Bölüm 28: Mavi Boncuğum

✨✨

Ömer’den…

Bu zamana kadar zihninizin içinde girdiğiniz tüm harpleri unutun. Sabah olmaz dediğiniz, bundan sonra aydınlığa çıkamayacağınızı düşündüğünüz, yürüdüğünüz yolda düşman addettiğiniz insanların size karşı çıkardığı fırtınaları da unutun… Ben kendi karanlığım saydığım ailemin ansızın ölüşünü bile unuttum çünkü, hem de gelen bir telefonla bana kalan tek ailemin de ellerimden kayıp gidebileceği korkusuyla…

İsminin bile kayıtlı olmadığı bir numara beni ararken zaten dört döndüğüm evde ömrümün pusulası olan adamın yokluğunun sebebini merak ediyordum. Uzun süre bana gelmeyişinin aklımdaki tek sebebi babasının onu bana göndermediği olmuştu, onun çoktan benim olduğunu bir türlü kabul edemediğinden…

Üzerimdeki kıyafetlere bakmadan evine gittiğimde annesinin iki gözü iki çeşme ağladığını görmüş, babasının yüzündeki telaşla içimdeki ‘Ya ona da bir şey olursa?’ korkusu daha da katlanarak büyümüştü.

Selim belki dikkat etmezdi ama ben onunla her telefon konuşmamızda ona ‘Allah’a emanet ol,’ demeden telefonu kapatmazdım. Çünkü böyle söyleyince insan o kişiyi bir kez daha görmeden ölmez derlerdi. Çocukken komşulardan duyduğum bu hurafe yüzünden Selim’i gördüğüm son anın konuştuğumuz an olmaması için onu hep ‘Allah’a emanet ol,’ diyerek uğurlardım, yüzüne ne kadar bakarsam bakayım ona doyamayacağımı bilir gibi… Onunla olan hiçbir zamanın da son olmamasını diler gibi…

Mahallede dört dönüp ailemin başına gelenlerin aynısının onun başına da gelmiş olabileceğinden korkarken babasının tanıdıklarıyla beraber onu arayacağını duyunca koşarak yeniden eve gelmiştim, evime gelir de beni bulamazsa o da korkmasın isteyerek…

Ama şimdi nasıl olduysa beni arayan adamın söyledikleri yüzünden kulaklarım uğulduyor, bunun da Selim’e olan nefreti yüzünden yaptığı sikik oyunlardan biri olmasını istiyordum. Ama öyle değildi işte. Hattın diğer ucunda ciddi şekilde konuşan adamın ağzından çıkan sözler benim bunca zaman Selim’e geç kalmış bünyemi daha da pişmanlıkla kavuruyor, benim zifiri karanlıkta mavi yıldızımı kaybetmişim gibi yalnızca görmeyen gözlerimle boşluğa dalmama sebep oluyordu.

Birini severken ona veda etmek zorunda kalmanın ağırlığı… Düşmanımın bile yaşamasını istemediğim bir durumken şimdi yeniden, ikinci kez benim başıma gelme ihtimaliyle en kötüsünü düşündüğümü fark ettim. Elimde kalan telefonun ucundaki kişiye, “Tamam, hemen geliyorum,” diye birkaç anlamsız söz söyledikten sonra yine üzerimdeki kıyafetleri bile değiştirmeden mahallenin diğer tarafındaki hastaneye doğru koşmaya başladım.

Aklımın ipleri diken misali canıma batan kötü düşüncelerin etkisiyle ellerimden kaçarken ben birilerini arayıp da hızla beni hastaneye götürmelerini bile isteyememiştim. Aklıma gelmemişti ki amına koduğumun yerinde. Yoksa şu an nefes nefese bir halde hastaneye doğru koşmamın ne kadar mantıksız olduğunu bir parça düşünebilseydim anlayabilirdim belki de.

Demir parmaklıklardan oluşan kapıdan içeri girip de hastanenin acil kısmına doğru koşarken ben daha ne olduğunu anlayamadan bir kol yakaladı beni. Görmeyen gözlerimi beni tutan kolun sahibine çevirirken, “Bırak,” diyebildim yalnızca.

“Gel benimle,” diyerek beni peşinden sürükleyen Kadir’e doğru, “Bıraksana puşt,” diye bağırdım. “Selim’i görmem lazım.”

“Lan dur iki dakika. Bir şeyi yok, bıçak kesiği işte. Abartma amına koyayım.”

Ağzımı açıp da bildiğim tüm küfürleri sıraladıktan sonra, o bilmiş ifade takındığı suratına bir tane de yumruk geçirecektim ki, “Uyuyor zaten, göstermiyorlar. Gel, soluklan şurada. Uyanınca bana haber verecekler,” dedi.

“Nasıl?”

“İyi dedim ya. Ne yaygara kopardın Naciye teyze gibi lan. Bıçak karnına geldi. Bir şey yok. Almıyorlar içeri, diktiler seninkini. Uyuyor mışıl mışıl.”

O, beni hastanenin önündeki çardaklardan birine doğru sürüklerken ben içimden sadece onu bana bağışlayana şükürler ediyordum. Bir de Selim’in yokluğu… Düşünmek istemediğim ama ailem öldükten sonra zihnimin gerilerindeki, o hep bastırdığım korkunun bugün güpegündüz bir şekilde beni bulmasıyla yeniden tüm yaralarıma avuç avuç tuz basılmıştı sanki.

Daha dolu dolu kahkaha atamadığım, gezip dolaşamadığım, özgürce sevemediğim sevgilimin benden alınacak olması ihtimali bile beni deliliğin intiharına eş duygulara sürüklüyor, benden Selim’i çıkardıklarında bir şey kalmayacağını bilen aklımın sağlığıyla oynuyordu sanki.

Zar zor bulabildiğim sesimle, “Ne olmuş?” diye sordum.

Kadir karşıma oturdu. Cebinden sigara paketini çıkarıp bir tane dudaklarının arasına aldı. Paketi bana uzattı. Zaten ara sıra içtiğim merete şimdi kurtarıcım olmasını ister gibi sıkı sıkıya tutunarak bir tane de ben yaktım.

“Anlatacağım ama şimdilik sakin kalacaksın.”

“Lan taksit taksit söylemesene amına koyayım. Delirdim burada. Kim yaptı, neden yaptı?”

“Ağzını yüzünü sikeceğim senin Ömer ha,” Sigarasından derince bir nefes çekti, gözlerimin tam içine baktı. “Bir sakinleş. Bekle burada.”

Ben, sırtımdan aşağı doğru kayan tek damla soğuk teri hissederken Kadir göz açıp kapayıncaya kadar nereden bulduğunu anlamadığım bir su şişesiyle yanıma geldi. “Al iç şunu,” diyerek şişeyi bana doğru uzattı. “Abartma fazla da. Yarasında bir şey yok dediğim gibi. Asıl mesele başka, ben sonuna kadar anlatacağım, sen de eyvallahını çekip dinleyeceksin Ömer. Celallenmeyeceksin. Sonrasına beraber bakarız.”

Ben karşımda art arda sigara yakan adamla Selim’in ne ara bu hale geldiğini, dahası benim şu an ondan teselli alıyor sayılabilecek bir vaziyette oluşumu anlamadan onun anlattıklarını dinlerken her bir cümlede daha fazla yıkıldım. Sevgilim dediğim, uğruna her bir yolu yeniden yıkıp sonra eskisinden daha sağlam şekilde inşa edebileceğim adam, kaç cephede savaşmıştı da tüm o cephelerden aldığı ağır yaralarla çıkışı böyle bir yolda bulmuştu? Ben ne kadar sikik biriydim ki onu her harbinde yalnız bırakmıştım, hem de o kurtuluşu en aciz insanın sığınacağı ilaçlarda aramışken…

“Bana bak.”

Kafamı kaldırıp bilmem kaçıncısını içtiğim sigaramdan bir duman daha çekip karşımdaki kahverengi gözlere baktım.

“Ben sana bunu anlattım. Selim anlatma diye yalvarmasına rağmen anlattım.”

Bir de bana anlatmaması için hiç sevmediği herife yalvarmış mıydı?

“Ben- Vay amına koyayım- Neyse- İşte… Ben birini kaybettim Ömer. Sen akıllı ol, hâlâ hayattayken n’aparsan yap, çek al onu. O zaten hazır senin elini tutmak için. Bayıldığında hastaneye getirdiğim zaman bile seni sayıklıyordu,” dedi kısıkça gülerken. “Çok aşık sana. Bana birini hatırlattı.”

“Mikail.”

“Biliyorsun.”

“Biliyorum.”

“Ben ona çok geç kaldım Ömer. Kendim de dahil herkesi çok suçladım. Suçlu kimdi inan çözemedim ama benden sana nasihat olsun. Gülüşüne ömrünü yakacağın birine geç kalma. Sonra hayat her gün amına koyuyor adamın, yaşamıyorsun bir daha. Mecburi nefes alışverişi işte.”

Kadir’in yaşadıklarını düşünmek bile istemezken aklımın ucundaki Selim’in durumuyla yalnızca kafamı salladım. Ben hâlâ beynimin gerilerinde bir yerlerde atan şartellerle karşımdaki yıkık dökük adamın anlattıklarıyla ne yapacağımı bile düşünemezken Kadir’in yanına gelen hemşire, “Haber vermemi rica etmiştiniz. Hastayı on dakika sonra görebilirsiniz,” dedi.

Parmaklarımın arasındaki sigarayı söndürüp de gözlerinin akı kan kırmızısı olmuş yorgun adama yeniden bakışlarımı çevirdim. “Fizikte bir teori vardır Kadir, bilmem bilir misin?” diye sordum. Kafasını olumsuz anlamda sallayınca, “Çoklu evren teorisi,” dedim gülümseyerek.

“Teoriye göre sonsuz sayıda evren ihtimali vardır. Başka bir evrende en güzel halinle de diyebilirsin sen buna. İlla klişe olacaksak. Ne demek istediğimi anladın?”

“Olur mu dersin?” dedi gözlerinin kahvesi umutla bana bakarken.

Daha birkaç saat öncesine kadar nefret ettiğim adamın yakamoz misali parlayan göz bebekleri yüzünden kalbim acıdı, onun gözlerinden bakmayı hiç istemedim dünyaya. Allah biliyor ya empati denilen sikik kelime bile bana ağır geldi bir anda.

“Sen dut ağacının dallarına çaputlarını bağla Kadir, vazgeçme. Evren sonsuz ihtimalden oluşuyorsa bir gün senin ağacının dallarına da bir melek konacak.”

Alt dudağını ısırırken, “Eyvallah,” diyebildi yalnızca. Daha sonra dayanamamış gibi, “Kahverengi de güzel olur belki o evrende,” diye mırıldandı.

Yerimden kalkarken, “Ama sen o evrende de sik gibi davranırsın,” dedim gülümseyerek.

“Siktir lan oradan.”

“Akıllanırsın ama. Sonra güzel seversin. Gözlerinin ışıltısından belli, dualarım senin için de olacak bundan sonra Kadir. Yaptığın her şeye eyvallah, fotoğrafları bile unutturdun.”

O, “Bunun sırası mı?” diye homurdanırken ben yanına gidip omzunu bir kez sıktım. Daha sonra benim de ömrüne ömrümü katacağım adamı görmek için hızla yanından uzaklaştım, içimden Kadir’in de bir gün başka bir kainatta çok mutlu olduğunu görmeyi dileyerek…

✨✨

Kolundaki serumla gözleri tavana dikili kalan adamın yanına ağır ağır adımlarken ona ne diyeceğimi bile bilemiyordum. Ne desem, nasıl yaklaşsam doğru olurdu kestiremiyordum hatta. Şimdi ona kızsam daha fazla uzaklaşabilirdi benden. Sanki bunca zaman tek başına kalmamış gibi benim meleğim dediğim adam da benden yine gidebilirdi. Ben de her zamanki gibi arsız Ömer’e tutunmayı tercih ederek, “Mavi boncuğum?” dedim.

“Ömer.”

“Dur dur heyecanlanma hemen. Kılıç yarası var sende, malum gazi olmuşsun.”

Ben, yanındaki sandalyeye sessizce otururken Selim mahcubiyetin hüküm sürdüğü o güzel gözleriyle baktı bana. Bu bakışı bir daha görememenin verdiği korkuyla dayanamayarak hafifçe sarıldım sevgilime. Birkaç kez üst üste dudaklarına öpücük kondurup gözlerinin içine derince bakarken o da her zamanki gibi nefesini tuttu.

“Nefes al bebeğim, okyanustan kurtuldun derede boğulma.”

“Ömer ben-“

“Sen ne yaptığını biliyorsun Selim. Ne yaptığın önemli ama daha da önemlisi benim senin yanında olamamış olmam. Sokuk bir herif gibi yıllarca senin içinde debelendiğin çamuru görememiş olmam. Ama dediğim gibi bundan sonra gerekirse bir ben olurum hayatında, dururum tam yanında.”

Mavilerine yandığım gözlerini kapatıp, “Özür dilerim,” dedi sessizce.

“Bana kuru romantizmin yetmez demiştim hatırlıyor musun?”

Gözlerini açmadan, “Hım hım,” diyerek kafasını salladı.

“Aç gözlerini.” Gözlerini açıp da bakışlarını bana çevirdiğinde, “Kuru romantizmin yetmediği gibi bana kuru özür de yetmez Selim. Bundan sonra ben ne dersem o olacak. Ama her şeyden önce tedavini olacaksın. Adam gibi bırakacaksın o sığındığın şeyleri. Nereden aklına geldi bu sokuk fikir bilmem ama neyse-” diyerek ona daha fazla yüklenmemek adına sustum.

“Tamam.”

“Dediklerimi yapmazsan-” dedikten sonra ona doğru yaklaşıp sessizce, “Sikerim,” dedim.

Yüzünde görmeyi beklediğim tebessüm birden belirip de, “Malsın amına koyayım. Bu tehdit bile değil,” dedi.

“Emin misin?”

Yorgun gülümsemesi yüzüne yayılırken elinden tutup avucunun içini öptüm. O karşımda yeniden bir kuş misali titrerken, “Çok aşığım sana lan,” dedim sevgim göğsümden taşıp da dudaklarımdan ona doğru bir yol bulurken.

Selim her anımdaydı, her bir hatıramdaydı, hep benimdi, benimle olmalıydı. Kaybetme duygusunun en ağırını yaşadığım bugün eskisinden daha da emin şekilde tutacaktım elini. Annesi, babası, siktiğimin mahallelisi ne derse desin alıp götürecektim gerekirse onu buradan. Kimselerin üzmesine, kırmasına bir daha izin vermeyecek, onu kendi kar küremizde saklayacaktım, içinde yalnızca ikimizin anılarının hüküm sürdüğü…

“O sana vurdu, dokundu sen gelip bana anlatmadın Selim.” 

“Sen?”

“Ben her şeyi biliyorum ama bana sen anlatacaksın bir de. Nedeniyle niçiniyle birlikte. Şimdi sen dinlen, ben de babanlara haber vereyim. Aklında hiçbir şey kurma, ben sadece seninim Selim, sen de benim. Ne yaparsan yap ben buradayım demiştim sana, sözümü tutacağım.”

Selim, “Ben seni aldatmadım. Kafam yerinde değildi-” dedikten sonra telaşla bana doğru bakarak yerinden doğrulunca yarası acımış olacak ki eliyle karnını tuttu. Acısına rağmen yine de yerinden kalkmaya çalışınca bir hamlede oturduğum sandalyeden kalkıp onu narince yatağa doğru yatırdım. Baş parmaklarımla gözlerinin altını okşarken gözlerinin tam içine baktım, madem sözlerim etkili değildi gözlerimden anlasın ona ne kadar aşık olduğumu isteyerek.

“Aldatma mevzusu sikimde bile değil Selim. Hatta düşüneceğim son şey bile değil bu durumda. Benim için önemli olan sensin, senin sağlığın. Bana sen lazımsın mavi boncuğum. Senin bana küfürler ettiğin, benden salatalık istediğin, sikik filmleri bana milyon kez izlettiğin, ben sana dokunduğumda çaktırmadığını sansan da küçük bir kuş gibi kollarımda titrediğin, bana aşkla baktığın bir ömür lazım. Aldatma mevzusunu sikeyim, sen iyi ol kalan her şeyin amına koyarım.”

Gözlerinden akan yaşlar parmaklarımda takılı kalırken zaten çok ağladığına emin olduğum adamın daha fazla ağlamasını istemeyerek yanaklarına kondurduğum öpücüklerle gözyaşlarını sildim, bundan sonra akacak gözyaşları yalnızca benim ona yaşattığım keyifli dakikalar yüzünden olsun isteyerek.

“Şimdi biraz uyu. Ben buradayım. Birlikte çıkacağız buradan, sonra bana gideceğiz.”

“Nereye?” diye telaşla sordu.

“Babanlara haber vereceğim dedim ya. Onlara birer posta azar kayıp, senin iyileşmeni bekleyip sonra da sana kayacağım mavi boncuğum.”

“Kimse umurumda değil Ömer. Ne derlerse desinler, ben de bundan sonra sadece seninleyim. Eşyalarımı almana gerek yok, bu halde kaçarım lan sana.”

“Herhalde oğlum, senin yerin kocanın yanı,” diyerek göz kırptım. Gözlerini devirdiğini görünce de, “Ben sana çalışır bakarım,” diye de ekledim.

Gözlerinin içindeki yıldızlar benim güven verici sözlerimin etkisiyle rahatlamış şekilde parıl parıl parlarken Selim’in bir kez daha göğünü yitirmesine izin vermeyecektim. Dokunuşu çiçeklerden bile güzel olan sevgilimi düştüğü yerden kaldırmaktı bundan sonraki yegâne amacım. Düşüşünü göremeyişlerimin aksine bundan sonra bir ona bakacaktı benim gözlerim, yaralarını bir bir üfleyerek iyileştirirken…

✨✨

Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻

Gidelim Verve 💙

🤞 Kitap bölümlerinden haberdar olun!

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Scroll to Top