✨✨
Selim’den…
Hastanenin penceresinden dışarı bakarken Ömer’in hâlâ gelmemiş olmasının verdiği sıkkınlıkla derin bir iç çektim. Bir hafta olmuştu burada, bu beyaz duvarlara sikik sikik bakıp da beyaz renginden nefret edeli. Üstelik herkes anlaşmış gibi bana kundaktaki bir bebek gibi davranıyordu. Annem, babam, Aycan, Ömer, duraktakiler…
Bir tek Mavi kollarını birbirine bağlayarak yapmamam gereken şeylerin listesini çıkarmış ve ben kendimi böyle bir duruma düşürdüğüm için ‘ortalama zekalı’ olduğumdan tam beş yüz sayfalık listeyi refere verdiği pek çok bağımlının sokaklarda sürünüyor olmasıyla beraber bana epeyce kötü bir senaryoyla yaptığım hatayı anlatmaya çalışmıştı. Beş yüz sayfalık listeyi de kucağıma bırakıp bir dahaki gelişine kadar hepsini ezberlemezsem bana edebiyat tezlerini okuyacağını söyleyip, dahası bunun bir tehdit olduğunu düşünüp çıkıp gitmişti odadan.
Ömer’se bana küfür bile etmiyor, benim ettiğim küfürleri de, ‘Haklısın mavi boncuğum, evet bebeğim, salatalık aldım sana sevgilim,’ şeklindeki sözleriyle savuşturuyordu. Bıkmış usanmıştım amına koduğumun yerinde.
Ayrıca burada kaldığım süre boyunca belli zamanlarda acayip grup aktivitelerine katılıyor, iç dökme seanslarıyla acizce sığındığım yolun nedeninin kaynağına inmeye çalışıyordum. Önceleri zorlansam da şimdilerde yavaş yavaş ben de alışıyordum bu yeni, aydınlık ve herkesin sokuk bir sevgi kelebeğine dönüştüğü hayatıma.
Soktuğumun yerinde Kadir bile değişmişti. Ziyaretime geldiği gün ebemden girip yedi sülalemden çıktıktan sonra eline aldığı, nereden bulduğunu anlamadığım elmalı bisküviyi birlikte kemirmiş, Beşiktaş’ın transferleri hakkında konuşmuştuk. Biraz benimle oturup, “Ben gidiyom, eyvallah,” dedikten sonra da yüzüme tip tip bakıp gitmişti.
Çok acayip zamanlardı kısacası benim için. Ama her ne kadar dışımdan onlara söylensem de içim bir o kadar şifalanmıştı sanki. Bunca yıl mümkün olmayan şeylerin etrafında dolanırken şimdi en mümkünlerin kıyısında yürüyordum. Daha ne isterdim ki?
Yanımda duran küçük etajerin üzerindeki suyu alıp tepeme dikerken bir de çok susadığımı fark ediyordum son zamanlarda. İçtiğim tüm o zehirlerin yerini su almıştı sanki, benim de bundan sonra berrak olmamı ister gibi. Zihnimde yaşam ve ölüm iki krallık olmuş, damarlarımdan akan kanla beslenmişlerdi. Bunca zaman ben ölüm krallığını beslerken bir gecede yaşamın krallığı dışarıdan aldığı yardımla güçlenmiş, sanki alt etmişti ölümün krallığını. Şimdi yaşamak için suya ihtiyacı olan krallığım benim de bedenime her canlının yaşam kaynağı gibi suyla aydınlanmamı istiyordu. Ya da ben bu beyaz duvarlara baka baka hepten delirmiş, götümden çıkarım uyduruyordum işte. Bilmiyordum…
“Mavi boncuğum,” diyerek kapıdan giren adamla birlikte elimdeki su bardağı dudaklarımın hizasında kaldı. Nasıl anlatabilirdim ki hiç aşık olmamış birine Ömer’i? Bunca zaman çabam onun beni sevmesi için değildi, onu sevdiğim içindi. Beklentisiz, kendimi hırpalayan, o başkasına gün gibi doğarken ben kalbimde ona ait tüm duyguları batıran…
Şimdi hayran olduğum gülümsemesi o tapılası ela gözlerine yansıyarak bana bakıyor, üstelik benim hiçbir zaman tezahür dahi edemeyeceğim şekilde yılların eksikliğinin acısını çıkarmak ister gibi yanımdan bir saniye ayrılmadan tüm zamanını bana bahşediyordu. O, bir şeylerden bahsederken ben yine içimden şükrettim. Arama mesafe girdi dediğim yaratıcımın beni sevdiğini, kurtarılmaya değer bulduğunu son on günde iyice anlamış, çokça teşekkür ediyordum ben de ona. Başka ne yapacağımı bilemiyordum çünkü.
“Sen beni dinliyor musun sevgilim?”
‘Sevgilim’ kelimesine alışamadığımı da hâlâ bu kelimeyi duyduğumda koskoca bir şehirde, bilmediğim sokaklarda gezerken sokağın sonunun masmavi bir denize çıkması gibi beni heyecanlandırdığına da iyi biliyordu. Bunu bildiği için gözlerime bakarak o güzel sesiyle ‘sevgilim’ diyordu ya zaten puşt. İyileşir iyileşmez ona gerçek Selim’i bir de yatakta göstermem gerekiyordu, ‘Ben sert sevmem,’ dediği günden beri aklımda onu altımda ağlatmak varken şimdi tamamen benim olan, beni olduğum gibi kabul eden adamın keyfini sürmeliydim ben de elbette.
“Dinliyorum aşkım,” dedim alayla. “Dinliyorum hayatım, bebeğim, güzelim.”
“Lan!” diyerek yanıma doğru yaklaşıp yatağın tam yanındaki koltuğu her zamanki gibi pas geçerek yatağın üzerine, tam dibime oturdu. Hızlıca etrafını kontrol edip dudaklarıma bir öpücük kondurduktan sonra, “Öylesine söyledin biliyorum ama sen aşkım deyince benimki kalktı,” diye fısıldadı.
Benim için savaşacağını söylediği günden beri tüm sözlerinin arkasında bir dağ misali duran adam için ben de utanan tarafımı bana uymayan bir elbise gibi üzerimden çıkarmış, doya doya sevmenin, sevilmenin tadını almak ister gibi daha cesur olmuştum.
“Seninkinin kalkmadığı gün mü var lan sevgilim? Biraz daha sabret, daha benim sıram gelmedi,” diyerek göz kırptım.
“Şerefsiz, uygun olmayan anlarda yükseltme beni. Bir hafta sonra hep benimlesin.”
Söylediği cümle benim için o kadar çok şey ifade ediyordu ki kimselere bu cümlenin bende bıraktığı izi anlatamazdım sözcüklerle. Bunca zaman benim olmasını istediğim adama arınmış, tertemiz Selim olarak gidiyordum. Derinlerde değildi artık gerçek Selim, buradaydı, hep benimleydi ve Ömer’e layık olacak şekilde onundu.
“Şimdi seninle yaşayacağız yani?” dedim yeniden yaptığı planları duymak ister gibi.
“Evet,” dedikten sonra dudaklarımı uzunca öptü. “Lan ben senden nasıl uzak kalmışım bunca sene? Mal Selim, beni bir kez dudağımdan öpseydin ben seni asla bırakamazdım.”
“Yalaşan iki arkadaş olurduk.”
“Hayır, birbirine aşık iki yol arkadaşı olurduk.”
Yanaklarım kızarırken o da bunu fark etmiş olacak ki iyice yatağa yerleşip elinin birini yanağıma çıkardı. “Çok güzelsin oğlum, dayanamıyorum sana bakmaya. Durdukça güzelleşiyorsun, Zeliha Sultan çok üzüm yemiş seni doğururken bence, günden güne yıllanan şaraplar gibisin.”
“Sensin güzel amına koduğumun Ömer’i,” diyerek mızmızlanırken bana bakıp kahkaha attı. “Senin şu fazla romantik olan sözlerini ne yapsak ki mavi boncuğum?”
“Hadi anlat.”
“Lan daha kaç kez anlatacağım?”
“Olsun, bir kez daha anlat. Gece o anları düşünüp duruyorum ben Ömer. Buradan çıkmak için gün sayıyorum, seninle yaşayacağım bir ömür. Hayali bile beni- Neyse.”
“Sana gösterdiğim evi tuttum. Annenler de bize yakın bir yerde ev buldu,” dedi gülümseyerek. “O mahalleden gidiyoruz, yeni bir yerde birlikte çok güzel bir başlangıç yapacağız.”
“Peki taksi durağı?”
“Ben gider gelirim, önemli değil. Zaten durağa yakın.”
“Benim yüzümden işinden de çok uzak kaldın değil mi Ömer?” Günlerdir ziyaret saati olsun olmasın bir şekilde soluğu benim yanımda alıyordu. Birkaç kez ziyaret saatleri dışında kapıdaki görevlilere şirinlik yaparak, türlü numaralar çevirerek içeri girmeye çalışsa da bankoda oturan kızlar Ömer’in benim sevgilim olduğunu anlayıp kapıdan ona sarılmama izin verdikten sonra Ömer’i gerisin geri yolluyorlardı. Bunu yaparken de çokça kıkırdıyorlardı bize bakıp elbette.
“Abiler beni idare etti, merak etme bunları sen.” Sonra bir anda kalkıp kapıya doğru ilerledi. Kapıyı sıkıca kapatıp yüzünde oluşan sinsi gülümsemeyle birlikte, “Kay bakalım. Sevdiğimize sarılalım biraz,” dedi.
Ben dişlerimi dudaklarıma geçirip yatakta biraz daha pencereye doğru kaydım. Karın boşluğumdaki yara acımasa da hâlâ orada olduğunu belli ettiğinden herkes bir de bunun için bana özenli yaklaşıyordu. Ömer, yanıma doğru uzanıp kolunu sırtıma sararak başımı göğsüne yasladı. Burnunu da saçlarımın arasına daldırıp derin derin nefesler alıyordu ki, “Ya koklamasana amına koduğum. İğrenç kokuyorumdur,” diyerek isyan ettim.
“Mal mal konuşma lan. Hâlâ mis gibi kokuyorsun. Bundan sonra kocanı dinleyeceksin Selim, evinin erkeği ol ve bana itaat et.”
“Abartma sayın sokuk. Ben bir iyileşeyim de seni elime alayım, çok şımardın sen.”
“Yaa, demek eline alacaksın beni? Nasıl olacak anlatsana.”
Sesini inceltmesi yüzünden kahkaha atmak isterken ani yaptığım bu hareketle karnım kasılınca elimi yaramın olduğu kısma doğru attım. Ömer endişeli gözlerle bakıp, “Çok acıyor mu?” diye sordu.
“Yok lan, bir şey yok. Kadir malı, ‘Ben olsam şimdiye top koşturuyordum, amma da hanım evladı çıktın sen,’ diyerek dalga bile geçti benimle.”
“Sen o davara ne bakıyorsun? O senin gibi mi? Şuna bak, on kilosun soktuğumun yerinde. Yeni evimizde sana bol bol hindili tarifler yapacağım.”
Başımı kaldırıp yakışıklı suratına baktım. Fırsattan istifade hemen dudaklarıma bir öpücük daha kondurup gözlerinden taşıp benim tam kalbimde can bulan aşkıyla beni izlemeye başladı. “Peki evimizde kütüphane var mı?” diye sordum.
“Var. Ben benim eşyalardan bazılarını taşıyorum. Ama sen istersen başka seçersin, onları alırız. Benim evdekileri götürmeyiz. Hamit amca da maddi destek olacağım dedi ama kabul etmedim. Biz hallederiz. Sen bir çık şuradan, eşya da bakarız. Sen nasıl istersen öyle olur ev.”
“Ben de çalışacağım. Yarı zamanlı bir şeyler bulurum. Zaten son senemiz, sonra okul da bitiyor.”
“Sen otur oturduğun yerde Selim.”
“Lan sen beni gerçekten ev erkeği mi yapacaksın?” dedim göğsüne iyice sokulup da bir elimi beline atarken.
“Bir süre böyle. Sen derslerine ve tedavine odaklanacaksın. Ben çalışacağım. Sonra sen tamamen iyi olunca da önümüze bakacağız.”
“Ben iyiyim. Bohçamı alıp sana kaçmaya karar verdiğim günden beri iyiyim.”
Kaşımın üzerini öpüp, “Küçükken demirlerin üzerinden atlamaya çalışmıştın hatırlıyor musun?” diye sordu.
“Evet. Yan bahçeye top kaçmıştı, topu alma sırası da bendeydi.”
“Bacağına demir girmişti, sen demirlerin üzerinden atlarken. Demir girdiği an sessizce duvardan inip benim yanıma gelmiştin. O masmavi, boncuk gözlerinle bana bakıp, ‘Galiba bacağıma demir girdi,’ demiştin sadece. Ben de el kadar bebeydim ama sen o canının acısıyla bile gelip bana sığınmıştın. Annene babana gitmek aklına bile gelmemişti, bana gelmiştin Selim.”
“Ne bileyim lan?” dedim. “Aklıma her zaman ilk sen geliyorsun, ne yaşarsam yaşayayım.”
“Bundan sonra da hep bana sığın Selim olur mu? Her ne olursa olsun, ne yaşarsan yaşa tıpkı çocukluğumuzdaki gibi bana gel. Ben seni hep beklerim bir yerlerde, canının acıdığını hissederim.” Aklına ne geldiyse bana sıkıca sarıldı. “Bir an seni göremedim, senden uzak kaldım. Ama hep seninim, hep de seninmişim ben. Sığındığın her şey sahte, benden başka.”
“Senin gibi değildi sığındıklarım zaten. Benim aklım hep sendeydi Ömer. Aklım, fikrim, zihnim hepsi sendeydi. Kendini suçlayıp durma. Benim acizliğim, benim güçsüzlüğüm. Sadece bilmiyorum işte- Unutmak istedim her şeyi ben, düşünmek istemedim, kaçmak istedim her şeyden. Senden, ailemden, Mikail’in suçluluğundan. Hepsi bir yana, senin beni hiçbir zaman sevmeyecek olmandan. Yanında yörende olan kızlar gibi sana dokunamamaktan.”
Yanağımda hissettiğim yaşla beraber akan gözyaşının benim değil de onun olduğunu anladım. Elimi yüzüne çıkarıp güzel yüzüne hiç yakışmayan gözyaşlarını silerken, “Ağlama lan,” diyebildim sadece. Daha fazla konuşsam ben de ağlayacaktım çünkü.
“Bana gelseydin Selim. O zaman bile bana gelseydin, gözlerime bakıp ben sana aşığım deseydin ben de içimde bir yerlerde hep senin olduğunu ama sahte duygularla aslında seni aradığımı anlardım. Bunca zaman sendin aslında içimdeki, ben göremedim ya da konduramadım bilmiyorum.”
“Tamam oğlum, bitti gitti bak. Geçti. Bundan sonra hep benim değil misin?” diye sordum.
“Hep seninim ama seni severken sana veda etme ihtimalini hiç bilemeyeceksin sen. Bir daha yaşamak istemem, Kadir’i bu yüzden az da olsa anlayabiliyorum.”
“O da mutlu olacak bir gün bak gör. Hak ediyor çünkü.”
“Ben de buna inanıyorum. O da benim gibi meleğine kavuşacak. Çok sevecek, çok sevilecek.”
Kafamı yasladığım göğsünden kaldırıp, “Demek ben bir meleğim?” dedim hayatımda ilk kez birine şımararak.
“Sen gerçek bir meleksin Selim. Buradasın, yanımdasın, kanlı canlı hem de. Ama sadece benim meleğimsin sen.”
Sımsıkı sarıldığım adam benim yuvamdı artık. Evim değil, yuvam. Ev bana soğuk, güvensiz, öylesine bir yer gibi gelirdi her daim, yuvanın aksine. Şimdi ela gözlerinden bana bahşettiği yıldızlı bakışları yuvamın çatısıyken en olmadık yerlerde kendime çapıp da yenildiğim tüm anlar bitmiş, bana yuvam olan adamla geçireceğim güzel günlerin göğsümde can bulan ışıklı anları kalmıştı yalnızca…
“Sensin, kalbim değildir böyle göğsüme vuran.*”
✨✨
Querencia: İnsanın kendini en güvende, güçlü ve rahat hissettiği, kendi olabildiği, yuvası gibi gördüğü yer.
*Sabahattin Ali
Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻
Gidelim Verve 💙
OF ANAM OF 😭😭😭😭😭
umarım böyle yollardan geçenlere hayat dibin dibini gösterdikten sonra çıkabilmek için bir yoldaş verirde yanına sağ salim çıkar düzlüğe ♥️