmezsen sana istediğini vermem Mustafa.”

Mustafa, sevgilisini tokatlamakla hüngür hüngür ağlamak arasında kalarak fısıldadı. “Senin tarafından böyle sikiliyor olmak Ayaz, keşke sen de yaşayabilsen.”

Ayaz, duymak istediğini duymuş gibi onu yataktan çekerek kucağına aldı. Tek eliyle kalçasından tuttu, diğer eliyle penisinin üzerine Mustafa’yı oturttu. ‘Daha ne kadar derine girebilir?’ diye düşündüğü an daha da derinlerini keşfeden Ayaz’la Mustafa birden zevkten çığlık attı.

Attığı çığlığa eş gövdesi aniden geriye gitmiş, Ayaz’sa güçlü kollarıyla yine onun düşmesine izin vermeyerek belinden tutup penisinin üzerinde Mustafa’nın bedenini ileri geri hareket ettiriyordu. Mustafa’nın bacakları şimdi Ayaz’ın arkasında havalanmış, gövdesi geriye gitmiş, bu şekilde sadece Ayaz’ın yönlendirmesiyle sevgilisinin penisinin üzerinde inip kalkıyordu.

“Çok derin Ayaz.”

“Biliyorum bebeğim, elimde olsa bugün sana neler yaşatırdım,” diye inleyerek Mustafa’nın dudaklarına kapandı. Onu, yeniden, penisi üzerinde zıplatarak arkasındaki aynaya yaslanıp Mustafa’nın bacaklarını da beline sardı.

Mustafa, Ayaz’ın öpüşlerine eş omuzlarına tutunarak çocuğun kucağında zıplarken gözü aynadan kendisine takıldı. Ayaz’ın kucağında, bacakları onun belinde zıplıyor, şimdi boynunu sömüren çocuğun kafasını da kendi boynuna iyice bastırıyordu.

Gördüğü görüntüyle içinde bir yerlerde olan ağlama isteği yeniden ortaya çıktı.

‘Düşünme… Düşünme…Düşünme…’

Tüm gece yaptığı gibi yine düşünmedi Mustafa, tüm olanları aklının en karanlık yerlerine itti sadece. Düşünmek yerine Ayaz’ın omzunu ısırıp dudaklarını olduğu tenden kaldırmadan çocuğun çıkık köprücük kemiklerine ilerleterek orayı da emmeye başladı.

En sonunda Ayaz, ikisinin de gelmeye yakın olduğunu anlamış gibi yeniden yatağa döndü. Sanki artık yeni dünyası sadece burasıymış gibi içinden çıkmadan Mustafa’yı yatağa atarak kendisi de onun üzerinde hızlı ama sert vuruşlarına devam etti.

Sonra fark ettiği şeyle bir anlık durdu. Sadece Mustafa’nın bacak arasında duruyor, elleri, bacakları beline sarılı adamın baldırlarındayken öylece Mustafa’ya bakıyordu.

Mustafa’nın eli, ne zaman yeniden boğazına sarılmıştı onu da fark etmemişti Ayaz. Mustafa, daha Ayaz’ı ne kadar şaşırtabilirdi bilmiyordu ama adamın eli çocuğun boğazında ve orayı hafifçe sıkarak içinde hareket etmeyen Ayaz’ın penisini kendi içine alıyordu.

Ayaz, altında penisini içine alıp da kendi ritmini bulan, bir yandan da boğazını sıkarak yine kendi kolunun içini emen adama baktı. Bu kadar dayanıyor olması bile mucizeydi ona göre. Neydi bu adam? İçinde başka kaç tane katman vardı, Ayaz’ın her gün keşfedeceği?

Mustafa, bir an ne yaptığı fark edip çocuğun boğazından elini çekmek istediyse de Ayaz, “Kal orada,” dedi sertçe.

“Sert seviyordun demek. Bir dahakine aklımda olsun bebeğim, daha da sert sikerim seni.”

Mustafa, gelen edepsiz sözleri bekliyor gibi göbeğine doğru, kendisine hiç dokunmadan boşalmaya başladı. Yine de Ayaz, elini sevgilisine sarıp bir yandan da hızla içine girip çıkarak tamamen içindeki sıvıları boşlatması için onu çekmeye başladı.

Onun boşalırken yüzünde oluşan ifadeyle birlikte kulaklarına dolan inlemeleri Ayaz’ı da sona getirmişti. Birden içinden çıkarak Mustafa’nın penisiyle kendi penisini yan yana getirdi ve ikisini birlikte çekip içlerinde hiçbir şey kalmadığına emin olana kadar adamın göbeğine, göğsüne hatta sağ yanağına sıçrayan menilerini akıttı.

Mustafa, rahatlamanın etkisiyle yanağına gelen sıvıyı aheste bir şekilde baş parmağıyla silip Ayaz’ın gözlerinin içine bakarak emdi.

“Yapma amına koyayım, yapma. Çıkamayacağız bu odadan,” diyerek üzerindeki yapış yapış sıvıları sikine bile takmadan yeniden Mustafa’nın dudaklarına kapandı. Alt dudağını çekiştirerek öptükten sonra sevgilisinin göğsüne yatıp nefeslerini düzene sokmaya çalıştı bir süre.

Saçlarının arasında elini hissettiği adam tutamlarını severken, “Çok güzeldi Ayaz,” dedi.

“Senin de içinde doyumsuz bir canavar var Mustafa. Sadece benimle besleyebilirsin onu, biliyorsun değil mi?”

“Biliyorum, şikayetim yok.”

Ayaz, onun üzerinden doğrulurken kasıklarından göğsüne yayılmış meniyi diliyle yaladı. Mümkün olabilseydi eğer, Mustafa bu görüntüyle yeniden sertleşir, hatta Ayaz’a, ‘Sik beni’ diye yalvarabilirdi. Utanç kelimesi yatakta Ayaz’la arasına giremeyecekti belli ki.

“Bu açılış olsun bebeğim,” dedi Ayaz, yeni boşalmış olmasının verdiği ahestelikle. “Bundan sonra her gününün gecesini benim sikimin üzerinde zıplayarak bitireceksin, haberin olsun.”

Biraz olsun kendine gelen Mustafa, ” Terbiyesiz,” diyerek yalandan bir tane tokat attı sevgilisinin güzel yüzüne.

“Tokatlayabilirsin beni, ayrıca neydi?” Büyük bir sahtelikle düşünüyor gibi yaptı. “Benim tarafımdan sikiliyor olmak… Bu terbiyeli ve uslu bir adamın kuracağı cümle değil ki güzel bebeğim. Sen de benim kadar kirli olmayı seviyorsun. Öyle olmasa omzum bu halde olur muydu?” diyerek omzunun üzerindeki diş izlerini gösterdi.

“Benim her yanım mor Ayaz! Yarın daha da belli olacak.”

‘Düşünme… Düşünme… Düşünme…’

Zihninde belirenlerin tek bir yere bağlanmasıyla kafasını duvarlara vurmak isteyen tarafını yine görmezden geldi. Düşünmeyecek, yokmuş gibi davranacaktı. Evet evet, en mantıklısı buydu. Olmuyorsa, yok sayardı o da.

Kollarını kendisine dolayan sevgilisine doğru dönüp iyice göğsüne sindi, küçücük kalmak ister gibi. Mutluydu. Belki eksikti, yarımdı ama mutluydu… Mutluluğun getirdiği gençlik hissiyle yalancı bir büyüye kapıldığını bilmeden kendisini her şeye muktedir hissediyordu Mustafa. Kollarında yattığı çocuktan aldığı güçle dünyayı fethederdi de kimse karşısında duramazdı onların.

Saçlarına kondurulan öpücükle sessiz bir, ‘Seni çok seviyorum,’ döküldü düşüncelerinden yüreğine. ‘Çok seviyorum Ayaz, bir babanın ricasını görmezden gelip seninle bir olacak kadar çok seviyorum.’

“Sana bir hikaye anlatayım mı Ayaz?” dedi düşüncelerinden zıt şekilde.

“Olur bebeğim, sesinle uyumuş olurum ben de.”

Vega diye ölümsüz bir bir gökyüzü tanrıçası varmış. Bu göksel prenses sonsuz bir yaşama sahip olsa da çok yorgunmuş ve bu sonsuzlukta tek başına yaşayacak olması yüzünden de çaresizmiş. Bir gün gökyüzünde yine tek başına oturup dünyayı izlerken Altair diye bir ölümlü dikkatini çekmiş güzel prensesin. Onu selamlayabilmek için gökyüzünden inmiş. Neyse, gel zaman git zaman bu ikili birbirine aşık olmuşlar.”

“Seninle benim gibi.”

Mustafa, sadece burukça gülümsedi. Ayaz’sa bu gülümsemeyi görmedi.

Vega, Altair‘e ne olursa olsun ayrılmayacaklarına, göklerde birlikte olacaklarına dair söz vermiş. Çok aşıkmış çünkü sevgilisine. Ama Vega‘nın babası ikisinin aşkını öğrendiğinde çok öfkelenmiş, güzelinin bir ölümlüye aşık olmasını kabullenememiş, yakıştıramamış onu kızına. Aslında adamı en çok kızdıran şey Vega‘nın Altair‘e verdiği söz olmuş. Yine de, ‘Madem sen söz verdin, o zaman bana da kızımın sözünü tutmak düşer.’ diyerek ikisini de birer yıldız yaparak gökyüzüne yerleştirmiş.”

“Bu amcayı sevdim.”

“Ama ikisini yıldız yaparak göğe yerleştiren adam, iki yıldızın arasından kocaman bir nehir geçirmiş. Nehrin adı bizim dünyamızda Samanyolu. Yani adam koskocaman Samanyolu’nu geçirmiş aralarından. Adamın sözünü tutacağına inançları tam olan ama hüsrana uğrayan iki aşık, her yıl yedinci ayın yedinci gecesinde Samanyolu’nda oluşan Saksağan Köprüsü denilen göksel bir olay sayesinde bir gece birleşmenin yolunu bulmuşlar. Yılda bir gece de olsa Vega‘sına kavuşmak isteyen Altair için sevdiğinin olduğu yere seyahat etmek o kadar tehlikeliymiş ki bazen yıl boyunca seyahat de etse sevdiğini görmeyi başaramazmış.”

Ayaz’ın uyuduğunu anlayan Mustafa, gözlerinden akmaya çalışan yaşları geriye göndererek devam etti. “O sevgilisini görmeye gidemediği zamanlarda gökyüzü onlara o kadar çok ağlarmış ki o ağıtlar yağmur olur da dünyaya düşermiş. Onlar kavuşamadığında dünyada çok yağış olurmuş anlayacağın.”

Mustafa, hikayesini bitirip Ayaz’ın göğsüne iyice sokulduktan sonra da düşünmedi. Ne o Vega‘ydı ne de sevgilisi aptal cesur Altair. Yılda bir kez gökyüzü onlara ağlamasın diye kavuşmalar yaraşmazdı Mustafa’nın aşkına, çünkü Ayaz bir geceye sığmayacak kadar güzeldi.

Onun da en az Altair kadar cesareti olduğu, Ayaz için bir babanın isteklerini yok sayabilecek kadar bencil olabileceği, ölmeden önce ölmek dediği Ayazsız kalma fikrini kafasından atarak sadece sevgilisinin kokusuyla uyuyakaldı Mustafa.

Gökyüzünde iki yıldızın yan yana, sokak lambalarının engeline takılıp da çıplak gözle görülemediği bir gecede Mustafa, kalbi, fikri, aklı gibi bedenini de Ayaz’a teslim etmiş şekilde vazgeçilemez bir yola girdiğini bilmeden düşünme dediği her şeyin bilinçaltından rüyalarına geçtiği rahatsız uykusuna devam etti… Nasıl bir güne uyanacağını bilemeden…

✨✨

Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻

Gidelim Verve 💙

🤞 Kitap bölümlerinden haberdar olun!

5 1 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Scroll to Top