✨✨
“Ömrün yirmi bin yüz altmış dakikası öpüşerek geçirilir,” dedi Mavi pat diye.
“Vallaha bana uyar yavru ceylanım.”
“Çok gibi görünüyor değil mi?” diye sordu Mavi.
Öğleden sonraki piknikten kalan eşyaları titreyen elleriyle tek poşete sığdıran Muzaffer sıkı sıkıya tuttuğu naylon poşetle Mavi’ye bakarak, “Yoo, ben doymam,” dedi.
“On dört gün,” diye hızla konuşmaya devam etti çocuk. “Ortalama on iki saniye öpüşür insanlar. Aslında eskiden sekizdi ama on ikiye çıktı. Romantik ya da cinsel öpüşme sırasında seksen milyon bakteri öpüşen bireylere geçer.”
Elleri iki yanında yumruk olan Mavi, böyle yaparsa ellerinin titremesinin geçeceğini umsa da karanlık çökene, dudakları şişene kadar öptüğü dudakların içinde yarattığı hançerden keskin, çiçeklerden narin heyecanıyla evin kapısını açtı.
İçindeki utanç duygusunu daha fazla konuşarak bastırmak ister gibi, “Bu bakteriler aslında kötü değildir. Birlikte yaşayan insanlar birbirlerinin bağışıklık sistemine ve mikrobiyomlarına böylece alışırlar. Öpüşme en çok Orta Doğu’da görülen bir eylemdir, neredeyse yüzde yüz. En az da Orta Amerika’da görülür,” diyerek ellerini yıkamak için kendisini banyoya attı.
Muzaffer ise utandığı için çenesi açılan çocuğun arkasından bakıp kafasını sallayarak gülümserken elindeki poşeti bir kenara fırlatıp kendisini de koltuğa attı.
Bu sırada banyodan çıkan Mavi, ne yapacağını bilemez gibi etrafa yavru ceylan bakışlarını tedirgince attıktan sonra Muzaffer’in yanına oturdu. “Öpüşürken beş kalori yakar insan.”
“Öyle mi?”
“Evet. Dudaklar beyinde en yüksek nöronları temsil eden organlardan biri olduğundan insanlar öpüşmeyi çiftleşme için bir davet olarak da kullanır,” dedikten sonra ne dediğini fark edince, “Yani olabilir, bu da bir çeşit anlamında,” diyerek sözlerini düzeltti.
“Çok tatlısın lan, sabaha kadar konuşsan dinlerim.”
Mavi dudaklarını ısırıp da içinde uçuşan kanatlı canlıların yarattığı heyecanla cebindeki çakıl taşını çıkararak avuçlarının arasına aldı.
“Unutmamışsın.”
“Sen ne dersen benim aklıma kazınmış be iki gözüm. Ne unutması?”
“İlk gün söylemiştim ve sen de sıkılmış görünüyordun.”
“O zamanki Muzo’yu bir elime geçirsem cızlama yapacam da neyse. Penguenleri de çakıl taşlarını da hiç unutmadımki.”
“Bu çok güzel bir jestti Muzaffer, hiç yanımdan ayırmayacağım artık,” diyerek Muzaffer’e doğru yavaşça yaklaşan Mavi, adamın hafif belirgin gamzesinin üzerine bir öpücük kondurdu.
Muzaffer ise gelen öpücükle dişlerini göstererek kocaman gülümseyip ilkokul çocukları gibi yanağını tutunca Mavi de ona doğru gülümseyerek, “Sen de çok tatlısın,” dedi.
“Lan hayali yetmiyor diyordum da yaşayınca daha fiyakalıymış. Seni nasıl manitam yaptım ama?”
“Ilgın olmasa,” diyerek ağzından kaçırıverdi Mavi.
Muzaffer gözlerini kocaman açıp, “Af buyur iki gözüm?” diye sordu. Zaten çocuğun kucağından kaçmayıp, saatlerce oturduğu yerde onu öpmesi hâlâ rüya gibi gelirken bir de ondan gelen ‘Seni seviyorum,’ cümlesiyle mayışmış hissediyordu kendisini.
“Bu sabah Ilgın aradı da beni. Şey dedi, ‘Öküz abim sana ilan-ı aşk edecek, sakın sana söyleyene kadar bildiğini çaktırma. Ama sen de onu seviyorsun sakın kaçma ciğerim.’ Aynen böyle söyledi.”
“Kızıl yılana bak sen. Ben de sadece benle konuştu sandıydım.”
“Benimle konuşmasa ben çok heyecanlanır, bir de utanırdım zaten Muzaffer. İyi ki önden konuştu benimle,” dedi Mavi her zamanki dürüstlüğüyle.
Muzaffer, tam dibinde oturup bıcır bıcır konuşan çocuğu biraz daha yakınına çekip, “Bundan sonra uzakta oturma. Ben eve gelince de hemen kucağıma gel tamam mı?” dedi. Sözlerinin Mavi’nin yanaklarının pembeleştirdiğini görünce de dayanamayarak çocuğun elma gibi kızaran yanaklarına birer öpücük kondurdu.
“Her zaman beni kucağına alamazsın. Mesela bazen belin ağrıyabilir ya da yorgun olabilirsin. Bu tip durumlarda ben senin kucağına gelemem,” diyerek birkaç saniye düşündükten sonra, “O zaman sen benim kucağıma gelebilirsin,” dedi.
Muzaffer, aklına gelen görüntüyle kahkaha atıp Mavi’ye doğru baktıktan sonra çocuğun dudaklarının tam kenarına bir öpücük iliştirip, “Eyvallahsın,” dedi.
“Ben duşa gireyim de yatarken manitamıza kötü kokmayalım.”
“Manita,” dedi Mavi adamdan gelen sözü tekrar etmek ister gibi.
“He valla, hem de ömürlük.”
Mavi dudaklarını birbirine bastırıp ayaklandıktan sonra aklına gelen şeyle, “Ben odamıza gideyim o zaman,” diyerek hızla odaya kaçışıyordu ki birden arkasını dönüp, “Sen kötü kokmuyorsun,” dedi.
Muzaffer, bu çocuğun yüreğine verdiği zarar yüzünden elini sol göğsüne koyup çıkacakmış gibi atan kalbini hissettikten sonra onun arkasından bıraktığı kokuyu derince içine çekerek banyoya doğru yollandı.
Hızlı bir duş alıp havlusunu beline bağlayarak Mavi ile birlikte uyudukları, artık ikisinin olduğu kesinleşen odaya doğru ilerledi. Kapıyı açıp içeri girdiğinde Mavi’nin elinde kocaman koyu mavi bir dosyayla ona doğru yutkunarak baktığını gördü.
Kendi vücuduna manitasının böyle tepki vermesi hoşuna giderken dolabın artık kendi eşyalarının dizili olduğu kısmına ilerleyip bir eşofman bir de iç çamaşırı çıkardı.
Bu sırada Mavi saçlarından akan su damlalarının göğsünden aşağı bir yol bularak indiği adama bakarken içinde oluşan tanıdık duyguya karşı koymak ister gibi bakışlarını Muzaffer’den çekti, zorlukla. Adamın esmer teninin ışıl ışıl gözlerinin önüne serilmesi, hem de ıslak halde… İşte bu Mavi için son zamanlarda kendisine yabancı duygulara sebepti nedense…
Muzaffer, havlunun altından bir çırpıda iç çamaşırını ve eşofmanını giyinip her zaman yaptığı gibi tişörtsüz şekilde Mavi’nin yanına kendisini attı. Saçlarından tek tük akan damlalar hâlâ göğsünde can bulsa da o alışık olduğundan sallamadı.
“O dosya ne?”
“İlişki sözleşmemiz.”
“Ne?”
“Bu kez kısa tutmadım. Ev arkadaşlığı sözleşmemizi bin sayfa yapmıştım, zeka seviyeni bilmediğimden. Artık zeki biri olduğundan eminim bu yüzden iki bin sayfa,” dedi Mavi dosyayı Muzaffer’e doğru iterken.
“Ne ara hazırladın bunu?”
“Ilgın’la konuştuktan sonra hazırlayıp eve getirdim.”
Muzaffer alt dudağını ısırıp elindeki sözleşmenin birkaç güne çöp olacağından emin bir biçimde dosyanın içindeki kağıtlara şöyle bir göz gezdirdi.
“Kıyafetlere karışmak yok demek?”
“Tabii, birbirimizin alanlarına saygı duymalıyız.”
“Peki. O zaman ben de sıcaklayınca tişörtümü çıkarabilirim sağda solda. Nasıl olsa sözleşmede böyle bir madde var.”
Mavi kaşlarını çatarken şöyle bir düşündü. Muzaffer’in tişörtünü orada burada çıkarması Mavi’nin nedense hoşuna gitmiyordu ve bunu asla istemezdi.
Başucundaki komodinin üzerinde duran kalemi alıp o maddenin üzerini karalarken, “Şey-Düşündüm de zaten biz nerede ne giyeceğimizi bilen insanlarız. Bu madde çok saçma olmuş,” dedi mırıldanarak.
“Sen nasıl dersen yavrum,” diyerek gülmemek için dudaklarını birbirine bastıran Muzaffer yeni bir sayfaya geçti.
Madde 42: ‘Taraflar (Sözü edilen taraflar Mavi Özhan & Muzaffer Arslan’dır.) birbirlerine yalan söylemeyecek, mecbur kalıp söyledikleri bir durum oluştuğunda ise on saniye içerisinde durum düzeltmesi yapacaklardır.’
Muzaffer bir sayfa daha geçti.
Madde 59: ‘Taraflardan Muzaffer Arslan havlusunu evin muhtelif yerlerine fırlatmayacak, kuruması için çamaşır askılığına asacaktır.’
Birkaç sayfa daha…
Madde 103: ‘Taraflardan Muzaffer Arslan çoraplarını mutlaka kirli sepetine atmalıdır.’
Madde 110: ‘Taraflardan Muzaffer Arslan çorba tenceresinde patlıcan pişirmemeli, tencerelerin kullanım saiklerine bağlı kalmalıdır.’
Hızlıca göz attığı sayfadan diğerlerine geçerken hep kendi dağınıklığının bahsedildiği maddelere tip tip bakan adam, o bölümleri çabucak atlamak için sözleşmenin daha doğrusu sağlam olmayan bir binanın temeline konulduğunda tuğla görevi görebilecek yığının orta kısımlarını sonlara doğru çevirdi.
Madde 1000: ‘Taraflardan Muzaffer Arslan haftada en az üç gün sebze yemeği yemelidir.”
Madde 1508: ‘Taraflardan Muzaffer Arslan bir sorunu olduğunda sorunun kaynağını mutlaka önce sevgilisi Mavi Özhan’a anlatmalıdır.’
Muzaffer, yüzünde artık yer eden ve belki de bundan sonra oluşacak mimik çizgilerinin sebebi olan gülümsemesiyle tam sol omzunun üzerinden kocaman gözleri ve meraklı bakışlarıyla onun elindeki sözleşmeyi onunla birlikte inceleyen çocuğa baktı.
“Sorunum olduğunda kime anlatmalıyım?” diye sordu. “Tam yetmedi benim kapasite anlamaya, ondan soruyorum.”
“Bana, yani sevgiline.”
“Ben ölürüm sevgilime lan,” demişti ki Mavi kaşlarını çatarak hızla birkaç sayfa çevirip Muzaffer’in daha rahat görmesi için işaret parmağıyla belli bir maddeyi adamın gözüne soktu.
Madde 1812: ‘Taraflardan ikisi de kesinlikle ölmekten ya da ölümden bahsetmemelidir.’
“Her şeye de bir madde. Nesin sen Christian Grey mi?” diyerek Mavi’nin elindeki kalemi alıp çocuğun sonradan madde eklenme durumu oluşursa diye aldığı önlemle dosyanın en sonundaki boş bıraktığı sayfalardan birini açtı.
Madde bilmem kaç: ‘Taraflardan Mavi Özhan her akşam sevgilisi olan Muzo’nun kucağına gelmeli, onu sayısız kez öpmeli ve ona sarılarak uyumalıdır.’
Madde zibilyon: ‘Taraflardan Mavi Özhan haftada bir sevgilisi ve manitası olan Muzo’yla çatıda mangal yakıp demlenmelidir.’
“Muzaffer! Resmi bir dille hazırlanmalı bu sözleşme! Demlenmem hem ben!”
Muzaffer, Mavi’yi duymazdan gelerek kaldığı yerden yazmaya devam etti.
Resmi dille hazırlanan maddelerin ben taa anasını avradını maddesi: ‘Yavru ceylan bel kolyelerini (Özellikle yıldızlı olanı) Muzaffer’in göreceği şekilde takmalı. İkisi yalnızken. Başkası görürse taraflardan kafası atık olan Muzo görenin gözlerini oyar.’
“Muzaffer!”
“Bu ilişkide saygı ve eşitlik esas yavru ceylan kusura kalma. Sen yazmışsın katip gibi, benimkiler zaten üç beş tane.”
“Tamam.”
“Ee n’apacam şimdi?”
“İmzala, bak ben imzaladım.”
Muzaffer gülümseyerek Mavi’nin imzasının yanına kendi ismini ekleyip o da imzasını attı. Daha sonra kalemi ve dosyayı başının ucundaki komodinin üzerine koyup, “Bu sözleşme yakında çöp olacak ama gönlün olsun hadi,” dedi.
“Nedenmiş o?”
“Ev arkadaşlığı sözleşmesine uyduk mu? Oraya da ‘Ev arkadaşları arasında romantik şeyler asla olmaz,’ diye sıkı sıkıya onlarca madde eklemiştin ama bak şimdi,” diyerek Mavi’yi kendisine çekerek çocuğun çenesini öptü.
“‘Tensel temasta bulunmak yok,’ da yazmıştın hatta. Aylardır öpüyom seni,” dedikten sonra bazı şeyleri kendisine ve Mavi’ye ispatlamak ister gibi bu kez de çocuğun yumuşacık yanaklarını öptü.
“O istisna oldu. Sözleşmelerde her zaman istisnalar olabilir,” dedi Mavi aldığı öpücükler ve adamdan gelen koku onu mayıştırırken.
“Sen kendin istisnasın zaten iki gözüm.”
Mavi kafasını kaldırarak, “O ne demek?” diye sordu.
“Senden başka yok, sen de bana vardın zaten. Yani galaksi mi ne zıkkımsa oranın en güzel çocuğunu kendime aldım kitabıma.”
“Muzaffer,” dedikten sonra Mavi bir cesaretle yerinden doğruldu. Bir bacağını Muzaffer’in diğer tarafına attıktan sonra adamın omuzlarından tutarak tam kucağına yerleşti.
“Heh şöyle.”
“Sözleşmeye yazdın ya ondan,” dedi Mavi. Sonra ağzının iç kısmını dişleyerek, “Ben de istiyorum,” diyerek kendisini düzeltmeyi de ihmal etmedi.
Öğlenin geç saatlerinden karanlık çökene kadar hiç yaşamadığı, hatta varlığını bile bilmediği duygularla oturmuştu Muzaffer’in kucağında. Bu ne cinsel anlamda bir dürtüydü ne de Muzaffer’in bu şekilde ondan bir beklentisinin oluşuydu. Sadece adamın kucağında olmayı da, ona sarılmayı da onu öpmeyi de çok sevmişti Mavi…
Tekrarlanan hareketlerinin ve alışkanlıklarının olduğunun çokça da farkındaydı ve bundan sonra sevgilisinin kucağında onu öpüyor olmak kesinlikle her gün tekrarlaması gereken bir şey olacaktı, emindi.
Muzaffer, kendi isteğiyle ona temas eden Mavi’ye bakıp çocuğun ceylan gibi kocaman gözlerine bir sigara yakmak isterken karnının doymayacağını bildiği için açlığını belli etmediği günlerden dünyanın belki de en temiz kalpli çocuğuna derdini açtığı bugünlere gelişine nefes aldı bir kez… Aldığı nefes ona ikinci bir hayat bahşetmemiş gibi bir de kucağındaki çocuğun kokusunu getirmişti… Daha ne isterdiki bir insan?
Aylardır onunla bu şekilde oturabilmek için dalak böbrek feda etmeye hazırken şimdi kendi isteğiyle gelmiş kurulmuştu kalbi gibi kucağına da. Üstelik kendisinin ona yakışmadığının, onun yanında bir çöp kadar değersiz olduğunun farkında bile değildi Mavi.
Öyle ya ne tahsili ne görgüsü ne de ailesinden aldığı bir eğitimi vardı Muzaffer’in. Kucağında gözlerini kocaman açıp da ona bakan çocuksa pek çoklarının zekasını cebinden çıkarır, pek çoklarını da babasından öğrendiği zerafetine hayran bırakırdı. Üstelik güzeldi de… Hatta en güzel olandan bir fazlaydı Mavi.
Ne bulmuştu onda, neden ona razı olmuştu işte bunu bilmiyordu. Çünkü kendisi Mavi’yi ikna etmişse Mavi de ona razı gelmişti… Kim ne derse desin ona göre bu böyleydi. Ortaokulu bile bitirmemiş, konuşmayı, yazmayı bilmeyen bir adamdı. Buna rağmen bir gün bile bunu ona hissettirmemişti Mavi… Bir gün bile ben senden üstünüm gibi bir imada bulunmamış, aksine zaman zaman ona soru sormuş, meraklı gözlerle de anlattıklarını dinlemişti.
“Çok seviyorum seni iki gözümün baharı,” dedi Muzaffer beyninden geçenlerin tüm tezahürü bu cümleydi aslında, uzatmaya ne hacetti?
“Ben de seni çok seviyorum Muzaffer. Ama beni utandırmak için mi yapıyorsun!?” diye sordu Mavi sitemle.
“Yoo, her dakika söyleyebilirim kitabıma. Usanmam ki. Aylardır içimde tuttum iki gözüm, bundan sonra güzelliğini de sevgimi de anlatacam sana, utanma. Ha bunun için de bir madde ekleyelim istersen sözleşmeye?”
“Gerek yok. Utanmayacağım. Yani Pavlovyan bir şartlanmayla ben de senin sözlerine şartlarım kendimi. Böylece utanmam zamanla azalacaktır, sonra da geçer zaten.”
“Bilimsel bilimsel konuşunca yükseliyorum sana imanıma.”
Mavi, yine de utangaç bir gülümsemeyle Muzaffer’in omuzlarındaki ellerini adamın yanaklarına çıkardı. Kendisini de adamın kucağında biraz daha öne doğru kaydırarak dudaklarını onun dudaklarına bastırdı.
Muzaffer’se bugünün yıllardır cehennem sınırında dolandığı arafından kurtulup da cennete bir adım daha yaklaştığı gün olduğundan emin oldu, kendiliğinden onu öpen çocuğun dudaklarını teninde hissederken.
Mavi’nin üst dudağını dudaklarının arasına alıp da emerken onun da aynı şekilde kendi alt dudağını yumuşacık emdiğini fark edince çocuğun belindeki ellerini sıkılaştırdı. Bir yerden güç almazsa kendisinden bağımsız dili Mavi’nin ağzının içini keşfe çıkacak gibiydi sanki.
Muzaffer, bunu ne kadar çok istese de hızlı gidişinin karşısındaki çocuğu korkutacağını düşünüyor, şimdilerde onun hazır olmadığını, ona zarar vereceğini düşündüğü şeyleri bir kez yapsa bağımlısı olacağını bildiğinden bazı şeyleri erteliyordu. Yeter ki Mavi her acı hatırasını unutsun, onların yerine kendi elleriyle ektiği çiçekten duyguların tomurcuklarını sulayıp, fidana dönüştürsün isterken…
Onun bunları düşündüğü sırada Mavi’nin elleri adamın çıplak göğüslerine inip de oraya tutunurken Muzaffer yalnızca onun dudaklarına odaklandı. İpleri bir kez elinden bırakırsa Mavi’ye karşı doymak bilmeyen iştahının yıllardır susuz kalmış bir canavar misali ortaya çıkacağından emindi çünkü.
Her şeyden habersiz Mavi ise kendisini Muzaffer’in kucağında biraz daha öne doğru kaydırıp fark etmese de içgüdüsel bir hareketle bacaklarını adamın beline sardı. O da bir şeyleri hiç bilmese, yine aynı şeylerden habersiz olsa bile yaradılışı gereği fizyolojisi meyilliydi bu hiç bilmediği güdülere.
Tam göbeğinin altındaki kısım kendi iradesinden bağımsız içe çöktü birden. Çöken uzvunun aksine tam karın boşluğunda yükselen, ruhuna sarılan duygular piro-teknik ve hiç sevmediği aygıtlar olan havai fişekler misali içinde bir yerlerde patlarken Mavi bacaklarıyla Muzaffer’in belini daha da sıkı sardı.
Neyi hissetmek istediğini bilmiyordu çocuk ama bir şeylerin eksik olduğunun da farkındaydı. Dudakları öpüşünü daha da hırçınlaştırırken Muzaffer, adının anlamının tam aksi şekilde girdiği savaşı büyük bir yenilgiyle kaybederek Mavi’nin belindeki ellerinden birini çocuğun tişörtünün içine sokup büyülendiği esmer-kumral teni baş parmağıyla okşamaya başladı.
Daha sonra Mavi’nin neredeyse tüm belini saran elini olduğu yere bastırıp Mavi’nin tam aksine neye ihtiyacı olduğunu bilir gibi onu kendi vücuduna daha da yaklaştırmak istedi.
Rüyalarında bile bir yere kadar cüretkâr olabilen adam, hayalinin yetmediği çocuğun gerçekliğine kendisini kaptırdığını anlayınca doyamadığı dudaklardan dudaklarını zorla kopararak yavaşça geriye doğru çekildi. Derin derin nefesler alırken alnını Mavi’nin alnına yaslayıp sakinleşmeyi ve Mavi’yi korkutmamayı umdu.
“Neden öpmeyi bıraktın?”
Muzaffer yutkunarak, “Yavrum sen Demir Dağı’nda dövüldün de biz senin karşında aciz kuluz,” dedi.
Mavi, adamdan gelen sözleri anlamlandıramasa da onu öpmek istiyordu. Yetmeyen şeylerin ne olduğunu bilmese bile kendince bir fikri vardı çocuğun ama şu an ilkokulda, ‘Bunlar senin yaşına uygun değil,’ diyerek Bilim-Teknik dergilerini elinden alan öğretmenine hissettiklerini yeniden yaşıyordu sanki. Bir şeyleri tüketmek istiyordu, onlara açtı ama elinden alınıyordu!
“Ben seni öpmek istiyorum ama,” dedi bir cesaretle.
Muzaffer, “Mavi,” diyerek dişlerini sıktı.
Adını söyleyen adamla daha da şaşıran Mavi, “Mavi mi? Bir şeyleri yanlış mı yaptım ben?” diye sordu gözlerini hızlıca kırpıştırarak.
Hiç kimseyi öpmemiş olan Mavi için Muzaffer’in ona adıyla seslenmesi bazı şeyleri doğru yapmadığı fikrini çağrıştırıyordu. Mavi, bir şeyleri doğru yapmazsa yapana kadar hırsla uğraşır, en iyisi olana kadar da durmazdı!
“İki gözüm, sen bir şeyleri farkında olmadan acayip doğru yapıyorsun. Ama bence yapma,” dedi Muzaffer, Mavi’nin gözleri dahil vücudunun herhangi bir kısmına bakmaktan kaçınarak.
“Anlamadım ama tamam. Kötü öptüm galiba seni, ben bilmiyorum yani- İçimden geldiği gibi davranmıştım,” dedi yine göbek adı dürüstlük olan çocuk.
Muzaffer, konuyu Mavi’nin bu şekilde anlayabileceğini hiç düşünmemişti. Kendi bakış açısıyla Mavi demek öz güven demek olduğundan geriye çekilmesinin sebebini yine Mavi’nin kendisinde arayacağını da öngörememişti adam.
“Yavru ceylanım,” diye söze başlayınca Mavi yeniden, hevesle onun gözlerinin içine baktı. İsmini çok sevse de Muzaffer’in ona seslenişleri adını sevdiği tüm günlerde var olan iradesini kökünden söküp atıyor, Mavi’den geriye yalnızca Muzaffer hangi sıfatı ona layık görüyorsa onu olmak isteyişi kalıyordu…
Mavi’nin kendisine hevesle baktığını gören Muzaffer, “Baban çilingir galiba yavru ceylanım senin,” dedi.
“Hayır, babam mühendis.”
“Bence yanlışın var, kalbimin anahtarını sana vermiş çünkü.”
Mavi kıkırdayarak yeniden Muzaffer’e bakınca Muzaffer başını sağ tarafa çevirip de içinden bir sabır çekti. ‘Şekle, resme bak. Evde dayanmak zorunda olduğum canlıya bak amına koyayım,’ diye düşündü Mavi’nin tatlılığına ettiği küfürleri bile umursamadan.
“Yavru ceylanım kucağımda kıpırdanma, araya gideceksin kitabıma artık!”
“Nereye gideceğim?”
“Mavi’m, yavru bebeğim. Biyolojide hani gördüydük ya üreme müreme.”
“Evet, eşeyli üreme ve eşeysiz üreme.”
“Ben şeyli üreme bilmem ama-“
“Ama?”
“Hani erkeklerin üreme organında şey olur sevdiği insana karşı -Hani, lan ortaokul terkim ben dersleri de tam dinlemedim. Mavi, sen kucağımda gözlerini aça aça kıpraştıkça sana kabaran bir şeyler oluyor yavrum!” dedi en sonunda dayanamayarak.
Mavi, normal formunda açılmayı Muzaffer’le yaşadığından beri unutan gözlerini yeniden kocaman açarak, “Anladım!” dedi.
“Yani senden yana kötü olan bir şey haşa olamaz, aksine senden bana güzellikler gelir ama ben de insanım lan.”
“Tamam tamam, anladım,” diyerek kendisini Muzaffer’in kucağından yan tarafa attı Mavi.
“Sapık belleme beni ha. İnsan sevdiğine zor dayanıyor be gülüm. Ama ben seni biliyorum, ha kendinde de baskı hissetme. Öyle bir talebim yok, o amaçla yaklaşmadım sana,” dedi Muzaffer. Daha sonra aklına gelen şeyle hızlıca, “Şimdilik yok Mavi ceylanım, yani sen de isteyince seve seve, bana alış diye beklerim ben bir ömür seni. Seninle olmak yeter zaten bana, tabii tenine dokunmak da on numara olay. Sen yine de bunu duyup da kucağıma gelmemezlik yapma, kitabıma seni sözleşmeyi ihlalden avukata veririm!” diye de ekledi.
Mavi, yutkunarak yeni edindiği bilgileri beyninin hipokampus kısmına aktararak Muzaffer’in olmadığı bir zaman, daha doğrusu en kısa zamanda yeniden hatırlayarak araştırmayı aklına yazdı. Allah’tan kendisinin sinaptik bağları kuvvetliydi de öğrendiği bilgileri hatırlaması kolay oluyordu. Üstelik bu kez yakında onu ziyarete gelecek babasına da soramazdı.
Meraklı yapısıyla pek çok bilgiyi tüketmeyi seven Mavi bu konuları da zamanında her canlı için ayrı ayrı araştırmış, midesi bulanarak, “İçgüdülerine engel olamayan zavallı orta zekalılar,” diyerek fizyolojik yaratılışa burun kıvırmış ve her zamanki gibi de büyük konuşmuştu. Şimdi tek başına bu işlerin nasıl olduğunu araştırması, utanmaması ve mümkünse kendisini böyle şeyleri yaşayabilecek oluşuna ikna etmesi gerekiyordu! Hem de yol göstericisi olan babasına danışmadan!
Onun kirpiklerini kırpıştırarak bakışlar attığını görüp, “Ben bir dumanlanayım,” diyen Muzaffer’i kafasıyla onaylayıp adamın odadan çıkışıyla kendisi de üzerini değiştirmek için yataktan kalkarak dolabına doğru ilerledi.
Dolabın kapağında asılı olan uzun, ince aynadan kendi yansımasını gördüğündeyse gözü önce elma gibi kızaran yanaklarına kaydı, daha sonraysa… İşte gözünün kaydığı ikinci yer Mavi’nin hayatında neredeyse ilk kez bu şekilde gördüğü organıydı!
Mavi ortalama ve altı zekadaki erkeklerin vücutlarının kendisinden bağımsız çalıştırdığı, sabah kalktıklarında iradeleri hariç sertleşen organlarına hükmedememelerinden farklı olarak ergenliğe girdiği dönemdeki birkaç küçük istisna hariç sağlam irade örneği göstermişti her daim. Ama şu an…
Hızlıca elini dolabın içine atıp ilk gördüğü mavi renkteki şort takımını alarak bugünün renginin mavi olmayışını bile umursamadan giyiniverdi. Daha sevgilisi olalı bir gün bile olmadan bu ne tavizdi böyle? Derin bir nefesi içine çekerek bugünlük kendisini hoş görmeye karar verdi. Sonuçta geçmişte de onun gibi dahiler aşık olmuş, evlenmiş, hatta buluşlarının gerisinde bile kalmışlardı. Mavi de bir günlük bazı şeyleri oluruna bırakabilirdi elbette.
Yatağa doğru ilerlerken kulaklarına dolan telefon sesinin Muzaffer’in telefonu olduğunu anlayıp etrafına şöyle bir bakındı. Komodinin üzerinde telefonunu bırakıp sigara içmeye giden adama gözlerini devirerek telefonu alıp da ona doğru götürmek için bir hamle yapmıştı ki Muzaffer’i arayan kişinin ismini ekranda görünce Mavi’nin kalkan organı anında indi, saçları dahil inik tüyleriyse sinirden tek tek kalktı.
‘Gonca’ yazısı ekranda bir yanıp bir sönerken Mavi, “Yavru ceylanım?” diyerek kapıyı dört kez tıklatan adamın zarafetine bile dikkat edemedi. Elindeki telefonu açtığı kapıdan geçerken Muzaffer’in göğsüne sertçe bastırdı.
Kendisi Muzaffer’in anlam veremeyen bakışları arasında salona doğru ilerledi, artık tanıdık olan duygunun her bir hücresine oksijen yerine bambaşka hisler taşıdığını katbekat tüm vücudunda hissederken…
✨✨
Muzaffer (%30 🪵 +%70 🌟)
Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻
Gidelim Verve 💙