✨✨
“Ayaz?”
Hafifçe burnunun üzerine düşürdüğü okuma gözlüklerinin üzerinden sevgilisine bakan Ayaz, “Söyle bebeğim?”dedi. Onun bu halini gören Mustafa’ysa aciz sayılan, topraktan yaratılan bir Ademoğlunun gözlükle bile nasıl bu kadar yakışıklı olabileceğini, bunun diğer kullara haksızlık düşündü.
“Ne olursam olayım, beni yine de sever miydin?”
Ayaz, gözlüklerini çıkarıp yatağın kenarındaki komodinin üzerine koydu. Mustafa’yı kendisine doğru çekerek kucağına oturttuktan sonra, “Bu halinden memnunum ama ne olursan ol, seni yine de severdim,” diyerek adamın şakaklarına uzunca bir öpücük kondurdu. “Peki, bu nereden çıktı şimdi?”
“Bilmem ki?” diyen Mustafa, omuzlarını silkti. “Dün doktorla konuşurken bana hâlâ seninle olduğuma inanamadığımı söyledi.”
Çapkın bir yüz ifadesiyle sevgilisinin burnuna işaret parmağıyla küçük bir fiske vurdu Ayaz. “Oysa dün gece sana varlığımı yeterince kanıtladığımı düşünüyordum.”
Zeynep, Rahmi’nin ısrarlarıyla iyiden iyiye gezgin olmuş, şimdi de Yunanistan kaçamağının keyfini sürerek gününü gün ediyordu son zamanlarda. Daha doğrusu kadın, kocasına çektiriyor, adam da uysalca, ‘Hakkıdır,’ diyerek o ne yaparsa yapsın boyun eğiyordu. Bu süreçte Mustafa ve Ayaz ikilisi canları hangi evde sevişmek isterse oraya gidiyorlardı, utanmadan!
Mustafa, kıkırdayarak gözlerini süzüp kirpiklerinin üzerinden sevgilisine nazlı nazlı baktı. “Kanıtladın sevgilim ama bu gece de kanıtlamak istemez misin?”
“Memnuniyetle.”
“Yarın baban gelince artık onunla konuşacağız değil mi Ayaz? Adam gerçekten pişman. Lütfen ailene kırgın kalma benim yüzümden,” dedi iyice küçülüp şu hayatta en sevdiği yer olan Ayaz’ın kucağına yerleşirken.
“Konuşalım bakalım, eve çıkacağımızı anneme söyledim. Yarın babama da söyleriz. Artık kendisi bilir bu saatten sonra.”
Mustafa, yüzünde buruk gülümsemesiyle bu kez de başını Ayaz’ın göğsünde dinlendirmeye başladı. Burada kimse ona dokunamazdı, kıyamet günü gelsin, yer yerinden oynasın Mustafa buradaysa kimseyi gözü de görmezdi.
Ayaz, yeniden Mustafa’nın alnını öpüp, “Ne düşünüyorsun güzelim?” diye sordu. Adamın hâlâ dalıp dalıp derince düşünmelerinin çokça farkındaydı ama üzerine gitmek istemiyordu.
“Liseyi.”
“Neden?”
“Lisede kız Mustafa derlerdi bana biliyor musun?”
Mustafa, hatırına düşen anılarla birlikte kucağında oturduğu sevgilisinin bedeninin aniden kaskatı kesildiğini hissetti. O, sadece onun gıyabında söylenen cümlelerden birini duyarken olanları yaşayan Mustafa’ydı. Üstelik de arkasında duran, şikayetlenip ağlayacağı bir ailesi hiçbir zaman olmamışken.
“Kim derdi? Sebebi neydi?”
Mustafa, derin bir nefes alıp gözlerini kapattı. Unutamadığı o anlar bir bir göz kapaklarının ardına düşerken eş zamanlı kalbi sancıdı. Ona kız Mustafa, ibne, top diyen, çok komikmiş gibi ondan izinsiz kalçasına tokat atarak şaka yaptığını zanneden akranlarının bilinçaltında bıraktığı izleri silmek onun için kolay olmamıştı. Dört elle işine sarılmış, o anıların üzerini kara bir kalemle çizip zihninin en karanlık köşelerine itmişti ama bazen, bir anda duyumsadığı bir kokuyla bile yaşadıkları bir hayalet gibi dadanıyordu peşi sıra.
“Bilmem? Belki yeterince erkek gibi olmayışım sebepti, belki de kilolarım. Ama kızları rahatsız etmediğim için çok laf yediğimi hatırlıyorum.”
“Onlar rahatsız mı ediyordu?”
“Evet, sen lisedeyken falan nasıldı bilmem ama benim zamanımda iki sınıfın beden dersi çakışırsa A şubesi soyunma odasında, geri kalan şubeler sınıflarda giyinirdi. Erkekler, kızlardan önce sınıfa girer, üzerini değiştirir, onların işi bittiğinde de kızlar girerdi. Kilidi olmayan bir sınıfta giyinen kızların kapısı mutlaka aniden açılır, kahkahalarla gözetlenirlerdi. Güya şaka. Bir tek ben ve Hulusi diye yirmi yaşında biri vardı işte, biz yapmazdık bunları. Bir kız bir keresinde çok ağlamıştı çünkü, belli ki bir şey yaşamış, etkilenmişti. Kızlara laf atıp eteklerini açmadığım, onları sınıfta giyinirken basmadığım için ibne ilan edildim dört yıl boyunca.”
Ayaz dişlerini sıkarak, “Akran zorbalığı,” diye mırıldandı.
“Bir de bizi Hulusi’yle yakıştırmışlardı,” diyerek parça parça anımsadığı anıları sevgilisine anlatmayı sürdürdü Mustafa. “Ben onunla konuşurken, ‘Sence kim kime veriyordur?’ muhabbeti yapan kızlı erkekli gruplar vardı. Kızların da o erkeklere yaranmak için güldüklerini hatırlıyorum.”
“Hulusi o kadar büyükse neden lisedeydi peki?” dedi Ayaz, kollarını geçmişte koruyamadığı ömürlük eşinin vücuduna iyice sarıp, ‘Bak şimdi buradayım, seni her şeyden koruyacağım,’ demek ister gibi.
“Bilmiyorum ki. Şimdi geriye baktığımda daha kadınsı olduğunu fark ediyorum ama o zaman anlamıyordum. Şiir yazardı, çok ince bir ruhu vardı. Ama insanlar benden önce onunla uğraşmaya başlamışlardı. Hulusi çok kiloluydu, tırnakları yenmekten yok denecek kadar azdı Ayaz. İnsanların güzellik standartlarına da uymuyordu yani. Üzerine konuşma şekli, yazdığı şiirler derken lisede bir gün bile biriyle oturamadı. Hep tek başınaydı o sırada.”
“İnsanlar riyakardır Mustafa’m.” Adamın mis kokan saçlarına burnunu daldıran Ayaz, sözlerini onu ürkütmeden devam ettirebilmek için kendisini içten içe sakinleştirmeye çalıştı.
“Lisede birkaç kişiye yönelimimi söylediğimde tabii ki bu dedikodu okulda hızla yayıldı. Kimse bana zorbalık yapmadı, tek bir gün bile. Ama suratıma bakarak çığlık atıp, ‘Seninle arkadaş olalım mı?’ diye ağzını büzerek konuşan insanları da ben hatırlıyorum. Arkadaş olmak istemelerinin sebebi eşcinsel olmammış. Kafese kapatılan bir maymun gibi incelemeye almışlardı beni, genellersem de bunu yapanların çoğunluğu kızdı. Erkeklerin götü yemedi yüzüme bir şey söylemeye ama onlar için de hem rakipleri elenmişti hem de güzel suratlı birinin eşcinsel olması taşağa alınacak bir konu olmuştu. Nereye gidersen git, savundukları aslında derin değil de yüzeysel olan kişilerin riyakarlığını göreceksin güzelim. Sana düşen onları görmemeyi, yok saymayı öğrenmek. Unutma yarışmayan birini yenemezler.”
Az çok Mustafa’nın hayatını tahmin edebiliyordu o da. Mustafa ne kadar Ayaz’a karşı bazı konularda kartlarını açık oynasa da hâlâ sakladığı çok şey vardı. Ayaz göz bebeklerinin sarı çizgilerinden anlardı da Mustafa’sı onu kandıramazdı.
Yine de sesini çıkarmıyordu Ayaz, vakitleri boldu nasılsa. Az önceki gibi durup dururken güzel bebeğinin ağzından kendisi hakkında Ayaz’ın hiç bilmediği anılar dökülüyordu. Böyle zamanlarda Ayaz, Mustafa’ya daha da yaklaşmış hissediyordu kendisini, tıpkı güneşe dönen ayçiçekleri gibi…
Mustafa, Ayaz’ın göğsünden başını kaldırmadan, “Teşekkür ederim Ayaz,” dedi. Bugün kendisini çok savunmasız hissediyordu nedense. Dokunsalar ağlayabilirdi, eğer ağlayabilseydi…
“Neden bebeğim?”
“Ben eski Mustafa’yı nerede ve ne zaman kaybettiğimi hatırlamıyorum ama nasıl kaybettiğimi çok iyi hatırlıyorum. Yanağında dört tane beni olan çok güzel bir çocuk sayesinde… Benim gibi birinde ne gördün de hayatıma girdin bilmiyorum ama ben olsam benimle olmazdım Ayaz.” Dürüsttü sözlerinde. Üstelik eskisi gibi ilgi çekmeye çalıştığını da düşünmüyordu. Sadece içinden ne geliyorsa sevgilisiyle paylaşmayı diliyordu bugün. “Senin cesaretinin yanında benim korkaklığım o kadar küçültücüydü ki hâlâ çok utanıyorum.”
“Bana bak bir.”
Mustafa, kafasını olumsuz anlamda sallayıp bu kez de Ayaz’ın boyun girintisine saklandı. Sevgilisinin beline ellerini dolayıp yüzünü saklamak isterken Ayaz’ın içine girmeye çalıştığının farkında mıydı acaba?
“Güzel yüzünü böyle saklayacaksan işimiz var güzelim seninle.”
Mustafa, mırıldandı. “Ben çok mu güzelim gerçekten de?”
Ayaz, onun eşref saatinden çıktığını anlayıp sol omzuyla boynunun arasına saklanmış adamın çenesini gülümseyerek tuttu. Başını porselenden yapılma, dokunsa kırılacak kadar hassas bir bebekmiş gibi nazikçe kaldırıp ısrarla gözlerine bakmayan sevgilisinin gözlerine kendi bakışlarını kitledi.
“Sonsuza kadar güzel olduğunu duymak istiyorsan ben bıkmadan bunu sana hatırlatacağım Mustafa. Senden de sıkılmayacağım, korkun buysa. İnsan sevdiğinin güzelliğinden bahsetmekten neden sıkılsın ki? Sen farkında değilsin ama günde en az beş kere çok yakışıklı olduğumu söyleyip bana yürüyorsun,” dedi adamın utançtan pembeleşen beyaz yanaklarını öperken.
İçini derince çekti Mustafa. “Sen gerçekten çok yakışıklısın Ayaz.” Kafasını kaldırıp da sevgilisinin Yunan tanrılarını kıskandıracak şekilde oyulmuş esmer yüzünü tekrar gördüğünde kalbi hopladı.
Dün gece ve ondan önceki her gece itinayla bu adam tarafından zevkten çığlık çığlığa, adeta soluksuz bırakılıyordu. Eskiden izlediği dizilerde, filmlerde, kliplerde gördüğü adamlardan daha yakışıklı birinin göğsünde uyuyordu her gece. Üstelik yaptığı hatayı bir kez bile yüzüne vurmamış biriyle yaşıyordu tüm bunları.
“Senden bunu duymak büyük bir onur.”
Mustafa acı çeker gibi bir sesle, “Neden bu kadar fazlasın ki?” diye sordu.
“O ne demek?”
“Bazen- Belki beni yanlış anlayacaksın ama- Neyse boş ver,” diyerek Ayaz’ın kucağından kalkıp bedenini tam onun yanına bıraktı. Bacaklarına kollarını sarıp başını da dizlerinin üzerine yaslayarak dudaklarını büzdü. Hareketlerini büyük bir ilgiyle izleyen esmerin farkında bile olmadan karşısındaki duvara bakmaya başladı.
Ayaz’ın çene kemikleri yine dişlerini sıktığı için belirginleşirken, “Mustafa, şirin şirin hareketler yapmadan cümlenin devamını getir!” dedi. Bu adam, bir ömür Ayaz’ı deli edecekti, Ayaz artık bunu kabullenmişti. Anlamsız cümleler kurup bir de sanki az sevimliymiş gibi bacaklarına sarılıp dudak büküyordu, kim bu adama otuz üç yaşında derdi ki?
“Bazen çok fazla olduğunu düşünüyorum Ayaz, bunu doktoruma da anlattım. Ben seni yarı yolda bıraktım, iğrençti yaptığım. Üstelik gelip doğru düzgün özür bile dileyemedim utancımdan. Sen benim elimi tutmuşken ben ilk engelde bıraktım seni.” Sevgilisine doğru başını çevirerek devam etti. “Bu kadar çok mu seviyorsun beni Ayaz?”
Konuşulmayanların şu anda ortaya döküldüğünü anlayan Ayaz, her zamanki gibi dürüst olmaya karar verdi. “Yaptığına iğrenç diyemem Mustafa. Kırıcı mıydı? Hem de çok fazla. Sana yalan söylemedim ben hiç, söylemeyeceğim de. Elimi tutmanı beklediğim gün beni arkanda bırakman herhalde ömrümce yaşadığım en kötü şeylerden biriydi. Her şeyi bitirdin, bir daha benimle olmayacaksın sandım. Sana ulaşamayacağımı düşünüp gecelerce sigara içtiğim o eski günler geldi aklıma.”
Bedenini hafifçe kendisini pür dikkat dinleyen adama doğru döndürüp alnına dökülen saçları geriye doğru taradı. “Ama bilmiyorum Mustafa, bu şekilde öğrenmek daha iyi oldu belki de. İleride daha farklı olaylara sebep olmadı ilişkimizin başında yaşadığımız bu kırgınlık. Sen çok değişiyorsun, hem de çok güzel anlamda. En güçlü insanlar kimselerin bilmediği savaşları kazanırlar Mustafa. Ne savaşlar kazandın da bana söylemedin, kim bilir? Ben bu Mustafa’mı da çok sevdim. ‘Öz güven çok yakışır sana,’ demiştim, yakıştı da. Benden özür dilemene gerek yok, ne kadar çabaladığını her gün izliyorum zaten.”
“Ayaz, çok üzgünüm ama. Çok özür dilerim senden sevgilim. Bir daha yanından ne olursa olsun ayrılmayacağıma söz veriyorum. Her zaman ne arkanda ne de önünde, tam yanında olacağım,” diyerek romantik bir konuşmaya giriş yapmıştı ki Ayaz’ın değişen bakışlarını gördü. “Tamam tamam, yatak haricinde önünde, arkanda olmayacağız be!”
Oysa zihninde ne de güzel cümleler hazırlamıştı. Duygu yüklü bir özür diledikten sonra sevgilisinin üzerine atlayarak tadına doyamadığı esmer tenine morluk üzerine morluk ekleyecekti.
“Yeter bu kadar özür muhabbeti güzel bebeğim, bitti geçti.”
Mustafa çekingence, “Doktorum bu konuyu aşamadığım için takılı kaldığımı da söyledi. Senin beni affettiğine içten içe inanmıyormuşum,” dedi. Hâlâ doktoru ile olanları anlatırken az da olsa utanıyordu sevgilisinden, sanki bozukmuş da tamir sürecinde aldığı darbelerle daha da kırılacakmış gibi…
“Affedilecek bir durum yaşanmadı ki Mustafa. Bu, ilişkimizde bir sorun gibi dursa da aslında çok büyük bir engel değildi sevgilim. Hem uzun uzun birbirimizden ayrı kalmak da istemedik. Düşün bakalım bir, hemen ertesi gün benim için çabalamaya karar vermedin mi sen? Bu ne kadar büyük bir adım biliyor musun? Lütfen kendi güzelliğini görmeye devam et, benim seni gördüğüm gibi sen de kendini gör.”
“Görüyorum zaten, çok güzelim bir kere! Sadece emin olmak istemiştim!” Sözleri biter bitmez Ayaz’ın yanaklarından birer öpücük çalarak kendine katıverdi Mustafa.
Sonra, sevgilisinin kolunu iki eliyle sarıp omzuna başını koydu. “Senin için dilek dilenmez, uğruna çabalanır zaten sevgilim. Seninle güzel günler için savaşılır, sen tesadüf olamayacak kadar güzelsin. Hayatımı bir günde değiştiren meleğim olmalısın benim.”
Yüzüne bakmak için başını kaldırdığında gözlerinin dolu dolu olduğunu görünce mutluluktan bile ağlamasın isteyerek, “Belki de peri annesindir sen. Hani dilekleri yıldızlı asasıyla gerçek yapan minik, mavi bir peri var ya, işte o!” dedi. Sevdiği adam ağlamasın diye saçmalamak serbestti nihayetinde.
“Hiç minik, mavi bir peri annenin her gece siktiği yeşil eriğe denk gelmemiştim ama bu da böyle bir masal olsun sevgilim.”
Mustafa, malum kelimeyi sevgilisinin ağzından duyduğu an dudaklarını ısırıp Ayaz’a baktı. Dizlerinin üzerine doğrulup, “Bir daha söylesene,” diye fısıldadı.
Ayaz, yüzünde bilmiş bir sırıtışla bedenini iyiden iyiye Mustafa’ya döndürerek dizlerinin üzerinde duran adamı yeniden kucağına düşürüverdi. Mustafa’nın bu kelimeye zaafının olduğunu anlamıştı elbette. Her ne kadar utanıp da sadece zaman zaman arsız olduğu dönemlerde ağzından kaçırsa da Ayaz’dan bu kelimeyi duymak Mustafa’yı inanılmaz yükseltiyordu.
Yatakta pek de masum olmayan ama gözlerindeki bakışları küçükken annesinin zoruyla bir bayram günü köye götürülmüş, gece sıkılarak odasının penceresinde yıldızları izlerken hayatında ilk kez bir yıldızın kaydığına şahit olup dilek dileyen çocuğun o ışıltısına sahip adama bakan Ayaz, onun yüzüne kendi yüzünü yaklaştırıp, “Neden? Yeniden sikilmek mi istiyor benim sevgilim?” diye sordu.
Mustafa, gözlerini kocaman açıp Ayaz’ın edepsiz sözlerinin üzerinde nasıl böyle bir etki bırakabildiğini düşündü. Sevgilisi dünyanın en romantik, en anlayışlı, en aşkı iliklerine kadar hissettiren adamıydı beki ama Mustafa için Ayaz’la ortaya çıkan bu arsız tarafı durdurulamaz bir hal alıyordu son zamanlarda.
Dudaklarından çekingen bir, “Bilmem ki?” çıksa da Ayaz’ın kucağında biraz daha öne doğru kaydı.
Ayaz, yüzündeki çapkın ama Mustafa’yı alıp bambaşka diyarlara götüren o güzel gülümsemesiyle, “Ne oldu?” dedi.
Sevgilisinin gülüşünü izleyen Mustafa, içini çekti. Yüzü güzele bir gün, gönlü güzele yıllarca doyulamazmış ya karşısındaki çocuk içiyle de, dışıyla da güzeldi.
Merhamet etse belki biraz daha az parlardı ama Mustafa, onun acımasız bir ölüm meleği olduğunu evinden iş yerine götürmek için onu aldığı ilk gün anlamıştı. Acımayacaktı hiç Mustafa’ya, katlanarak hep fazlasıyla gelecekti üzerine…
Sanki oturduğu yere yerleşiyormuş gibi kalçasını hafifçe havalandırıp tekrar indirdi. Daha sonra Ayaz’ın şekilli çene kemiğini belli belirsiz ısırdı. “Hani bana Güney Afrika’dayken bir fotoğraf atmıştın ya?”
“Hangisi bebeğim?” diye sordu Ayaz. “Bana daha açık olmalısın.”
“Etekli.”
“Evet, atmıştım. Kendine dokunurken beni aramanı beklemiştim ama bu isteğim de yerine getirilmedi tabii.”
“Kendime dokunmadım ki. ‘Gerçeği varken neden fotoğrafla idare edeyim?’ diye düşündüm.”
Ayaz, kucağında ağır hareketlerle öne arkaya giden adamın güzelliğinden kendini kaybetse de bir parça sağduyusu kalmıştı. “Mustafa, ne istiyorsun benden?”
“Etek giymeni.” Hareketlerine yavaşça devam ederken bir yandan da Ayaz’ın esmer boynunu köprücük kemiğinden çenesine kadar yaladı.
“Peki etekle ne yapmamı istiyorsun?”
“Beni sikmeni.”
Ayaz’ın kalbi göğsünü döverken duyduğu kelimeyle nefesini tuttu. “Seni durduramıyorum artık ben.”
Mustafa, onun alt dudağını dişlerinin arasına alıp bir kez kendisine doğru çekiştirerek bıraktı. “Durdurmak istiyor musun peki?”
Sanki feryat eder gibi, “Siktir!” diyen Ayaz, sevgilisinin beline ellerini koyup daha rahat hareket etsin diye onu öne arkaya doğru ilerletmeye başladı.
“Altımda hissettiğim şeyi keşke içimde hissetsem Ayaz, tadı damağımda kalıyor da her seferinde.”
Ayaz, bu Mustafa’ya hiçbir şekilde yetişemiyordu. Kısık sesi, büyülü bakışları, hazdan kızaran yanakları, hareket eden kalçasıyla sanki ana rahmindeki esareti bitmişti de doğar doğmaz Mustafa’ya prangalanmıştı, her anlamda.
Bir çırpıda adamı kucağına alıp yataktan kalkarak tek eliyle de bacaklarını belinde birleştirdi. Aynı anlarda dudaklarının altındaki dudaklara ömrü boyunca doyamayacakmış gibi hissediyordu.
Sevgilisini geniş hamağın içine yatırırken gözü Mustafa’nın yeni yeni uyanmaya başlamış penisine kaydı. Elini atıp adamı bir kere aşağı yukarı okşadıktan sonra, “Onu ağzımda istiyorum,” diyerek dolabına ilerledi.
Aradığını bulmuş gibi odasındaki banyoya gittiğinde Mustafa, yüzündeki şeytani gülümsemeyle yerinde oturup çok da uslu olmayan bir şekilde sevgilisini beklemeye başladı. Hem onu kendisine almıştı hem de gönlüne, birazdan da içine alacaktı, yeniden ve yeniden…
Üstelik tüm bunlar yetmemiş gibi çok yakında onunla bir ömre başlayacağı yeni evine de alacaktı esmeri, sonsuz bir zaman dilimi için hem de. Her iki alemde de onunla olması en büyük dileğiydi adamın, gönlünün ev sahibi çocukla kendi evlerinin olmasıysa tarifi imkansız bir mutluluk kaynağıydı.
O, birlikte yaşayacakları evin hayallerine dalmışken Ayaz banyodan çıktı. Bu öyle bir çıkıştı ki bir çıkış ancak bu kadar güzel olabilirdi. Bu nasıl çıkıştı? Her çıkışın da bir girişi olmalıydı, kimse bu kadar güzel çıkmamalıydı. İşte Mustafa, karşısındaki görüntüyle iç dünyasında saçmalamalarının zirvesini yaşarken bir yandan da Ayaz’ı süzüyordu.
Beyaz, biraz bol tişört, altında Ayaz’a göre mini sayılabilecek dizlerinin bir karış üzerinde, siyah, çizgi desenli, beyaz bir etek… Kalın ve kaslı bacaklarının üzerindeki etek bir insana nasıl bu kadar yakışabilirdi? Bu çocuk her anlamda özel olmalıydı, bir yerden bile eksiği olmaz mıydı?
“Ne oldu bebeğim? Beğenmedin mi?”
Mustafa, davetkar bir biçimde sadece elini uzattı, ‘gel’ anlamında… Ayaz, tek dizinin üzerinde hamakta ona doğru eğilirken o da sevgilisinin dudaklarının birleştiği çizgiyi boydan boya yaladı. “Beni sikerken üzerinden bunu çıkarırsan çok kötü olur bebeğim,” dedi, ‘bebeğim’ kelimesini Ayaz gibi kısıkça söyleyerek.
“Mustafa, böyle konuştuğun için yarın oturamayacaksın biliyorsun değil mi? Sert sevdiğini de biliyorum, yavaş olmayacağım.”
“Hâlâ konuşan biri için fazla cesur söylemler hayatım.”
“Hayatın siksin seni.”
“Bana uyar.”
Ayaz için Mustafa’nın dilekleri emirdi. Beynindeki tüm sevecen, sağduyulu, Mustafa’ya kıyamayan şartelleri tek tek indirip sevgilisinin onun için araladığı bacaklarının arasına girerek adamı öpmeye başladı, tek lokmada yutmak ister gibi…
Diliyle sanki ezbere bilmiyormuş gibi ağzının içini yeniden keşfederken elini de Mustafa’nın kasıklarına atıp okşamaya başladı. Çok konuştuğu için tatlı bir işkenceyi hak etmişti. Dudaklarından sesli bir şekilde ayrılır ayrılmaz Mustafa’yı olduğu yerde doğrultup üzerindeki tişörtü çıkardı. Eli yeniden onun kasıklarını bulurken, “Gelir gelmez kendini hemen duşa bu yüzden mi attın?” diye sordu.
“Her yerimin tadına bakmayacak mıydın? Vanilyalı duş jelin sayesinde daha da lezzetli olacağım.”
Ayaz, sesli şekilde içini çekip Mustafa’nın seyrine doyamadığı piercinglerine baktı, milyon kez baksa da eskimeyecekti bu görüntü zihninde. Mustafa’nın içinde aslında ne olduğunun adamınsa bunu ne kadar bastırdığının kanıtıydı bu metaller.
Sağ meme ucunu dişleyip hasar bıraktığı tenini iyileştirmek ister gibi yalarken bileğinden başlayıp adamın şortunun müsaade ettiği yere kadar da pürüzsüz bacaklarını okşadı. Bembeyaz, üzerinde tek kıl olmayan ama Mustafa’nın doğuştan böyle olduğunu iddia ettiği bacakları beline dolamak için sabırsızlansa da önce keyfini çıkaracaktı bu adamın.
Mustafa’nın beline yönelip etli olması hoşuna gittiğinden bir süre adamın belinin hemen her kısmında oyalandı. Oradan dudaklarının altında kalan yerleri içine çekerek, öperek, ısırarak çok sevdiği göbeğine doğru dudaklarını ilerletti. Bir yandan göbeğini emip bir yandan da onun üzerindeki gri şortu boxerla birlikte vakit kaybetmeden çıkardı, sağ tarafa fırlattı.
Penisini ağzına alıp bir süre oyalanmak istese de, henüz birkaç dakika bile geçmemişti ki, Mustafa, başka planları olduğundan bedenini geriye çekerek birden doğruldu. Ayaz’ın elini tuttu, kendisiyle birlikte sevgilisini de hamaktan kaldırdı. Eteğinin ucunu tam giyilme hizası olan yerin içine doğru katladıktan sonra dudaklarını ısırarak önündeki manzaraya baktı.
Göz kırpıp yeniden hamağın içine sırt üstü yatarak başını aşağıya doğru sarkıttı. “Sana bahsetmiştim ya.” Alışılagelmiş şekilde dişlerini sıkan Ayaz, gözlerini bir kez kapattı, ardından kaçırmak istemediği görüntüye bakabilmek için hemen açtı. Yenileniyordu Mustafa… Yenileniyor, güçleniyor, daha da karşı konulamaz oluyor ama durmak nedir bilmiyordu.
Ayaz’ın kendisine göre yavaş kaldığını fark eden beyaz tenli adam, onu kalçasından çekip yüzüne doğru yaklaştırarak birden ağzına aldı. Ayaz, gördüğü görüntüyle delirmemek için gözlerini kırpıştırsa da hayır, yaşadıklarının hepsi gerçekti. Aylarca onun olmasını beklediği adamla hayalini kuramayacağı şeyler yaşıyor, dahası ona da yaşatıyordu.
Onun başının aşağı sarkması nedeniyle ağzında daha da derinlere kayan Ayaz, ileri geri hareket ederken aldığı hazla Mustafa’nın üzerine doğru uzandı. O da sevgilisinin tadına bakmak istiyordu. Penisini ağzına alıp emerken bir yandan da adamın kendisi için açılmış, hamağın yanlarından, dizlerinden itibaren sarkmış bacaklarını okşamaya başladı.
Aklının sakin kalmasını sağlayan duvarlarının yıkıldığını hissediyordu. Mustafa’yla geçecek bir ömrün sınırının olmadığını bilmek bir an önce onunla beraber yaşamak istemesine neden oluyordu. Adamın boğazına kadar girip Mustafa’nın öğürmesine neden olduğunda hemen geriye çekilip sevgilisine baktı.
Mustafa’yı yattığı yerden kaldırdı. “İyi misin? Kendimi kaptırdım.”
Dudaklarının etrafını elinin tersiyle silen Mustafa, Ayaz’ın tadını almak ister gibi diliyle dudağını yalarken, “Sert seviyorum,” dedi sadece.
“Mustafa, sen benim sonum olacaksın,” diyerek adamı göğsünden ittiren Ayaz, bu kez de onun hamağın diğer tarafına yatmasını sağladı. Önce kendi tişörtünü başından çekip çıkardı. Daha sonra iki parmağını adamın dudaklarına uzatarak kendisi yeniden Mustafa’nın penisinde oyalandı. Birden büyük bir inlemeyle ağzının içindeki parmakları boşluğa düşüren Mustafa, aldığı hazzın ona fazla gelmesiyle kendi kolunun içini ısırdı çünkü Ayaz, bambaşka bir yerini yalıyordu şu an!
Buradan nasıl bu kadar zevk alabildiğini düşünen Mustafa, Ayaz’ın kıvrılan dilinin içine girip çıkmaya başlamasıyla sevgilisinin saçlarını çekiştirerek onu kendisine iyice bastırdı. Sitem eder gibi, “Ayaz, yeter geleceğim,” dedi.
Ayaz, bacaklarının arasından onun yüzüne baktı. “Gel işte bebeğim.”
“Hayır!” Hamağın yukarısında kalan kalın ipleri gösterdi. “Sen üzerimde etekliyken, bir de oradan tutunurken istiyorum!” Ayaz, tutkudan aklı bulanmışken bile Mustafa’nın katettiği yolu düşündü. Eskiden kendi isteklerini söylemeyip sessiz kalan adam, çekinmeden ‘istiyorum’ diyordu artık.
Koşar adımlarla, bir çırpıda çekmeceden neredeyse yarıya gelmiş kayganlaştırıcıyı alan esmer, tüpün Mustafa’nın evindeki benzerinin de yarılandığını fark ettiği o anı arsız bir tebessümle hatırladı. En az kendisi kadar azgın bir sevgilisi olunca işler böyle yürüyordu demek ki.
Vakit kaybetmeden parmaklarına döktüğü sıvıyı sevgilisinin dudaklarını sömürürken kalça arasına yaydı. Öpüşmelerini bozmadan orta parmağını temkinli hareketlerle Mustafa’nın içine gönderdi. Eskisi kadar zorlanmadığından hemen işaret parmağını da ekleyerek genişletmeye çalıştı onu.
Mustafa’nın artık dayanamadığını adamın dudaklarını ısırmasından anlayan Ayaz, biraz daha kayganlaştırıcı alıp kendi penisine dökerken onun çırılçıplak vücuduna bakarak kendisini çekmeye başladı.
Neredeyse her sevişmelerinde görse de, yine de bu anı kaçırmak istemeyen Mustafa, dirseklerinin üzerinde yükseldi. ‘Lisedeki tüm geri zekalılara selam olsun,’ dedi içinden. ‘Dünyanın en harika adamı için yine aynı şeyleri yaşardım.’
Belinde topladığı eteği üzerindeyken ona bakarak kendisini çeken Ayaz’ın keyfini sürüyordu ki aklına bir kitapta okuduğu satırlar düştü. Belki dünya, o kitapta bahsedildiği gibi, dilekleri kabul eden bir makine değildi ama beklediğinde, sabrettiğinde en güzelini elinden tutup bırakıveriyordu insanın kucağına…
Bu sırada, ağır hareketlerle Mustafa’nın içine doğru kayan Ayaz, ikisinin de aynı anda boğukça inlemesine neden oldu. Zihnindeki tüm demir parmaklıkları kırarak, onu serbest bırakan adam şimdi, yeniden duvarlarını da yararak içine yerleşiyordu. En derinlerinde hissettiği sert organla kafasını geriye atan Mustafa, hamağın kalın halatlarından tutunmuşken elinin üzerine Ayaz’ın elleri geldi, her zamanki gibi…
“Devam et.”
Ayaz, yavaş yavaş içinde gidip gelmeye başlamışken Mustafa, kapanmak için direnen gözlerine daha fazla engel olamadı ama Ayaz’ı bu şekilde izlemek için gözlerine savaş açması gerekiyorsa bunu da yapardı.
Sakin ritmi iyiden iyiye hızlanan esmer, Mustafa’nın içine girip çıkarken birden doğruldu ve hamağın en üstteki kalın halatından tutundu. Oradan aldığı güçle sadece belini oynatarak sert hareketlerine devam etti.
“Çok iyisin.”
“Sen bir de benim gözümden gör kendini.”
Mustafa, ellerini hamağın iplerinden çekip Ayaz’ın boynuna sardı. Bastırmadan sevgilisinin boynunu sıkarken Ayaz, mağrur bir ifadeyle gülümsedi. “İçinde doymayan bir şey var Mustafa.”
Tam gözlerinin içine baktığı sevgilisinin boğazını biraz daha sıkan adam inleyerek, “Yanlışın var,” dedi. Şimdi, Ayaz’ın penisinin üzerinde kendisi hareket ediyordu. “Sen beni doyuruyorsun.”
Ayaz, bir süre daha onun kendisini tatmin etmesine izin verse de yavaşlayan ritme dayanamayıp ipleri eline almaya karar verdi. Mustafa’yı tek eliyle hamağın ucuna çektikten sonra ayağa kalkarak içine girip çıkmaya devam etti. Ömrünün sonuna kadar bu hisle sarmalanmak istiyordu ama bunun mümkün olmadığını da biliyordu. Öyle ki, her sevişmelerinde orgazmı geciktirseler de nihayetinde gözlerinin önünde küçük noktaların belirmesine engel olamıyorlardı.
Dakikaların ardından Mustafa, en sonunda, dayanamayarak göbeğine doğru boşalırken düzensizleşen nefeslerinin arasında Ayaz, “Kendine dokunmadın,” dedi.
Mustafa’ysa gelen rahatlama hissiyle, “Böyle daha güzel,” diyerek bir eliyle Ayaz’ın hayalarını okşamaya, yoğurmaya, Ayaz’a verdiği zevki mümkünmüş gibi daha da katlamaya çalıştı.
Gelen temasların sonunda titremeye başlayan Ayaz, aniden Mustafa’nın içinden çıktı. Gözlerine sunulan, bacakları iki yana açılmış, göbeğindeki ıslaklığı umursamadan dudaklarını ısıran sevgilisinin manzarasına bakarak kendini birkaç kez daha çekip beyaz tenli adamın tenine doğru boşalmaya başladı.
Ayaz’ın en sevdiği hallerinden birini gözlerini kırpmadan izleyen Mustafa’ysa kalça arasında, deliğinin üzerinde gezinen penisi umursamadan ritmi yavaşlayan kalbinin ve yaşadığı rahatlamanın tadını çıkarırcasına başını arkaya doğru yatırıp gülümsedi.
En sonunda Ayaz, Mustafa’nın üzerine çıkıp önce göbeğinde biriken sıvıdan birazını işaret parmağıyla aldı. Daha sonra piercingli meme uçlarından birinin üzerine sürüp adamın gözlerinin içine bakarak uzunca emdi, dudaklarına da bir öpücük kondurdu.
Onun gözlerindeki hayran parıltılar, Mustafa’yı tarifini imkansız saydığı bir diyara sürüklüyordu. Her sevişme sonrası daha da bağlanıyordu sanki ona, bir daha ayrılmamacasına…
Göğsüne uzanan esmerin saçlarını okşayarak, “Harikaydı Ayaz,” dedi.
“Sen harikasın da ondan güzel bebeğim.”
“Ayaz?”
“Hımm.”
“Seni o kadar çok seviyorum ki…”
Ayaz, sevgilisinden ilk kez gelen bu cümleyi duyduğu an kulaklarını başka her şeye kapatmak istedi. Duyabileceği en kutsal cümleyi duymuştu artık, yeni hiçbir şeye ihtiyacı yoktu ki.
“Ben de seni çok seviyorum Mustafa’m.”
“Teşekkür ederim, bıkmadan beni sevdiğin için sevgilim.”
“Bugün çok romantiğiz bakıyorum da. Az önce sert seviyorum diyordun.”
Mustafa, arsızca gülümsedi. “O başka bu başka, hâlâ sert seviyorum ama sevdiğim adamdan sert yemeyi seviyorum diyelim.”
“Sevdiğin adam- Neyse, doğru duşa.” Biraz daha konuşursa yeniden kucağına çekecekti bu ömrünce doyamayacağı adamı.
“Duş fantezisi mi yapacağız? Küvete gül yaprakları koyup mum da yakalım!”
“Mustafa!”
Mustafa, kahkahalarla banyoya kaçışınca Ayaz da gülümseyerek onun peşine takıldı.
Habersizdi aslında Ayaz, romantik dediği adamın onun için bambaşka planlarının olduğundan, istediğinde neler yapabileceğini göstermekten, sevdasını kelimelere dökmekten çekinmeyeceğinden habersiz, hayatının en güzel günlerinden biri saydığı şu dakikalarında sevgilisiyle birlikte suyun altında rahatlamaya gitti, yaşamının gerçekten tarifi imkansız zamanlarına sayılı günler kaldığını fark bile etmeden…
✨✨
Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻
Gidelim Verve 💙