Bölüm 4: Stajyer Kurt

✨✨

Okul çantamın bir askısı sırtımdan sarkarken yanımda mutlulukla ışıldayan çocuğa gülümsedim. Bugün stajyer bir kurt olduğunu, hatta vişne kurdunun ona tespihini verip de birkaç dakika çekmesine müsaade ettiğini anlatırken gözleri ışıldıyordu.

Birkaç gündür mesajlaşmadığım adamın adını duymak bile bende kara bir tahtayı sanki tırnakla çiziyormuş hissi uyandırırken yanımda cıvıldayan Ediz’in güzel hatırı için sadece onun mutluluğuna ortak olmaya çalışıyordum.

“Sonra Mehmet bana da çay aldı. Ben sıcak çay içemediğim için çayın üzerine biraz su koyunca da Türker bana gülümsedi. Bana aşık demek bu değil mi bebeğim?”

Gözlerini umutla bana çevirdiğinde ne diyeceğimi bilemedim. Okulun ipsiz sapsız, işleri güçleri yalnızca ellerinden eksik olmayan çaylarıyla bayrak altında oturan grubu için içimden güzel şeyler söylemek gelmiyordu.

“Sen yine de fazla kaptırma kendini kanka. Seni sevmeyenin beyni yoktur ama sen aklının bir köşesinde kötü ihtimali de tut.”

Yanımda sessizleşerek yürürken suratını asıp, “Ama ben güzel şeyler olsun istiyorum artık. Dört yıldır uzaktan izliyorum onu Kubi. Of!” diyerek içini çekti.

“Olacağı varsa olur bebeğim, olmazsa da oldururuz,” diyerek yanımdaki sevimli tipe baktım. Küllü kumral, dalgalı saçları alnına dökülmüş, bu aralar soğuyan havalar yüzünden burnunun ucu kızarmış, kahverengi gözleri heyecanlı pırıltılarla birlikte iyiden iyiye kahverengiden sarıya dönmüştü.

Birilerinin üzmesine izin vermeyecek kadar çok seviyordum abimden sonraki hayattaki tek arkadaşımı. O gruptan birine takılmasını istemesem de bu zamana kadar durdurabilmiştim onu. Şimdilerde yıllardır aşık olduğu adamın grubuna girip ‘stajyer kurt’ olduğu için mutlu olan arkadaşımı da o itlerin eline bırakamazdım elbette. Hem bir arkadaş olarak da onun boş hayallerle göklere çıkıp kötü bir şey yaşadığında aşağı fena hâlde düşmesini istemiyordum da.

“Oldururuz, değil mi?” diyerek kalın alt dudağını ısırdı. Ne düşünüyorsa çok mutlu, çok heyecanlı görünüyordu.

“Oldururuz annem. Hem bunlar gibiler bize ‘ibne’ deyip de en önden erkeklerle yatmaya gidenler. Herkesin içinde vardır bir ‘ibne’ bebeğim. Halledilir, çok takma.”

Kıkırdayarak, “Başkası sana ibne dese kıyameti koparırsın ama,” dedi.

“İbne kendisine ibne diyebilir ama başkası diyemez,” dedikten sonra yeniden düşüncelere dalmış sevimli tipe dönüp, “Hadi o zaman ben kaçar,” dedim.

“Ya bize gel!”

“Bugün olmaz bebeğim, teyzem gececiydi. Evdedir. Yarın bakarız ama.”

Gözlerini kocaman açıp oflayarak bana baktı. İstediği şeyler olmayınca gerçekten çok sinirli oluyor ama sinirli olduğunda da daha fazla sevimli olduğunu bilmiyordu. Bilse ağzımıza daha fazla sıçardı ya, neyse.

“Sana mermer kek yapacaktım!”

“Mermer kek ne lan?”

“Böyle alacalı falan oluyor ya. Kakaolu vanilyalı,” diyerek bir eliyle sanki kek karıştırıyormuş gibi yaptı. Daha sonra kaşlarını çatıp çenesini dikleştirerek, “Ben de başkalarına yaparım, sen de yiyemezsin,” dedi.

“O zaman şöyle yapalım,” deyip tek gözümü kapatarak istikbalime bakar gibi ufka baktım. “Sen bize gel, teyzem de seni özlemiştir hem. Bizde yapalım kek, ne dersin?”

Sadece, “Olur!” derken bile ne kadar sevindiğini görebiliyordum. Ailesi sürekli çalıştığı için evde tek başına kalmak istemiyor, beni de sürekli bir yerlere çekiştirerek yalnızlığını paylaşmamı diliyordu. Ama teyzemin de iş saatleri belli olmadığından ben de sevimli canlıya ayak uyduramıyordum bazen aklım ne kadar onda kalsa da.

Benimle birlikte evin önüne kadar eksik malzeme var mı kontrolü yaparak keke koyacağı her bir içeriği tek tek sayıp acıkan karnımın daha da açlıkla boğuşmasına neden oldu. Ben ağzımı açıp da ‘Sus artık lan!’ diyecekken bizim mahallenin en ünlü ablası olan Oynak Ayten önümüzü kesti.

“Gençler,” diyerek ikimize de sarılıp bizi öperken, Ediz’in huysuzca yanaklarını sildiğini Ayten ablanın omzunun üzerinden seçebilmiştim.

“Ayten ablam nasılsın?”

“İyiyim Kubi. Özlettin kendini, gelmiyorsun kaç gündür.”

“Abla Ati’yle Patron küsmüş, depresyondayım,” dedim hüzünlü gözlerimi yeniden göğe doğru çevirirken. Şerefsiz Ati! İnsan ekmeğini yediği adamın kapısında yatar yine de kendisini affettirirdi ulan! Üstelik sosyal medyada onunla alakalı attığım hikâyeleri izliyor, cevap da vermiyordu bana! İnsan beğenirdi bari, değil mi!?

“Okuldan arkadaşlarınız mı?”

“Yok rapçi.”

Ayten abla her zamanki şuh kahkahalarını atarken gözü arkamda bir yere ilişti. “A! Mehmet, gel gel,” diyerek kıkırdarken etrafına bizi topladığı için çok mutluydu. Severdi şimdi Ayten abla fingirdemeyi.

Buz gibi, “Merhaba,” dedi kutuplardan inme Sibirya kurdu. Sesini duymak bile bende istemsizce nefret uyandırırken ondan tarafa bakmadan Ediz’e doğru gülümsedim. Gülümsemez olsaydım anasını satayım. Arkadaşım yıllardır caddedeki ablaların başında duran pezevenkler misali pis pis sırıtıp kaş göz yaparak bana Mehmet’e gösteriyordu.

“Sıçarım,” dedim ağzımı oynatarak.

“Siz hepiniz aynı okuldasınız gençler, değil mi?”

“Evet abla.”

“Mehmet, çok ayıp. Bak Kubilay yeni geldi sayılır mahallemize. Beraber gidip gelsenize okula. Komşuyuz hepimiz. Camdan bakıyorum bazen, hep tek oluyor bu çocuk.”

“Tabii, tabii Ayten abla, bundan sonra birlikte gideriz.”

Ayten abla vişne kurdunun yalandan ‘Tabii,’ demesine inanmış olacak ki yüzünde kocaman gülümsemeyle bana dönüp, “Teyzene selam söyle bebeğim. Bana bekliyorum, fal bakarız,” diyerek kıkırdadı. “En son falında çıkan yakışıklı çocuğu buldun mu bari?”

Mehmet bir tövbe estağfurullah çekerek Ayten ablaya doğru, “Abla sen de mi?” diye sordu. Kadından gelecek cevabı bile beklemeden hızlıca kendisini apartmanın kapısından içeri attığında Ayten abla bana bakıp, “Ne bende mi?” dedi.

“Bilmem ki abla? Onun ulumaktan korteksi zarar görmüş. Salla.”

“Anlamadım ama zaten soğuk biri biraz,” diyerek giderayak dedikodusunu da araya sıkıştıran Ayten abla, çok muhtemel kırıştırdığı bakkalın yanına gitmek için yanımızdan ayrıldı. Bu sırada Ediz’e dönüp pis pis baktıktan sonra sessizleşen sevimli canlıyı da yanıma alıp merdivenleri çıkmaya başladım.

Vişne kurdunun kapının önünde bir bacağını sallayarak beklediğini görünce oralı bile olmadan bizim kata çıkan merdivenlere yönelmiştim ki, “Merhaba Ediz,” sesini işittim. Cana yakın bir tavırla söylemiş, hatta biraz abartırsam sesindeki sempatiyi bile seçebilmiştim. Hiçbir işe yaramayan faks makinesi kılıklı herifin derdi sadece benimleydi demek ki.

Ediz karşısındaki faks makinesine bakıp, “Merhaba Mehmet. Aşağıda neden selam vermedin ki?” diye sordu.

Bu kez de gözlerim, “Ayten’den kaçmak için,” diyerek hafifçe gülen adama kaydı. Kazık gibi dikilip kalmıştım ben de yanlarında ama Ediz’in stajyer kurt olma sevdasına da balta vurmak istemiyordum. Zaten Ediz olmasa muhtemelen karşımdaki kerkenezle gırtlak gırtlağa kavga ederdik. İkimiz de Ediz için susuyorduk.

“Ben de artık stajyer kurt değil miyim diye korkmuştum.”

“Olur mu? Yarın sana racona uygun tespih çekmeyi öğreteceğim. İki parmağının üzerinden attıracaksın, bugün merak etmiştin ya.”

Ediz’in gülen yüzüne bakınca her ne olursa olsun onunla bu şekilde konuşuyor olmasıyla içim rahatladı. Ediz böyleydi işte. Hangi ortama girerse girsin şeytan tüyüyle kendisini sevdirir, insanları bir şekilde bağlayıverirdi. İçinde art niyet olmayan kişilerse ona karşı abilik, ablalık duygusuyla yaklaşır, Ediz bu duruma bazen mızmızlansa da çoğunlukla o da eğlencesine bakardı.

“Teşekkür ederim Mehmet,” diyerek sevinçle el sallayan Ediz, bir çırpıda merdivenleri çıkınca ben mal gibi merdivenin başında kalakaldım. Geri zekâlı arkadaşım yine cadde pezevenkliğine soyunmuştu demek ki. Beni de Yıldız ablam gibi birileri pezevenklerin elinden almalıydı ama inşallah İbrahim Tatlıses gibi birine denk gelmezdim. Götüm kıymetliydi.

“Ediz’e dua et sen. Onun olmadığı yerde sağlam dayak yiyeceksin.”

Bok rengi gözlerinin içine bakıp, “Sen elimde kalma da,” dedim. Ayrıca bu çocuk nasıl ülkücüydü? Bu tiplerin esmer, sakallı, kıllı olması gerekmiyor muydu? Hem siyah kaşe montu falan da yoktu. Ülkücülük üniversitesini açık öğretimden bitirmişti galiba bu tuvalette ekmek yemiş kılıklı vişne kurdu.

“Bacak kadar boyunla beni dövebileceğini düşünüyor musun gerçekten?” dedi, beni baştan aşağı süzerken. “On kilosun bir de artistlik yapma çabana değmez.”

“Seksi bedenimi süzmek için bahane aramana gerek yok vişne kurdu. Doya doya bakabilirsin,” dedim. Daha sonra işaret parmağımla kendimi gösterip çenemden bacaklarıma hayali bir çizgi çekerek, “Zaten anca bakar bakar yalanırsın,” diye de ekledim.

“Sana demiştim. İbnelerle işim olmaz.”

Bu mal Ediz’in de benim gibi olduğunu bilmiyordu demek. Öğrendiğinde Ediz’in canını yakacak bir şey yaparsa onu maruz bırakacağım işkence çeşitlerini şimdiden düşünmeyi aklıma yazıp, “Aynen o dediğinden. Bana aşık olduğunu bu kadar belli etme aşkçem,” dedim.

Birden bana doğru gelip, “Lan!” dediği an teyzemin beni çağıran sesini işitince, “Geliyorum teyzem,” diyerek ona döndüm. “Ben gidiyorum. Bir daha karşılaşana kadar ölürsen sevinirim,” diyerek ağzını açmasına fırsat vermeden eve doğru dönmüştüm ki bu kez de apartmanda merdivenleri çıkan abim belirdi.

Bugün herkesin apartman dolaşası tutmuştu galiba. Para olmadığından gezilecek mekânlar listesine apartman boşlukları da dâhil olmuş olmalıydı. Bir de ülkenin hâline üzülüp de güzeller güzeli yüzümü erkenden kırıştırmak istemediğimden bakışlarımı abime çevirip gülümsedim.

Bana bakıp gülümserken, “Bebeğim?” dedi.

“Benim.”

“Neden burada bekliyorsun?”

“Ben de şimdi çıkıyordum,” diyerek bana biraz ilgi göstermesi için kollarımı abime doğru uzattım. Bana sıkıca sarılıp burnunu saçlarımın arasına daldırırken, “Çok özledim seni,” dedi. Çoğu genç gibi hem üniversitede okuyup hem de çalıştığından bazen yüzünü bile görmüyordum. “Ben de.”

Bu sırada, “Hıh!” sesini duyunca kafamı kaldırıp da sesin geldiği yöne baktım. Yüzündeki tiksinir ifadeye anlam veremesem de umurumda olmadan, dünyanın en güvenli yeri olan abimin kolunun altında merdivenleri çıkmaya başladım.

Şu an ilgimi vereceğim tüm sevdiklerim yanımdayken bir vişne kurduyla uğraşamayacak kadar yorgundum. O benimle uğraşmaya devam ederse yarın kaldığım yerden onu delirtmeye ben de devam ederdim nasıl olsa…

✨✨

Kitap nasıl gidiyor? İnanın hiç düşünmeden Allah ne verdiyse yazıyorum. Bilemiyorum ki nasıl? Diğer kitaplarımla kıyaslayınca bir değişik hissediyorum. 💙

Panoma bu kitap hakkında yazdığınız her şey çokzeldi bu arada 🥺 Sadece bölümü atıp kaçacak vaktim var, beni mazur görün bu ara.😘

Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻

Gidelim Verve 💙

🤞 Kitap bölümlerinden haberdar olun!

5 2 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
4 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Neriman_Lusi
Neriman_Lusi
9 gün önce

eğlenceli ama altan verdiğiniz edebi mesajlarida kaçırmıyorum😁, kalemini seviyorum, liseli olmaları beni ürküttü ama o bile gözüme batmadı, üstelik türk rap kültürü ile tanıştığınız için de ayrıca teşekkür ederim😁, ben biraz uzağım o tarafa🤗 velhasıl emeğinize sağlık, sevgiler❤

Neriman_Lusi
Neriman_Lusi
9 gün önce

Ayten ve Ediz favorim olacak❤

Neriman_Lusi
Neriman_Lusi
9 gün önce

küfür dağarcığınıza da ayrıca hayran kaldım 😂

Mrs.Kurukafa
Mrs.Kurukafa
1 gün önce

Kubilay gibi bir kanka lazım banaa

error: Bu içerik kopyalanamaz, telif ile korunmaktadır!
Scroll to Top