✨✨
“Eee? Ne dedi, bir şey dedi mi? Benim hakkımda konuştu mu? Özlemiş mi beni? İyi miydi?”
“Ayaz!” dedi kadın bıkkınlıkla. “Motorunu soğut oğlum, Allah adı verdim. Gördün ya sen de.”
“Anne, uzaktan iki dakika gördüm sadece. Ben dedim sana, keşke bir gazeteye iki delik açıp oradan izleseydim.”
“Bak zaten aranızda yalancı çobana döndüm. Adama ayak üstünde kırk yalan uydurdum. Sür şu arabayı, yemin ediyorum yirmi bir yaşında falan demem Bakırköy’ün ortasında paralarım seni.”
Ayaz, derin bir nefes alarak kontağı çalıştırdı. Yirmi sekiz saattir teni tenine değmeyen adamın özlemiyle avuçlarına ektiği tüm filizler solup gitmişti bile. Toprağı yoktu filizlerinin, nasıl can bulacaktı ki?
“Anne anlat, valla donuma kadar soyunur koşarım şimdi trafikte.”
Zeynep, zaten gıdım gıdım ilerleyen İstanbul trafiğinde sinirleri gergin, aç karnına yediği tatlı sebebiyle midesi iyice kazınmış, aklında Rahmi’yi kırk dokuz farklı şekilde dövme planıyla iyiden iyiye Ayaz oğlanı terliklememek için kendisini zor tutuyordu.
“Psikiyatriste gitmiş bugün. Bozuk olduğuna o kadar inandırmışlar ki, ‘Tamir edeceğim kendimi Ayaz için,’ diyor.”
Ayaz, ‘Hangi dil benim çaresizliğimi anlatır?’ diye geçirdi içinden. Yüzündeki bir çizgiye ömrünü feda edeceği adam, kendisinin elini tutmadan gitmişti demek doktora. Oysa o zamanını kolluyordu. Onu kırmadan, incitmeden bir yardım alması için öneride bulunacaktı ama uygun anı bekliyordu hep.
Oğlunun içinde kopan fırtınaları tek bakışta anlayan Zeynep, “Üzülme, bazen tek başına ayağa kalkman gerekir. Her zaman, bir yerlerde sana uzanacak bir elin olduğunu bilmek seni düştüğün yerden kaldırmak için bir tuzaktır,” dedi.
Pişmanlık her bir hücresine sinmiş gibi hisseden Ayaz, direksiyonu tutmayan eliyle gözlerini ovuşturdu. “Ben yanında olsaydım, en azından kapıdan çıktığında benim yüzümü görseydi.”
“Bundan sonra sen eşlik edersin o zaman.”
“Nasıl yani? Başka ne dedi kız? Anlatsana. Her gün şu ünlü, şurada yakalanmış diye anlatıyorsun ama!”
Oğlunun izlediği magazin programlarındakiler gibi aniden çirkefleştiğine şahit olan kadın hissettiği açlığı bir süre daha görmezden gelmeye karar verdi. En nihayetinde oğluydu, her haliyle kabul edecekti, ‘kız’ diyerek delirse bile… “Senin için savaşmaya hazır, baban olacak o tahta kafalıya bile karşı geleceğini söyledi. Bekle biraz, bir şey yapma. O sana gelsin, o çabalasın. Bırak, başarmışlık hissini tatmasına izin ver.”
“Ben zaten çok kırgınım.” Gözlerinin dolduğunu saklamak için başını sol tarafındaki cama çevirdi.
“Kırgın olmakta haklısın ama hiçbir zaman elleri boş biri olmadın Ayaz. Mustafa’yı en iyi ben anlarım. Babana zengin diye beni verirlerken kimsesizliğimi bir kez daha iliklerime kadar hissetmiştim. Herkesin ailesi arkasında dağ gibi durmuyor, annesi bile. ‘İnsanı annesi sevmezse kim sever?’ diyorsun. Doğuran kadın yahu, daha ötesi var mı? Mustafa’nın hislerini en iyi ben bilirim. Bu yüzden bırak, kırgınlığını tamamen alana kadar çabalasın. Onu hemen affedip de ileride her kavganızda bugünleri hatırlatma ona. Hayat size her zaman güzellikle gelmeyecek.”
“Sadece çok özledim, kokusu bile burnumda tütüyor.”
“İyi, kıymet bilirsin,” dedikten sonra oturduğu koltukta biraz daha dikleşti. “Eve gitme, Develi’ye sür. Yoğurtlu kebap yiyeceğim ben.”
Ayaz, normal zamanlarda çimen kaynatıp onu da otların üzerine serperek içen kadına baktı şaşkınca.
“Ne var!? Bunalımdayım ben,” diyerek kendisini savundu Zeynep. “Kebap yemem lazım, hadi. Zaten yakında Mustafa getirip götürür beni. Sana da baban olacak o kerkeneze de ihtiyacım kalmaz.”
“Birincisi, senin ehliyetin var ve araba sürebiliyorsun. İkincisi, o ne demek!?”
“Araba sürebiliyor olmam şoför sevmediğim anlamına gelmez. Hepiniz benim şoförümsünüz.” Sonra gururla oğluna baktı. “Ehliyet alacakmış, yarın başvuruyor.”
Ayaz, duyduklarıyla gözleri ömrünün karanlığına yakamoz olan adam için bir kez daha heyecanlandı. Henüz doyamadan kaybetmiş sayılırdı. Daha elinden tutup sinemaya gidememiş, bir tatile çıkamamış, hamakta- Neyse burada kesse iyi olacaktı. Zaten yirmi sekiz saattir dudakları Mustafa’nın dudaklarıyla örtülmediğinden sersefil hissediyordu kendisini.
Tam arabayı park edip de annesinin çok istediği kebapçıya doğru ilerleyecekti ki mesaj uygulamasından bildirim geldiğini zil sesinden anladı. Bugün öğleden sonra ‘byzks91’ kullanıcı adıyla sahte hesap alıp bir de fotoğrafını beğenen saf sevgilisinden mesaj mı geldi diye düşünerek heyecanla telefonunu çıkardı cebinden.
Bebeğim: Ehliyet almak için evrak
Bebeğim: Pardon arama motoruna yazacaktım yanlış oldu.
Ayaz, bebeği ondan uzakta olduğu için mi, yoksa bu yeni sürümünün ilk haline şahit olduğu için mi bilinmez ama gülerek adamın tatlılığının kanıtı olan mesajlara bakakaldı bir süre. Cevap vermemek için kendi elini kolunu bağlama isteği baki şekilde sadece iç çekti.
Evet, güçlü olabilirdi. Tamam karşısındaki adam dünya üzerinde gördüğü her canlıdan daha tatlıydı ama Ayaz, biraz daha dayanmalı, bu kendi güzelliğinin farkında olmayan adamı biraz daha peşinde koşturmalıydı.
Sevgilim: Sorun yok.
Bebeğim: Öldürür kirpiğinin her tanesi hayırlı perşembeler bir tanesi.
Ayaz kahkaha atarak bir süre daha ekrana kitledi bakışlarını. Yanında olsaydı şu an kesinlikle bir ısırık almıştı Mustafa’sından!
Sevgilim: Bu ne şimdi?
Bebeğim: Sana yürüyorum 😚
Sevgilim: Böyle mi yürüyorsun?
Bebeğim: Bilmem ki? İlk kez birine yürüyorum, böyle olmuyor mu? Biraz araştırdım da sana ‘nude‘ atmam gerekiyormuş, atayım mı?
Ayaz, vur deyince öldüren adamın mesajını okuduğu an gözleri yuvalarından fırladı. Zaten sevgilisinin tadı damağında kalmış, her gece onun kucağında zıplaması gereken zamanlardan birkaç geceyi siktiği hayat onlardan çalıyordu. Bunun siniri ona yetmemiş gibi adam kudurdukça kuduruyordu resmen!
Sevgilim: Benim sevgilim var, yallah başka kapıya.
Bebeğim: Hâlâ sevgilin mi?
Sevgilim: Ömürlük sevgilim ama oyuncak gibi paketimi açtı, benimle oynayıp attı. Resmen yarı namusumla ortada bırakıldım.
Bebeğim: Öyle yapmamıştır, salaklığının farkındadır ve seni geri kazanacaktır bence.
Sevgilim: Beni hiç kaybetmedi, sadece kırgınım.
Ayaz, henüz bir gün geçmesine rağmen sanki on yıl yaşlanmış gibi hissettiği anların aksine şimdi yüzünde kocaman gülümsemesiyle annesinin yanına doğru ilerledi.
Dünden bu yana belleği tek bir zamana indirgenmiş gibiydi. Kapıyı Mustafa’nın yüzüne çarpıp da apartmanın önünde dakikalarca kendisiyle verdiği savaşın olduğu o ana.
Hiçbir zaman, ‘Benim şöyle deli damarım var, böyle sinirliyim.’ diyerek kendisini anlatan biri olmamıştı Ayaz. Bu zamana kadar da kendisine deli derken bu kadarını o da tahmin etmiyordu ki geriye dönüp baktığında hâlâ yaptıklarına şaşırıp kalıyordu.
Mustafa, kendisini onun hayatında yetersiz olarak konumlandırıyordu ama aptal sevgilisi bilmiyordu, o olmasa Ayaz’ın sonsuza kadar kendi yağlı urganı olan kravatının içinde, Alcatraz saydığı o şirkette, betonda yatan bir mahkum gibi kıvranacağını.
O, Mustafa’nın ayağındaki taşların iplerini nasıl kestiyse Mustafa da bir şekilde onun urganını koparmıştı, bir günde. Ayaz’ı serbest bırakmış, kendisinin süslediği hayallerinin yanına bir de çok sevdiği mutfağı eklemişti büyülü düşlerine.
Bir günde kaydını sildirmişti Ayaz. Mustafa’nın yarattığı devrimi daha kendisi yaratmaya karar vermeden önce yapmıştı aslında, sadece farkında değildi. Ayaz’ı herkesin, hep bir ağızdan aynı şarkıyı söylemek zorunda olduğu korosundan çekip almış, ona solo performansı da gösterebileceğinin cesaretini bahşetmişti.
Mustafa olmasaydı Ayaz, o koroda babasının önünde sesini daha gür çıkarmak için bağıracak, babası yokken arkalara geçip ağzını oynatarak sadece şarkıyı söylüyormuş gibi yapacaktı.
Annesiyle yemeğini yedikten sonra içinde peydâ olan mutluluk, son mesajına cevap vermeyen adamın burnunda kokusuyla eve döndü. Kapıdan girdiğinde Rahmi’nin salonda ikisine de yemek hazırlamış, tabaklardaki makarnaların başında heyecanla onları beklediğini gördü.
“Hoş geldiniz, hadi gelin.”
“Biz yedik, sana afiyet olsun.” dedi Zeynep. Yoktu öyle bir tabak makarnaya kırılan kalpleri birbirine yamamak.
Ayaz, hiç oralı olmadan odasına çıktı. Yemeğin üzerine vanilyalı dondurmasını yiyip dizisinin en heyecanlı yerine devam edecekti daha! Chuck cesur Blair‘i ortada bırakmış, kız başka biriyle sevgili olunca da yeniden peşinden koşmaya başlamıştı! Tam yatağının üzerine kurulmuş, dondurmasından bir kaşık alacaktı ki bir bildirim sesi doldu kulaklarına. Heyecanla yeniden telefonunu eline aldı, belli ki Mustafa dediklerini bir bir yapacaktı.
Bebeğim: Pardon, yeni telefon aldım da attığın mesajı görmemişim.
Sevgilim: Mesaj atmadım ki.
Bebeğim: Ben de onu diyorum işte, neden mesaj atmadın?
Sevgilim: Ne yazmalıydım?
Bebeğim: Hayırlı olsun diyebilirdin, çok kabasın. Kendime çok havalı bir telefon aldım, Hey Siri deyince bir kadın benimle konuşuyor.
Sevgilim: Ne alaka şimdi yeni telefon?
Bebeğim: Burak benimle dalga geçti, ben de o göte telefonumu gösterip haddini bildireceğim ✊🏻
Ayaz, sadece bir gün uzak kaldığı adamın neler çevirdiğini anlayamadı. Burak yarak kafası ne alakaydı şimdi? Ayrıca konu ne ara Mustafa’nın telefonuna gelmişti? Bunlar uzun uzun sohbet falan etmiş olamazlardı değil mi? Yok canım, Burak ve Mustafa ikilisi… İmkansız…
Yine de merakına yenik düşerek telefonun ekranında hızlıca parmaklarını oynatmaya başladı.
Sevgilim: Neden onunla telefonun hakkında konuştun?
Bebeğim: Beraber sigara da içtik.
Ayaz, yatağın ucunda oturmasının da getirisiyle şap diye yere yapıştı. Yokluğunda güzel bebeği, ‘Pavyona düştüm, gel beni pezevenklerin elinden al,’ diyecek kıvama gelmişti resmen!
Bebeğim: Ama cimri biraz. Bir dal sigaranın muhabbetini yaptı. Kahve ısmarlayacağım ki sussun.
Sevgilim: Mustafa, ne demek sigara içtim?
Bebeğim: İçemedim ki iki fırt aldım.
Ayaz, yerden kalkamadı. Dakikalar önce düştüğü şekilde, öylece yatar pozisyonda durup mesajlarına devam etti.
Sevgilim: Fırt mı?
Bebeğim: Evet. Sonra Burak da elimden aldı. ‘İçemiyorsun, tanesi kaç para bunun?’ dedi, attı 🥺
Sevgilim: İyi yapmış, sen sigara içemezsin ki.
Bebeğim: Bebek olduğum için değil mi?
Ayaz, Mustafa’nın pek çok haline dişlerini sıkmış, iç geçirmiş, hayranca bakmış ya da çok kibar olmayacak şekilde ifade edilirse azmıştı. Ama bu son sürüm, yani Mustafa 2.0, Ayaz’ın adama olan bağışıklık sistemini kırılganlaştırıyor, onun hemen her halini görmesine rağmen içinde bir yerlerde yuvarlak çizip yeniden başa döndüğü hissine kapılmasına neden oluyordu.
Bir yerlerde katman katman farklı Mustafa olduğunu zaten öngörebiliyordu ama bazı anlarda Ayaz hâlâ şaşırıyordu bu adama işte.
Sevgilim: Hayır, bunca zaman içmemişsin ne gerek var.
Bebeğim: Sen de cimrisin demek ki. Korkma istemem senden sigara.
Ayaz, bu kadar mesajlaşmanın yeterli olduğunu düşündü. Yoksa şimdi çıplak ayaklarıyla Mustafa’nın evine koşacak, adamı kucağına alıp tek lokmada yutacaktı!
Ama belli ki birileri onunla aynı fikirde değildi, yeniden telefonunun bildirim sesi odada çınladı.
Bebeğim: Yeni telefonum çok güzel. Kamerası da baya iyi.
Bebeğim: Fotoğraf📷
Bebeğim: Bak.
Ayaz, sevgilisinin ekranda beliren fotoğrafına özlemle baktı. Ama bebeğim dediği adamın sinsiliğine ilk kez şahit olduğundaysa hayretle nefesini tuttu. Kendi yüzünü çekerken bilerek boynundaki ve omzundaki morlukları da kadraja almış, telefonunun kamerasını bahane edip Ayaz’ı en dayanamadığı yerden vurmak ister gibi vücudunda onun tarafından yapılan izleri yollamıştı aslında.
Sevgilim: Krem sürseydin.
Bebeğim: Yoo hoşuma gidiyor izleri görmek.
İçinden üç kere sabır çekti Ayaz. Telefonun ekranından saatin daha on olduğunu görse de Mustafa’nın ona bu gece çile çektireceğini anlayarak dün gece uykusuna uyumadan önceki gözyaşlarının aksine bu gece gönlündeki ferahlamayla uyudu, ertesi gün uyuşan teninin eksik parçasına dokunup da tamamlanmasını umarak…
✨✨
Sabah kahvaltısını yapmadan çok istediği aşçılık kursuna kaydını yaptırabilmek için erkenden evden çıktı. Bahçede duran ve çok sevdiği motoruna şöyle bir baksa da babası aldığı için kullanmayı pas geçerek otobüse binecek olmasının verdiği sinirle demir kapıdan çıkmıştı ki bir taksinin içinde hevesle kendisine el sallayan Mustafa’yı gördü.
Günün bu saatinde, evinin önünde olması yeterince şaşırtıcı değilmiş gibi bir de neşeyle, “Günaydın,” diye bağırdı beyaz tenli adam.
Ayaz, taksiye doğru ilerleyerek kafasını hayırdır anlamında salladı. Eski Mustafa olsa onun bu halinden onlarca anlam çıkarırdı ancak adamın şu an tek düşündüğü sevgilisinin soğuk ve sert duruşunun ne kadar karizmatik olduğuydu.
“Seni almaya geldim. Ehliyet işlemlerim seninle aynı semtte de beraber gideriz diye düşünmüştüm.”
“Sen benim bu sabah evden çıkacağımı nereden biliyorsun ki?”
Mustafa, genişçe sırıttı. “Malum oldu.”
Ayaz, otobüslerde sürünmek yerine Mustafa’nın kokusunu içine çekerek gideceği bir yolculuğa tabii ki de hayır demeyecekti. Ama nihayetinde biraz olsun nazlanmak onun da hakkıydı.
“Ben otobüsle giderim, herkesin arabasına binemem.”
Bu sırada kısa saçlarını karıştıran ve Beşiktaş’ın yenilgisi sebebiyle sabahına çok da iyi başlamayan taksici, “Atla artık dayıoğlu, taksimetre işliyor bak,” dedi.
Adamın sözleriyle tüm nazlanma hevesi kursağında kalan Ayaz, yanaklarını şişirerek oflayıp Mustafa’nın yanına oturdu. Bakışlarını aksi taksici ve sırıtarak kendisini izleyen Mustafa’nın arasında dolandırdıktan sonra sessizce, “Ne bakıyorsun be?” dedi.
“Pardon, tutamadım kendimi. Erik gibisin kütür kütür, ona bakıyordum,” şeklinde gelen cevapla Ayaz yeniden dumur oldu. Bu adam kimdi ve sürekli utanan Mustafa’sına ne yapmıştı?
“A aa sapık.”
Mustafa, kaşlarını iki kez yukarı kaldırıp indirdi. “Sana özel ama.”
Gülümsemesini bastırabilmek için yanağının içini ısıran esmer, “Tövbeler olsun,” dedi. İnsanın sevdiğinin tacizine uğraması da baya güzel oluyordu şimdi.
“İzin mi aldın sen?”
Mustafa, ses tonunu Ayaz’dan öğrendiği şekilde kısıkça çıkararak, “Evet, yarın da izinliyim bebeğim,” dedikten sonra ona doğru biraz daha yaklaştı. “Kaçırayım mı seni benim eve?”
“Nasıl izin aldın bu vakitte sen?”
“Nedenmiş o?”
“Ay kapanışı değil mi? Sen bu vakitlerde gecelere kadar çalışırsın?”
“Mümin yedeğim oldu, o yapsın bana ne?” Aynı anlarda zihninde bir an önce pazartesi olmasını diliyor, yeni telefonuyla Burak’a hava atmak istiyordu.
Ayaz, birden boş bulundu. “Öngörülemez şeyler oluyor.”
Mustafa, Ayaz’a bakıp kocaman gülümsedi. Gülümseyişlerinde bir her daim bir parça çekingenlik taşıyan adamın ilk kez dişlerini göstererek utanmadan, korkmadan gülümsediğini görmekse Ayaz için aldığı her yalancı yenilginin sonundaki gerçek zafer gibiydi.
İlk kez bu kadar cesaretli, bu kadar her şeyi başarmaya muktedir hisseden Mustafa, aldığı kararların arkasında durduğundan çokça mutluydu o dakikalarda. Karşısındaki çocuğu tüm kelimelerin sonuna gelmiş gibi sadece sevmek istiyordu. Konuşmadan, tüm bedeniyle, gözlerinden taşan her anlamla sevmek…
Ayaz’ın kayıt yaptıracağı yere yaklaştıklarında Mustafa, huysuz şoföre burada ineceklerini söyledi. Onun kayda geldiği yeri biliyor olmasının verdiği şaşkınlığı üzerinden atan Ayaz, “Hayırdır?” diye sordu. Mustafa, kesinlikle içeriden birilerinden destek alıyordu ki bu kuvvetle muhtemel annesiydi.
“Ben de geleceğim.”
“Neden?”
“Her yeri bana getirirdin hani? Şimdi de seninle, ilk gününde, burada olmak istiyorum. Burayı bana getirmeye gönüllü değil misin yoksa?”
Ayaz gelen cesaret dolu sözlerle kafasını salladı. “Beni böyle sözlerle tavlayamazsın yalnız.”
“Yanlışın var,” dedi Mustafa. “Ben seni çoktan tavladım bebeğim. Öyle olmasa kucağında ben varken sesin kısılana kadar inlemezdin değil mi? Sadece eşitleniyoruz.”
Ayaz, geçmişteki tüm anıları bir bir zihninden geçirirken bir kez daha emin oldu. Mustafa’nın her hali favorisiydi. Utangaç, masum, azgın, yeni uyanmış, göğsünde saklanan… Ama açık ara öz güvenli Mustafa, tüm bunların önüne geçmiş, bayrağı Ayaz’ın tam kalbinin ortasına dikmişti, tıpkı onun Mustafa’nın topraklarında sürdürdüğü saltanat misali.
“Terbiyesiz.”
“Teveccühünüz, sizden öğrendim.”
Peşinde Mustafa’yla içeri giren esmer, hiç yaşlanmayan hayalinin yanında olmasının cesaretiyle en genç, en yeni, en taze ama kalbinin köşesinde hep var olduğunu bildiği körpe düşüne ilk adımını böylece attı. Beraber kayıt işlemlerini yaptırdılar. Baharın başlangıcı olan bir mart günü kursu başlayacak olan Ayaz, yanındaki dinmeyen baharıyla yeniden filizlenecekti, kuruyan topraklarının bereketlenmesiyle.
İşlemleri bitirip dışarı çıktıklarında Mustafa, kimselerin kendisine layık görmediği şekilde, “Seninle gurur duyuyorum sevgilim,” dedi. Birileri bu kelimeleri ömrü boyunca ona söylemese de sözlerin gerçek sahibi sevgilisine kalbiyle beraber sundu tüm söylenmemiş, söylenecek kelâmlarını.
“Teşekkür ederim,” dedi Ayaz. Nedense ilk kez Mustafa, Ayaz’ı utandırmıştı. Onun ayarsız arsızlığına ve sapıklığına çokça alışkın olan adamsa esmer yanakların hafifçe kızarmasını ilk kez gördüğünden ömürlük bir manzara gibi seyre daldı bu ilahi görüntüyü.
Bir süre sevdiği adamın güzelliğinin tadını çıkardıktan sonra, “Ahmet ne zaman geliyor?” diye sordu.
“Bir, iki hafta içerisinde gelir. Benimle başlayacak o da, aynı anda.”
“İyi, onu tembihleyim de sana sarkan olursa bana haber versin.” Bir yandan da yeni telefonundan ehliyet kursunun konumuna bakıyordu. “Gelip boy gösteririm şöyle bir, sahipli olduğunu anlar herkes.”
“Ben bağımsız bir erkeğim, kısıtlamalara gelemem,” diyen Ayaz, çaktırmadan gülümsedi. “Bir de eve kapat beni istersen!”
“Kelepçelemek de bir seçenek.”
Ayaz, karşısında dikilen adamı çalıya, ormana, dağa, bayıra vurmamak için kendisini çok zor tutarken bu yetmez diye düşünen Mustafa, “Bak ne sipariş verdim?” dedikten sonra havalı telefonunun fotoğraflar kısımını açıp siyah bir jartiyer gösterdi. “Zeynep ablamın linkinden tabii.”
Boğazı kuruyan Ayaz, üst üste yutkunmaya çalıştı ama siktiği fizyolojisi buna da izin vermiyordu ki. “Mustafa, sen n’apıyorsun?”
“İyiyim valla, ehliyete başvurup seni nereye yemeğe davet etsem diye düşünüyorum. Sen n’apıyorsun?”
“Bu gösterdiğin ne şimdi adam!?”
“Gelecek için spoiler. Hani başına neler gelecek, şimdiden bil.”
Ayaz, bir an tereddütte kalsa da, “Beni bedeninle kandıramazsın!” dedi.
“Emin misin?”
“Tamam kandırırsın ama önce kalbim.”
Mustafa, önce bir göz kırptı. Daha sonra, “Beraber yapacağım zaten, o iş bende yavrum,” diyerek çocuğun sağ yanağından bir makas alıp yürümeye başladı.
Sonra sadece başını arkaya, Ayaz’a doğru çevirdi. “Gelmiyor musun benimle? Tek mi devam edeceğim bundan sonra?”
Ayaz, sorunun asıl anlamının çokça farkındayken elleri ceplerinde, güzelliğini dillere destan saydığı adamı süzdü birkaç saniye. Kırgınlığı sihirli bir değnek değmişçesine yavaş yavaş yok oluyordu ama yine de biraz daha izlemek istiyordu onu.
Yine onu kandırıyor muydu, yoksa gerçekten bundan sonra ona çok yakışan bu yeni haliyle mi devam edecekti yoluna?
“Geliyorum,” dedi ona doğru ilerlerken. “Hiçbir zaman tek devam etmeyeceksin.”
Daha çekeceği vardı Mustafa’nın Ayaz’ın ellerinden. Bu kadar kolay kanmayacaktı Ayaz oğlan karşısındaki her tonu birbirinden özel adama. Solgun ekvator çizgisinin mavisi değil, okyanusların deli dalgalarının cesaretiyle kuşanmış capcanlı bir mavi olmalıydı Mustafa, bu sefer sahiden.
Bunun için Ayaz ona ne kadar dayanabilirse o kadar dayanacaktı ki Mustafa, Ayaz’a koşarak gelmeye devam etsin.
Serkeş şekilde sevmeyi, her saçmalığa utanmadan gülmeyi, öpücük çalmak için bahane aramamayı, sevişlerinin arkasında cesurca dağ gibi dikilmeyi öğrenecekti Mustafa.
Ayaz’ın bilmediği şeyse Mustafa’nın kendi içinde başlattığı devriminin kademeli olmayışıydı, onsuz bir gecede darbe yapmıştı tüm bu yürek ağrılarına. Her duygusunun bir gün sıradaki hüznünün sebebi olacağını boynu bükük şekilde beklediği günlere inat, gökkuşağının göğü sardığı tek bir günde Mustafa, diktatör olmuştu. Gülümsemeye hasret kaldığı o günlerinin boynunu büken tüm düşüncelerini, duygularını idama mahkum etmişti.
Kimsenin sorgusuna, sualine ihtiyaç duymadan tek kişilik ordusuyla yapmıştı tüm bunları Mustafa. Yüreğinin yasaması da, yargısı da, yürütmesi de kendisindeydi artık, tek adamdı o. Yalnızca tek bir kişiye izin vardı yeni gerçekliğinde, geri kalanlar için eski duygularını besleyeceklerse birden demir parmaklıklarını suratlarına indirecekti.
Yan yana yürürlerken Mustafa Ayaz’ın eline dokundu. ‘Hiç gitmedim, hep yanında olacağım.’ Elinin üzerini okşadı bir kere de. ‘Her yıkılışımda senin için daha güçlü ayağa kalkacağım,’ demek ister gibi.
Bundan sonrası, ‘Her devrim kurban ister,’ sözlerinin kanıtı olacak şekilde Mustafa’nın hayat arkadaşını yeniden kazanması için tüm olumsuzluklarını feda edeceği yarınlara gebeydi, hayat arkadaşını hiç kaybetmemiş olmasının aksine…
✨✨
Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻
Gidelim Verve 💙
MUSTAFAMMMMM😭😭😭😭😭MUSTAFAMMMMMMMMMMMM🫂🫂🫂🫂🫂🫂