✨✨
Yattığı yerden tam dibinde masumca uyuyan adama baktı Ayaz. Aylardır, her sabah olduğu gibi, bu sabah da yoluna rehber değil yalnızca yoldaş olduğu adamı izleyerek geçiriyordu gününün ilk saatlerini. Aşkın birbirine yük bindirmeden yalnızca yol arkadaşlığı olduğunu deneyimlediği şu günlerde dün gecenin görüntüleri zihninde kesik kesik yankı bulurken Mustafa’nın teninden bir an bile uzak kalırsa vatanından uzak kalan birinin hasretini çekecekmiş gibi korkuyla öptü adamın çıplak omzunu.
Gece içkiyi fazla kaçıran bebeği, önce yılların acısını çıkarırcasına, gözlerin onun üzerinde olduğu ve bundan gölgelere saklanır gibi saklandığı tüm zamanlara inat, eşsiz bir melodi misali Ayaz’ın kulaklarını kutsayan gülüşleriyle doyasıya dans etmiş, sonra içmiş, en sonunda da, “Yarın tamamen benim yapacağım seni,” cümlesini tekrar tekrar Ayaz’a sırnaşarak söylemiş, sarhoşluğunun verdiği filtresiz konuşması yüzünden de Ayaz’ın onun bir şeyler planladığını anlamasına neden olmuştu.
Ayaz, önce ne olduğunu kavrayamasa da, “Bekarlığa vedama bile seninle geldim müstakbel kocam,” diyerek kıkırdayan adamla, Mustafa’nın bir şekilde yine ondan sakladıklarını ona sığınarak anlatıyor oluşu, çırpınan ruhunu camdan bir kayığa alıp da ona tüm korkularını camdan kayığından gösterdikten sonra onu tehlikenin kucağından çekip alıverir gibi ruhunun derinliklerine işlemişti, adamın şeffaf sözleri.
Aylardır neden tüm imkanlara rağmen herhangi bir yere gidip de evlenmediklerini düşünen Ayaz, Mustafa’nın üzerine fazla gitmek istemediğinden sussa da zaman zaman lafı oraya getirip adamın ağzını arıyordu zaten. Mustafa’dan bir yanıt alamadığı her an konuyu kapatsa da en sonunda kendisi de böyle bir şeyin olmayacağına ikna olmuştu, ta ki onun güzel bebeği içip de ağzından sakladığı şeylerin bir kısmını kaçırana kadar.
Mustafa, fazla kaçırdığı içki sebebiyle sabaha kadar sızmış şekilde uyusa da Ayaz, birinin ayık kalması gerektiğinden çok içmediği gecenin sonunda, duyduklarının da etkisiyle sabaha kadar göğsünü döven heyecandan uyuyamamıştı. Sağa dönmüş, sola dönmüş, Mustafa’nın tüm hareketlerini bir yapboz misali birleştirmeye çalışmış ama tam bir sonuca ulaşamamıştı. Zaten çoktan onun olduğu adamın, ‘Yarın tamamen benim olacaksın,’ sözlerinin ana fikrini az çok anlasa da yine de tamamını anlamlandıramamıştı.
O, bunları düşünürken çalan Mehter Marşı’yla nişanlısının ısrarla bu alarm sesinden vazgeçmediği aklına düşünce yeniden gülümsedi. Yanında yatan Mustafa, zorlukla gözlerini açıp, “Ayaz’ım yanımda mısın? Kıyamet kopuyor, elimi tut çabuk!” diyerek saçmalayınca Ayaz, yalnızca onu kahkahalar eşliğinde izledi. Hem alarmının sesini değiştirmiyordu yeşil eriği hem de her seferinde aynı tepkiyi veriyordu.
Uykusundan tam uyanamamış Mustafa’yı kendisine çekip sıkıca sarıldı. “Buradayım benim güzel bebeğim.”
Mustafa’nın bölük pörçük hatırladığı anılarla yüzü buruşurken, “Kalkmamız lazım. Ayrıca dün rezil oldum sana değil mi?” diye sordu. Eskiden olsa utanacağı durum şimdilerde yalnızca ağzından çıkan sözlere dönüşmüş, içinden geldiği gibi yaşıyordu hayatı sevdiğiyle doya doya.
“Senin her halini bir ömür göreceğim için sıkıntı yok bebeğim. Hem çok güzeldin dün akşam, üzerindekini parçalayarak çıkarmak vardı ama sızdın.”
“Bugün senin için yeniden giyerim. Ama şimdi kalkmamız gerek.”
“Neden? Hani bugün plan yoktu hiç?” Ayaz, onun tepkisini ölçmek ister gibi yatağa iyice yayıldı. “Bence bugün hiç kalkmayalım, tüm gün yatakta sevişelim, nasıl plan ama?”
“Olmaz! Yani bugün sevişemeyiz, kalk.”
Mustafa’nın saçlarının arasına bir öpücük konduruverdi Ayaz. “Bugün tamamen senin olacağım için mi yoksa?”
“Ne!?”
“Dün kendi sürprizini bozdun ya bebeğim?”
“Ne dedim ki?”
“Bekarlığa vedanı bile benimle yapıyormuşsun. Bana bu kadar aşık olman götümü acayip kaldırıyor.”
“Ben o güzel popona tekme atmadan çabuk kalk, zaten sabah söyleyecektim.” Onun göğsünden doğrulup heyecanla kahve harelerine baktı. “Sayın Ayaz Özşafak, bugün benimle evleniyorsun!”
Ayaz, gözleri dolu dolu Mustafa’yı seyrederken yalnızca ona doğru kafasını iki yana sallayabildi. Ne dese eksik, ne söylese yarım kalacaktı bu ruhunun derinliklerini okuyan adama. Bu kadar güzel sevilmek olur muydu yeryüzünde? Hangi sevabının armağanıydı bu yaşadıkları? Mustafa’ya onu sevdiğini söylemediği gün lügatındaki sözcükleri küstüveriyordu sanki, adam da bunu bilir gibi her an fazlasını katarak geliyordu Ayaz’a.
Mustafa, telaşla etrafına bakınıp, “Sevgilim? İstemiyor muydun yoksa? Ben- Sadece sana sürpriz olsun diye-” derken Ayaz, sadece Mustafa’yı göğsüne çekti yeniden. Ne söylese içindeki aşırılığı anlatamayacağını bilse de yine de birkaç kelam etmek istedi ömrünün baharı olan adama.
“Ben senden önce hep yüz üstü yatardım, biliyor musun sevgilim?” Saçlarını usulca okşamaya başladı. “Bir gün sen üzerinde tek bir siyah nokta olan küçük, beyaz bir kuş gibi çıkıp geldin hayatıma, sonra kondun göğsüme Mustafa. Tüm yüz üstü yatışlarım o gün son buldu. Hiç uyanmamışım meğer ben yeni günlere senden önce. Öylece gözümü açıp kapatıyormuşum da sensiz, farkında değilmişim. Her gün uyanır uyanmaz yanında mıyım diye beni kontrol ediyorsun ya sen, ömrümün tüm günlerini alıp da seninle yazsınlar istiyorum, geçmişte seni yaşayamadığım her ana lanet ederek. ‘İstemiyor muydun?’ diyorsun şimdi bana, uyuduğum uyku sensiz haramken ben nasıl istemem seni, senden gelenleri?”
“Farkında olduğunu bilmiyordum,” dedi Mustafa gözleri dolu dolu.
“Farkındayım. Sana yapma demeyeceğim, yine yapacaksın, biliyorum. Ama sana andım olsun, her sabaha yanında uyanacağım ben Mustafa.”
Mustafa, semalarında nadiren yağan yağmur misali sağ gözünden düşen yaşı silerken gülümseyip de Ayaz’a bakınca onun ağlayamadığını bilmeyen sevgilisini sıkıca sardı. “Sen benim tüm yaralarıma üfledin Ayaz, hepsi geçti. Ne kimsesiz oluşum kaldı geriye benden ne de kendimi hasta sandığım tüm o düşünmekten başımın ağrıdığı geceler. Aklıma senin geldiğin her an ben sanki küçük bir bulut oluyorum, o ay gibi teninde saklanarak seninle parlamak isteyen. Bugün benim kocam olacaksın, her makamın önünde benimsin sevgilim bundan sonra.”
“Neler planladın sen?” diyerek çaktırmadan gözlerindeki yaşı sildi Ayaz.
“Şimdi o sürpriz ama damat tıraşımızı Barcelona‘nın en ünlü kuaföründe yaptırdıktan sonra seni daha bir sürü sürpriz bekliyor! O yüzden kalk bakalım, saatler sonra sol parmağındaki yüzükle balayına çıkıyoruz!”
“Başka yere de mi gideceğiz?” diye sordu Ayaz heyecanla. “Mustafa, sen bunları nasıl ayarladın? Ben yardım edemedim hiç.”
“Ben çok yardım aldım sevgilim, senden gizlice. Kalk bakalım şimdi doğru duşa, cilt bakımı da yaptıralım Ayaz!” dedikten sonra yattığı yerden bir çırpıda kalkıp kendisine bakarken, “Ben neden çıplağım?” dedi hayretle.
“Gece ekmeğimize baktık herhalde Mustafa. ‘Olmaz bu gece vermem,’ dedin, ben de bari gözlerim sevap işlesin diye düşündüm.”
Mustafa, duyduğu edepsiz sözlerle çığlık çığlığa banyoya kaçarken Ayaz, yeniden yerine yayılıp içinde oluşan heyecanla karışık mutluluğun tadını çıkardı, mertebe mertebe çıkıp da gönlünün merdivenlerinin en tepesindeki, bulutların ardında saklanan sarayda dinlenen adamın güzelliğine gülümseyerek…
✨✨
“Mustafa gözlerimi açacak mısın artık?”
Damat tıraşlarının yanında Mustafa’nın çok heveslendiği cilt bakımlarını da yaptırmışlardı. Mustafa, bu süre boyunca sürekli birileriyle mesajlaşmış, sessiz sessiz telefonda konuşmuş, Ayaz’ın sorularını da itinayla görmezden gelmişti.
Şimdi geldikleri ünlü kilisenin içindeki küçük odada kıyafetlerini giyip son hazırlıklarını yapacaklar, sonrasında sonsuza kadar herkesin önünde aşklarını mühürleyeceklerdi ama Mustafa, otelden çıktığı an Ayaz’ın gözlerini bir kumaş parçasıyla bağlamış, çocuk nerede olduğunu bile bilmiyordu ki!
“Ne kadar sabırsızsın sen!”
“Sabırsızlığımı seni tavlarken anlaman lazımdı güzel bebeğim,” diyerek çapkınca güldü Ayaz.
Tam bu sırada bulundukları yerin açılan kapısının sesi kulaklarına çalındı. İçeri birilerinin girdiğini anlayarak küçük bir kilisede, sadece ikisinin olduğu, sade bir nikahla evleneceklerini düşündüğünden görevlilerin geldiğini sanıyordu ki birden, “Bu lahmacun suratlı Ahmet de parlamış ha parlak oğlan olmuş, değil mi nazlı ceylanım?” diyen tanıdık sesi işitti.
“Lan! Fıstığıma neler diyorsun sen!?”
Mustafa, Ayaz’ın gözlerini kapatan kumaş parçasının düğümünü arkasına geçip de açtığı an çocuk şaşkınca etrafına baktı. Annesi, babası, Burak, Ahmet, Ali, Mahir, Muzaffer, Mavi, hatta Mustafa’nın iş yerinden kankası Elif… Hepsi gülümseyerek onlara bakıyor, iki dirhem bir çekirdek giyinmiş şekilde hep bir ağızdan mutlulukla bir şeyler konuşuyorlardı.
Ayaz, elindeki kumaş parçasıyla yanına gelen nişanlısına hayretle bakarken, “Düğünümüz ailemiz olmadan eksik olurdu, değil mi?” dedi, güldüğünde onun gülüşünü gören çiçeklerin tomurcuklanmasından bile utanmayan adam.
“Sen-” dese de devamını getiremedi bir türlü Ayaz. Nitekim o, daha konuşmak için kendisini toparlayamamışken herkes tek tek onlara sarılmaya başladı. Uzun zamandır görmediği dostu Ali’ye sarılırken gözlerinin dolduğunu saklamak için Ali’nin omzuna başını gömmüştü ki adamın onun sırtını patpatlayarak, “Oyundan biriyle değil, gerçek bir adamla evleniyor oluşun gözlerimi yaşarttı lan,” demesiyle kahkaha attı birden.
Ayaz, gözleri Mustafa’dayken, “Aslında hayal gibi biri,” diye fısıldadı. Mustafa, Mahir’le birlikte yanlarına gelerek o Ali’ye, Ayaz da Mahir’e sarıldı.
“Mahir sonunda tanıştık, ağzıma sıçtı senin bu sevgilin aylarca,” dedi Ayaz şikayetlenerek.
Mahir, karşısındaki birbirine çok yakışan çifte yeşil gözlerinden yansıyan bir gülümsemeyle baktı. “Öyle mi? Oysa beni sevdiğini Ilgın olmasa zor anlayacak gibiydi.”
“Sürekli senin güzelliğini anlatmış Ayaz’a,” diyerek kıkırdadı Mustafa.
“Ayıp oluyor Musti, o kadar saat telefonda konuşup dostluğumuzu pekiştirdik. Satma beni bu Rıfkı kılıklıya.”
“Rıfkı kim?” diye sordu Ayaz.
Mustafa, bahsi geçen kediyi artık çok yakından tanıyordu. “Sahiplendikleri kedi. O kadar tatlı ki Ayaz. Ankara’ya gidince sevelim biz de!”
Sırayla herkesin tebriğini kabul etmeye, küçük gruplar halinde sohbetlerini sürdürmeye devam ederlerken birden, “Ne kadar güzel biri, değil mi sevgilim?” diyen Mavi, kıvırcık, açık renk saçları alnına dökülen, yemyeşil gözlü, buğday tenli Mahir’i, Muzaffer’e gösterince Ali, çocuğa doğru bakıp, “Kardeş, lahmacun suratlıdan kurtulduk sen mi çıktın başımıza şimdi?” dedi.
Mavi, Ali’ye doğru yaklaşıp işaret parmağını adamın suratına doğru sallarken, “Ben senin kardeşin değilim, ayrıca Ahmet de çok güzel! Lahmacun suratlı demeden önce bir düşün derim,” dedikten sonra, “Senin de gamzen güzelmiş ama,” diye de ekledi.
Daha sonra aklına gelen şeyle kaşlarını çatıp, “Hem benim sevgilim var ve bana çok aşık,” diyerek Ali’ye burnunu kıvırıp Mahir’in yanına daha da yaklaştı Mavi. “Gözlerinin rengi ne kadar güzel.”
“Teşekkür ederim, senin de saçların çok güzel.” Mahir, karşısındaki güzeller güzeli, kalbinden geçenleri sansürsüz söyleyen çocuğa doğru gülümsedi. “Pasparlaklar.”
“Sen nerelisin?”
“Bosnalıyım.”
“Kaç yaşındasın?”
“Yirmi dört.”
“Senin jenerasyonun başka milletlerle etkileşime girdiğinden genellikle kahverengi gözlü olurlar, yetmişlerde doğan biri gibi fiziksel özelliklerin.”
Ali, Mavi’nin her şeyi çakozlayacağından korkarak hızla yanlarına gelip, “Benim nazlı ceylanım bana özel yaratıldı da ondan,” diyerek sevgilisinin saçlarının üzerini öptü. Tam o anda Mahir’in alnına dökülen saçlarını üfleyerek gözünün önünden çekmesini hayranca izlerken aklına gelenlerle onun kulağına doğru, “Nazlı ceylanım, siyah tişört yanında mı?” diye fısıldadı.
Mahir, sevgilisinin siyah tişört sevdası bir yılı aşkın süredir bir türlü bitmediği için utanarak Mavi’nin yanına iyiden iyiye yanaştı. Yeni bir sohbet konusu başlatarak sapık sevgilisinden çocuğa sığınmayı umuyordu. “Demek yıldızlar üzerine çalışıyorsun.”
“Bu tapir suratlı neden bizden önce evleniyor fıstığım?” Mustafa’ya sarılan Burak, daha sonra da adamın tam yanında tebrikleri kabul eden Ayaz’a kollarını dolayıp onun ensesine iki kez hafifçe vurarak kocaman çocuğu göğsüne bastırdı.
“Burak! Sen daha beni istemedin bile!” dedi Ahmet, sevgilisine masmavi gözlerini dikerken.
Ayaz, kırım kırım kırıttı. “Önünden ye abisi, önce ben. Sevgilim bana sürpriz yapmış.” Elbette yapılan sürprizle bu tapir suratlı Burak’a havasını atacaktı, bu fırsatı kaçıramazdı.
“Önce bizim evlenmemiz lazımdı nazlı ceylanım, bunların hepsi bizden sonra tanıştı,” diyen Ali’yse kafasını sola doğru sinirle çevirdi.
“Yavru bebeğim, hadi gelmişken biz de evlenek de aradan çıksın,” diyerek tespihini sallayan Muzaffer de umutla gözlerini dikip Mavi’ye baktı.
Mahir, sevgilisine doğru gözlerini devirdi. “Ali, sen daha yeni boşandın!”
“Sen de bir kere evlendin, hakkını kaybettin!” diyen Mavi de kollarını birbirine dolayarak kafasını başka tarafa çevirdi.
Muzaffer, az önceki sözlerine zıt kafasını yeniden ondan tarafa çevirip de kendisine gülümseyerek gözlerini süzen Mavi’yi görünce yanına doğru yaklaşıp elini çocuğun kıyafetinin üzerinden bel kolyesine atarken, “Gel şuradaki boş odaya gidelim iki dakika biz, sana bir şey gösterecem,” dedi.
“Muzaffer, iki dakika rahat durur musun? Sana kabaran bir şey var diyerek-” dedikten sonra sesini alçaltıp aklına gelen anılarla alt dudağını ısırdı. “Yanıma gelip beni iş yerimde- Anladın sen! Bir daha kanmam.”
Bu sırada etrafında olup bitenleri sessizce izleyen Elif, en sonunda dayanamamış olacak ki, “Bu ne ya? Aranızda bir tane bekar ve kadın-erkek fark etmeyen biri yok mu? Herkes çift! Tanıdıklarınızdan biri de olur!” diyerek isyan edince herkes Elif’e hak verip ona uygun bir kısmet düşünmeye başladı.
Geldiği ilk andan beri iki gözü iki çeşme ağlayan Zeynep, iki oğlunun ortasında küçücük kalmış şekilde onlara sarıldı. “Oğullarım evleniyor Rahmi. Bugünleri de gördüm, şükürler olsun.” Mustafa, annesinin gözündeki yaşları silerken onu kendisine çekip sıkıca sardıktan sonra kadının yapılı saçlarının arasına bir öpücük kondurdu, bozmamaya özen göstererek elbette.
Onları şefkatle izleyen Rahmi ise, “Artık darısı toruna,” dedi.
Ahmet, “Annemler Ilgın ve Darin’le kaldığından gelemedi, onlara vize çıkmadı öğrenci oldukları için,” dedi üzgünce. “Ama, ‘Hemen çocuk yapmasınlar, biraz birbirlerine doysunlar Mahir ve Ali gibi,’ dedi, haberiniz olsun.”
Serpil’in her birleşen çifte salık verdiği öneriyi bilenler kadının sözlerine gülerken birden içeri görevli girince bakışlarını oraya doğru çevirdiler. Mustafa’ya doğru bakarak zamanın yaklaştığını söyleyen personel odadan çıkınca da Zeynep, “Hadi siz hazırlanın, sağdıçlar kim olacak?” diye sordu.
Ayaz, etrafındakilere tek tek baktı, yüreğinden kopup gelen bir gülümsemeyle yüzü aydınlandı. “Herkes.”
Muzaffer, burada bile çıkarmadığı tespihinin asılı olduğu elini yavaşça gözlerine götürüp silerken Mavi de takım elbisesinin içinde nefis görünen adama bakıp yanağını şap diye öpüverdi. Herkes tek tek odayı terk ettiğinde Mustafa, henüz odadan çıkmamış esmere, “Burak, beklesene,” diye seslenerek onun gözlerinin içine sorar gibi baktı.
Ahmet, gözlerini sevgilisine doğru bir kez açıp kapayarak gözden kaybolduğunda Burak, Mustafa’ya ‘hayırdır’ anlamında kafasını salladı. “Buyur ciğerim.”
Mustafa, kendisinin ve Ayaz’ın yüzüklerini sırayla parmaklarından çıkarıp tek çıkarışının bu olması için içinden dua ederken kutuya yeniden koyduğu yüzükleri Burak’a uzattı.
“Burada adet, yüzük taşıyıcısı dedikleri ring bearer oluyor her düğünde. Normalde çocuklar taşır ama ben senin olmanı istiyorum.”
Burak, varlığıyla ömrünün kızıl baharını ona getiren can dostuna baktı. Ağlamamak için burnunun kemerini sıkıp derin bir nefes alarak yüzünü sola çevirdi. Darin’i ve Muzaffer’inden sonra bu adam ve onun tanıştırdıklarını da kardeş bellemişti aylardır.
“Eyvallahsın,” diyerek dolu gözlerini saklamak adına yüzük kutusunu ceketinin cebine koyarak hızla çıktı odadan.
Ayaz, üzerindeki tişörtü çıkarıp da az önceki manzaraya sevgiyle gülümsedi. “Tapire bak, ağlayacaktı az kalsın.”
“İş yerinde, merdivenlerde onunla konuştuğum gün, tam o gün senin için çabalamam gerektiğini kendince tembihlemişti bana. Ben sana ne olursa olsun gelirdim ama Burak beni sarstı. Bana birinden bahsetmişti.” Geçmiş anılar bir bir zihnine süzüldü. “Kızıl bir kadına aşık oldu sanmıştım, anlattığının Ahmet olduğunu bilmeden.”
“Birbiriyle olması gereken herkes bir şekilde karşılaşıyor işte Mustafa’m, yeter ki sen kapıyı çalmayı bil.” Çıplak üstüne aldırmadan adamı kendisine bastırıp sıkıca sarıldı. “Hem sen büyüdün de bana sürpriz mi hazırladın bakalım?”
“Ben çok büyümedim Ayaz! Hâlâ senin küçük bebeğinim!” diyerek çirkefçe bağırdı Mustafa.
“Sen hep benim bebeğimsin ama dakikalar sonra kocam olacaksın. Dağı taşı sikesim var heyecandan, yerimde duramıyorum lan. Mustafa’nın kocası olacağım!”
Mustafa, ömürlük sevgilisinin göğsünden başını kaldırıp gözlerinin içine baktı. “Hadi evlenelim.”
“Hadi evlenelim yeşil eriğim.”
✨✨
En ön sırada dizilen davetlilerin olduğu, bembeyaz şakayıkların her yere savrulduğu, rengarenk camların süslediği kocaman kilisede, ziyaretçi turistlerin de bu görkemli mekanda olacak düğünü heyecanla bekledikleri o an Mustafa, Zeynep’in kolunda, onu şık bir masanın önünde bekleyen Ayaz’a doğru uzunca koridorda yürümeye başladı, mis kokulu çiçeklerin arasından geçerek.
Ayaz, Mustafa’yı gördüğü an elleriyle ağzını kapatıp da yalnızca adamın güzelliğine daldı, herkesin onları izlediğini unutarak. Mustafa, bembeyaz bir takım giymiş, altındaki siyah ayakkabılarıyla hoş bir zıtlık yakalamış, göğsüne taktığı, Mahir’in ona tam odadan çıkmadan önce verdiği mor renkli leylağıyla gülümseyerek ona yaklaşıyordu.
Göz pınarlarının içinde biriken yaşlarla annesini öpen Ayaz, Mustafa’nın elinden tutup tam adamın karşısına geçtiğinde ona bakarak başını salladı hafifçe. Mustafa, ne demek istediğini anlar gibi gözlerini bir kez açıp kapattı, tüm vakitlerini uğruna harcayacağı çocuğa…
Önce yüzük kutusuyla Burak geldi yanlarına, daha sonra Ali, Mavi, Mahir, Muzaffer, Ahmet… Ayaz, kutusundan çıkardığı yüzüğü Mustafa’nın sol parmağına, aylar önce onun sevgisini nadir bulunan bir taş misali ellerinde ustalıkla işleyerek kalbinin kristal kuşu yapıp da en içine, en derinine alışı gibi taktı gülümseyerek.
Mustafa da onun parmağına yüzüğünü taktığında tüm yaralı kurşun asker oluşları mucizevi bir şekilde son buldu. Yarım olan her yanı tamamlandı, eksik hissettiği her şey bir bir doldu, ruhunda da, kalbinde de. Bundan sonra alevlerin arasında, can çekişerek ölürken prensesine kavuşan tek bacaklı kurşun bir asker olmayacaktı Mustafa. Dimdik yaşayacaktı, kalbinde aşkının kanatları, parmağında ömrünü adadığı adamın yüzüğü ve gözleri hep prensinin üzerinde dolanacak kendisi ve Ayaz olacaktı, tüm sevdikleriyle beraber…
Tüm nikah seremonisi bittiğinde en önde onları gözlerindeki yaşlarla izleyen ailesinin önündeyken Ayaz, Mustafa’nın ellerini avuçlarının arasına alıp, “Bir ömür, hastalıkta sağlıkta, iyide kötüde hep seninleyim, seninin Mustafa. Tüm dünlerim, bugünlerim, yarınlarım yalnızca seninle dolu olsun, senin olsun, sen yeter ki bana o bal rengi gözlerini süzerek, ‘Ayaz’ de. Asıl senin uğruna çabalanır Mustafa’m. Göğsümün üzerine konan en hafif yüksün sen, hiç de kalkma oradan. Bu Ayaz’ın en büyük korkusu sende olanı benden önce görecekler endişesiydi, istersen bencil de bana ama ben gördüm ilk senin içini Mustafa, sen de benimkini. Sen en çok benim hakkımsın, ben de senin. Çok aşığım sana Mustafa, bana yaşattığın her an için, bana geldiğin, benim olduğun için şükürler olsun herkese, her şeye.” diyerek adamın önce sol, sonra sağ gözünü öptü.
Mustafa, elindeki resmi nikahlı olduklarının kanıtı olan kağıda bakıp Ayaz’a bir adım attı. “Bir ömrüm ziyanmış sensiz, sen olacaksan ziyan da başımla Ayaz ama sen hep ol benimle. Tüm evren başkalarının olsun, bana seninle geçireceğim bir ömrün telaşı yeter de artar bile. Çok yakıştım sana, senin yatağına, kalbine. Sen yanımdayken bile aklıma geliyorsun ya, o zaman bile hayalimde ılık, yumuşacık bir ayazın estiği denizlere koşuyorum, seninle. Sana çok aşığım Ayaz.”
Herkesin alkışladığı tam o anda dudaklarını Ayaz’ın dudaklarına bastırıp birkaç saniye dudaklarını orada tuttuktan sonra çocuğun yüzünü ellerinin arasına alarak, “Benim kocam,” dedi.
Ayaz, sonunda duyduğu kelimeyle ailesine doğru döndü. “Lan, duydunuz mu lan?” Mustafa’yı bir anda kucağına aldıktan sonra, “Kocasının bebeği,” deyip de herkesi güldürürken Mustafa, Ayaz’ın kucağında elindeki kağıdı onları mutlulukla izleyenlere doğru sallayarak kahkaha attı.
Kahkahaları bundan sonra olacağı gibi yalnızca eşinin öpüşleriyle kesilen Mustafa’nın dudaklarının üzerine Ayaz’ın dudakları kapanınca kilisede bulunan turistler dahil herkes yeniden alkışlarla ıslık çalmaya başladılar.
Ölü bir şehrin ölü kalpli adamı her sabah aynaya bakmadan çıktığı evden, bir sabah ruhunun urunu elleriyle söküp atan çocukla tanışacağını bilemeden çıkmıştı evinden. İlk görüşte onu canına yoldaş etmek isteyen çocuksa sabırla beklemişti adamın ölmek üzere olan ruhunu öpüşleriyle dirilteceği günü.
İşte bu gecelerin sessizliğinde yalnızca düşüncelerinde hayat bulan adamla onu tüm bu çaresizliğin ızdırabından bir anda çekerek göğsüne yaslayan çocuğun hikayesi sonlanmış gibi görünse bile yazgıları daha yeni başlıyordu aslında. Bir ömür gülerek, severek sevilerek, çokça da birbirleriyle anılar biriktirip çocuksu bir neşeyle bayram şekerleri gibi ceplerine hatıraları avuç avuç doldurarak…
Gökten düşen üç elma yerine bu kez bir bulut, bir ay tenli çocuk ve onların aşklarının en büyük şahidi sıcacık güneşti paylarına düşen onların aşkını bunca zaman okuyanların da…
✨✨
Ben ne diyeceğimi bilemiyorum aslında. Ağlayarak yazdım son kısmı. Benim güzel Mustafa’ma anne, abla, yaren olan herkese sonsuz teşekkürüm var şu an yalnızca. Onun bir çiçek misali katman katman açmasına vesile olan, beni destekleyen herkesi bağrıma basmak istiyorum. Bana bu sitede ‘Kim okur ki böylesi uzun bir hikayeyi?’ diye düşünürken yorumlarla, mesajlarla destek olan, beni yazmam için teşvik eden herkese yeniden çok teşekkür ederim.
Bilmem neden ama en özel kitabım oldu YSİN benim. Çokça kendi hayatım olduğundan mı, herkesin bir parça bile olsa hikayede kendisini bulmasından mı bilinmez ama unutulmaz bir anı bıraktım üç günlük dünyaya sayenizde. Çok daha fazlasını yazmak istesem de burnumu silmem gerekiyor gözyaşlarımın arasında.
Okuduğunuz kuyruklu yıldız kısmından tutun da bir günde hayatı değişen Mustafa’nın yaşamı, Ayaz’ın aşçı olmak istemesi hepsi gerçekti aslında. Aşkı bulamam zanneden herkese… O güzel kalplerinizin kapısı hep açık olsun, size layık olan sizi elbet bulacaktır demek istiyorum yalnızca. Ömrüm boyunca inanmadığım aşka ben de bir öğleden sonra, hasta yatağımda inandırıldım. O yüzden benim başıma neden gelmiyor diyen yorumlarınıza cevaben yazmak istedim bu satırları.
Bu kitap için son kez, okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻
Gidelim Verve 💙
Okuduğum en harika kitaplardan biri, tekrar ve tekrar okumaktan asla bıkmayacağım, hem kurgusu hem karakterleri çok güzeldi yazarın ellerine sağlık ❤️