Bölüm 5: Zamanın Hilecisi

✨✨

Mert, yattığı yerde gözlerini açtığında tam yanında uzanan adamın kendisine bakmamak için büyük bir çaba sarf ettiğini gördü. Vücudunda daha birkaç gün önce bıraktığı izlere yenileri eklenmiş, sanki daha az önce kendisine bakmıyormuş da tavanı izliyormuş gibi görünen adama bakışlarını değdirmeden, “Beni mi izliyordun?” diye sordu.

“Hayır. Birazdan içeceğim kahveyi düşünüyordum,” diyerek yalan söyleyen Barış, dudaklarına bir tebessüm kondurarak Mert’e döndü. Kolunu dirseğinden itibaren kırıp başının yan hizasına yasladıktan sonra, “Sana bir soru sorayım mı?” dedi merakla.

Mert, kahve fikrinin hiç de fena olmadığını aklından geçirirken kısa bir, “Hımm?” sesiyle yanındaki adama sorusunu sorması için müsaade etti. Uyanır uyanmaz böyle bir tepkiyi o da beklemiyordu ama Barış onu dünden beri birkaç kez şaşırtmayı başarmıştı.

“Şimdi sana soracağım sorunun cevabını ben üçe kadar saydıktan sonra benimle birlikte, aynı anda söyleyeceksin ama tamam mı?”

Yataktan gözlerini avuç içleriyle ovuşturarak doğrulan Mert, gece yine bir sevişmeyle yetinmedikleri için ağrıyan kaslarını görmezden geldi. Kendisi bu haldeyse yanındaki adamı düşünemiyordu bile. Ama o, sanki şu an hayatındaki en önemli şey birazdan soracağı soruymuş gibi kendisini heyecanla bekliyordu.

“Ne o?” dedi çapkınca gülümseyerek. “Ruh eşi olup olmadığımızı mı ölçeceksin?”

Barış, onun ukala tavrına geçirdikleri birkaç günden sonra iyiden iyiye aşina olmuştu. Normalde onun gibi adamları sevmezdi. Güzel bir yüzle doğdukları için kendilerine her şeyi hak gören, sadece alan ama vermeyen, kusursuz bir suratla yaratıldıkları için insanlara üstten bakan…

Kendisini sıradan addetse de, onun da her insan gibi vaktini geçireceği kişileri seçme hakkı vardı ve Barış, Mert gibi adamlarla vaktini heba etmemeyi çok eskiden yaşadığı, suratına acımadan söylenen acı gerçeklerle birlikte zaten biliyordu.

Ama farklıydı yanındaki adamda bir şeyler. Klişe kitaplarda ya da dizilerdeki gibi girdiği bok çukurundan onu Barış kurtarmayacaktı elbette. Ya da o bozuksa Barış onu bir psikiyatr edasıyla tamir etmeyecekti. O, hayal alemlerinin mahsülü olan satırlarda bahsi geçen, aşkla iyileşen adamların gerçek hayatta var olmadıklarına çoktan emindi.

Yine de saf merakına yenilip kendi kendine öğrendiği kodlarla nasıl hayatını değiştirip de yaşamına heyecan kattıysa Mert’i de aynı saf merakıyla öğrenmek istiyordu. O doğuştan bir şeyleri çözmeye programlıydı ve sanki Mert’in de kırılması gereken bir güvenlik duvarı vardı. Bir tek Barış muktedirdi bu sağlam duvarları aşıp Mert’in gerçekliğine ulaşmaya…

Mert’in suratına bakışlarını sabitleyip, “‘Endişe hayal gücünün yanlış kullanılmasıdır,’ derler Mert.” dedi. “Endişelenme, seni ruh eşim yapmak gibi bir niyetim yok.”

Ondan gelen sözlerle Mert yanında yatan adamın aslında o kadar da öz güvensiz olmadığını düşündü. Evet, ilk bakışta silik bir tip gibi dursa da Mert’in de onunla ilgili ilk çıkarımı bu yönde olsa da aslında Barış için söyleceği bir kelime varsa bu ‘gerçek’ olurdu.

Yanında yatan adam net bir gerçekliğin ürünüydü. Hiçbir duygunun yalanla bu kadar güzel perdelenmesine imkan yoktu. Bunu en iyi Mert bilirdi. Onun duyguları uzun zamandır paralize olsa da hâlâ derinlerde saklaması gereken birkaç duygu kırıntısı kalmıştı. Kalan bu duygularla birlikte o da usta bir yalancı olmuştu, elbette doğru gören gözlerin bunu da anlayabileceği şekilde…

“Nasıl yani?” diye sorduğu an yeniden onunla ufak da olsa bir bağ kurmasına imkan verecek merakına yenik düştüğü için kendisine kızdı.

Tamam, gece onunla sevişirken beyninde bu adamla görüşmeye birkaç zaman daha devam etmeyi tasarlamıştı. İşe yarayan biriydi ve Mert böyle bir adamı şu noktada elinden kaçıramazdı. Ama yine de onunla olan eylemleri sadece iyi bir seks ve üstün hack yeteneklerinden faydalanmaktan öteye gitmemeliydi.

“Yani-” diyerek gülümsedi Barış. “Seninle bir ömrü paylaşmak, gökkuşağına yürümek gibi bir amacım yok benim. Senin sadece fiziksel bir arayış içinde olduğunu görebiliyorum.” Daha sonra az da olsa düşen suratını hızlıca toparlayarak, “Şimdi sorumu sorabilir miyim artık?” dedi.

“Sor bakalım.”

“Bir kum saati düşün,” dedi Barış. “İlgini hangi taraf çeker? Boşalan taraf mı, yoksa dolan kısım mı?”

Mert, sorulan sorunun altındaki anlamı çözememesinin verdiği rahatsızlık hissiyle kaşlarını çatarken Barış, “Bir, iki, üç,” dedi.

İkisi de aynı anda, “Kumlar,” deyince Barış mutlulukla gülümserken Mert yeniden şaşkınlıkla yerinden doğrulan adama baktı.

“Hep sen mi beni test edeceksin?” diyerek banyoya doğru adımlayan Barış, “Zaman çok değerli,” diyerek dudaklarını ısırdı. “Aradan bir sürü kum geçmeden yaşamayı öğrenmeli insan.”

Mert, uzun zaman sonra yaşadığı tedirginlikle onun kendisi hakkında bir şeyler bilip bilmediğini merak etti. Su sesinin kulaklarında yankılandığı o anda gülümseyerek duş alan adamın ülkenin en zeki adamlarından biri olduğuna emin oldu ama saklı geçmişini bulacak kadar ileri gitmiş olabilir miydi?

Adı hariç her şeyi değişmişti. Kendisini büyüten babası bile onun hakkında gerçekleri tam bilemezken Mert, amacına giden yolda sadece bir piyon olan adamın bir şeyleri öğrenip de onun planlarını mahvetme ihtimaliyle ürperdi.

Bu kadar kısa sürede elini açık etmiş olabilir miydi? Daha sonra aklına gelenlerle bunun imkânsız olduğuna emin olarak duş alan adamın yanına doğru banyoya ilerledi. Şık bir duş kabinin içinde kendisini izleyen adama üzerinin çıplak olmasını umursamayarak bakan Mert, “Yeterince zeki miydim peki?” diye sordu.

Oysa kendisi hakkında oluşacak fikirler onun umurunda olmazdı. Okuduğu fakültede arkasından söylenen sözler, onun sessiz ama gizemli olduğunu düşünüp yanına yaklaşmaya çalışan insanlar ya da babasının yıllardır onu terapi ya da diğer sikik zırvalıklarla ‘iyileştirmeye’ çalışması bile Mert için bir önem taşımazken daha birkaç gün önce tanıştığı, hem de onu kullanmak için planlı programlı hareket ederek karşılaştığı adamın onun zekasını ölçmesine ses çıkarmıyor, aksine onu zeki bulup bulmadığını az da olsa merak ediyordu şimdi.

Barış üzerinden akıp giden suyla geceden kalan yorgunluğunu atarken, “Hâlâ benim kadar zeki olmadığını düşünüyorum,” dedi flörtöz bir tonda. “Yatakta çok iyisin ama. Sanırım daha az zeki olman tolere edilebilir benim için.”

Mert camdan yapılma kabinin arkasından kendisine bakan adama doğru ilerlerken onun küçük oyununa ayak uydurmak ister gibi, “O zaman bir de sabah seksimi gör benim. Sen daha fazlası için yalvarırken kim daha zeki tekrar konuşuruz,” dedi karşısında ona kıkırdayarak bakan adamın git gide ilgisini daha çok çektiğinden habersiz…

✨✨

Mert’in epey bir süredir, hatta çok uzun süredir, hiç de hareketli olmayan seks hayatı Barış’la birlikte bir devinime uğrarken sabah seviştiği adamın evinden kahvesini içip de çıkmış, adamın onun numarasını almak için telefonunu gözlerinin içine bakarak eline tutuşturmasına ise ne istediğini anlamamış gibi yaparak sadece kuru bir ‘Hoşça kal,’ demekle yetinmişti.

Barış’ın onu kendisi kadar zeki bulmuyor oluşuyla kendince çocukça sayılan böyle bir intikam yoluna gitmesiyse onun için de şaşırtıcıydı. Yine de uzun zamandır kendisini bu kadar eğlendiren biri hayatında olmadığından Mert de onunla oynamayı sevmişti. Evet, kendisine de itiraf ettiği üzere Barış iyi bir oyun arkadaşıydı. Hem yatakta hem de kısa bir zaman diliminde ettikleri sohbetleri esnasında…

Yine de bu kadarlık paylaşım bile onun için fazla sayıldığından en kısa zamanda Ulvi ile bir buluşma ayarlamalı ve bu adamı biraz daha izlemeliydi. Her ne kadar ondan bir beklentisi olmadığını belirtse de Mert onun kendisine karşı olan duygularını gözlerinden geçip giden anlık gölgelerden bile anlayabiliyordu.

Ne şu an ne de ileride hayatına eskiden sıradan saydığı artık o kadar da sıradan olmadığını düşündüğü bu adamı da başkasını da almaya niyetli değildi. Belki birkaç ezberlenmiş kitap cümlesiyle onu şaşırtmayı başarmıştı ama Mert, planlarını uyguladıktan sonra yanına Volkan’ı da alarak tamamen bu hayattan vazgeçecekti. Volkan’ın henüz bundan haberi yoktu belki ama Mert her şeyi ince ince düşünmüştü. Onu staja kabul ettiği ilk gün Volkan geleceğinin iplerini Mert’in ellerine bırakmış, bundan sonra olacaklar için bir nevi anlaşmayı imzalamıştı.

Ofise girer girmez doğrudan, kimseye bakmadan Volkan’ın odasına doğru ilerledi. Adı Emine olsa da kendisine Mine dedirten kadının parlayan göz bebekleri ile ona doğru, “Günaydın,” demesini duymazdan gelerek kapıyı çalıp da adamın odasına girdi. Bu kadın ona yapışacaktı, şimdiden belli olmuştu.

Oturduğu masanın arkasından sevecen bir ifadeyle kendisini izleyen Volkan, “Buraya gelebildiğine göre istediğimi de getirmiş olmalısın,” dedi.

Mert, elindeki taşınabilir belleği Volkan’ın masasının üzerine bırakıp, “Neydi?” diye sordu. Önündeki camdan yapılma masanın üzerine avuçlarının içini sabitleyip adamın tam gözlerinin içine baktı. “Avukat olamazsam filozof olurdum değil mi?”

Volkan masasının üzerinden büyük bir cesaretle doğrudan gözlerinin içine bakan adamın ukalalığına gülümseyerek oturduğu koltukta başını geriye doğru çekti. “Hâlâ ne bulduğunu bilmiyorum Mert. Pek çok şey olabilirim ama erken konuşan bir adam değilimdir. Bence sen de böyle yapmalısın. Fazla öz güven seni modern bir Schopenhauer‘a çevirebilir. Benimle çalışan birinin arkasından, ‘Meslektaşına takıntılı bir manyak,’ ya da ‘Kadın düşmanı, yersiz öz güven sahibi biri,’ denilmesini istemem.”

“Ben de pek çok şey olabilirim ama kadın düşmanı bana söylenecek en son söz olurdu. Özellikle de düşmanlığımın kaynağı annemse,” dedikten sonra onunla daha fazla zıtlaşmak istemeyerek hızlıca taktik değiştirip, “Zaten buraya da bunun için geldim. Sizin kimsesiz kadınlar konusunda ne kadar hassas olduğunuzu bildiğimden,” dedi samimiyetle.

Adam onun gözlerindeki hayranlık parıltılarının gerçek olduğunu görünce hevesli bir ifade takınarak, “Ne buldun peki?” diye sordu.

“Kadın hamileliği de yaptığı düşüğü de uydurmuş. Belleğin içinde yazışmalar, faturalaşmalar, daha başka pek çok bilgi var. Neden size yalan söylemiş bilmiyorum ama en başından planlı bir oyun oynamış kocasına.”

Daha sonra Volkan’a doğru bakarak doğrulmuştu ki karşısındaki adamın bu duruma hiç de şaşırmadığını gördü. Dudakları yeniden hoşnut bir ifadeyle kıvrılan Mert, “Tabii ki siz bunu biliyordunuz ama beni denediniz,” dedi.

“Bu meslekte sayamayacağım kadar davaya baktım ben Mert. Senin yaşından fazla da tecrübem var. Kesin olarak bilmiyordum ama tahmin ediyordum elbette. Şimdi bu bulduğun bilgilere nasıl eriştiğini sorsam sana?”

“Çok da yasal yollar kullanmadım tabii ki,” diyen Mert odanın içinde yavaş yavaş yürüyerek adamın kitaplığına bakmaya başladı. “Ama size farazi şekilde bir kaynak söylesem bile doğrudan ona gider, beni yok sayardınız. Yanlış mıyım?”

“Diyelim ki böyle biri var. Ama onu bulsam bile seni bırakmazdım,” dedi Volkan. “Gözü karasın. Ukalasın da. Öz güvenin başına çok dert açacak ama eğer akıllı olursan ben arkanda olur, açılan dertleri de temizlerim.”

Mert, yeniden Volkan’ın masasının tam önüne gelip tekli koltuklardan birine oturdu. Adama doğru kaşlarını kaldırarak bakıp, “Yani kısaca, ‘Yasa dışı şeyler yapsan da bana faydalı ol, ben seni yanımda tutayım,’ diyorsunuz. Oysa ben sizin pragmatist değil de idealist olduğunuzu düşünmüştüm,” diyerek başını sağ omuzuna doğru eğdi, sorar gibi.

“İlla bir kalıba ihtiyacım olacaksa ben kendime realist derdim,” dedi Volkan. “İnsanların iyiliği için çabalayacaksak yasa dışı bilgilerle ilerlemenin bir sorun olmadığını düşünüyorum. Birileri kuralları koyanları suçluyor mu? Bu kurallar yüzünden kaç insanın hayatı kararıyor, kaç insan acı çekiyor? Bunu biliyor musun? Ama kuralı koyan ben olursam, o acı çeken insanları da bir şekilde koruyabilirim.”

“Hem idealist hem pragmatist bir yaklaşım işte. Hâlâ sizin realist olan tarafınızı göremedim?”

“Benim yanımda olduğun sürece pek çok yanım gibi onu da göreceksin Mert,” diyen Volkan masasının üzerindeki harici belleği alarak çekmecesine koydu. “Bundan sonra benimlesin. Resmi olarak burada çalışmaya şu andan itibaren başladın. Bu fırsatı iyi değerlendirmelisin. Pek çok meslektaşın senin yerinde olmak istiyor biliyorsundur. Ama bana istediğimi verdiğin için hemen basamakları tırmanman olanaksız, bu diğer arkadaşlarına haksızlık olur. Daha çok test olacak önünde. Gerektiğinde arşivi bile düzenleyeceksin, hem de sabaha kadar.”

Mert, adama doğru bakmadan önündeki sehpanın üzerinde duran, camdan yapılma, saçma, sanat denilen ve pahalı olduğu belli olan figürle uğraşırken, “Bana uyar. Yapacak daha iyi bir işim yok. Sizden küçücük bir bilgi de alsam benim yararıma olur. İleride o koltukta benim oturacağımı düşünürsek,” dedi. Son cümlesini söylerken elinde evirip çevirdiği figürü aldığı yere bırakmış ve Volkan’ın tam gözlerinin içine bakmıştı.

“Eğer çok istersen bir gün o da olur,” dediği an karşısındaki gencin şaşkınlığını seçti Volkan’ın gözleri. “Ne o, buraya kazık çakmak istediğimi mi düşünüyordun? Benim ailem yok Mert,” dedi. “Benim kurduğum, yıllarca emek verdiğim bu yeri bırakacak kimsem de yok haliyle. Tabii ki siz çalışanlarımdan biri benim yerime geçecek. Birkaçı değil, yalnızca biri. Ama tek bir hamleyle oyunu bitirdiğini düşünmeni istemem. Küçümsediğin Mine senin en güçlü rakiplerinden biri.”

Mert dudaklarını yalayarak, “Hile yapabiliyor muyum?” diye sordu.

“Bu oyunda her şey serbest Mert,” diyen adam oturduğu koltuktan kalkarak ayaklandı. “Benim yarattığım etikete zarar vermediğiniz sürece hakemsiz oyununuzda istediğinizi yapabilirsiniz.”

Mert kafasını sallarken Volkan onun da ayaklandığını görüp, “Şimdi işinin başına dönebilirsin. Mine sana yapman gerekenleri anlatmaya başlayacak,” dedi. Daha sonra Mert kapıdan çıkmadan Volkan yeniden ona doğru, “Belleğin içindeki bilgilere ulaşan arkadaşının adını yeniden sorsam?” dedi.

“Ben,” dedi Mert. “Yeteneklerimin arasında sizin bilmediğiniz daha çok şey var.”

“Buna inanmamı beklemiyorsun değil mi?”

Mert, bir şeylerin yanlış olduğunu hissetse de neyin yanlış olduğunu anlamlandırmaya çalışmadan hızlıca, “Neden bilgileri benim bulduğuma inanmak bu kadar zor?” diye sordu.

“Eğer sen yapmış olsaydın dün hemen bana gelirdin. Çünkü ne kadar kısa sürede bu bilgilere ulaştığını göstermek isterdin. Ama bunun yerine bir gece bekledin. Ufak bir tahminle bu bilgiler için birilerine güzel anlar yaşattığını söyleyebiliriz.”

Yanlışlık hissi iyiden iyiye içinde kuvvetlenen Mert, karşısında aslan gibi avını parçalamayı bekleyen adama doğru gülümsedi. Dün konuşulanlar bir bir zihninin içine doluşurken, “Siz çok film izlemişsiniz Volkan Bey,” dedi. “Ama izlediğiniz filmler mantık hatalarıyla dolu. Birilerinin bilgilerine ulaşmak-” dedikten sonra baş parmağı ile dudağının kenarını kaşıdı. “O izlediğiniz filmlerdeki gibi on dakikada olmuyor. Tıpkı bir kabloyla elektrik santralinin tamir edilmesinin imkansız olduğu o saçma dizi gibi. Sabaha kadar güvenlik duvarını kırmak için uğraştım.”

Volkan şaşkınca karşısındaki adama bakarken Mert de, “Ayrıca sandığınız kadar da ukala değilim. Siz beni nerelerde görüyorsunuz böyle? Ön yargı size hiç yakışmıyor,” dedikten sonra, “Şimdi izninizle,” diye ekledi. “Malum koltuk savaşlarında elemem gereken birileri var.”

✨✨

Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻

Gidelim Verve  💙

🤞 Kitap bölümlerinden haberdar olun!

5 2 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
1 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Neriman_Lusi
Neriman_Lusi
1 ay önce

Mert’in kendini begenmisligi çok iyi

error: Bu içerik kopyalanamaz, telif ile korunmaktadır!
Scroll to Top