Bölüm 37: Kalbinin Taç Yapraklarındaki Uğur Böceği

✨✨

Mustafa, evindeki son günlerini bol kahkahalı, sevmeli, sevişmeli, hayatında ilki kalmadığını düşünse de daha Ayaz’ın uğruna feda edeceği pek çok yaşanmamışlığının olduğundan habersiz sevgilisiyle birlikte geçirmişti. Pek çoklarının aksine taşınma işlerini de büyük bir hazla yapıyordu. Belki Ayaz’la milat saydığı, yeni bir hayata başlayacağından, belki ilk kez bir yuvaya adım atacağının farkında olduğundan bilinmez ama kitaplarını kutulara koyarken içinde gökkuşağının renklerinin patlamasını hissediyordu.

Şimdi, dudaklarından silemediği gülümsemesiyle evini topladığı anlar aklındayken bir yandan da önündeki günü gününe kontrol ettiği kayıtlara bakıyordu. Tam kullandığı programa dalmıştı ki birden şirketin iç yazışmasının sağlandığı uygulamadan yeni bir konuşma penceresi açıldı.

Alttaki küçük yazışma kutusuna baktığında şirketin gelir muhasebe başkan yardımcısı Bilal Bey’in, “Odama gelir misiniz Mustafa Bey?” cümlesini görür görmez içinde yeşeren panik duygusunu bastırarak adamı hemen odasında olacağına dair bilgilendirerek sözlerinin aksine önce Burak’ın yanına doğru koştu.

Kankasının onu yatıştırmasını umar gibi, “Burak, hemen bana güzel sözler söyle!” dedi.

Burak, karşısında heyecandan yanakları al al olan Mustafa’nın bu hallerine artık alışmıştı. İstemediği şeyleri ona yaptırabilen insanlara son zamanlarda karşısındaki beyaz tenli adam da eklendiğinden çok adeti olmasa da elinden geldiğince güzel sözler söylemeye başladı, kendi standartlarında elbette. “İyisin ciğerim, bomba gibisin. Ceket acayip faça, göbeğin de eridi bu ara kitabıma.”

“Bu kadar mı?” diyerek arkadaşına burun kıvıran Mustafa, bal rengi gözlerini de onun suratına dikti. “Bilal Bey beni yanına çağırıyor. Şirketteki son dakikalarım olabilir. Beni özle tamam mı?”

Burak, derince bir nefes alıp kafasını olumsuz anlamda salladı. “Muhasebe ve finans departmanının en zeki adamı olman hayret verici Musti. Seni kovsalar kartın okumaz, çoktan tüm sistemlere de erişimin kesilirdi. Adam seni-” dedikten sonra kolundaki saate baktı. “Öğleden sonra dörtte mi kovacak?”

Mustafa, onun küçümseyici konuşmalarını şimdilik pas geçmeye karar verdi. Önündeki engeli aşar aşmaz Burak’a dünyayı dar edebilirdi ama şu an yeri değildi. “Öyle mi diyorsun?”

“Bence bir an önce git diyorum. Bilal’in şekeri fırladıysa sağlam kalaylar seni.”

“Tamam, bana şans dile,” dedikten sonra sesinin tonunu birkaç perde düşürüp, “Başıma bir şey gelirse Ayaz’a ona çok aşık olduğumu söylemeyi sakın unutma,” diye de ekleyerek arkasında ona tip tip bakan bir Burak bıraktığından habersiz asansörü pas geçti, ikinci katın merdivenlerini bir çırpıda, hızla tırmandı.

Bilal’in odasına giderken gider ve gelir muhasebe arasında çok da bir etkileşim olmadığından adamın onu neden çağırdığını düşünüyor ama doktorunun da tavsiyesiyle kendisini teskin ederek kötü şeyleri çağırmamaya da özen gösteriyordu. Belki işle ya da bir görevle ilgili bir durumdu ve hemen en kötü senaryoyu yazmamalıydı.

Zihninde dönen düşünceleri birkaç saniyeliğine durdurup adamın kapısını iki kez tıklattığında, “Gel,” yanıtını alınca içinin alevine zıt sakince odaya girdi. “Merhaba Bilal Bey.”

Bilal, içten bir gülümsemeyle Mustafa’ya, “Gel bakalım Mustafa, otur,” dedikten sonra karşısındaki koltuklardan birini gösterdi. Derli toplu masanın üzerindeki şirket dahilisinin ahizesini Mustafa’nın gözlerinin içine bakıp da kaldırdı. “Harun, iki çay getirir misin?”

Kendisini saklayamadığı bir merakla süzen adamı görünce yüzünde anlayışlı bir ifade belirdi. O da geçmişti elbette bu yollardan, üst yönetimden birinin çağırması çalışanlar için zaman zaman tedirgin edici olabiliyordu. “Mustafa, seni neden çağırdığımı merak ediyor olmalısın.”

“Açıkçası çok merak ediyorum.”

“Geçen cuma başkanın yanındaydım.” Oturduğu koltukta biraz daha geriye giderek arkasına yaslandı. “Şirket olarak bundan sonra Mehmet Bey ile yolumuza devam etmeyeceğiz, bunu konuştuk. Bana gider başkan yardımcılığı için birini önerip öneremeyeceğimi sorunca aklıma sen geldin. Başkan beyin de senin çalışmalarından ve ofis işlerini titizlikle yürütmenden haberi var. Kısacası, eğer kabul edersen, yeni pozisyonun hayırlı olsun.”

Mustafa, önce derin bir akvaryumun içindeki rengarenk balıkları izler gibi önündeki masaya daldı. Konuşan adam, akvaryumun arkasında kaldığından sözleri boğuk gelmiş, o da daldığından anlamamış olmalıydı. Daha sonra, hayat yolculuğunda, kukla misali birileri tarafından dans ettirildiği evreden ne ara kontrolü eline aldığı döneme geçtiğini hatırlayamayarak sadece yutkundu. Bu sırada çayları getiren Harun, odada dönen olayı anlamak ister gibi ikiliye baktı. En nihayetinde adamın yurt dışına gidecek adaylardan biri olduğuna kanaat getirip umursamazca çıktı odadan.

Bilal, “Kabul etmeyecek misin yoksa?” diyerek üsteledi.

Mustafa, aylar önce ona bu soru sorulsaydı nasıl bir yanıt vereceğini düşündü. Eğer kendi ellerinin kanamasını bile umursamadan Mustafa’nın bedenindeki tüm dikenleri, ne kadar zehirli olurlarsa olsunlar, teker teker koparan esmer onun hayatına dokunmuş olmasaydı, Mustafa, şu an, ‘Ben bu işin altından kalkamam,’ diyecek ve bu teklifi reddedecekti, biliyordu.

Ama şimdi dikenleri temizlenmiş bir gül misali, kopan yerlerin yaraları zamanında onu kanatsa da iyileşmiş, kanayan teni de çoktan sarılmıştı. Hem de teni ay ışığı gibi parlak olan bir çocuk tarafından, bıkmadan usanmadan…

Kendiyle olan savaşını bitiren Mustafa, büyük bir öz güvenle, “Çok isterim, layıkıyla da yapacağıma eminim Bilal Bey. Şüpheniz olmasın,” dedi.

Bilal, “Eminim Mustafa, sana kefilim de. Bu cuma icra kurulu toplanacak, yeni görevin çok büyük bir aksilik çıkmazsa onaylanacak. Ayın birinde yeni odana geçip çalışmaya başlayabilirsin. Sıkça seyahat edeceksin benimle birlikte, biliyorsun değil mi?” diye sordu.

“Biliyorum, benim için sıkıntı değil,” Bu konunun tek yaması seyahat ettiği dönemlerde Ayaz’ı göremeyecek olması olsa da Ayaz’ının yeni yerler görmeyi sevdiğini bildiğinden onun da hiçbir şekilde karşı çıkmayacağından emin, bir an önce bu haberi sevgilisine vermek için yanıp tutuşuyordu şimdi.

“O zaman hayırlı olsun, Allah utandırmasın Mustafa. Detaylar için sık sık bir araya geleceğiz zaten. Bir şey olduğunda bana sormaktan çekinme. Bundan sonra amirin değilim senin.”

Adamın elini sıkan Mustafa, “Çok teşekkür ederim Bilal Bey,” dedikten sonra sorsalar hislerini tarif bile edemeyeceğine inancı tam şekilde Burak’a olanları anlatmak için hızla odadan çıktı. Onu yangın merdivenlerinde beklediğine emin olduğu esmer adama doğru adımlarken ilk kez bir başarısının keyfini sürmesinin de tadını çıkardı. Ailesinin, onu kardeşiyle kıyasladığı dönemlerde sanki kapalı kapılar ardında bile kendisiyle gurur duyması yasakmış gibi herhangi bir olayı sessizce geçiştirirdi.

Oysa şimdi, tam da düşündüğü gibi merdivenlere oturup da onu bekleyen arkadaşına az önce konuşulanların hepsini bir bir anlatıyordu, hem de içindeki kibirden arınmış bir parça gururla… Aylar önce olsa hırsından ona sataşacak olan Burak, Mustafa’nın sözünü kesmeden gülümseyerek adamı dinledi. Yine kimselerin, hatta kendisinin bile ondan beklemeyeceği bir hareketle hızla oturduğu yerden kalktı, Mustafa’ya sıkıca sarıldı.

“Tebrikler ciğerim, en çok senin hakkındı.”

“Çok heyecanlıyım Burak!”

“Önceden olsa beni Prag’a ata da keyfime bakayım derdim ama şimdi aklımız da, kalbimiz de burada, bir kızılda.”

Mustafa, kıkırdayarak aşık arkadaşına bakıp, “Şu haline bak, gözlerinden aşk taşıyor,” dedi, sanki kendisi çok farklıymış gibi…

“Öyle ciğerim, fıstığım ne derse o. Sen de o maaşla bizi lüks bir yere götürürsün artık.”

“Sen bana bir sigara bile vermemiştin ama köpeğin olsun yemek senin,” diyen Mustafa, karşısındaki esmer adama burun kıvırdı. Sadece Ahmet değil, Mustafa da Burak’a nazlanma işini fazlaca seviyordu. Zamanında, şimdi en yakın arkadaşlarından biri olan adamın ona yaptıklarını kendince de olsa ödetiyordu tabii.

Olanları sevgilisine hemen anlatma isteğiyle yerinde kıpırdandı. “Hemen akşam olsa da Ayaz’ı görsem.”

“Git de elemanı okuldan al, sürpriz yap.”

Mustafa, yüzünde güller açtıran bir gülümsemeyle Burak’ı onayladı. “Çok mantıklı!”

Kalan yirmi dakikasını, yine hayatında bir ilk olacak şekilde, aldığı sorumluluğu düşünmekten başı ağrıyacak seviyeye gelerek değil de içi içine sığmadan, gelen güzel haberin mutluluğuna odaklanarak geçirdi.

Eskiden olsa gelen bu teklifin Mustafa’nın beynindeki tezahürü, sanki aklının içinde fiziksel bir değişim varmış gibi dönüp duran ve içeriden onu bir kurt misali yiyen onu günlerce tüketen yeni bir düşünce sarmalının başlangıcı olurdu. Şimdiyse tek düşündüğü yeni aldığı arabasına atlayıp da Ayaz’ının okul çıkışında sevgilisine güzel haberi, hoş bir yemekte vermek, sonrasında yine Ayaz’ının altında çığlık çığlığa bu haberi kutlamaktı.

Çıkış vakti geldiğinde arkadaşlarına iyi akşamlar diledi. Artık Ceren’in bile alıştığı erken çıkmalarına bir yenisini daha ekledi, trafiğe kalmamak adına hızla arabasına ilerleyip Ayaz’ın okuluna doğru sürdü.

Yolda bu haberi verebileceği başka kimsesi olmadığı aklına geldiğinde burukça gülümsese de ailesinin Ayaz olduğunu düşündü, yine. Tıpkı arkadaşı, dostu, sevgilisi, her şeyi olduğu gibi… Gözlerinden akacak bir damla yaş olsaydı belki, şimdi akardı ama o ömründe sol gözünden akacak tek gözyaşını çoktan yanağında dört beni olan bir çocuğa viran etmişti bile. Geriye bir şey kalmamıştı ki… Değmeyecek insanlar için elindeki, avucundakileri otuz üç yıldır feda etmesi yeterdi de artardı.

İyi ki de ağlayamıyordu. Vedaların kılıcı keskin derlerdi ya onun vedası hiçbir zaman keskin olmamıştı, elveda dediklerinin nezdinde. İlk gözden çıkarılan olduğu gibi hayatlarından sessizce çıktığı ailesi bir an bile ulaşmaya çalışmamıştı ona.

Yine de sevmek için tek bir nedenin yeterli olmadığı sevgilisinin güzelliği sebebine içinde huzur vardı Mustafa’nın. Dünyada yapayalnız kocaman bir çınar olduğunu bilse de, şimdilerde, topraklarının bereketiyle fidan fidan ağaçlarını filizlendirmiş, onlar da yetmiş de artmıştı zaten hiçbir zaman çoklarda gözü olmayan Mustafa’ya.

Düşüne düşüne geldiği okulun tam önüne arabasını park edip yeni yeni çıkan öğrencilere heyecanla bakarken Ayaz’ın kapıdan yanında bir kızla çıktığı gördü. Kız yanından gittiği an korna çalarak sevgilisine laf atacağı bir zamanı gülümseyerek kollarken kızın ısrarla Ayaz’a dokunduğunu fark etti.

Biraz daha izlemeye karar verdi, peşin hükümlü olmak Mustafa’nın tecrübeyle dokuduğu kitabından silineli biraz olmuştu. Ama uzun saçlı kızın gözlerini süze süze Ayaz’la konuşmaya, bunu yaparken de nedense Ayaz’ın koluna, omzuna temas ederek sohbeti uzatmaya çalıştığını fark etti.

Eh, bazen de peşim hükümlü olmak gerekiyordu demek… “Lan n’oluyor orada!?” Başını cama doğru yaklaştırdığı an, Ayaz’ın bir adım geriye gidip kibarca tebessüm ederek kızın kendisine dokunmasına izin vermediğini yüzünde peydâ olan memnun bir tebessümle seyretti.

“Aferin aşkım, uzaklaştır o yılanı!” diyerek izlediği sahnenin bir de yorumcusu olurken içinde bir yerlerde harlanan kıskançlık ateşiyle kızı, Ayaz’ın yanından çekip alma isteğiyle doldu taştı. Hâlâ bazı konularda çokça çekingen olan Mustafa, ne kadar değişirse değişsin yılların alışkanlıklarını silip atmak çok da kolay olmuyordu onun için elbette.

Kız, yeniden Ayaz’a doğru bir adım atarak yaklaştı, Mustafa’nın da eş zamanlı zihnindeki sağduyu şalterlerinden biri koptu. “Eh! Sikerler ama!”

Göğsünde yükselen uzun saçlı kızın harladığı ateşle arabanın anahtarını kontaktan hırsla çekti, öfkeyle onların olduğu tarafa yürümeye başladı. Yanlarına yaklaştıkça yüzünün aldığı hali fark edince suratına sahte bir gülümseme kondurup, “Ayaz?” dedi yumuşacık ama Ayaz’ın tüylerini diken diken eden tehlikeli bir ses tonuyla.

“Bebeğim?”

Ayaz’ın yanına bir çırpıda ulaşıp ona sıkıca sarılırken kimseyi umursamadan sevgilisinin boynuna bir öpücük kondurdu. Karşısındaki kız hayretle önündeki manzarayı izlerken Ayaz’sa kıskanıldığını fark edip içten içe şişiniyordu. “Hoş geldin güzel bebeğim, bu ne güzel bir sürpriz?” dedikten sonra Mustafa’nın yanağını öperek kolunu omzuna doladı.

Kimin ne düşündüğü zaten zerrece umurunda olmayan Ayaz, sevgilisinin saklandığı yerden bu şekilde çıkıyor oluşuyla etrafındakileri takmama işini birkaç kat daha artırmaya karar vererek beyaz tenli adamı kendisine doğru çekip bir de saçlarını öptü.

“Merhaba,” dedi Mustafa, kıza elini uzatırken, “Ben Ayaz’ın sevgilisi, Mustafa,” diye de ekleyerek şaşkınlıkla ona bakan kızın elini avucuna alıp öz güvenle sıktı.

“Selam, Buse,” diyen kız, yeni öğrendiği bilginin izlerini yüzüne yansıtmamaya özen göstererek zoraki bir tebessümle bakışlarını Mustafa’nın gözlerine çıkardı. “Ayaz’ın sevgilisi olduğunu bilmiyordum.”

Mustafa, sevgilisinin her zamanki hareketini yapma sırası ona geçmiş gibi başını sağ omzunun üzerine eğdi. “Öyle mi? Oysa her yerde söyler.”

“Ben gideyim. İyi akşamlar, memnun oldum,” diyerek ne gevelediğini kendisi de pek bilmeyen kız, hızla yanlarından uzaklaştı.

“Yılana bak, sevgilime asılacak aklınca!”

Ayaz, dudaklarından kaçan keyif dolu bir kahkaha atarken Mustafa, başını olumsuz anlamda salladı. “Çok mu komik? Elledi seni hep!”

“Ben kendimi senden başkasına elletmem sevgilim, bu beden sadece senin emrine amade. Al, ne yaparsan yap,” dedikten sonra Mustafa’nın kulağına doğru eğildi. “Mümkünse kucağımda.”

Ayaz’ın suratına suratına tehditkar bir biçimde parmağını salladı Mustafa. “Ben sana neler yapacağım da- Neyse. Bir daha oranı buranı birilerine ellettir Ayaz, bak o zaman başına neler geliyor?” Kıskançlığın o damak yakan hissini uzun zaman sonra ilk kez duyumsayan Mustafa, bu hissi hiç sevmez gibi hızla arabasına doğru yürüyüp kendisini arabanın içine resmen atmıştı ki pişkince sırıtan Ayaz’ın da yan koltuğa kuruluverdiğini fark etti.

“Yeşil erik dehşet saçıyor! Oysa dün, ‘Daha hızlı.’ derken beni tehdit edebileceğini hiç düşünmemiştim.”

Zihninden yemek yiyecekleri lokasyonları geçiren Mustafa, arabayı çalıştırıp hızla yola koyuldu. “Terbiyesiz!”

“Terbiyesiz mi!? Sen söyleme bari.”

“Ben ne zaman terbiyesizlik yaptım?”

“Hımm, bir düşünelim. Jartiyer giyip, ‘Beni sik,’ diye kucağımda dans ettiğinde, ben yemek yaparken üzerimdekileri çıkarıp, ‘Sadece önlükle yemek yap,’ dedikten sonra beni izlemeye dalıp yemek yemeyi unutunca yine, ‘Hadi ben sik,’ dediğinde, sonra-“

“Tamam tamam, anladık.”

Ayaz, keyifle bu yeni yaşantısının nasıl da güzel olduğunu düşünürken Mustafa’nın her gördüğünde içini yakan gülümsemesiyle adama doğru bir göz kırptı. “Yarından sonra yeni evin açılışını da kutlarız.”

“Ondan önce kutlayacağımız başka bir şey daha var.”

“Hayırdır?”

Mustafa, görece tenha bir yolda olduklarını anlasa da, yine de, arabasını kenara çekerek durdurdu. Daha sonra sevgilisinin gözlerinin içine bakarak sahte bir kızgınlıkla, “Yeni gider başkan yardımcısıyla böyle konuşmaya utanmıyor musun sen?” diye sordu.

Ayaz, birkaç dakika duyduğu sözleri anlamlandıramaz gibi Mustafa’nın suratına daldı. “Nasıl yani, sen mi?”

Mustafa, “Hım hım,” diyerek onayladı. “Ben! Öğleden sonra Bilal Bey yanına çağırdı beni, bu cuma icram çıkıyor, ayın birinde de başlıyorum!”

Ayaz, karanlık kuyusunda dizlerinin üzerine başını gömüp de yıllardır herkesten saklanan bu güzel adamı seyretmeye devam etti. Daha görür görmez anlamıştı onun nasıl işlenmemiş bir cevher olduğunu… Dudağının üzerindeki benine vurulduğu adamın içinde sarmal sarmal olan başka başka benliklerin ortaya çıkışıyla gözleri kamaşsa da Mustafa, ‘Dur daha bitmedi.’ demek ister gibi her an farklı şekillere evrilerek geliyordu onun üzerine sanki.

‘Daha fazla aşık olamam,’ dediği her an, bu hissin üzerine heyecan, tutku, hayranlık inşa etmesini ister gibi adım adım ondan kalbini alıyor, kendi göğsünde dinlendiriyordu ama Ayaz’ın göğsündeki boşluğa da kıyamıyor, ona da kendi yüreğinden her gün başka parçalar bahşediyordu.

İkisi birden gülümsedi. Birinin gülüşünde aşık olduğu adamın başarısının getirisi gurur, diğerinin gülüşünde tek ailesi addettiği sevgilisinin ondan fazla hissettiğine emin olduğu mutluluğun getirisi neşe…

Birkaç saniyelik sessizliği Ayaz’ın, “Benim zeki bebeğim. Tebrik ederim!” sözleri ve Mustafa’nın dudaklarına doğru uzanışı bölmüştü ki Mustafa, ona izin vermeden el freninin üzerinden bir anda atlayıp şu hayatta göğsünden sonraki favori yeri olan kucağına bırakıverdi kendisini.

Bir anda dudaklarını kendi dudaklarının arasında alan adam, daracık alanda tek bir beden olmak ister gibi diliyle de Ayaz’ın tüm ağzını fethederken onun benliğini de kendisine katıyordu, yeniden.

Biraz olsun onun dudaklarına doyduktan sonra geriye çekilen Mustafa, “Çok seyahat edecekmişim ama Ayaz,” dedi hüzünle.

“Edecekmişiz bebeğim.” Kucağında ‘biz’ demesiyle bakışları değişen adamın saçlarına ellerini atıp tutamlarını sevgiyle yana doğru çekiştirdi. “Ben de gelirim seninle. Hem gizli gizli buluşuruz, daha heyecanlı olur. Otel odana beni saklarsın, ben de geceleri seni kendime saklarım.”

“Olur değil mi? Yani- Biz de çok seyahat eden insanlar gibi zamanla birbirimizden kopmayız?” Saatlerdir, ‘düşünme’ demesine rağmen aklının bir köşesinde onunla her yere gelen cümle dudaklarının arasından kaçtı aniden.

“Neden böyle olsun ki? Bak annemle babama. Şimdi babam nereye giderse annemi de götürüyor. Hem hayatın ne getireceği belli mi olur güzelim? Belki ben İspanya’da şef olurum, sen de benimle oraya taşınırsın. Daha yaşımız çok genç, kocaman bir ömür var yaşanacak.” Ellerini Mustafa’nın beline atıp okşarken adamın bembeyaz teninin üzerinde heyecandan allanan yanaklarına dayanamayarak birer öpücük de oradan çaldı.

“Ben-“

“Sen de çok gençsin. Sakın bunları düşünmeye başlama bebeğim. Kütür kütür erik gibisin.” Mustafa’nın yanağını parmaklarının arasına sıkıştırıp hafifçe çekiştirirken sitemle, “Ben senden büyük duruyorum be!” dedi.

Mustafa, son zamanlarda üzerine yapışan cilvesiyle gülümsedi. “Doğuştan Ayaz.”

“Tıpkı kıllarının çıkmaması gibi.”

“Evet, kıskanıyor musun sen benim güzel bacaklarımı?”

Ayaz, işaret parmağını kucağındaki sevgilisinin bacaklarında kışkırtıcı bir şekilde gezdirdi. “Kıskanırdım ama belime, bir de omzuma nasıl yakıştıklarını görünce-“

Mustafa, Ayaz’ın her hareketiyle yükselmeye çoktan hazırdı. Nitekim, yeniden göğsünde peydâ olan alevlerin sebebi bu sefer başkayken hızlıca konuşmaya başladı. “O zaman hemen eve gidelim de yeniden belinde olsun bacaklarım, sonra da omzunda.”

Daha sonra Ayaz’ın yakışıklılığı karşısında bulanan beynini kontrol etmek ister gibi, “Ama önce yemeğe gidiyoruz, sevgilime güzel bir yemek yedireceğim bugün,” diyerek kendisini güçlükle de olsa yan koltuğa attı.

Burger King‘te büyük boy?”

“Ayaz!”

Yüzüne çok yakışan çapkın bir gülümsemeyle, “Zaten her gün büyük boy yediğini unutmuşum sevgilim,” dedikten sonra Mustafa’ya doğru uzanıp adamın gömleğinin birkaç düğmesini açarak taptığı piercinglerinin süslediği meme ucunu ağzına aldı, dilini birkaç kez etrafında çevirdi.

Nefesini tutan Mustafa, “Ayaz yapma, yanarız,” dedi fısıltıyla.

“Yanalım o zaman, yemekten sonra mı, hemen mi?”

“Keşke burada siksen beni.”

Ayaz, yeniden Mustafa’dan gelen o çok sevdiği edepsiz sözlerle dilini bir tur daha çevirdiği meme ucundan derin nefes alıp da başını kaldırdı. “O zaman önce yemek yiyelim, sonra da seni arabada yiyelim.”

Mustafa, yine istediğini almış olmanın verdiği heyecana eş, sevgilisinin onu arabanın içinde sevecek olmasının hazzıyla yeniden arabasını çalıştırıp Ayaz’a baktı. Karşılığında ondan aldığı eşsiz gülümsemeyle ceketinin cebinde günler önce yaptırdığı demir parçalarının ağırlığını tıpkı Ayaz’ın varlığı gibi göğsünün üzerinde hissederken içi içine sığmadı bir türlü.

Onunla yeni bir hayata, yeni evlerinde başlamadan önce Ayaz’ına layık olacak bir biçimde onu tamamen kendisinin yapacağı o anlar için sabırsızlanıyordu kendi içinde, günlerdir. Ona, ‘Uğruna çabalanır,’ derken öylesine söylememişti sözlerini. Ayaz, onun için ne kadar dikenli yollarda çıplak ayaklarıyla korkusuzca yürüdüyse Mustafa da uzun zamandır tüm korkularını ceplerinden ağırlık yapan bir taş misali fırlatıp atmıştı.

Yalnızca Ayaz’ın onu görüp de başlattığı ama kendi korkaklığı yüzünden bitiremediği hikayelerini şimdilerde emin adımlarla ilerletmekti amacı, kalbinin taç yapraklarına konan bir uğur böceği misali hayatını en baştan yazdıran esmer içindi tüm çabası…

Uzun uzun anlatmaya ne hacet, Mustafa için yıllardır içinde biriken ama bir türlü konuşmaya cesaret edemediği her kelamın en güzeliydi Ayaz. Şimdi, onun yarınki planından bir haber, yanında edepsiz şakalar yapan çocuğun sevgisinin uğruna her şeyi yapabilirdi Mustafa, duvarlarını yıktığını küçücük bahçesinin kocaman olmasının sebebi olan Ayaz’la iki dünyada da bir arada kalabilmek için…

✨✨

Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻

Gidelim Verve 💙

🤞 Kitap bölümlerinden haberdar olun!

5 1 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
1 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
hewgeso
hewgeso
26 gün önce

üğğğğğ ben burakımla ahmetimi özledim hadi onlara gidicem çabuk evlenin

Scroll to Top