Bölüm 33: Teninin İpleri Avuçlarımda

✨✨

Muzaffer elinden tuttuğu Mavi’nin onu ikisinin odasına yönlendirdiği an otuz iki yaşına kadar yaşadığı her bir anı, hayatına girip çıkan tüm insanları, hatta Beşiktaş’ının ilk on birini bile unuttu.

Zihni manitam dediği çocukla yaşadığı her anı kristal parlaklığında tüm belleğine yayarken şimdi yalnızca heyecanla örtülmüş bir sabırsızlık vardı her bir zerresinde, bir de aklını oynatacağına emin olduğu sınırların aşılacağı o ana birazdan kavuşacak da olsa özlem…

Koridor boyunca Mavi’ye susayan teninin iplerini avuçlarına sıkıca dolamış, bırakırsa canından çok sevdiği çocuğu korkutacağı düşüncesiyle gözlerini açıp açıp kapatarak derin derin nefesler almıştı. Mavi’nin teninde kaybolmak paha biçilmez olsa da Mavi’nin kendisi bir ömrüne bedeldi…

Odalarından içeri girdiklerinde Mavi cesaretle ona doğru dönüp gülümsedi. Muzaffer’le olduğunda midesini sarmalayan hissi çok sevse de, dünyanın en zeki insanlarından biri olduğunu bilse de bir şeyleri yanlış yaparak tüm ömrünü geçirmek istediği adamı kendisinden soğutacağından korkuyordu, Muzaffer’den sürekli en güzel olanın bir fazlası olduğunu duysa da.

Muzaffer, hem sevdasını hem güzelliğini ona her gün anlatıyordu ama Mavi için aşılması gereken duvarlar onu içten içe kandırıyor, sevgilisine karşı bu duvarları indirse bile hayatı boyunca hep karanlıklarda kalan, kendisinin bile varlığını bilmediği duyguları karşısındaki adama nasıl yansıtacağını bilemiyordu.

Yine de kendisinden beklemeyeceği bir cesaretle Muzaffer’e doğru yaklaşıp iki eliyle adamın yanaklarını kavrayarak alt dudağını ağzına aldı. Mavi, sevgilisinin dudağını emerken Muzaffer de bu anı beklermiş gibi bir hamlede onu kucağına alarak tam kalçasından tutunca Mavi bacaklarını anında onun beline sardı.

Bir yandan öpüşmelerini derinleştiren Muzaffer, ilk kez Mavi’ye karşı avuçlarının arasına aldığında eriyecek bir kar tanesi muamelesi yapmadan dilini çocuğun ağzına gönderdi, korkusuzca. Mavi’nin eşi benzeri bulunmayan bir kar tanesi olduğunu bilse de ondan çekindiği için kendisine güven duymayan, ‘Yanlış bir şey yaparım,’ diyen çocuğa haksız olduğunu kanıtlamak istercesine kendi teninden yayılan ateşi o da hissetsin istedi…

Diliyle Mavi’nin damağını boydan boya yalayan Muzaffer, sevgilisinin damağından başlayarak tüm uzuvlarının karıncalanmasına neden oldu. Bu his neydi ve nasıl bu kadar güzel olabilirdi? Mavi yıllarca ‘çiftleşmek’ diyerek burun kıvırdığı şeyi şu an tıpkı Muzaffer’le yıkılan tüm diğer tabuları gibi seve seve bile isteye yapıyordu, hem de zevkle.

Muzaffer, bacakları hâlâ belindeyken Mavi’yi yatağa yatırıp kendisi de onun üzerine çıktı. Dili sevgilisinin ağzının içini keşfederken bir elini de Mavi’nin zarif ayak bileğine atıp parmak uçlarıyla onun çıplak tenini yukarıya doğru, şortunun müsaade ettiği yere kadar okşadı.

Mavi’nin gelen dokunuşlarla nefesi kesilmişti sanki. Burnundan derince nefesler almaya çalışırken tişörtünü çıkarmak için onun dudaklarından ayrılan adam tam kasıklarının üzerinde durduğundan hissettiği sertlikle birlikte hafifçe inledi. Daha sonra kendisinden çıkan sesten utanmış olacak ki gözlerini sımsıkı kapatıp başını hafifçe sağa çevirdi.

Üzerindeki tişörtten kurtulan Muzaffer’se Mavi’nin utandığı için sımsıkı yumduğu gözlerine bakıp gülümserken, “yavru ceylanım?” dedi. Gözlerine bakmazsa elindeki tüm baharlar birden sert rüzgarlar eşliğinde süpürülecek, yerini kuru dallar, çorak araziler, sert bir kış günü kalacaktı sanki.

“Hımm?”

“Gözüme bakmazsan beni nasıl seveceksin?” dedi Muzaffer kendisinden beklenmeyecek bir kibarlıkla.

“Tamam, bekle bir saniye. Şimdi utanmam geçecek.”

Muzaffer, kısık sesle gülünce Mavi adamın kısık ses tonunun nasıl bu kadar güzel olabildiğini düşündü. Muzaffer’in böyle zamanlarda ortaya çıkan ses tonu bile onu tahrik ediyor, Mavi’den geriye sevgilisinin her yerini merakla keşfetmek isteyen biri kalıyordu sanki.

Gözlerini açtığında Muzaffer’in iki dizinin üzerinde tam onun kasıklarında oturduğunu gördü. Kendi bacakları hâlâ onun belinde sarılıyken adamın üzeri çıplaktı. Bakışları ağır ağır onun tam sol kasık bitimindeki küçük kuyruklu yıldız dövmesine kayınca üzerinde yükselen adamın vücuduna bakarken yutkunup elini tam Muzaffer’in dövmesinin olduğu yere koydu.

İşaret parmağıyla dövmesinin üzerinden geçerken bir yandan da onun değişen yüz ifadelerini izliyordu. Merakla elini biraz daha yukarıya doğru çıkarırken Muzaffer’in nefes alışverişleri sıklaştı, göz bebekleri büyüdü, Adem elması art arda yerinden oynadı.

Mavi, parmak uçlarını Muzaffer’de bir iz bırakmak ister gibi onun çıplak gövdesinde gezdirmeye devam ederken sıkı göğüs kaslarını şöyle bir okşadı. Daha sonra elini ne halde olduğunu asıl öğrenmek istediği yere, tam kalbinin üzerine koyup kalp atışlarının hızını ölçtü.

Onun kendisinin bir dokunuşuyla bu hale geldiğini bilmek yıldızlara ulaşmak kadar haz verdi çocuğa. Sanki bir deney yapıyormuş gibi sevgilisinin tepkilerini görmek için ikinci kez düşünmeden bu kez de elini onun pantolonunun düğmesine attı.

Düğmesini açıp da fermuarını indirirken parmaklarının olduğu yere sürtünmesine izin verip büyük bir ilgiyle adamın tepkilerini incelemeye devam etti. Muzaffer bu kez dişlerini parçalamak ister gibi alt dudağına geçirmişken Mavi kendisini çok farklı hissetti, olduğundan çok daha güçlü…

Her şeye muktedirdi Mavi. Ama biriyle birlikte olmaya ya da onunla yatmaya, uyumaya, sevişmeye gücü yetmeyecekti sanki hiçbir zaman, öğrenilmiş bir davranışla kabullenmişti tüm bunları.

Oysa Mavi, sevebildiğini de sevilebildiğini de sevişebildiğini de Muzaffer’le öğrenmiş, bir temasıyla kendisinden geçen adamı görünce aklının en gerilerinde olan tereddütleri tüm bilim dışı kaynakları yok saydığı gibi yok olmuştu birden.

“Ben de tişörtümü çıkaracağım.” dedi cesurca.

Muzaffer, hipnoz olmuş gibi sadece kafasını sallayarak Mavi’ye bakarken Mavi bacaklarını Muzaffer’in belinden indirip hafifçe doğruldu. Doğrulmasının etkisiyle kalçası Muzaffer’e sürtününce adam son raddesindeymiş, kendisini zor tutuyormuş gibi Mavi’nin kısa tişörtünü bir çırpıda çıkarıp yere fırlattı.

“Yere attın?”

“Evet, birazdan diğerlerini de atacam. Kitabıma senin şu erectuslardan biri olup da üzerindekileri yırtmamak için zor tutuyorum kendimi. Korkuturum diye.”

“Muzaffer, içinden geldiği gibi davranmalısın! Ben senin sevgilinim, sen benim bakıcım değilsin-” demişti ki Muzaffer duyduğu sözlerle birden ayağa kalkıp kendi pantolonunu bacaklarından sıyırıp rastgele bir yere fırlattı.

Duyduğu sözlere rağmen Mavi’nin altındaki şorta tedirgin bir bakış atınca, “Çıkar Muzaffer!” diye çemkiren sevgilisinin tatlılığına dayanamayıp dişlerini sıkarak çocuğun şortunu tek hamlede bacaklarından çekip çıkardı.

Yeniden Mavi’nin dudaklarına kapanmadan önce altındaki manzaranın keyfini çıkarmak için birkaç saniye durdu. Mavi’nin esmer-kumral teni gözlerini kamaştırmak ister gibi parlarken teninin üzerinde ışıldayan ve Muzaffer çok sevdiğinden son zamanlarda onun için hep taktığı altın sarısı, ucundan yıldızlar sarkan bel kolyesiyle canını yakıyordu çocuğun güzelliği sanki.

Muzaffer, önce bir türlü doyamadığı dudaklarını öptü sevgilisinin. Tadına varmak ister gibi yeniden dilini ağzının içine yollayıp Mavi’nin inlemesiyle kulaklarına bir ziyafet çekerken dudaklarına son bir öpücük kondurdu. Dudaklarından kendi dudaklarını zorlukla ayırıp bir de çenesine öpücük bıraktı.

Elleri Mavi’nin üst bacaklarını keşfederken o aynı esnada iki köprücük kemiğinin tam ortasından başlayıp kelebek öpücüklerle bel kolyesine kadar indikten sonra kolyenin altında kalan deriyi belki de ilk gördüğü andan beri yapmak istediği şeyi yaparak kolyeyle birlikte ağzına alıp da damağına çekerek emdi.

Mavi’nin ağzından yeniden bir, “Muzaffer!” dökülürken elleri adamın saçlarının arasına girdi, oraya tutundu. Ne yapacağını bilemez gibiydi çocuk. İçinde dolup dolup taşan duygunun ne olduğunu bilmese de hem sonsuza kadar sürsün hem de bir an önce bitsin istiyordu, çünkü bu güçlü hisse karşı bedeninin dayanması imkansız gibiydi.

Muzaffer, biraz daha aşağı kayarak kendisini izleyen Mavi’nin tam gözlerinin içine bakarken onun tam kasıklarının üzerinde kalan kısmı sağ belinden başlayıp sol tarafa doğru boydan boya yaladı.

“Muzaffer çok fazla,” diyebildi Mavi.

“Ne fazla bebeğim?”

“Bilmiyorum.”

Muzaffer, bedenini yeniden yukarı doğru çekerek Mavi’nin göz hizasına çıkıp ellerini ellerinin arasına aldıktan sonra sevgilisinin iki avucuna da sırayla birer öpücük kondurdu. “Çok aşığım sana kitabıma.”

Mavi baygın bakışlarla birlikte avuçlarının içini öpen adama gülümsemeye çalışırken, “Sıkılmaz mısın söylemekten?” dedi.

“Ömrüm boyunca sıkılmam.”

Mavi, her haz aldığında utanıp da yaptığı gibi yan şekilde gülümseyince Muzaffer içini çekerek, “Lan gülüşün parayla satılsa dünyadaki en ünlü hırsız ben olurdum amına koyayım. Sana her şey feda olsun,” dedi.

Mavi kıkırdayarak, “Arsen Lüpen gibi,” dedikten sonra, “Fransız roman karakteri. Yazarı Maurice Leblanc, bu karakteri oluştururken çok ünlü akıllı ve aynı zamanda anarşist bir hırsız olan Marius Jacob‘tan esinlendi biliyor musun? Kitaplarda değerli bir eşya ansızın ortadan yok olana kadar kimse Lüpen‘in Lüpen olduğunu bilemiyor. Lüpen‘in matematikle, fizikle, kimyayla da arası çok iyi. Senin gibi, sen de çok zekisin sevgilim,” diye ekledi.

“Nasıl mümkün oluyor bilmiyorum kitabıma ama sen böyle konuşunca daha fazla azdım.”

Gerçekten onun sözlerinden sonra dayanamaz gibi hızla avuçlarının arasındaki sevgilisinin ellerini Mavi’nin başının iki yanına bileklerinden tutarak sabitledi. Kendi ellerini de yavaşça çocuğun avuçlarına doğru kaydırıp yaptığı hareket Mavi’nin içinin gıcıklanmasına neden olurken parmaklarını da onun parmaklarının arasına geçirdikten sonra ikisinin elini sıkıca birbirine kenetledi, tıpkı bir ömür yapmak istediği gibi…

Çocuğun boynuna boydan boya öpücüklerini bahşederken kulağına doğru, “Şu an başka şeyler için canımı veririm ama yavaş yavaş. Korkma, ileri gitmek yok,” diye fısıldadı kulağına doğru.

“Ne için?” diye sordu nefes nefese Mavi.

“İçinde olmak için. Seni kendime katmak, seninle bir olmak için.”

Mavi, basit canlıların bir anlık hayvani duygularla yaptığı ve onun da yıllarca burun kıvırdığı içgüdüsel eylemi bu kadar hazla söyleyen adam yüzünden kendisini o anları hayal ederken buldu aniden.

Gözünün önüne gelen görüntülerle yutkunurken içinden bir ses cesur olmasını söylese de beyninin gerilerinden gelen diğer ses konuyu daha fazla araştırmadan Muzaffer’le birlikte olmaması gerektiğini fısıldıyordu. Meraklı bünyesi bilmediği, öngöremediği şeyleri birden yapmasına engeldi çocuğun yıllardır.

Yine de kendisini tutamayarak, “Ben de isterim,” dedi.

Muzaffer, Mavi’nin avuçlarında kenetli olan sağ elini çocuğun gözlerinin içine bakarken yanağına indirip yavaşça olduğu yeri okşadı. Bir eli hâlâ onun elinde, sanki bırakırsa Mavi bir hayal olup da toz bulutu gibi yıldızlara karışacakmış korkusuyla sıkı sıkıya tutuyordu.

Boşta kalan elini çocuğun yanağından indirip önce kahverengi, düz meme ucuna getirip baş parmağıyla okşadı. Bir yandan tıpkı Mavi’nin kendisini izlediği gibi onu izliyordu ama onun amacı farklıydı, Mavi’nin zevkten kasılan yüzünü görmek ayrı bir haz veriyordu sanki adama.

Daha sonra Mavi’den kazandığı inlemeyle çapkınca gülümseyip çocuğun dudaklarına yapışmışken Mavi’nin ondan izin almadan bir şeyleri yapmasını istediğini anladığından elini boxerının içine atıp yumuşakça tuttuğu penisini hafifçe okşadı.

“Maşallahsın Mavi’m sen,” dedi hayretle.

“Anlamadım ki? Güzelim yani değil mi?” diye sordu Mavi.

Muzaffer ona güzelsin demeden önce her zaman batıl bir inançla nazar değmesin diye maşallah dediğinden şimdi de ona güzel olduğunu söylemek istediğini düşündü.

“Yok seninki diyorum maşallah. Sakat bırakırsın sen beni,” diyerek elini yavaş yavaş aşağı yukarı oynatmaya başladı.

Mavi, ilk kez yaşadığı hazla Muzaffer’in ne demek istediğini anlamayarak başını geriye doğru atıp dişlerini alt dudağına geçirmişti ki Muzaffer birden elini çekti.

Yeni tanıştığı bu hissi sevmiş olacak ki, “Geri gel,” diyerek mızmızlandı Mavi. Hazzın etkisi geçtiğinde üç gün Muzaffer’in yüzüne bakamayacağı cümleler kuruyor olduğundan habersiz.

“Canın yanar iki gözüm, bekle.”

Muzaffer, Mavi’nin küçük çekmeceli dolabının üzerinden bir krem alıp eline döktükten sonra hızla onun üzerindeki yerini alıp vakit kaybetmek istemez gibi çocuğun dudaklarına yapıştı. Yeniden elini Mavi’nin iç çamaşırının içine sokup aşağı yukarı hareketlerle onu çekmeye başlayınca Mavi’nin bacakları tamamen içgüdüsel şekilde genişçe iki yana açıldı.

Mavi, “Muzaffer!” diyerek adamın dudaklarına doğru inledi.

Muzaffer, ismini hazla söyleyen ve bacaklarını sanki onu davet etmek ister gibi açan çocuğa karşı dayanmak için ne yapacağını bilemese de şu anlık Mavi’yi sevmek daha önemli olduğundan dudaklarını Mavi’nin dudaklarından meme uçlarına indirip birini ağzına aldı. Sağ meme ucunu damağına doğru çekerken bir yandan da elinin hareketini hızlandırmıştı ki Mavi’nin ömründe ilk kez yaşadığı bu anlar yüzünden gözleri doldu.

Elleri Muzaffer’in sırtını buldu. Avuçlarının altında hissettiği, kemer izleri yüzünden deforme olmuş derilerin üzerinden mucize yaratıp da olduğu yeri iyileştirmek ister gibi elleriyle geçerken Muzaffer, “Mavi seni tek lokmada yutarım ben kitabıma,” dedi dudakları her kelimesinde onun meme ucuna değerken.

“Kendime dokunmadan sana bakarak boşalacam, rekor amına koyayım.”

“Küfür-“

“Vallaha ederim ben güzelim, yatakta ayıp olmaz,” diyerek bu kez de dudaklarını Mavi’nin tam kasık hizasına indirerek altındaki ince deriyi hafifçe ısırmaya başladı.

Bir yandan ısırdığı yerleri diliyle yalıyor, diğer yandan Mavi’nin penisini hızlıca çekmeye devam ediyordu. Mavi, hissettiği yıldızlara vardığına emin olduğu bir hisle boşlukta dolanırken birden göbeği tamamen içine çöktü, bacakları yaşadığı uç duygularla kapanmaya çalıştı, tüm vücudu sarsıldı, parmak uçları hissizleşti.

Neler olduğunu anlamak için gözlerini açmaya çabalasa da Muzaffer’in eline akan sıvılarını hissedip art arda inlemekten, arada da “Muzaffer!” demekten başka bir şey elinden gelmiyordu.

Mavi’nin tüm vücudu titrerken Muzaffer, elinde hissettiği ıslaklıkla anında kafasını kaldırıp dünyanın en güzel canlısının kendi bedeninin altında olduğuna hâlâ inanamazken sevgilisinin değişen yüz ifadesini izlemeye başladı. Bir yandan da elini Mavi’nin penisinden çekmiyor, sevgilisinin zevkinin yarıda kalmasını istemediğinden son damlasına kadar akıtmasını isteyerek penisini çekmeye devam ediyordu.

Mavi, gözlerini kapatıp önünde beliren siyah beyaz noktaların sonucunda bedeninin yirmi altı yılda gördüğü en büyük rahatlamasını yaşarken bu hissin abartıldığından bile güzel olduğunu düşündü. Muzaffer’le olduğu için böyle olmalıydı, yoksa Mavi başka biriyle kendisini bu şekilde düşünürse midesinin yine de ağzına geleceğinden emindi.

Sınırda dolandığı tüm duygular yaşarken onun utanmaz sözlerine ev sahipliği etse de bedeninin boşalmasına eş utanç koşarak Mavi’nin yanaklarına konuvermişti, hem de pembeleşerek.

Yine de kendisini zorlayıp, “Muzaffer?” dedi.

Muzaffer hâlâ yanakları pembe, dudakları aralık, iç çamaşırı hariç çıplak şekilde altında yatan çocukla yaşadığı anlara inanamaz gibi hayretle Mavi’nin yüzüne bakıp da, “Söyle iki gözüm?” dedi.

“Sen-” diyerek sahte bir öksürükle boğazını temizleyen Mavi devam etti. “Sen ne olacaksın?” Bakışlarını aynı anda Muzaffer’in dar boxerından belli olan şişmiş penisine indirdi. Biyolojisi de her dersi gibi iyi olduğundan adamın çok zor durumda olduğunu tahmin edebiliyordu çocuk.

“Ben duşa girerim şimdi, sonra da sen girersin.”

İçinden kendi iradesine, ‘Götünü kıtlayım, adamsın sen adam,’ şeklinde selam çaksa da Mavi’nin boşalmasından sonra oluşan kısık ama sevimli ses tonu, bel kolyesinin çıplak gövdesinde parlaması, az da olsa vücudunda onun bıraktığı izlerin ıslaklığı ve istekle kendisine bakan kocaman, kahverengi ceylan gözleri zorluyordu onu da.

Mavi gözleri Muzaffer’in kaslı, uzun bacaklarındayken dudaklarını yalayıp, “Ben yardım edeyim mi?” diye sordu tedirgince.

“Yok iki gözüm, ceylanı ürkütmemek icap eder.”

“Ürkmedim ki. Çabuk öğrenirim, beynimin korteks kısmı da diğer yerler gibi gelişmiş benim. Ben ölünce Einstein gibi çalınmasından endişe ediyorum ama gerekli önlemleri aldım tabii. Neyse ne diyordum? Heh çabuk öğrenirim, ne yaptığını da hemen öğrendim,” diyerek hızlıca yataktan kalktı.

Neredeyse çıplak oluşunu şimdilik gözardı etmek ister gibi hızlı hareketlerle Muzaffer’in elinden tutup adamı yeniden yatağın tam yanına getirdi. Gözlerini kısarak izlediği filmlerden birinde gördüğü hareketi beyninin tıpkı diğer kısımları gibi fazlaca gelişmiş olan oksipital lobu yardımıyla hatırına getirip yapmaya karar vererek tek eliyle adamı yatağın üzerine itip kendisi de tam kasıklarının üzerine oturdu.

Muzaffer şaşkınlıkla, “Mavi benden habersiz porno izliyorsan dinime imanıma hoşuma kaçmaz ha bu durum,” dedi.

Mavi gözlerini kırpıştırarak alakasını anlayamadığı konuya kafasını sallayınca Muzaffer, “Bu havalı hareketleri bir yerden araklamışsın sen. Elalemin heriflerini çıplak izliyorsan külahları değişiriz bak. Bir tek beni çıplak izleyebilirsin, sabaha kadar,” dedi.

Filmin birinden gördüğü hareketi sevgilisinin havalı bulmasıyla gaza gelen Mavi, bu kez de sağ elini Muzaffer’in tam boxerının bel hizasına koyup elinin tersini çevirip de parmak uçlarıyla sevgilisinin gövdesini yukarı doğru okşamaya başladı.

Muzaffer’in yaptıklarını birkaç saniye düşünüp yeniden beyninin hatırlama merkezine çağırdıktan sonra adamın dudaklarına doğru eğilip yavaşça emmeye başladı. Bir yandan da kendisi fark etmese de içsel bir dürtü ile kalçasını Muzaffer’in kasıklarına bastırıyor, ona doğru eğildiğinden de zaman zaman ileri geri hareketlerle sürtünüyordu.

Muzaffer, “Yaptığım her bokun acısı şu an çıkıyor,” dedi acıyla.

“Neden?”

“İşkence değil mi bu yaptığın gülüm? Güzelliğinle yavaş yavaş şaftımı kaydırıp en sonunda da öldürecen beni.”

Mavi, kendisini yavaş bulduğunu söylemek istemeyerek tatlı tatlı konuşan sevgilisinin derdini anlayıp yatağın kenarında duran kremden eline döktü. “Sen harbi hızlı öğreniyorsun,” dedi Muzaffer gelecekte Mavi’ye yapacakları bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçerken.

“Ben doktoramı yirmi iki yaşında bitirdim Muzaffer,” diyen Mavi elini birden Muzaffer’in boxerının içine sokup adamın penisini avucunun içinde yavaşça kaydırmaya başladı.

Gözlerini dikip de Muzaffer’in yüz ifadelerini izlediğini fark edince bunun havalı değil de ürkütücü olabileceğini düşünüp araştırma için uygun bir zaman olmadığına karar vermiş olacak ki Muzaffer’in boynunu minik minik öpmeye başladı.

Nasıl olsa bir ömür Muzaffer’le olacaktı, her türlü deney için sevgilisini kullanacağı bir zaman gelirdi önüne elbette.

Muzaffer’in elini kendi saçlarının arasında hissettiğinde doğru yolda olduğunu düşünüp birkaç kez de dudaklarının altındaki ince deriyi hafifçe ısırdı. Adamdan kazandığı inlemeyle birlikte kendine duyduğu öz güveni de hızla yükselince elinin hızını da artırdı.

“Mavi,” dedi sadece Muzaffer.

Mavi cevap vermeden, “Hımm?” deyince, “Sadece adını söylemek istedim,” diye yanıtladı çocuğu.

Mavi, bir yandan Muzaffer’i avucunun içerinde kaydırıp bir yandan da adamın çıkık meme uçlarını ağzına almaya devam ederken Muzaffer’in sadece yatakta, bu anları yaşarken adını söylemesini sevdiğini fark etti. Yeniden ismini onun ağzından duyabilmek için biraz daha vücudunu geriye kaydırdı. Dudaklarını onun kasık hizasına inip olduğu yeri yalayınca beklediği şey yeniden oldu ve sevgilisi adını tekrar inledi.

Tıpkı Muzaffer’in dakikalar önce kendisine yaptığı gibi aynı anda hem onun boxerının tam üzerini öpüp yalarken bir yandan da elinin hızını mümkünmüş gibi artırınca Muzaffer altında büyük bir inlemeyle titreyip boşalmaya başladı. Zaten Mavi’yi izlediğinden sınırında olan adam Mavi’nin çok da çabalamasına gerek kalmadan içindeki tüm sıvıları, son damlasına kadar sevgilisinin eline akıttı.

Mavi, dişleri dudaklarını ezen ve gözleri başıyla birlikte geriye kayan adamın güzelliğini gözlerini kırpmadan izlerken Muzaffer kendisinde bulabildiği güçle uzun kirpiklerinin arasından gözlerini açıp da bakışlarını Mavi’ye dikti.

Daha sonra çocuğu kendisine çekip hâlâ düzene girmemiş kalp atışlarının yankılandığı göğsüne yatırdı. Tam saçlarının arasına bir öpücük kondurup, “Sen nesin böyle iki gözüm?” dedi.

“Güzel miyim?”

“Fazlasın. Sana güzel dersem yamulurum imanıma.”

“Sen de çok güzelsin sevgilim,” dedi Mavi adamın göğsüne bir öpücük kondururken.

Muzaffer gülümseyerek aşağı doğru bakıp, “Sevdin mi? Yani korkmadın benden değil mi?” diye sordu.

“Bir daha bu soruyu sorarsan kanepede yatarsın Muzaffer! Hem de az önce yaşadıklarımızı bir daha yaşayamadan!”

“Aboo, tehditlerin boyutu da büyüyor. Yapma lan, tadını yeni aldık bırakmam seni.”

Mavi gülümseyip Muzaffer’e doğru başını kaldırdıktan sonra, “Çok güzeldi. Bir daha yaparız korkma. İstersen ne zaman yapacağımızı ilişki sözleşmemize yazabiliriz, hatta gün belirleyelim. Mesela doğum günlerimiz olabilir ya da ilişkiye başladığımız gün,” dedi heyecanla.

“Nah!”

“Ne?”

“Diyorum ki nah. Bundan sonra gördüğüm yerde kıstırmazsam seni bana da Muzo demesinler. Tadını aldık yavru ceylanım, sana havada karada kurtuluş yok. Daha sana neler yapacam ben.”

“Neler?”

Muzaffer, birden doğrulup sırtını yatak başlığına dayadıktan sonra Mavi’yi de bacakları iki yana açık şekilde kucağına oturttu. Çocuğun tam çenesini emdikten sonra gözlerinin içine bakıp dudaklarını kulağına doğru yaklaştırarak, “Sana olan aşkımı sen kucağımda zıplarken gösterecem,” diye fısıldadı Mavi’nin o çok sevdiği kısık tonlamasıyla konuşurken.

“Kucağında neden zıplıyorum?”

“Benimkinin üzerinde zıplayacaksın gülüm, içinde ben varken. Kibarca söyledim demin.”

“Muzaffer! Bu kibar halin mi senin?” diye sordu Mavi.

“Sana daha neler demek istiyorum Mavi yıldızım, tıpkı yapmak istediklerim gibi ama zamanla. Ben seni bunlar için ömürlük manitam yapmak istemedim. Buran için istedim,” dedikten sonra elini Mavi’nin tam kalbinin üzerine koydu.

Burnunu çocuğun boynunda gezdirip de kabuslarının katili, kendisinin de kahramanı olan kokusunu içine çekerken, sanki ellerinden kayıp gidecekmiş gibi korkarak Mavi’yi de tam boynuna yasladı. “Her bir zerreni severek göstereceğim sana olan sevdamı Mavi.”

“Adımı sadece-” dese de az önceki kadar arsız olamayan Mavi cümlesinin devamını getiremedi.

Muzaffer ise en az Mavi kadar olan öğrenmeye aç bünyesiyle, “Sadece?” diye sordu.

“Sadece- İşte o anlarda söyle tamam mı Muzaffer?” dedi iyice sevgilisinin boyun girintisine saklanarak.

“Ulan mavi ceylanım bence kaç benden, araya gitmene bir dakika kaldı kitabıma.”

Mavi, araya gitmek fiilini Muzaffer’le sevgili olduğundan beri çokça duyduğundan artık öğrendiği için hızla adamın kucağından kalktı. Zaten kendi sıvıları yüzünden kirlenmiş ve yapış yapış hissediyorken kendisini duşa atmak için odanının kapısından çıkacaktı ki gülümseyerek geri dönüp sevgilisinin dudaklarından bir öpücük çaldı. Daha sonra Muzaffer’i delirtecek cümleleri kurup yeniden banyoya doğru kaçıştı.

“Çok aşığım sana kitabıma.”

✨✨

Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻

Gidelim Verve 💙

🤞 Kitap bölümlerinden haberdar olun!

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Scroll to Top