✨✨
Karşımda duran ikiliye baktığımda tahammül seviyemin doğanın en güzel manzaralarının tezahürünü ela gözlerinde saklı tutan adamı sabaha dek izleyebileceğim kadar yüksek ama onu yanındaki kızla görünce, söz konusu o olsa bile, toleransımın bir o kadar az olduğunu düşündüm.
Aklıma, bu siktiğimin masasına oturuş anıma kadar olan hatıralar bir bir dolarken yüzüme kondurduğum sahte tebessümle karşımdaki kıza bakmaya devam ettim.
Dakikalar önce sınav esnasında korkudan üç buçuk atarken bu dersi bu dönem geçemezsem dördüncü sınıfa kadar geçemeyeceğimin bilincinde birden yüreğime dolan cesaretle soruların fotoğraflarını çekip Aycan’a yollamıştım.
Aradan geçen dakikalar ağır ağır işleyerek bana kendimi zamanın bükülüp de başka formunun yaşandığı bir galakside hissettirirken Ömer’den soruların cevapları gelmiş, bana soruların sonuncusunun cevabını yolladıktan sonra ela gözlerini kapatarak dudaklarını büzüp de öpücük attığı fotoğrafı da göndermişti, sınavda oluşumu umursamadan.
Ellerim yaptığım hilenin acısını benden çıkarmak ister gibi titrerken hızlıca soruların cevaplarını kağıda geçirip kendimi tuvalete zor atmıştım. Bunu yapmasam koca cüsseme bakmadan bir yerde bayılır kalırdım. Kopya çekmek de olsa gizli işler çevirmek pek benim kalemim değildi aslında. Çocukluğumdan beri en yakın arkadaşıma aşık olduğum için yaptığım saçmalıkları saymazsak tabii…
Sırtımdan akan soğuk terle birlikte kendimi sınavın yapıldığı sınıfın katındaki tuvaletlerden birine atıp yaşadığım gerilimi üzerimden sökebilmek için derin derin nefes aldım. Bok kokusunun baskın olduğu yerde yaptığım şey ne kadar mantıklıydı orası tartışılırdı ama elim kendimden bağımsız cebimdeki telefona gitti.
Ömer’in en son gönderdiği fotoğrafı açıp yüzünü ekranda daha da yaklaştırırken tek tek her bir detayını ezberlememişim gibi, benliğime söz geçiremeyerek, sevdiğim adamın güzel yüzünü yeniden incelemeye başladım.
Ela gözlerinin ardında gizlendiği göz kapaklarını çevreleyen seyrek ama uzun kirpikleri, biçimli kaşları, alnına dökülen, açık kahverengi ve benim yumuşacık olduğunu bildiğim saçları, kumral-beyaz kimilerine göre açık renk sayılabilecek teni ve kalın, biçimli dudaklarıyla yüz dil bilsem de hiçbirinde uygun kelimeleri bulup da anlatamayacağım güzelliğiyle yeniden ekrana doğru iç geçirmeme sebep oldu.
Ben parlayan göz bebeklerimle baktığıma emin olduğum fotoğrafı incelemeye devam ederken birden üstten çıkan bildirimde Aycan’ın ismini görünce yaptığımın utancıyla mide boşluğumda bir sarsıntı oluştu. Artık bir başkasının olan adamın, hem de en yakın arkadaşımın fotoğrafına bok kokusunun baskın olduğu tuvalette oluşumu bile siktir edip hayran hayran dalmıştım.
Aycan’dan gelen mesajı da Ömer’in yazdığını bir an için idrak edip gelen bildirime tıkladım.
Aycan (Ömer): Çevrim içisin, çıkmadın mı sınavdan lan? (14:14)
Yalnızca kızı kaydederken bile kızın kim olduğunu karıştırma ihtimalimi düşünüp kendi ismini parantez içine yazan adamdan ibarettim ben aslında. Ve en kısa zamanda birinin bana onu düşünmeyi unutturması gerekiyordu, ben kendi kendime yıllar vardı yapamamıştım çünkü.
Gelen mesaja cevap vermeden ellerimi pis lavaboda şöyle bir yıkayıp okulun hijyen konusunda bir numara olduğunu düşünerek yüzümü buruşturdum. Mecbur kalmadıkça okulda tuvaleti kullanmazdım.
Bazen uzun dersler yüzünden sekiz saat kaldığım okulda eve gidene kadar tuvaletimi sıkmışlığım vardı, çatlayıp ölmek burada tuvalet kullanmaktan daha yeğdi gözümde.
Ömer’se her seferinde ne yaptığımı anlar, ben eve gitmeden önce okula daha yakın olan taksi durağına benim tuvaleti kullanabilmem için bir bahane bulup da şöyle bir uğrardı.
Bu adamı bu kalp ne zaman siktir edecekti? Edemiyorsa da tuvalette bile aklıma sinyali gönderip de hatırıma getirmemeliydi. En kısa zamanda beynim ve kalbim başta olmak üzere iç organlarımın da benimle bir anlaşmaya varması gerekiyordu, yoksa topluca boku yiyecektik.
İçimdeki bitmez tükenmez kahve içme istediğini bastırıp birazdan göreceğim manzaraya kendimi hazırladıktan sonra onların yanına gitmemek için zamanı yavaşlatmak istercesine ağır hareketlerle indim merdivenleri. Sınavımın güzel geçmesi de birazdan iki yıldır favorim olan ve öğrenci dostu karbonhidrat arası karbonhidrat patates ekmek gömecek olmam da gözümde değilken tek düşündüğüm Ömer ve kolunun altındaki kızdı.
Kantine girip de hiç dertleri yokmuş gibi sanki büyük bir yaşama sevinciyle donanmışlar gibi masa tenisi oynayan tipleri şöyle bir süzüp bana gülümseyerek bakan ikiliye çevirdim gözlerimi. Zihnimin en ücra yerlerinde saklı olan maskelerden birini özenle seçip yüzüme gülümsemem eşliğinde maskemi kondururken çirkin mor koltuklu masada Ömer ve Aycan’ın tam karşısına oturdum, Ömer’in yanına oturmam mümkün olmadığından…
“Hallettin mi kanka?”
“Eyvallah, hepsini yaptım. Şerefsizin biri kendi fotoğrafını atmasa daha erken çıkardım, şokla bakakaldım da,” dedim. Daha sonra küfür ettiğimi fark edince, “Kusura bakma Aycan, küfür ettik yanında,” diye ekledim.
Aycan anlayışlı bir ifadeyle gözlerimin içine baktı. “Ben alışkınım Selim. Benim üç tane abim var, ev ahır gibi. Siz onların yanında meleksiniz.”
“Asıl melek sensin sevgilim,” diyen Ömer’i işiten kulaklarım, ‘sevgilim’ kelimesinin bana layık görüleceği günlerin imkansızlığıyla uğuldamaya başladı. Olur olmaz yerlerde dolan gözlerimden nefret ederken, ‘Hadi ama!’ diye düşündüm, ‘Vücudum da bana ihanet edecekse…’
Oysa ben yıllardır en büyük hıyaneti kendi vücudumdan görmemiş miydim? En büyük hain ise benim topraklarımdan başka diyarlara sürülmesi gereken kalbimdi aslında…
Aycan, gülümseyerek Ömer’in kolunun altında olan vücudunu daha da ona yapıştırırken ben yalnızca tebessümle ikisine baktım. İkisine karşı kötü bir düşünce aklımdan geçmiyordu. Aycan’ın temiz bir kalbi olduğu gülüşünden bile belliydi. Ömer zaten benim derdimin en büyüğüydü, beni bir o anlardı ama ben bir ona anlatamazdım…
Bu yüzden en çok o mutlu olsun istiyordum, benimle olmasını dilerdim ama olmuyorsa da zorlamazdım. Bu sevda benim içime daha çocukken düşmüştü, onun suçu yoktu ki. O dememişti bana ‘Gel bana yan,’ diye.
Hatta duysa kardeşini elinden alacağım için, eskisi gibi olamayacağımız için benden nefret ederdi belki de ama sevdaydı bu, karşımdaki ela gözlünün kalbime düşmesine de ben engel olamamıştım.
Şimdi oturduğum masada karşımdaki sikik görüntüyü izleyip de beynimde düşünceler durmadan akarken bu manzaraya katlanabilmek için bir çıkış yolu arıyordum. Aynı anlarda masanın diğer tarafındaki ikilinin bana bir şeyler söylediğini işitip de daldığım yerden çıktım.
“Ha?”
“Ha ya? Sana sesleniyoruz sabahtan beri lan. Aklın nerdeyse?” dedi Ömer kaşlarını çatarak.
Oturduğum koltukta sırtımı dikleştirip sağ bacağımın ayak bileğini sol bacağımın dizinin üzerine doğru atarken, “Sınavda aklım nerede olacak? Siz olmasanız geçemezdim, valla çok sağ olun. Bak sınavdan kalmış öğrenci duası aldınız, sırtınız yere gelmez,” dedim.
“Ben sana bir iyilik daha yapayım mı Selim?” dedi birden Aycan, muzipçe gülümserken.
Ömer, kafasını ona doğru hızla çevirip kızın ne söyleyeceğini bilir gibi yalnızca kaşlarını çattı. Aycan da ona doğru bakışlarını çevirince aralarında sözsüz bir diyalog yaşansa da ben konuyu anlamadığımdan, “Hop, telepati yoluyla haberleşmeyi bırakın da bana da anlatın,” dedim.
Ömer ise hala çatık olan kaşları eşliğinde her sinirlendiğinde yaptığı gibi alt dudağının iç kısmını ısırırken Aycan diliyle damağına vurup acayip bir ses çıkararak dedikodu pozisyonunu aldı ya da sanırım ben öyle hayal ettim.
“Bak şimdi. Benim çok yakın bir arkadaşım var. İsmini vermeyeceğim sana ama seni okulun ilk günü görmüş. O günden beri de beğeniyor. Hatta-” dedi. Kıkırdaması cümlesini bölerken anlamayan gözlerle ona bakıp, “Hatta?” diye sordum.
“Hatta aramızda sana maviş diyoruz, gözlerinin rengini çok seviyor çünkü. Okulun ilk günü mavi mavi bakmışsın bir daha da aklında çıkaramadı seni. Çok söyledim git konuş diye ama çok utangaç, senden çok çekiniyor. Arkadaşım diye demiyorum ama çok iyi kızdır Selim, başkası olsa inan bu topa girmezdim ama onun için girerim. Sen de Ömer’in arkadaşısın, samimiyetine ve iyi niyetine güvenerek söylüyorum bunları. Yoksa iki kişinin arasına girmek haddim değildir. Bilmem ne dersin? En azından bir tanışsan?”
Az önceki tüm düşünceler yeniden bir bir üzerime yığıldı, tüm topraklarım istilacı bir okyanus misali Aycan’ın yüzü kadar güzel olan kalbinin altında ezildi. Cümlesini bitiren kıza bakakalırken onun nasıl biri olduğuyla ilgili çıkarımımın az bile olduğunu düşündüm. Aycan, benim düşündüklerimden çok daha fazlasıyken bu yeniden kendimden utanmama sebep oldu.
Hem de utanç kelimesinin en büyük gerçekliklerinden biri benim ailemken…
Aycan’a doğru bakmak isterken gözlerim istemsizce Ömer’e kaydı. Bunca zaman kimseyle birlikte olmadığımdan, daha doğrusu o öyle zannederken şimdi birilerinin somut varlığı lafta bile olsa onu nasıl etkilemişti merak ediyordum.
Ömer, eskiden bu yana paylaşmayı seven bir adam değildi; özellikle de beni. Onun kolunun altındaki kızlar ilkokuldan beri değişse de benim yanım yörem hep boş kalmış, ben yalnızca onun arkadaşlığıyla yetinmiştim.
Gözlerimi ona doğru çevirdiğimde sadece gergin olduğu zamanlarda yaptığı gibi önündeki su şişesinin dışına sarılı olan kağıdıyla oynadığını gördüm. Şişenin etrafına sarılan kağıdı ne ara söktüğünü anlamasam da şimdi plastik şişenin üzerindeki kağıttan arta kalanları tırnaklarıyla soymaya çalışıyordu.
“Şok oldu çocuk Ömer.” dedi Aycan gülümseyerek.
“Selim sevmez öyle şeyler demiştim sana.”
Bir an Ömer’in öncesinde de bu durumu bildiğini ve Aycan’ın bana söylememesi için önünü kestiğini fark edince ne diyeceğimi bilemedim. Benim için çok da önemli bir durum değildi. Ben kendimi bildim bileli yalnızca onun için atan kalbimi bilirdim. Geriye kalanlar kim olursa, hangi cinsiyetten olursa olsun beni bağlamazdı ki. Bu yüzden ona ‘Neden bana söylemedin?’ diye hesap da sormazdım.
“Ben yine de şansımı denemek istedim sevgilim, arkadaşım için. Selim bizim fakültede çok popüler. Maviş çocuk diyorlar da başka bir şey demiyorlar. İki senedir de yanında kimseler olmayınca iyice merak uyandırdı herkeste.”
“Yakışıklılık da başa bela,” dedim, şaka yaparsam üzerimdeki gerginliği atarım ümidiyle.
“Öyle galiba. Sen bir düşün ama Selim. Gerçekten çok iyi biridir, inan çok yakıştırdım sizi,” dedi Aycan samimiyetle. Daha sonra Ömer’e döndü. “Hayatım, bacağını sallama artık.” Yeniden bana gülümseyerek baktı. “Valla Selim ben sana diyeyim bu seni kıskanıyor. Ben de en yakın kız arkadaşlarımı hep sevgililerinden kıskanırım, demek siz erkeklerde de varmış bu huy.”
Sonra bir an durup, “Sen beni kıskanma ama tamam mı? Ben senin de en yakın arkadaşın olurum,” diyerek gözlerinden gelen bir gülümsemeyle beni yeterince küçültmemiş gibi, biraz daha yerin dibine sokmak ister gibi suratıma baktı.
‘Ben seni, senden öncekileri kafamda kaç kez öldürdüm biliyor musun?’ diyemeyeceğimden, “Estağfurullah. Siz ikiniz mutlu olun bana yeter,” diyebildim, bedenimin maruz kaldığı en büyük gerçekliğin kalbimde açılıp duran yara olduğunu umursamadan.
Ömer, “Eee tanışacak mısın peki kızla?” diye sordu sadece.
Soruyu soran Ömer olsa da ben Aycan’a bakıp, “Benim gönlümde başkası var Aycan, kalbimde biri varken başkasına ümit verirsem bana, sana, arkadaşına ayıp olur. Kırılmazsan bana teklifini reddetsem?” dedim.
Bir çift ela gözün şaşkın bakışlarının ağırlığını üzerimde hissettiğim an o da dayanamaz gibi, “Gönlünde biri mi var?” diyerek atladı.
Ona yapacağım açıklamayı daha sonraya erteleyerek birden bastıran yağmurun esir aldığı bir günde gökkuşağı desenli şemsiyesini bana uzatıp da yağmur damlalarından beni koruyan ama asıl gökkuşağının kendi suratı olduğunu bilmeyen adamı itinayla görmezden gelip Aycan’a döndüm yeniden.
Bana kırılmasını ya da gönül koymasını istemezdim. İktisattaki gibi ceteris paribus, yani diğer tüm durumlar sabit olduğunda Aycan muazzam bir insandı. Ortadaki tek sıkıntı, sabit olmayan durumların benim sikik duygularım olmasıydı… Ki buna da benden başka kimsenin yapacağı bir şey yoktu.
“Sevdiğin biri varsa ısrar edemem Selim. Bu da bunca zaman neden birileriyle seni görmediğimizi açıklıyor zaten.”
Gözümün ucuyla Ömer’i şöyle bir süzdüğümde onun bunu aklına hiç getirmemiş olduğundan yüzünde anlık oluşan şaşkınlığı gördüm. Göz bebeklerine yansıyan hayretinden bile belliydi ne kadar şaşırdığı.
Bu ihtimali hiçbir zaman düşünmemiş olacak ki kaşları şaşkınlıkla havalanıp saç diplerine yaklaşmış ama o, elindeki su şişesinin üzerinde kalan kağıdı soymaya devam ediyordu.
Aycan ise gece karası saçlarını omzunun üzerinden geriye atarken sözlerine devam etti. “Kim bu şanslı kız merak ettim doğrusu. Ya da erkek?”
Ömer, Aycan’ın ne dediğini idrak eder etmez kafasını hızla kıza doğru çevirdi. “O ne demek?”
“Ne ne demek sevgilim?”
“Erkek derken?”
“Bilmem? Birilerine direkt kız ya da erkekten hoşlanıyorsun demeyi sevmiyorum. Cinsiyete indirgemek yanlış geliyor bana. Belki Selim’in de sevdiği kişinin cinsiyeti kadın değildir, ben bilemem değil mi?”
“Senin gibi aklı başında birinin bu okulda ne işi var?” dedim gülümseyerek.
“Yaptık bir hata be Selim. Ama neyse ki Ömer’i buldum da kendimi avutuyorum işte. Züğürt tesellisi benimki,” dedi Aycan muzip bir şekilde, bir yandan da Ömer’in kolunu tutup beden diliyle de onu gerçekten ne kadar sevdiğini gösteriyordu.
Ömer ise bu sırada ne sohbete katılıyor ne de konuşmayı sürdürmek için bir çaba sarf ediyordu. Yalnızca koluna dokunan kıza bir göz kırpıp gülümseyerek önüne dönmüş, önündeki soyulacak hali kalmamış pet şişenin içinden geçmeye devam ediyordu.
Hiç düşünmemişti, hiç de düşünmezdi benim biriyle olacağımı ya da birinden hoşlanabileceğimi. Sevdiğim adamın saç telinden, tam ensesinin ortasındaki et benine kadar ezberleyen her bir zerrem onun konu benim kardeşliğimi herhangi bir sıfatla başka biriyle paylaşacağı düşüncesinde ki bencilliğini de biliyordu.
Ama hiç kullanmamıştım bu durumu bu zamana kadar. Ufak tefek anlık söylemlerim hariç hiç kimseyle Ömer’i kıskandırmak aklımın ucundan geçmemişti. Bu bana da zaman zaman şekil değiştirse de hangi şekilde olursa olsun ona olan sevgime de yakışmaz gibi gelmişti. Ucuz oyunlara girmek benim sevdamı kirletirdi, bense yüreğimdeki Ömer hiç kirlenmesin isterdim.
Yattığım adamları da o adamların cinsiyetlerini sırf ona yatak anılarımı anlatabilmek için değiştirip de kadın yaparak hiç söylemezdim Ömer’e. Bu yanımı hiç anlatmamıştım ona. Selim’in gece misali bir örtü çekip de gizlediği bu bölgesinde Ömer yasaklıydı, büyük bir sıçışa mahal vermezse Aycan gibi biri hayatına girdiği için sonsuza kadar da yasaklı kalacak gibi görünüyordu.
“Acıktım gençler ben,” dedi Aycan. Masadaki garip sessizliği böldüğü için bir kez daha minnettar hissettim kendimi ona karşı, yoksa düşünmekten beynim patlayacaktı artık. Sürekli düşündüğüm için ağzımdan çıkamayan kelimelerle Ömer daha da işkilleniyordu bu ‘sevda’ mevzusuna. İlk yalnız kaldığımız anda beynimi sikecekti, emindim.
“Ben de acıktım. Patates ekmek yesek?”
Ömer sert bir sesle, “Selim besleyici bir şeyler yemen gerekiyor,” dedi.
“Patates de besleyici bir kere. Bak patates sebze, içindeki salata yeşillik, ketçap domatesten yapılma yani meyve sayılır, Rus salatası ooo adı üzerinde salata. Daha besleyici bir şey duymadım.” dedi Aycan. Daha sonra bana bakıp sesini alçalttı. “Kola da gömelim.”
“Siz ikiniz hiç iyi bir ikili olmadınız ama Selim’in protein yemesi gerekiyor biraz. Akşama bana gel Selim, hindi göğüs aldım sote yapayım.”
Aycan’a bakıp yüzümü buruştururken o da aynı şekilde bana karşılık verdi. Ömer’in sevgilisi olmadığı bir evrende onunla tanışıp da çok yakın arkadaş olmak isterdim ama bu aralar tanrıyla olan bağım da kopmuş olmalıydı, çünkü ne Ömer’den ne de onun aşkından vazgeçmem tanrının bağı olmadan mümkün değildi…
Belki bir gün içimden bir şekilde ilahi güçle bu aşkın izleri silinirdi kim bilir? Silinmesin, tüm izleri kalbimde kalsın, ben onun her şeyini seviyorum desem de benim yüreğimdeki yangından sebep ona kardeşini kaybettirmek istemiyordum.
İnsan en yakın arkadaşına aşık olduğunda ümitsiz aşkının bir türlü saramadığı yaraları cebine koysa da asıl mesele arkadaşını, dostunu, her şeyini kaybetme ihtimaliydi ki bu beni Ömer’in aşkıma karşılık vermemesinden bile daha çok yaralıyordu…
Dilerdim ki bir ömür Ömer hayatımda olsun, ela gözlerini kısarak bembeyaz dişleriyle bana gülümsesin… Ama içimdeki kırık dünlerle dileğimin gerçekleşeceği yeni bir yarın nasıl başlatabilirdim ki?
✨✨
Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻
Gidelim Verve 💙
benim de ensemin ortasında ben var ömer ne çok ortak noktamız var hadi selimle evlenin