Bölüm 32: Kanlı Dolunay Dileği

✨✨

“Yavru ceylanım söyle ona, de ki; ‘Muzo senlen konuşmuyor Fehmi efendi!’ Tavlasını da pulunu da zarını da- Neyse sen varsın şimdi ağzımı bozmayacam kitabıma,” diyerek yatağın üzerinde, Mavi’nin yıldızlı yastığı da kucağındayken bağdaş kurmuş oturuyor, bir yandan da mis kokulu yastığa sarılıyordu Muzaffer.

Mavi, birkaç gün önce üzüntüsünden göğsünde uyuyakalan aşık olduğu adama baktı. Homo erectuslar gibi ama onlardan en belirgin farkı olan zekasıyla Mavi türünün son örneği kalıp da soyu tükenen biri olup yıldızlara karışacakken bunun yerine sıradan bir ölümlü gibi aşık olmuştu! Hem de şu an kalıbına bakmadan iş arkadaşı Fehmi dayısına trip atan adama!

“Sevgilim, kalabalıklar. Ben hepsini nasıl gönderebilirim? Hem babam misafir bereket der, kovmamak lazımmış,” dedi bir yandan da bilmiş bilmiş kafasını sallarken.

Muzaffer karşısındaki, son zamanlarda kankası Ahmet ve Mustafa’yla alışverişi iyice sevmiş olduğu değişen kıyafetlerinden bile belli olan Mavi’ye bir bakış atıp başını dikleştirerek sağa doğru çevirdi. ‘Hıh!’ nidası da ağzından dökülmüştü ki gözleri Mavi’den uzak kalmak istememiş olacak yeniden bakışlarını sevgilisine dikti.

Eskiden giydiği kolları başka başka renk olan, bol, garip çizgi film desenli tişörtler yerine kısa kollu, hafif bir kumaştan yapılma ve yakası açık siyah bir gömlek giymiş, bacak boyunun uzunluğunu Muzaffer’in gözlerinin önüne sermek ister gibi de beyaz, ketenden bir pantolonla tamamlamıştı Mavi güzelliğini.

Uzun parmaklarını süsleyen yüzükleri, gömleğinin yakasının açığa çıkardığı tenine taktığı ucu gezegen şeklinde olan kolyesi ve şu an Muzaffer’in çocuğun içinde olduğunu bildiği bel kolyesiyle birlikte Mavi, Muzaffer’i bilmeden de olsa delirtiyordu. Karşısındaki manzara yüzünden Fehmi’ye attığı tribi bile unutan adam birden yutkundu.

“Ne oldu Muzaffer?” dedi Mavi endişeyle.

“Ne?”

“Yanakların pembeleşti, nefes alışverişlerin hızlandı. Kalbinin sesini buradan bile duyuyorum. Kalp krizi mi geçiriyorsun yoksa sevgilim?”

“Yok başka şeyler geçiriyorum iki gözüm ama bilmesen de olur. Geçen de giren de hep bana zaten anasını satayım.”

Mavi, tam ağzını açmışken içeriden Sıddık’ın böğürme sesi gelince Muzaffer, “La havle,” diyerek mis gibi kokan yastıkla vedalaşıp yataktan kalktı. Kaşlarını çatarak Mavi’nin elinden tutup salona doğru gitmek için adımlamıştı ki Mavi, “Şey- Böyle mi çıkacağız arkadaşlarının karşısına?” diye sordu.

“Tam üstüne bastın yavrum, kusura kalmasınlar ben gönlümde olanı saklamam. Alışmıyorlarsa yallah öteki köye.”

Mavi, bunca zamandır sevgilisiyle vakit geçirdiğinden onun dilini artık anlasa da hâlâ bazı kısımlar muğlaktı çocuk için. Mesela neyin üzerine basmıştı şimdi ve onlar neden başka köye gidiyorlardı?

Aklındaki sorular bir köşede çözülmeyi beklese de Muzaffer’in avucunun içindeki eli sıcacık oldu. İkisinin birleştiği yerden Mavi’nin kalbine doğru sanki çok sevdiği sıcak çikolatayı buz gibi bir kış akşamı, üzerinde battaniyesiyle en favori filmini izlerken içiyormuş gibi bir his aktı gitti. Bu his neyse Mavi onu çok sevmişti, sanki hep biliyordu bu hissi ama yalnızca üzeri örtülmüştü. Mavi şimdi Muzaffer’le tastamam hissediyordu yüreğini.

İkisi el ele koridordan geçip de küçük merdivenleri inerek salona girdiklerinde boşboğazlığı dillere destan Sıddık, “Vay anasını avradını,” diyerek kaşlarını kaldırdı. Fehmi yalnızca ikilinin ellerine bakarken Serhat ve Ömer yalnızca gülümsediler.

Muzaffer bakışlarındaki sertlikle, “Neden geldiniz?” diye sordu. “Ömer kardeşim sen hariç.”

Ömer gülümsedi. “Eyvallah abim.”

“Şerefini ırzını senin şimdi. Lan dangalak karı gibi trip atıyon bir de?” diyerek sertçe konuştu Fehmi.

“Fehmi Bey, kendinizle birlikte diliniz de evrime karşı gelmiş sanırım. Geçen haftaki avınız iyiydi umarım? Takas ettiniz mi bari bir şeylerle?” dedi Mavi kaşlarını çatarak.

“Bu eleman bana kötü bir şey dedi değil mi lan?”

“Olanı olduğu gibi söyledim. Verdiğim bilgiler düzenli ve tutarlıydı.”

“Hele oturun dövüşmeyin,” diyen Sıddık, Muzaffer ve Mavi salona geldiğinde ayağa kalkan iş arkadaşlarını yerlerine oturtup kendisi de Ömer’in tam yanına, kanepeye çöktü.

“Nasılsın ciğerim?”

“Sana ne?” dedi hırsla Muzaffer. “Sen oğlancılarla konuşmazdın hani?”

Mavi, avucunun içindeki sevgilisinin elini hafifçe sıkıp gözlerini pörtleterek, ‘Çok ayıp,’ demek istese de Muzaffer’den yalnızca bir omuz silkmesi kazandı. Babası olsa Muzaffer’i kesinlikle dize getirirdi. Ona kin tutmanın zararı ve hayatımıza getireceği karanlık enerjiyle geçici ruhların kalıcı duyguları hak etmediklerini öğütler ve nasıl konuşması gerektiğini de bilirdi. Neyse ki yakında gelecekti de belki sevgilisi babasından biraz kibarlık dersi alırdı.

“Lan yaptık bir eşeklik, şokumuza ver amına koyayım.”

“Höst, Mavi var.”

Ömer gülümseyerek, “Sevgilisine laf da kondurmaz abilerin abisi,” dedi.

Muzaffer, Ömer’in sözleriyle, “Herhalde aslan, nah şunlara bir şey kondururdum da yerim dar,” dedi.

“Lan tamam kusurumuza kalma. Yıllardır yan yana çalıştığımız adam erkekle sevgili olmuş, hemen hazımsızlık çektiysek affet. Her gün erkekle yaşayan erkek görüyoz ya,” dedi burnunu kıvıran Sıddık.

Muzaffer, sert yüzünün aksine yumuşacık olan kalbiyle arkadaşlarının onu özür dilemek için ziyaret ettikleri an zaten yelkenleri suya indirmişti. Bir de Ömer’le Mavi’nin konuşmalarından onların Muzaffer için iş yerinde iş bırakma zımbırtısı yaptıklarını duymuş, Mavi’nin yıldızlı yastığına sarılırken arkadaşlarının onun kovuluşuna kayıtsız kalmamalarına dudaklarını ısırarak heyecanlanmıştı.

Şimdi Sıddık’ın mağara adamından bozma da olsa kendi standartlarına göre onun yanında olduğunun sinyalcisi olan sözleri Muzaffer’in içindeki kinini çoktan almış götürmüş, yerine günlerdir süren keyifsizliğinin birden bedeninden gidivermesi almıştı.

“Bana ne sayın mal? Ben senin yıllardır kardeşin sayılırım he mi? Hemen harcadınız beni. Fehmi dayı sen de inşallah bir daha tavlada yenemezsin kimseyi. Tavla keyfin boğazında kalır da yerine satranç oynamak zorunda kalırsın.”

“Lan şerefsiz, tövbe çek.”

“Çekmiyom lan.”

“Muzaffer şerefsiz değil Fehmi dayı!”

Kendisiyle aynı anda konuşan çocuğa bakan Muzaffer, dudaklarına dişlerini geçirip salonda oturan herkesi siktir ederek onu kucağına alıp da sarılmak istedi. Mavi’ye günler geçse de doyamıyor, Mavi’nin okulda kızdığı elemana eve gelip de sinirli sinirli dolanarak söylenmesine bile ölüyordu şu sıralar.

“Kurban olduğum nasıl da kibar,” dedi sırıtarak.

“Lan bu harbi aşık,” dedi Fehmi hayretle.

“Ne sandın yar- güzel abim.”

“Tamam artık uzatmayın. Hepiniz kocaman heriflersiniz abiler. Bak ne güzel aşkı bulmuş adam, herkese nasip olmaz. Gözlerinin içi gülüyor, bize eyvallah demek düşer. Muzaffer abim sen de affet, büyüklük yaşla olmaz. Yaptı abiler bir hata ama görmediklerinden, bilmediklerinden hep. Günlerdir benimle patrona karşı geliyorlar. O da kabul etti senin dönmeni,” dedi Ömer.

“Ben kendi taksimi alacam, bokumu yesin o.”

“Muzaffer iğrençsin, yenen besinlerin sindirimden sonra kalan ve anüs yoluyla dışarı atılan artığı yani dışkıyı kimse yemek istemez!”

“Valla güzel abim bana on milyon dolar ver, ben yerim,” dedi Serhat.

“Ben yemem, yiyene de karışmam. Herkesin yönelişlerine saygı duyarım ama,” diye yanıtladı onu Sıddık. Ömer’den duyduğu, onun Muzaffer ve Mavi için söylediği ve yeni öğrendiği sözleri o da cümle içinde kullandığından ötürü mutlu şekilde Muzaffer’e bakıyordu hevesle.

Yönelim yerine yöneliş dediği kısmı hevesinden ötürü kimse düzeltmek istememişti, Fehmi zaten ne demek istediğini anlamamıştı bile.

Mavi, bulunduğu ortamı tıpkı küçükken babasından gizli evin bir odasında topladığı böcekleri izlediği gibi izliyordu. Hevesle. Küçükken de örümcek, sinek, solucan ne varsa eve getirir heyecanla izlerdi, liseye geçtikten sonra hiçbirine dokunamamış olsa bile…

“Tamam lan ağlamayın, affettik. Ama bir daha bana terso yok?”

“Yok lan tabii. Yapan da karşısında bizi bulur,” dedi Fehmi. Daha sonra oturduğu yerden kalkıp Muzaffer’in yanına gelerek adama sarılıp sırtını da iki kez patpatlayarak yaşanan duygusal anın etkisiyle dolan gözlerini sakladı. “Kusura kalma lan, sen benim kardeşimsin. Yaptık bir hayvanlık.”

Sözleri işiten Mavi, hayvan doğasının bu şekilde işlemediğini söylemek istese de yine de duygusal anı bozmamak adına dilini ısırdı. Muzaffer’in günlerdir evde klasik bir depresyon başlangıcı yaşadığını biliyor, bu olayın sevgilisini nasıl etkilediğini de görebiliyordu.

İş yerinde tek hücreli bir canlı olduğuna emin olduğu Abdullah’ın onun arkasından dalga geçişlerini bile umursamayacak kadar Muzaffer’le doluydu aklı. Hatta makalesinin çok sevdiği profesör tarafından çok beğenildiğini de yayımlanmak üzere olduğunu da sevgilisine söylememiş, onun ruh hali böyleyken Mavi kendi mutlu haberini Muzaffer’e vererek bencillik etmek istememişti. Mavi uzun zaman sonra ilk kez herkesin kiracı olduğu ve gelip geçtiği tek kişilik hayatına kalıcı bir ev sahibi almıştı kısacası.

Herkes sırayla Muzaffer’in ciğerini deşmek ister gibi adama sarılıp sırtına tokatları geçirdikten sonra Mavi, babasından öğrendiği şekilde sevgilisinin arkadaşlarına karşı iyi bir ev sahibi olabilmek için misafirlerine zehir saydığı çaydan demlemiş, biraz da bu ilginç insanları çay içerlerken gözlemlemek istemişti.

“Sen şimdi taksi mi alacaksın abi?” diye sordu Serhat.

“He, maviş olacak ismi de,” dedi Muzaffer çayından ‘hüp’ sesiyle bir yudum alırken. Mavi gülümsemesini zor tutarken gözlerini süzerek Muzaffer’e baktı. Uzun kirpiklerinin arasından kendisine göz süzen yavru ceylanını gören Muzaffer’se içtiği çayın sıcak olduğunu unutup ne yapacağını bilemeyerek bardağından kocaman bir yudum daha alınca yandı.

“Dikkat et lan,” diye çemkirdi Fehmi. Daha sonra arkadaşının yanmasını çok da sallamayarak, “Durakta çalış ama,” dedi. Muzaffer’in dönüp dönmeyeceğini öğrenmek istiyor, onun inat edip de bağımsız çalışacağından korkuyordu adam.

“Dönmem ben oraya.”

“Lan patron da gelecekti, kızı hastalandı. Valla çok pişman o da. Senin gibi şoförü nerede bulacak? Sadık, dürüst, çalışkan… Onun da işine gelmedi senin gitmen, bakma. Sen de inat etme ciğerim, sensiz olmaz.”

“Bilmiyorum düşünmem lazım. Benden özür dilemeli. Hem- O kadını da bir daha durağa almayacaksınız. Söz vermeniz lazım bana,” dedi Muzaffer bir yandan göz ucuyla da Gonca’dan bahsettiği için Mavi’nin ona kızıp kızmadığını yokluyordu.

“Lan git, anma pis kadının adını şimdi. Ne geldiyse onun yüzünden geldi başımıza zaten. Şeytan görsün yüzünü,” dedi hırsla Sıddık.

“Şeytanın yüzünü göremez Sıddık Bey, bunun için Gonca’nın ölmesi ve belli dinlerde inanılan cehenneme gitmesi gerekir. Bakın ne anlatacağım? Dante cehenneme yaptığı düşsel yolculukta orayı iç içe geçmiş ve gittikçe daralan dokuz sarmal daireyle betimler. Bu daireleri, günahkarlıklarıyla nam salmış olan pek çok tarihi kişiliğin yanı sıra, sıradan insanların çektikleri azabı görülmemiş bir gerçeklikle, Dante‘den önce örneğine rastlanmamış alegorik bir dille betimler. Aynı zamanda Orta Çağ’ın mistik ve şiirsel sentezini de gözler önüne serer. Bu yolculuk çoğu eleştirmence edebiyat tarihinin en etkileyici tasviri ve sınırsız bir hayal gücünün insanlığa sunduğu en yetkin edebi armağan olarak kabul edilir. Ve ayrıca on dört yılda tamamlanan, iki asır boyunca sayısız defa el yazmaları halinde çoğaltılıp matbaanın icadından beri de aralıksız olarak basılıp bilinen bütün yazılı dillere çevrilen Cehennem, Dante‘nin de söylediği gibi, ‘Hem yerin hem göğün elinden çıkmış kutsal bir manzumedir.'”

“E amin o zaman kardeş,” dedi Serhat.

“Dua etmedim ki.”

“Öyle mi? Bana geçmişlerinin ruhuna üfürüyon gibi geldi.”

Salondakiler şokla Mavi’ye bakarken bir tek Muzaffer çocuğun yüzünü hayran hayran izliyordu. Mavi ne anlatsa sabaha kadar dinlemek istiyor, onun büyülü sesi ne söylerse söylesin sanki kulakları kutsanıyor gibi hissediyordu adam. Oysa daha aylar önce çok konuşuyor diye yakındığı çocuk şimdi dünyada bir o varmışçasına Muzaffer’in tüm duyularının ona yönelmesine sebep oluyordu.

Bu sırada Muzaffer’in Mavi’ye hayran bakışlarını yakalayan Ömer gülümserken kafasını salladı yalnızca. Daha sonra ikisinin yalnız kalması gerektiğini Muzaffer’in çocuğu yiyecek gibi olan bakışlarından anlamış olacak ki, “Hadi bize müsaade abim. Sen taksini al durağa gel. Sensiz çekilmez. Hem duraksız zor olur iş yapman senin de,” dedi.

Muzaffer, daldığı çocuğun suratından bakışlarını zorlukla çekip, “Bilmem ben kardeşim. O it benden özür dileyecek, bana da karışmayacak. Bundan sonra yolum da yörem de aha bu Mavi. Biri bir şey diyecekse ben eyvallahım dönmemeye,” dedi.

“Lan gavur şeyi gibi ne yanıp duruyon sen kendi kendine. Yok kimsenin sana da Mavi kardeşime de diyeceği bir söz. Hele bir desinler!” diyerek kaşlarını çattı Fehmi.

Mavi’yse ‘Ben sizin kardeşiniz değilim, tek çocuğum,’ diyecekti ki Muzaffer’le yaşamaya başladığından beri sokak jargonuna az da olsa hakim olduğundan bu adamın kendisine hitabının gerçek kardeş anlamında olmadığını anlayarak sustu.

Muzaffer, kafasını olumlu anlamda sallayınca herkes bir anda ayaklanıp ikisiyle de vedalaşarak çokça da ‘Geri dön,’ sözleriyle evlerinden ayrıldılar, arkalarında mucize eseri arkadaşlarının onu da sevdasını da kabullendiğinden mutlu bir adam bırakarak.

✨✨

Birkaç gün sonra…

“Kalmadı halim ey havalı yarim, sevdiğini göreyim…”

“Muzaffer!”

“Ha yavru ceylanım emret,” dedi Muzaffer.

“Senin yarin benim değil mi? Bu yüzden böyle şarkılar söyleyerek beni utandırmamalısın.”

“Sana neler söyleyerek utandırmak var da sen önüme taş koyuyon be iki gözüm.”

Mavi, utangaç gülümsemesini dişleriyle alt dudağını ezerek bastırmaya çalışırken bir yandan da çamaşırları topluyordu. Muzaffer taksisini satın almış, elinde Mavi adına olan ruhsatı sallaya sallaya Mavi’ye de sürpriz yapmıştı.

“Zaten o arabayı da benim adıma almışsın!” dedi kaşlarını çatarken.

“İki gözümün baharı sen ben mi var? Ben senin her şeyinim, şimdi de şoförün oldum,” dedi kaşlarını yukarı aşağı oynatırken.

Mavi, elindeki tişörtü çamaşır sepetine atarken kıkırdadı. Muzaffer, Mavi’nin son zamanlarda çokça gülmesinden ötürü duyduğu bu ilahi saydığı sesi duyunca yeniden yutkundu. Bir ömür sanki Mavi’nin gülüşünü duymadığından içindeki boşluk dolmuyordu da şimdilerde içindeki tüm eksiklikler kapanıvermişti Mavi güldüğünden sebep…

Aylar önce kanlı dolunay zımbırtısı olduğunda dilediği dileğin kabul olduğunu hissediyordu adam. Yaşamak için bir sebebi vardı artık onun da. Yeter ki Mavi gülsün, şarkı söyleyerek çıplak ayaklarıyla evlerinde dolansın Muzaffer için dünya yansın önemli değildi.

Tek sıkıntısı Mavi’ye karşı doymak bilmeyen iştahıydı. O işten geldiğinde kucağına alıp saatlerce onu dinliyor, sarılıyor, her defasında sanki ilk kez öpüyormuş gibi dakikalarca yüzünün her köşesini öpüyordu. Mavi’yi korkutmamak, üzmemek için hiçbir şekilde onun sınırlarını geçmiyor, Mavi’nin ne kadar hassas olduğunu da biliyordu. Ama yetmiyordu işte bir şeyler adama.

O ne zaman ucundan yıldızlar sarkan bel kolyesiyle etrafında dolansa sanki onu daha önce hiç görmemiş gibi, her baktığında ölüyormuş gibi hissediyordu. Biri ona ‘Sevdanı anlat,’ dese Muzaffer kelime bulamazdı anlatacak, yalnızca Mavi derdi… Karanlık gökyüzünün tam ortasında sokağını aydınlatan mavi bir yıldız…

Muzaffer’in aşkı günden güne yüreğinde harlanırken vücudu da aşkına eş yanıyordu. Üstelik Mavi’yle beraber yatıyor oluşu, çocuğun da ona sarılmadan uyuyamıyor oluşu Muzaffer’i tarifi imkansız bir açlığa sürüklüyor yalnızca iç çekebiliyordu adam, gözünün önünde olan ama belli sınırlar hariç dokunamadığı çocuğa.

Şimdi dünyanın en basit eylemi olan çamaşır askısından çamaşır toplayan çocuğun açılan buğday tenine, gülüşüne, kolyesine, şortunun altından görünen bacaklarına bile yutkunuyordu, Mavi’nin ruhunun duymadığını bilerek.

‘Acaba?’ diye düşünse de bir anda yerinden kalkıp Mavi’nin olduğu yere doğru ilerledi. Mavi hâlâ çamaşırlarla uğraşırken her şeyden bihaber Muzaffer’e araba ve ruhsatla alakalı bir şeyler söylese de adam onu duymaz gibi onun üzerine doğru yürüdü.

Dudaklarını yalayarak Mavi’nin tam arkasına geçtikten sonra kendi bedenini tamamen onun sırtına doğru yapıştırıp, “Ben de yardım edeyim sana,” dedi.

Mavi, askılıkta en uzakta duran çamaşırları almak için eğildiğinden birden tüm vücudunu kaplayan sıcaklıkla önce dondu kaldı. Yine kısa bir tişört giydiğinden açıkta kalan çıplak beline dolanan kolla gözlerini kocaman açıp yutkundu.

Tam omzunun üzerinden kulağına doğru, “Neden durdun iki gözümün baharı?” diyen adamın kısık sesi tüm vücudundaki muntazam çalıştığına emin olduğu hücrelerinden kan akışına kadar her şeyi dondururken Mavi hızlanan kalp atışlarıyla kalp krizi geçirdiğini düşündü ama kalp krizi için gerekli olan belirtilerden en ağırları yoktu.

Muzaffer, Mavi’nin çıplak göbeğinde olan elinin baş parmağıyla bulunduğu yeri okşarken bir yandan da çamaşır toplama bahanesiyle çocuğun kalçasına kendisini yaslayıp onun iyice nefesini kesti.

“Muzaffer?”

“Söyle yavru ceylanım,” dedi zar zor çıkan sesiyle Muzaffer. Mavi’nin kıkırtısına dayanamadığı için çocuğa temas etme ihtiyacı duymuştu duymasına ama şu an yanan yine kendisi olmuştu!

“Tam kalçamda hissettiğim şeyin sebebi senin penis dokunun gevşeyip atar damarlarının da genişleyerek ereksiyon halkalarına giden kan miktarının artması sonucu oluşan sertleşme mi yoksa bana mı öyle geliyor?”

“Sana kabaran bir şey var diyoruz biz ama sen ne dersen odur tabii yavrum, zeki olan sensin.”

Muzaffer, Mavi’nin bilinçli ya da bilinçsiz anlamadığı şekilde kendisini onun kasıklarına ittiğini fark edince zafer kazanmış gibi gülümseyerek çocuğun belini sardığı elini boynuna çıkarıp orayı tuttu. Mavi’yi tamamen doğrultup diğer elini de çocuğun tam kasıklarının üzerine, göbeğinin altına koyduktan sonra kulağının altını küçük öpücüklerle süslemeye başladı.

Mavi, Muzaffer’in boynunu tutan elinin üzerine kendi ellerini sarıp gözlerini kapatarak iç çekince Muzaffer gazı alarak bu kez de Mavi’nin boynunu kulağının tam altından omzunun başladığı yere kadar yaladı, olduğu yeri de bir kez emdi.

“Muzaffer,” dedi tekrar Mavi. Tam göbeği ile kasıklarının arasında oluşan bu hissi sevmiş ama adamın adından başka ne söyleyeceğini de bilememişti.

Muzaffer, Mavi’nin eşsiz tenine bir küçük öpücük daha kondurup kulağına doğru, “De kurban olduğum,” dedi.

Mavi, hayatında duymadığı hitapların sahibinden gelen her söze açtı sanki. Muzaffer’le ortak bir dil konuşmasalar da nasıl oluyordu da ondan gelen her söz Mavi’nin dizlerini titretiyordu bu kadar anlamıyordu çocuk.

“Bir şey söylemeyeceğim. Adını söylemek istedim.”

“İznin varsa yatağa gidelim mi beraber? Sen ne dersen o, ‘dur’ dediğin yerde dururum kitabıma ama doyamıyorum sana da tenine de.”

Mavi, Muzaffer’e doğru dönüp tam adamın gözlerinin içine bakınca Muzaffer onu korkuttuğunu düşünüp geriye doğru bir adım attı. “Kusura kalma iki gözüm, tenin de kendin gibi büyülü. Kendimi durduramadım ama bir daha olmaz, korkma benden. Ne zaman ne dersen öyle olsun, olacak da-“

Sözünü bitirmeden Mavi ona doğru bir adım atıp Muzaffer’in dudaklarına bir öpücük kondurdu. “Senden korkmuyorum Muzaffer, sevgililerin birbirini nasıl istediklerini de biliyorum. Benim IQ‘um yüz altmış. Sadece- Ben bilmiyorum pek öyle şeyler anladın mı? Sadece sen değilsin çekinen korkan, ben de aynıyım. Belki sana göstermiyorumdur ama ben de senin istediğin gibi olamazsam diye korkuyorum. Biraz araştırdım da cinsel hayat çiftler için çok önemliymiş, ihmal edersek birbirimizden soğuyup ayrılabilirmişiz,” dedi bakışlarından korku akarken.

“Saçmaladın ha yavru ceylanım. Tamam sana dokunmak için ölüyorum da senden soğumam için ohooo,” dedi elini sallayarak. “Aha şuraya sıçsan senden soğumam.”

“Muzaffer senin bu aralar dışkılama ile ilgili bir problemin mi var? İğrenç!”

“Lan ortamın içine ettik anasını avradını. Ne güzel tam da kıstırmıştım seni, babamın şarap çanağına tükürsünler,” dedi Muzaffer sinirle.

Mavi, hevesi göz bebeklerinden bile belli olan adamı şöyle bir süzüp yüzeysel de olsa yaptığı araştırmalardan aklında kalanlarla Muzaffer’in kollarından tuttu. Muzaffer, Mavi’den gelen hamleyle ne olduğunu anlamayarak ağzını açacaktı ki Mavi birden Muzaffer’in dudaklarına birkaç küçük öpücük kondurdu.

Daha sonra suratında Muzaffer’in onun yüzünde ilk kez gördüğü çapkınca bir gülümseme belirirken arkasını döndü ve sol elini adama doğru uzattı. Muzaffer yutkunarak Mavi’den gelen izinle çocuğun elini tutup tam arkasından hipnoz olmuş gibi ilerlerken, ‘Kendini tut oğlum, yeni yetme değilsin,’ diye içinden geçirip vücudunun kontrolünü kaybeden aklına hükmetmeye çalıştı, Mavi’nin tenine dokunduğu an aklının her bir zerresinin hükümsüz kalacağının çokça bilincinde…

✨✨

Muzaffer (%30 🪵 +%70 🌟)

Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻

Gidelim Verve💙

🤞 Kitap bölümlerinden haberdar olun!

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Scroll to Top