Bölüm 27: Yeşilin Üzerindeki Beyaz

✨✨

Burak, oturduğu koltukta sabırsızca sol bacağını sallarken, gelecek herhangi bir tehlikeye karşı dikkatli olmak isteyen ama ormanda oradan oraya kaçışan bir ceylan misali içerideki odadan gelecek en ufacık sesi duyabilmek için kulağını oraya doğru dikmişti şimdi.

Geçen her bir saniye de güneş sisteminin dışındaki bir gezegende yaşıyormuşçasına saatler gibi geliyordu adama. Ahmet de onu daha da çıldırtmak ister gibi yavaş yavaş hareket ediyordu sanki, onun çaresiz bir heyecanla beklediğini bilmez gibi.

Burak’ın ışık hızını dünyada icra ettiği araba yolculuklarından sonra eve geldiklerinde Ahmet’i hızlıca kucağına alan Burak çocuğun sırtını dış kapıya yaslamış, çocuğun dudaklarını o çok sevdiği yeşil, kütür kütür çağla bademleri bahar ayında ilk kez yer gibi hasretle öperken Ahmet birden geriye çekilip, “Burak! Hazırlanayım,” demişti.

“Yav yeni gelin misin sen canım ciğerim?” diyerek sabırsızlığına eş dangalakça konuşan Burak yeniden sevgilisinin dudaklarına kapanacaktı ki kafasına yediği darbeyle, “Yandım Allah!” diyebildi sadece.

“Yanarsın tabii, bak vazgeçerim kurur kalırsın kitabıma,” dedi Ahmet. “Sana güzel görünmek için giyineceğim sevgilim, iki dakika dur.”

“Sen bana benzedin iyice yavrum,” diyerek Ahmet’in ettiği tehdidi duymazdan gelirse gerçek olmayacağını düşünen Burak, “Sen dünyanın en güzelisin zaten ama benim güzelimsin,” dedi.

“Sana aylar önce insan sevdiğine benzermiş dediğimde burun kıvırmıştın. Neyse oyalama beni, sevgilime süslenmem lazım da,” diyerek çocuğun kucağından inen Ahmet hızla odasına doğru kaçıvermişti.

Şimdiyse dakikalar önce odaya giren Ahmet’in hâlâ yanına gelmemesi yüzünden etrafına acayip bakışlar atan Burak, odanın kapısının açılmasıyla hızla arkasına doğru döndü. Ani hareket edince boynundan gelen ‘çıt’ sesiyle canı acıyan adam bunu bile umursamadan heyecanla Ahmet’e doğru bakmaya başladı.

Ahmet, elleri titreyerek ona doğru ilerlerken Burak ise gördüğü görüntüyle Hasan Sabbah’ın haşhaşından içmiş de dünya üzerinde imkansızlığın cennetine düştüğüne olan inancına sıkı sıkıya tutunmuş gibiydi sanki. Toz pembesi bir gecelik giymiş, ona doğru yaklaşan çocuğun saçlarıyla üzerindekinin uyumuna mı baksın yoksa gözlerinin mavisini daha bir güzel gösterdiğine mi yansın ne yapsın bilemedi Burak.

Hayranlıkla çocuğa doğru bakarken onun güzelliğinin de ruhunu andırdığını düşündü, çabasızdı, dingindi ama baş kaldırır gibiydi de aynı zamanda.

Her şeyiyle mi güzel olurdu bir insan? Gözlerinin renginin güzelliğine bir sigara yakıp da dalsa sanki teni küsecekti, tenine baksa saçları… O önündeki güzelliği seyre dalmışken ona doğru daha da yaklaşan Ahmet’in tam önünde durmasıyla giydiği kısacık, yumuşacık olduğu belli olan kumaştan yapılma, ucu dantelli şorta ve ince askılı, göbeğini ortaya seren şortunun takımı zarif üste bakan Burak yalnızca yutkunabildi, ne diyebilirdi ki zaten karşısındaki manzaraya?

Ahmet dudaklarını ısırarak Burak’ın tam kucağına bacaklarını iki yana açarak oturup, “Nasıl olmuş?” diye sordu hevesle.

“Yani ben- Ana dilimi unuttum yavrum galiba.”

Ahmet gülümseyerek Burak’ın tam omuzlarına ellerini yerleştirirken kalçasını da bilerek adamın tam kasıklarının üzerine koydu. Kendisini hafifçe olduğu yere doğru bastırırken adamın tam gözlerinin içine arsızca bakıp, “Konuşmana gerek yok zaten, bu kez aşkını bedeninle göster sevgilim,” dedi.

Burak, Ahmet’in bu cesur halini sevmiş gibi çocuğu izlemeyi bırakıp anında dudaklarına kapandı. Çok sevdiği, üst dudağından biraz daha kalın olan alt dudağını yumuşak bir biçimde emerken Ahmet de olduğu yerde hareketlenerek Burak’ın üst dudağını ağzına aldı. Aylar önce ilk kez öpüştükleri koltukta şimdi ömürlerini birlikte geçireceklerinin bilincinde tutkuyla birbirlerini öpen ikili bir süre daha yalnızca yumuşacık öpüşlerine devam ettiler.

Burak, dayanamaz gibi Ahmet’in ağzının içine dilini gönderip de çocuğun damağına yavaş bir kışkırtıcılıkla dilini sürerken Ahmet sessizce inledi. Burak, ondan gelen sesle artık kendisini tutamayacağını düşünerek ellerini Ahmet’in kalçasına atıp yavaşça olduğu yeri sıkarken Ahmet’i biraz kaldırıp yeniden kendi kasıklarının üzerine oturttu.

Kumaş parçalarının üzerinden bile bu şekilde hissettiren tenle iyiden iyiye sarhoş olan Burak, kalp krizi geçirmeden Ahmet’i nasıl seveceğini düşünürken Ahmet birden Burak’ın dudaklarından sesli bir şekilde kendi dudaklarını ayırarak adamın tişörtünü çıkardı.

Önce önündeki manzaraya doymak ister gibi bakıp, yalnızca esmer teninin üzerini süsleyen doğum lekesine ve boynundaki zincire baktı. “Bu zincir kalıyor,” dedi dudaklarını ısırarak.

“Emir saydım.”

Burak’tan gelen sözlerle gülümseyen Ahmet önce adamın elmacık kemiklerini hafifçe öptü. Daha sonra dudaklarını onun teninden kaldırmadan yavaş yavaş çenesine doğru sürükleyerek dudaklarının altında kalan kısmı emdikten sonra bu kez de adamın boynuna iz bırakmak ister gibi ilerleyerek önce dilini gezdirdi, ardından hafifçe ısırarak emdi.

Burak inleyerek Ahmet’in yumuşacık saçlarının arasına elini atıp çocuğun kafasını boynuna daha da bastırırken diğer elini de Ahmet’in kalçasından çekmeden onu öne arkaya doğru hareket ettirerek ilerletmeye başladı. İyiden iyiye sertleşen Burak’ı tam kalça arasında hisseden Ahmet’se ömründe ilk kez yaşayacağı deneyimle sanki birazdan onu içine alacağını bilir gibi kasılıp gevşeyen deliğini hissetti. Hiç yaşamamıştı böylesine bir his öncesinde, şimdiyse sadece Burak’la dolmak istiyordu tüm uzuvları sanki.

Birden iki elini kalçasına atan adam daha sonra onun bacaklarını kendi beline sararken ayaklandı. “Ahmet, kıyabilsem mahvedeceğim seni.” diyerek hızla yatak odasına yönelmişti ki Ahmet arsızca ona bakıp, “Sana camdan olmadığımı söylemiştim değil mi aşkım?” dedi.

“Aşkım mı?”

Ahmet onu yatağa yatıran adama alttan bakıp kafasını sallarken Burak alt dudağını ısırarak bu anları ne kadar ağırdan alırsa görsel şölenini o kadar uzatabileceğini düşünür gibi Ahmet’i süzdü. Daha sonra gözlerinin rengi bile kazık gibi olmasına sebep çocuğa bakmakla yetinemeyeceğini anlayınca Ahmet’in tam bacaklarının arasına vücudu biraz aşağıda kalacak şekilde yerleşti.

Başı Ahmet’in göbeği hizasında, bir elini çocuğun geceliğinin eteklerinden geçirip kumaşı avuçlarının içinde sıyırarak memesine atarken çocuğun bembeyaz teninde iz bırakmak ister gibi belini emip ısırdı.

Daha sonra diliyle piercingine doğru ilerleyip ağzına gelen metali altındaki tenle birlikte damağına çekerek emince Ahmet inleyip aldığı haz yüzünden refleksle bacaklarını kapatmaya çalıştı. Bu kez iki eliyle çocuğun bacaklarını ayıran Burak, dudaklarını Ahmet’in göbeği hizasından yukarı doğru ilerleterek tam iki göğsünün arasında durdu.

Alttan Ahmet’e doğru bakarak dudaklarını sağ meme ucunun hizasına getirip de birden ağzına aldı. Ahmet ise aldığı hazla bacağının birini Burak’ın kalçasına sarıp kendi penisini de rahatlamak umuduyla adamın karnına doğru bastırmaya başladı.

Burak Ahmet’in üzerinde çok kıyafet olduğunu fark edince birden Ahmet’in bacağı belindeyken doğrulup çocuğun yukarı sıyrılmış geceliğini çıkarıp gelişigüzel bir yere fırlattı. Yer yer kendi bıraktığı ıslaklıkla parlayan beyaz teni, aldığı zevk yüzünden aralık ağzından çıkan hızlı nefes alış-verişleri ve baygın bakışlarıyla ona doğru bakan Ahmet’i izlerken, “Sana böyle bakarak gelirim kitabıma, kendime dokunmam bile,” dedi Burak dişlerini sıkarak.

Ahmet sağ elinin avucunu, dizleri üzerinde durup da ona bakan Burak’ın tam kasığının bitimine koyup adamın göğüslerinin arasına doğru sürüklerken, “Ama içimde gelsen daha güzel olur değil mi aşkım?” dedi gülümseyerek.

Burak gelen aşkım kelimesiyle penisinin seğirdiğini fark edince aşağı doğru bakıp, “Nasıl olabilir bu amına koyayım?” dedi.

“Ne?”

“Dur bir dakika,” diyerek hızla odadan çıkan adama şaşkınlıkla bakan Ahmet, yeniden üzerinde yalnızca kot pantolonu olan Burak’ın odaya dönmesiyle adamın ağız sulandıracak kadar güzel olan vücudunu izlemeye başlamıştı ki Burak, Ahmet’in saçlarının önünü bir anda toplayıverdi.

“Şu anda bile mi?” diye sordu Ahmet hayretle.

“Asıl şu anda yavrum, ben içindeyken saçlarına gözlerine bakarak-” dedikten sonra cümlesini tamamlayamayacağını anlayıp hızlıca Ahmet’in şortunu boxerla birlikte indirdi.

Ahmet, üzerinde yükselip de kendisini izleyen adamın ona hayranlıkla bakışını görmeseydi eğer belki çok başka şeyler hissedebilirdi. Oysa Burak’ın kendisini istekli gözlerle izlediğini gördüğünden beri bacağının durumunu aklına bile getirmemiş, sevişirken nasıl olacak diye düşünüp durduğu, kafasında kurduğu tüm o anlar bir esmerin onu yemek ister gibi olan bakışlarıyla silinip de yok oluvermişti birden.

Burak, Ahmet’in şortunu çıkarır çıkarmaz yukarı doğru yükselen penisini eline alıp akan zevk suyunu baş parmağıyla organın uç kısmına yayarak daireler çizerken Ahmet bacaklarını tamamen iki yana açıp sevdiğinden gelen dokunuşla inledi.

Çocuğun daha fazla altında kıvranmasını görmek isteyen Burak’sa birden eğilerek Ahmet’in iç bacaklarına öpücüklerini sıraladı art arda. Daha sonra dilini dışarı çıkararak elindeki penisin tam dibinden başlayıp ucuna kadar yalayarak alabildiği kadarını aniden ağzına alıp Ahmet’in gözlerinin içine bakarak emmeye başladı, onu daha fazla delirtmek ister gibi.

Ağzına sığdıramadığı kısımlara parmaklarını sararak sevgilisine daha fazla haz yaşatmak isteyen Burak, Ahmet’in kalçasını dayanamaz gibi kaldırması ve elinin altındaki çarşafı sıkıca tutmasıyla istediğini almış gibi gülümsedi, ağzı Ahmet’le doluyken.

“Burak yeter!”

Burak sesli bir şapırtıyla ağzından çıkardığı penisi eliyle çekmeye devam ederken, “İçinde ben varken mi gelmek istiyor fıstığım?” diye sordu, çapkınca göz kırparken.

“Evet. Çıkar şu pantolonu artık.”

Burak, Ahmet’ten gelen emirle anında kafasını sallayıp pantolonunu iç çamaşırıyla birlikte çıkarıp da kenara fırlatırken Ahmet, Burak’ın serbest kalan penisinin yukarı doğru göbeğine çarpmasını izledi, dudaklarını ısırarak. Burak onu hayranca izleyen Ahmet’e çarpık bir gülüş sunarken Ahmet’se elini Burak’ın gözlerinin içine bakarak bileğinden başlayıp parmak uçlarına kadar yalayarak adamın penisine attı.

Şimdi de o sevgilisinin gözlerinin içine bakarak onu çekerken Burak Ahmet’in teninin kendi organına değiyor olduğu düşüncesiyle hayal bile etmeye utandığı anları yaşarken çocuğun üzerine doğru eğilip dudaklarını ağzının içine alarak emmeye başladı.

Dayanamayacağını anlayınca bu kez de Ahmet’in omzunu emerken elini komodinin üzerindeki kayganlaştırıcıya atıp tüpün kapağını açarak parmaklarına döktü. Dudaklarını yeniden Ahmet’in dudaklarına oradan da boynuna ilerletmeden önce Ahmet’in bacaklarından birini dizinden kırıp yana doğru çekerek işaret parmağını çocuğun girişine dayadı. Önce yavaşça bir parmağını çocuğun en derinlerine yollayıp onun alışmasını beklerken yüzünün her yerini öptü. Daha sonra, “Acıyor mu?” diye sordu korkuyla.

Acıyor dediği an her şeyi siktir edip kendisi geçerdi Ahmet’in altına, yeter ki onun canı bir saniye bile yanmasın…

“Hayır, devam et sevgilim.”

Burak, orta parmağını da çocuğun içine gönderip sağa sola parmaklarını oynatırken altında inleyen Ahmet’in dudaklarını öpmeye devam etti. Acımıyor dese de onun vazgeçmemesi için böyle söylediğini bildiğinden bir an önce Ahmet’in de zevk aldığı anlara geçip sevgilisinin o güzel gözlerinde zevk yaşları görmek istiyordu.

Onun yeterince genişlediğini düşünüp yatağın içindeki kayganlaştırıcıdan biraz Ahmet’in deliğine doğru biraz da kendi avucuna döktü. Ahmet’in içine kolayca yerleşebilmek için bolca kullandığı sıvının tüpünü yeniden kenara fırlatıp çocuğun tam gözlerinin içine bakarak kendisini çekmeye başladı.

Bu sırada Ahmet kendi bacaklarının arasında, dizlerinin üstünde durup da gözlerinin içine bakarak kendisini çeken sevgilisini seyrederken yalnızca adamın güzelliğine nefesini tuttu. O da bu şekilde Burak’ı izleyerek kendisine dokunmadan gelebilirdi kesinlikle.

İçinde bir yerlerde onu böyle gören herkese karşı kinle doldu çocuk birden, normalde böyle şeyleri çok sağlıksız bulur, kızardı böyle yapanlara da ama nedense Burak’ı bu haliyle gören tek kişi olmak istedi derinlerinde bir yerlerde.

Burak gözlerinden aniden gölgeler geçen çocuğa bakıp, “Ne oldu?” diye sordu, kendisini tam Ahmet’in girişine hizalarken.

“Seni böyle görmek- Yani bu halinle gören tek kişi olmak isterdim.”

“Ben de.”

“Sen beni bu halde gören ilk kişisin ama. Ben ilk kez seninle yaşayacağım bunu,” diyerek utançla gözlerini kapattı çocuk.

Burak, Ahmet’in ne demek istediğini anlarken baş parmağıyla Ahmet’in alt dudağını okşayıp çocuğun ağzına doğru parmağını iterken, “Sen de beni göreceksin ama yavrum, adil değil mi? Hem ilk olana değil sona bakarım ben,” diyerek kendisini de yavaşça Ahmet’in içine doğru itti.

Ahmet ağzında Burak’ın parmağını emerken içine giren sevgilisinin yarattığı hisle başını kaldırıp da arkaya attığında gözlerinin şimdiden dolduğunu hissetti. Duvarlarını tıpkı kalbinin saklı olduğu kutuyu elleriyle kazıyıp da çıkarırcasına yararken tamamen içine yerleşen adamın hafifçe parmağını ısırmıştı ki başının sol yanında hissettiği elle oraya döndü. Burak elini Ahmet’in başının tam yanına koymuş kendisini onun içinde hareket ettirmemek için zor tutuyor gibi gözlerinin içine bakıyordu.

Ahmet’in kafa sallamasıyla birlikte onayı alan Burak önce yavaş yavaş çocuğun içinde hareketlenirken yaşadığı an değildi onu büyüleyen, Ahmet’le yaşamasıydı sanki. Bir aralık günü güzelliğinden sebep ona sigarasını yarım attıran çocuğun içindeydi şu an, bunun bilincinde olması bile delirmesine sebepti aslında. İnsanın evi dört duvar bir çatı değildi sanki, yalnızca bir histi. Ahmet’in ona hissettirdikleri Burak için her daim evindeymiş gibi tanıdıktı, tıpkı şu an yabancılamadığı, ilk kez yaşadığı aşırılıkta olan hisleri gibi.

Yavaş yavaş onu sıkıca saran duvarları yararak sevgilisinin içinde gidip gelirken rastgele vuruşlarının bir noktaya temas etmesiyle inleyen Ahmet, “Hızlan aşkım,” dedi.

Burak, duyduğu kelimeyle Ahmet’in içinde daha da büyürken çocuğun ellerini tutup parmaklarını parmaklarının arasından aşkını hissettirmek ister gibi geçirerek Ahmet’in başının iki yanına sabitledi. Daha sonra hızlanarak alt dudağını ısırıp da sevgilisinin içinde gidip gelmeye başladı. İkisinin de inlemesi birbirine karışırken Burak, “Aklımı kaybediyorum sanki,” diyebildi yalnızca.

Ahmet, üzerinde ona hayranca bakan Burak’ın ellerini daha da sıkı tuttu, ömrünce bırakmayacağını bilir gibi. Avuçlarının arasındaki ellerden güç alırken gözlerinden akan yaşlarla birlikte adamın beline sarılı olan bacağıyla onu mümkünmüş gibi kendisine daha da bastırdı.

Çocuğun masmavi gözlerindeki yaşlara şahit olan Burak, yaşların sebebinin kendi verdiği haz olduğunu düşünürken birden Ahmet’in içinden çıktı. Ahmet yaşadığı zevkin yarıda kalmasıyla, “Burak devam et,” diye mızmızlandı adam doğru.

Burak ise Ahmet’i ters çevirdi aniden. “Dizin?” diye sordu yeniden çocuğun içine girmek için sabırsızlanırken.

“Acımaz, söylemiştim,” diyerek ellerini önüne doğru yastığın üzerine uzatan Ahmet, Burak’ın ne istediğini anlayarak dizlerinin üzerinde durup yalnızca kalçasını dışarı çıkararak öylece uysal şekilde Burak’ın yeniden içine girmesi için önünde beklemeye başladı.

Burak, gözlerine sunulan manzaraya bakıp yeniden Ahmet’in içine girerken bu kez çocuğun içinde daha hızlı gidip gelmeye başladı. Ahmet’in kafasını yana çevirip dudaklarını öperken birden dizlerinin üzerine kalkıp Ahmet’in kollarını sırtında birleştirdi.

Daha sonra çocuğun kollarından tutarak oradan güç alır gibi yalnızca belini oynatıp içinde ilerlerken Ahmet’se elleriyle kalçalarını iki yana ayırarak ona daha fazla geçiş izni veriyordu sanki.

“Ahmet,” diyebildi Burak sadece. Aldığı hazzı, yaşadığı heyecanı, içindeki ilahi aşkı anlatacak kelimesi yalnızca Ahmet’ti çünkü, tüm bunların sebebiydi önündeki çocuk.

Zevki tüm hücrelerine baskı yaparken dayanamayan Ahmet ise yeniden yatağa başını koyup, önündeki yastığın ucunu ısırdı. Burak’ın yarattığı düşsel yolculukta kendisini tutmasa bağırarak inleyecek, tüm apartmanı da ayağa kaldıracaktı sanki.

Burak vücudunda oluşan titremeleri hissedince yakın olduğunu anlayıp yeniden Ahmet’in içinden çıktı. Sonsuzluk neyse şu an ona bahşedilmeliydi, hem Ahmet’in aşkını yaşamak için hem de onunla birleştirdiği ruhuna eş tamamlanan bedeninin verdiği zevkin tadına doyabilmek için.

Yeniden Ahmet’in yüzünü kendisine çevirip çocuğun bacaklarını omuzlarına aldı. Yavaş olmadan, birden kendisini tümüyle Ahmet’in en derinlerine yollarken çocuğun tam protezinin başladığı, bacağınınsa son bulduğu yere öpücüklerini kondurarak girip çıkmaya başladı bu kez de.

Ahmet gördüğü görüntüyle hayatın ona zorunlu kıldığı tüm dramalara veda etti içinde. Ömrü boyunca uzun metrajlı ve başrolünün yalnızca kendisi olacağına emin olduğu filmi yaşarken, karşısına esmer, göğsünün tam üzerinde sanki yıllar önce onun dokunup da mühürlediği bir doğum lekesine sahip adam çıkıvermişti, filminin diğer başrolü olabilmek için.

Dakikalardır onunla daha fazla sevişebilmek için adamın kendisini tuttuğunun çokça farkındayken, bundan sonra kendisine acımaları da okyanusun en derinlerine gömülen bir gemi misali batmıştı, enkazının bulunması imkansız bir şekilde hem de.

Gözlerinden akan zevk gözyaşlarına bir de aşkının gözyaşları eklenince adama doğru bakarak, “Çok aşığım sana,” dedi sessizce.

Burak, sevgilisinden gelen cümleyle hareketlerini yavaşlatıp onun üzerine doğru eğilerek yeniden onun ellerini avuçlarının arasına aldı. Önce sağ avucunu daha sonra sol avucunu öperek içinde git gel yaptığı sevdiğinin yanağına da birkaç öpücüğünü bahşetti.

Alnını Ahmet’in omzuna yaslarken, “Ölüyorum sana,” diyebildi dolan gözleriyle. İklimindeki tüm yağmurlar çekildi birden gri bulutları da yanlarına alarak. Yağmurlar yerini güneşe bıraktı, güneşse yareni olan gökkuşağının elini tutup getirdi iki adamın aşkına şahitlik etsin diye.

Tamamlanan bedenlerinin yanında aşklarının da verdiği aşırı hislerle dayanamayarak yerinden doğrulan Burak Ahmet’e bakıp, “Aşkım de,” dedi, Ahmet’in içine saniyede bir girip çıkarken.

Ahmet, Burak’ın içinde hızlanıp da tam zevk noktasına yaptığı sert vuruşlar yüzünden inlerken adamın ne dediğini anlamlandıramadı önce. Sonra gözlerine istekle bakan adamın baş parmağı yeniden dudaklarını bulup da ağzının içine girerek diline baskı yapmaya başlayınca ağzındaki parmağı emerken, “Hadi, aşkım de,” diyerek ısrar etti Burak.

Onun bu kelimeyi duymadan gelmek istemediğini anlayan Ahmet, Burak’ın parmağını baştan sona bir kez daha emip ağzından çıkarırken fısıltıyla, “Aşkım benim,” dedi.

Burak, duyduğu kelimeyle titrerken son anda Ahmet’in içinden çıkıp çocuğun göbeğine doğru, tam piercinginin üzerine büyükçe inleyerek boşalmaya başladı. Ahmet dudaklarını ısırarak ona bakarken, Burak’ın bu hallerini gördüğü için ne kadar şanslı olduğunu düşündü.

Penisini içindeki son damla dışarı taşana kadar Ahmet’in masmavi gözlerine bakarak çeken Burak en sonunda çocuğun yeşil piercinginin üzerindeki menileri penisiyle yayıp olduğu yere de kendisini bastırarak tamamen rahatladı.

Hemen vücudunu aşağı doğru kaydırıp bu kez de Ahmet’i ağzına alan Burak, gözlerini yeniden çocuğa dikerek, onun bacaklarını da elleriyle iki yana açarak emmeye başladı. Az önce gördüğü görüntü yüzünden sınırda olan Ahmet’se, “Geliyorum Burak,” diyerek inledi.

Burak, eline aldığı Ahmet’i hızla çekerken ilk damla geldiği an kendi menilerinin üzerine doğru boşalması için çocuğun penisini göbeğine doğru çevirdi. Sevgilisi rahatlayana kadar onu avucunun içinde kaydırmaya devam ettikten sonra Ahmet’in piercinginin üzerinde biriken ikisinin beyazlıklarına bakıp dudaklarını ısırdı.

Ahmet yaşadığı tarifi imkansız anlar yüzünden dağılmışken, Burak bu yetmez der gibi dilini dışarı çıkararak ikisinin menisinin karıştığı göbeğini, çocuğun suratına bakarak yalayıp tam Ahmet’in dudaklarına kapanmadan önce tek eliyle onun bileklerini tuttu.

“Ben sana demiştim yavrum, yeşili beyaza boyardık diye.”

✨✨

Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻

Gidelim Verve 💙

🤞 Kitap bölümlerinden haberdar olun!

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Scroll to Top