✨✨
Önümde duran çirkin sarı renkteki binaya bakarken içeri girdiğimde aynı anneden babadan da olsak hiçbir zaman kardeşlik bağı kuramadığım Nurcihan’a ne diyeceğimi bilemez gibi kapının önünde öylece dikilip kalmıştım. Buraya yarım saat önce gelmiş olmama rağmen önümdeki kapıdan geçip de kardeşimi görecek cesareti kendimde bir türlü bulamıyordum ki… Onu gördüğüm zaman ne yapmalıydım? Ona ne söylemeliydim? Tüm bunlar içimde kocaman bir kaya olmuş, tam da göğsüme oturmuştu sanki.
Annemin anlattığına göre içi boş bir kabuk misali boş boş etrafına bakan, hamile de olsa aldığı ilaçları bırakamayacak kadar kötü bir psikolojide olan kardeşim yıllarca benimle bir şey paylaşmasa da kardeşimdi işte.
Bunca zaman ona kızmış, sinirlenmiş, onu görmeyi reddetmiştim. Ama benim de ayağıma bağlı kırmızı bir balon sandığım ancak ucunda kocaman bir kayayla beni olduğum yere mıhlayan bağımlılığım ne zaman bir makasla birdenbire kesilmiş, benim de gözlerim açılmış, Nurcihan’ı ancak o zaman görmek istemiştim.
İşinden izin almak pahasına yanımda olan sevgilim, etrafa çaktırmadan elimi avucunun arasına aldığında ondan bulduğum güçle kafamı sallayarak içeri doğru adımladım. Ömer verdiği sözü her daim tutacağını bir kez daha kanıtlamış, dimdik yanımda duruyordu şimdi, bana yeni bir hayal kırıklığı vermeyeceğini ispatlamak ister gibi…
Ağır adımlarla çirkin sarı binanın içine girip ziyaretçi olduğumuzu da belirttikten sonra uzun koridorda dizili olan kapılardan yirmi üç numaralı olanı görünce derince bir nefes aldım. İyi ki annem ve babam gelmemişti. Onların yanında kendim gibi olamaz, iyice gerilir ve ne yapacağımı bilemezdim.
Kapından içeri girdiğimde her daim düzenli ve özenli olan eşarbının bu kez saçlarını emanet şekilde kapattığı, önünde açık olan televizyona boş gözleriyle bakan kardeşimi görünce içimde bir yerlerde oluşan sızıya engel olamadım.
Karnı kocaman olmuş, her annenin belki de en güzel zamanları olması gereken bu anlarını bir hastane odasında çoğunlukla tek başına geçirmek zorunda kalmıştı. Nedeni, niçini de yoktu üstelik. Kendi hatası mıydı, yoksa o şerefsizin kardeşimi daha küçük yaşta kandırıp onu kendi isteğine göre şekillendirmesi miydi olanlar bilmiyordum ama içimde yalnızca bir burukluk vardı, hem Nurcihan hem de bebeği için…
“Nurcihan,” diyerek kapıdan içeri, ona doğru bir adım daha attığımda bakışlarını çevirip birkaç saniye şaşkınlıkla bana baktı.
“Selim.”
“Benim abim.”
Görüş açım onun yanına yaklaşırken bulanıklaştı. Bir yıl önce evin içerisinde dolanan, babama akşam yemeklerinden sonra kahve yapan, annemle örgü ören o kız gitmiş, yerine tam da annemin söylediği gibi içi boş bir kabuk gelmişti.
Daha gencecik olmasına rağmen babası yaşındaki evli adamla sikik bir ilişki yaşayan, ondan hamile kalan ve en sonunda bir hastane odasında ziyaretçi saatleri hariç yalnız kalan ve tüm bunları kendisine reva gören kardeşime içimden kızarken dışımdan yalnızca yüzüme sahte bir gülümseme kondurup onun yanına doğru ilerledim.
Biz iki kardeş en çok zararı yine kendimize vermiştik nihayetinde.
Ömer’in ardımdan geldiğini adım seslerinden anlarken, “Nasılsın?” diye sordum. Ben yatağının yanındaki ikili koltuğa oturunca Ömer de tam yanıma oturup, “Merhaba Nurcihan,” dedi.
Bakışları bir benim bir de Ömer’in üzerinde gezindi. Daha sonra, “Kavuşmuşsun,” diyerek bana baktı.
“Öyle oldu,” dedim.
“Mutlu musun peki?”
“Mutluyum. Ama sen iyileşince daha da mutlu olacağım.”
Kafasını sallayıp yeniden önüne dönerken elini karnının üzerinde gezdirdi. Ben sırf bir şeyler söylemek için, “Biz eve çıktık Nurcihan. İstersen gelip bizimle de kalabilirsin. Tedavini ol, sonra bebeğinle seni bekliyoruz bak,” dedim.
“Kız.”
“Öyle mi?” diyerek atladı Ömer. “İsim düşündün mü?”
“Yok.”
“Anladım.”
Bakışları yeniden ikimizin arasında mekik dokurken, “Eviniz büyük mü?” diye sordu.
“Evet. Fazladan bir odamız da var. Daha dekore etmedik, geldiğinde kalırsın,” dedim gülümseyerek.
“Selim,” diyerek içini çekti. “Bebek sizde kalacak.”
Şaşkınlıkla ne konuştuğunu bilmediğine emin olduğum kardeşime bakıp, “Anlamadım?” dedim sorar gibi.
“Bebek diyorum, onu siz büyüteceksiniz. Babamlara vermeyecekseniz, sakın. Bizim gibi sevgisiz büyümeyecek o Selim,” dedi gözleri dolarken. “Ne o adamın ne de benim kaderimi yaşayacak. İkinizin bebeği olacak bu. Anladın mı?”
Ben bunun nasıl olacağını bilemez gibi hayretle Ömer’e bakarken Nurcihan’ın yavaş yavaş yerinden kıpırdanmaya başladığını fark ettim. Onun yataktan kalkıp da yanımıza gelmek istediğini anlayınca hızla yerimden kalkıp yatağının ucuna, kardeşimin de tam yanına yerleştim.
“Söz ver,” dedi.
Ellerini tutup geçmişte ona kızdığım, kırıldığım tüm anlar gözlerine baktığımda yüreğimden bir bir silinirken, “Nurcihan,” diyebildim sadece.
“Abi.”
Duyduğum sözcükle kurduğum düşlerimin geçmişte değil, bundan sonra beni bekleyen gelecekte olduğunu anlamam bir oldu. Geçmişte bana sadece ismimle seslenen, doğru düzgün bağ kuramadığım, çocukken bile bir elin parmağını geçmeyecek kadar oyunlar oynayabildiğim kardeşimin ağzından dökülen umut dolu, ‘abi’ sözüyle ona nasıl hayır diyeceğimi bilemiyordum.
Özellikle o mavi gözlerindeki tüm yıldızların söndüğü, karanlıkların hüküm sürdüğü bakışlarıyla bana çaresizce bakarken.
“Abim, sen iyileşeceksin. Birlikte büyüteceğiz kızını.”
“Benden bir şey beklemeyin,” dedi. “İstemiyorum bu çocuğu. Ama ne annemlere ne de başkasına vermem. İlk ve son kez senden bir şey istiyorum Selim. Gerekirse alın, buradan gidin.”
Bakışlarım Ömer’e döndüğünde gözlerini bir kez açıp kapatan sevgilimden aldığım cesaretle ben de Nurcihan’ın başını alıp göğsüme yasladım. İlk kez bağrıma bastığım kardeşimin hissiz şekilde göğsümde uzanıyor oluşunun yarattığı kalp kırıklığımı da görmezden gelerek dakikalarca sıkıca sarıldım ona.
Bundan sonra ona sayılı kez sarılacağımı, sonrasında onu bir daha hiç göremeyeceğimi bilemeden…
✨✨
Hastaneden çıkıp da eve geldiğimizde birden hayatımın ortasına bomba gibi düşen yeni bir istekle birlikte üzerimdekileri çıkarıp kendimi buz gibi suyun altına attım. Ömer, yol boyunca ara ara yüzüme değen bakışları hariç hiç tek kelime bile etmemiş, benim bu haberi sindirmemi beklemişti. Bense görmeyen gözlerimle yalnızca yolu izlemiş, hem kardeşimin umutsuzluğunu hem de bu umutsuzluğunun içindeki o küçük mucizeyi zihnimde çevirip durmuştum.
Aradan dakikalar geçmesine rağmen hâlâ aynı konuyu düşünerek başıma ağrılar soktuğumu fark edince bir an, sadece bir an için yeniden her şeyi unutabileceğim bir zamanın gelmesini dilediğimi fark ettim. Acziyetimin, evladiyelik bir karanlık gibi dört bir yanımı sardığı o günlerden kalma alışkanlıkla bunları düşündüğümü bilsem de hemen silkelenip kendime geldim.
Güçlüydüm ben. Sikik ilaçlara sığınmayacak, unutmadan, zihnimin en berrak haliyle hayatımdaki grileri beyaza çevirecektim. Eski Selim derinlerde bir yerlerde de değildi artık. Tamamen silinmek üzere olan küçücük bir noktaydı ve ben onu hiç beslemeyecek, kalın demirlerin arkasına tamamen yok olana kadar hapsedecektim.
Belimdeki havluyla birlikte banyodan çıktığımda salonda etrafına boş bakışlar atan sevgilime bakıp da gülümsedim. O güzel ela gözleri, benim fark etmediğimi sansa da parıl parıl parlıyordu ve ben sebebini çok iyi biliyordum.
Ömer, bu çocuğu benden daha çok istiyordu. Emindim. Tatilde çocuktan bahsederken o ışıldayan bakışlarını görüp de ağzımdan kelimeler çıkmamıştı bir süre. Sonrasında beni rahatlatmak için konuşsa da bunca zaman bir kız çocuğu hayali olduğunu bilecek kadar tanıyordum onu.
“Aç mısın mavi boncuğum? Yemek ısıtayım mı?”
Yanına oturup kafamı olumsuz anlamda salladım. “Ömer?”
“Selim?” dedi beni taklit ettiği için gülümserken.
“Vay amına koyayım Ömer. Biz ne yapacağız?” diyerek başımın arkasını koltuğa yaslayarak gözlerimi kapattım. Birden gözlerimin önünde beliren eliyle göz kapaklarımı açıp, “Öncelikle o edepsiz ağzını düzelteceksin. Eve çocuk gelecek amına koduğumun Selim’i,” dedi.
“Sen şu an küfür etmiyor musun sayın sikik?”
“Ha,” diyerek kafasını salladı. “Sen ne istiyorsun? Bana önce bunu söyle.”
“Ben- Bilmiyorum Ömer. Bu isteği Türkiye’de mümkün değil. Ben dayısı olduğum için alabilirim, evlat edinebilirim sanırım. O kansız puştun soyadını almasın,” dedikten sonra, “Lan Burak’ın da soyadı aynı,” diye ekledim.
“Lan Gaynes denklemleri gibi, ortama bak. Sen çocuğun dayısısın. Burak abisi. Ahmet, abisinin sevgilisi olduğu için yengesi. Ben senin kocan olduğum için ben de enişte oluyorum ama aynı zamanda baba da olacağım. İyi ki iktisat okumuşum amına koyayım, yoksa nasıl çözerdim bu denklemi?”
“Lan bebeğim, küfür etmesene.”
Hızlıca kafasını olumlu anlamda sallayıp, “Ne diyorsun?” diye sordu. “Annenler ne der?”
“Ben de onlarla büyüsün istemem. Yani tabii son zamanlarda çok değiştiler ama aralarında çok yaş farkı olacak Ömer. İnsan gördüğü kadardır, annem de babam da bu zamana kadar ne gördülerse öğrenilmiş şekilde aynısını çocuğa da yansıtacaklar. Zaten- Yani malum çocuğun da durumu. Ailesinin hali belli, nasıl, ne şekilde anlatılır bu durum bilinmez ama çok hassas bir gelecek bekliyor onu.”
“Boş odamız da var mavi boncuğum,” dedi sırıtarak. Bu fikrin onu ne kadar heyecanlandırdığını görebiliyordum. “Okul bitene kadar bizimkiler, annenler falan yardım eder bize.”
“Yapabilir miyiz Ömer? Benim halim ortada.”
“Senin halinde bir şey yok Selim, kızdırma beni. Kaç hafta geçti üzerinden. Doktorun bile ne kadar yol katettiğini söylemiyor mu sana? Lan sana benzeyen bir kız çocuğu, amına koyayım hem seni aldım hem çocuğunu,” diyerek içindeki coşkuyu bastıramaz gibi tek eliyle iki yanağımı sıkıp büzülen dudaklarımı tam anlamıyla yedi.
“Lan yavaş,” desem de gülümseyerek, “Yaparız, çocuğumuzu sevgiyle büyütürüz. Ne o şerefsiz babasının eksikliğini hisseder ne de başka bir şeyi. Hem belki Nurcihan da iyileşir o zamana kadar. Bilemeyiz ki?”
Nurcihan konusunda emin olamasam bile canına yandığım adamın gözlerinden taşan umut, içimdeki tüm tereddütleri Kızıl Deniz’in iki parçaya ayrılması gibi bir ok misali yarıdan kırdı geçti. Tereddütlerimin yerinde şimdi bir parçamda heyecan, diğerinde sevdiğim adamla kendi kanımdan olan o küçücük canlıyı aşkla büyüteceğim o günlerin mutluluğu vardı.
Kendi derdime düşüp de onları aklıma bile getirmediğim tüm o zamanların aksine, kendimi bulduğumdan beri onları düşünüyor olduğumu da yeni fark ediyordum. Nurcihan’ı, onun bebeğini bilincimi berrak bir okyanus misali ellerime aldığım günden beri aklımdan çıkaramıyor, yalnızca kardeşimin ne halde olduğunu gidip de görmeye cesaret bulamıyordum.
Şimdiyse elimde tüm ömrümü adayabileceğim iki güzel ruh vardı ve onlar umut sarhoşu olmama neden oluyordu. Bir anlık tereddütüm Ömer’in güven verici bakışlarıyla tamamen silinirken, “Evet, bunu da başarırız biz. Yeter ki yan yana olalım Ömer,” dedim.
Nelere birlikte göğüs germiştik, ne savaşlar vermiştik biz bunca zaman. Ama en çok da el ele benim aciz bir köle olduğum, bağımlılığımdan özgürlüğüme giden yolda tüm cepheleri ayrı ayrı kazanmıştık, girdiğimiz ve kendimle olan barışımın değerini bilmeme neden olan o zaruri savaşı…
“Lan!” diyerek birden ayağa fırladı. Etrafına boncuk boncuk bakıp coşkuyla üzerimdeki havluya bakmadan beni kucağına alıp bir tur etrafında döndürdü. “Lan bebeğim dur,” diyerek kahkaha atsam da beni dinlemeyerek burnumun ucuna küçük bir öpücük kondurup hızlıca beni yatak odasına doğru götürmeye başladı.
Bir anda fırlatıldığım yatağın üzerinde dirseklerimin üzerinde doğrulup, “Ömer sen tam olarak ne yapıyorsun şu an?” diye sordum.
“Mutluluk sevişmesi.”
“Sevişme? Çüş amına koyayım, aşk yapmak da dersin sen yakında.”
Üzerindeki tişörtü ensesinden tutup tek hamlede başından çıkarırken, “Şimdi şöyle ki o minik gelene kadar dilimizi düzeltmeliyiz mavi boncuğum. Peri gibi bir kız gelecek bu eve, iki davarın arasına. Ona göre ayarlamaları yapalım,” diyerek üzerime doğru geliyordu ki hemen onu itip kollarımı birbirine doladım.
“Vermiyorum ulan, siktir git.”
Masum masum, “Ben vereyim?” dedi sorar gibi.
“İstemez.”
Elini yanağıma atıp, “Benim pamuk yanağım bana küsmüş mü? Hımm?” diyerek sanki bir bebekle konuşur gibi benimle konuşunca bir an yumuşadığımı hissetsem de yine de ona kanmayarak elini yanağımdan uzaklaştırdım. “Bırak.”
“Ne dedim ki?”
Gözlerimi hayretle kocaman açarak, “İki davar dedin Ömer,” dedim. “Bana da davar dedin. Hani senin ömürlük eşin, mavi boncuğun, canının içi, Ömer’in de canıydım? Hemen beni unuttun, git başımdan amına koyayım.”
“Oy benim bebeğim bana kırılmış mı?” diyerek hızlıca beni kucağına çekip yüzümün her yanına öpücüklerini kondurdu. “Sana davar diyen dilimi sikeyim ben lan. Hatta sen sik. Öyle boş bulundum yavrum. Yoksa sen benim her şeyimsin. Dünya bir yana, Ömer’in Selim’i bir yana lan. Eşeklik etmişim, özür dilerim.”
“Bir daha deme ama tamam mı?”
“Tamam bebeğim, hep güzel şeyler söyleyeceğim söz.”
Aldığım sözle gülümserken üzerimdeki havluyu çıkarıp kenara fırlattım. Bacaklarımı iki yana açıp da kucağına otururken ömrüme baharlar getiren adamla ne kadar şanslı olduğumu bir kez daha anladım.
Bir kez bile isteklerime hayır demeyen, kardeşimin çocuğunu benimle birlikte kendi çocuğu gibi büyütecek olan, her an nazımı çeken adamın yolunda döktüğüm her gözyaşı hakkıydı onun, iyi ki başkasını değil de onu sevmiştim ben.
Yüreğimden taşan aşkıyla tam dudaklarına kapanacaktım ki birden aklımda beliren düşünceyle, “Lan!” dedim.
“Ömer, çocuğumuzun adı ne olacak?”
✨✨
Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻
Gidelim Verve 💙
Canına yandığımın iktisadı problemi bile edebiyata şekilli giriş yapmış:))))
Demek bunun ilki de sizsiniz! Öncesinde kimsenin dikkatini çekmemişti, okuyan gözlerinize sağlık 😍