✨✨
“Oldu ama değil mi?” diyen ve Arizona kertenkelesi gibi karşımda heyecandan kıvranan Ediz’e doğru gözlerimi devirerek, “Yirmi sekizinci kez de söylediğim gibi on numara beş yıldız oldun kanka,” dedim.
“Hâlâ mı kızgınsın bana bebeğim?”
“Bana sevimli emoji suratı yapma. Ayrıca tatlı değil doğal gaz faturası gelmiş emekli bir yavru kurt gibi görünüyor suratın şu an.”
“Ama Kubi,” diyerek küçük adımlarla bana doğru yaklaştı. Oturduğum koltukta tam yanıma oturup koluma girdi. Dibimdeki suratıyla yeniden gözlerimin içine bakarken, “Ben ‘Kubi’yi de çağıracağım,’ deyince o da ‘Mehmet de gelsin o zaman,’ dedi. Ben de kıramadım. Hem fena mı kaynaşırız,” dedi.
“Kripto fenomeni gibisin kanka. Vur deyince öldürmekte üzerine yok. Beni somak burunluyla muhatap etme demiyor muyum ben sana?”
Zaten okulda, kitapçıda, zaman zaman apartmanda karşılaştığım yetmezmiş gibi şimdi bir de onunla sosyalleşmek zorunda kalacaktım. Üstelik sinemadan da nefret ederdim ben. Şimdi gidip bir sürü para bayılacaktık amına koyayım. Evde izlesek rahatça donumu giyer, kendi patlattığım beleş mısırımı gömerek epey de kâr ederdim ama o sikik Türker’e hiç güvenmiyordum. Ediz’le yalnız kalması benim hiç mi hiç işime gelmiyordu.
“Hâlâ çok yakıştığınızı düşünüyorum. İkiniz yan yana çok güzel duruyorsunuz. Hem bayadır cinselin yok, anlarsın ya.”
“Cinselimin olmasını istesem şöyle bir elimi sallarım, bulurum birilerini. Somak burunlu bir kurda kalmadım,” diyerek burun kıvırmıştım ki abim uyku sersemi şekilde salona girdi. Bizim burada olduğumuzdan haberi yoktu anlaşılan çünkü üzeri çıplak, altında da sadece belinden düşmek üzere olan eşofmanıyla salonun içindeki mutfağa doğru ilerliyordu.
“Günaydın Özgür abi,” diyerek cıvıldayan sevimli canlıyı duyan abim kafasını hızla bize doğru çevirip, “Lan!” dedi.
“Lan değil Ediz,” diyerek dudaklarını büzen Ediz’in sevimliliği yüzünden elimi saçlarına atıp da saçlarını karıştırmak istesem de, ‘Saçlarımı bozdun,’ diyerek Küçük Emrah’ın döner vitrinine ekmek bandığı gibi bana mızmızlanacağını bildiğimden hemen vazgeçtim bu isteğimden.
“Hoş geldin Ediz,” dedi abim, elinin birini ensesine çıkarıp da orayı ovuştururken. “Fark edemedim sizi.”
“Hoş buldum Özgür abi. Nasılsın?”
“İyidir, sen?”
Ediz birden oturduğu yerden kalkıp abimin yanına doğru hızla ilerledi. Onun tam karşısında durup, “Nasıl olmuşum sence Özgür abi?” diye sorunca abim afallayarak bakışlarını neler döndüğünü anlamak ister gibi benim suratımda gezdirdi. Ben de ‘İdare et. Deli konuşuyor, konuşsun işte deli’ anlamında kafamı salladım.
“Anlamadım Ediz?”
“Yani güzel miyim? Üzerimdekiler yakışmış mı?” dedikten sonra olduğu yerde bir tur dönüp ellerini iki yanına doğru açarak kendisini abime gösterdi.
Abim tam karşısında duran ve hevesle ondan bir cevap bekleyen sevimli canlıyı şöyle bir süzdü. Onunla birlikte sanki otuz kez onu incelememiş gibi ben de Ediz’e baktım. Üzerindeki hafif kumaştan yapılma, bol, siyah pantolonuyla bacak boyunun uzunluğunu ortaya çıkarmış, yine siyah, omuzlarından göğüs kısmına kadar birkaç kocaman çiçeğin işlendiği gömleğinin iki üç düğmesini açık bırakıp boynuna da üst üste iki tane kolye takmıştı.
Kolyelerden birisi tam boğazına oturan, diğeri ise açık olan teninin üzerini süsleyen daha bolca bir kolyeydi ve Ediz’in kumral tenini daha da güzel gösteriyordu. Sol kulağındaki sivri uçlu damla şeklindeki sallanan küpesi, alnına dökülen dalgalı saçları ve hevesle bakan kahve gözleriyle arkadaşım diye demiyordum ama gerçekten çok güzeldi.
“Çok güzelsin. Üzerindekiler çok yakışmış ama gömleğinin bir düğmesini kapat.”
Ediz abime doğru bakıp, “Neden? Çok mu kötü duruyor?” diye sorunca abim hızla başını olumsuz anlamda sallayıp, “Hayır hayır, üşürsün diye dedim. Hava soğuk, son senenizde biraz dikkat edin,” diyerek klasik abi uyarılarından birini yaptı.
“Ama üzerime deri ceket alacağım.”
“O zaman tamam.”
Bense aynı anlarda abimin kendi standartlarına göre yüksek bir sabırla Ediz’e cevap vermesinin şokunu yaşıyordum. Normal zamanda bu soruları soran ben olsam, “Siktir git bebeğim. İyisin işte,” der bana doğru düzgün bakmazdı bile. Şimdi Ediz’i kırmamak için uzun uzun onu incelemiş, bir de ona methiyeler dizmişti resmen. Abilerin tüm şerefsizlikleri hep küçük kardeşlerineydi demek. Gösterirdim ben ona.
Arkasını dönüp de tam mutfağa doğru gidecekti ki aklına sanki bir şey takılmış gibi geriye döndü. “Nereye böyle?”
“Sinemaya,” dedi Ediz hevesle. “Flörtümle buluşacağım, Kubi’m de heyecanlanmamam için bana desteğe gelecek.”
“Anladım. Dikkat edin.”
“Tamam Özgür abi.”
Ediz muhtemelen yine kendisini aynadan kontrol etmek için salondan çıktığında abim de kendi odasına doğru ilerledi. Ben salonda beni yalnız bırakan ikilinin arkasından içimden atıp tutarken abim elinde tuttuğu parayla yanıma doğru gelerek, “Neden söylemiyorsun sinemaya gideceğini? Para da istemedin?” diyerek çatık kaşlarıyla bana baktı.
“Benim param var abi. Hem sinemaya gideceğimi de teyzeme söylemiştim dün. Senin de başucuna not bırakmıştım. Çok yorgundun dün gece geldiğinde. Uyandırmak istemedim.”
Gerçekten çok çalışıyordu. Hem okuldaki dersleri hem de kafedeki işi derken abimin üzerine bir de ben gitmek, onu bunaltmak istemiyordum.
“Olsun. Al şunu yanında bulunsun. Kimseden para isteme bebeğim. Bana gel doğruca.”
“Ama param var.”
“Cüzdanının bir köşesinde her zaman yedek paran olsun lan, ne olur ne olmaz. Bu parayı da sakla o zaman. Hem sen test kitabı falan bir zımbırtıdan bahsediyordun. Aldın mı?”
“Aldım abi merak etme.”
“Nasıl aldın? Hani çok pahalı diye kafanı kapının kirişine vuruyordun geçenlerde?”
“İnternette üç alana bir bedava kampanyasından aldım. Beleşe geldi. Sen kardeşini tanımamışsın daha, çakallık bizim işimiz,” dedim kollarımı ona doğru uzatırken.
“İlgi mi istiyorsun şu an?” dese de bir hamlede beni göğsüne bastırıp dudaklarını da saçlarımın arasında gezdirmeye başladı. Kimsem olmadığını düşündüğüm nadir anlarda ya da kendimi çok savunmasız hissettiğimde her daim yanımda onun olduğunu bilmek beni rahatlatıyordu. Dağ gibi herifti arkamdaki, o varken bana hiçbir şey olmazdı. Allah bir ben tektim ulan. Neyse fazla da gaza gelmemek lazımdı tabii.
“Ya keşke benim de abim olsaydı,” dedi yanımıza doğru gelen Ediz. “Kıskandım sizi,” diyerek bize doğru gülümsedi.
“Benim abim senin de abindir lan,” dedikten sonra abimin sıcacık göğsünden ayrılıp suratına baktım. “Değil mi abi?”
“Tabii.”
“O zaman ben de sarılacağım,” diyerek hızlıca dibimizde biten Ediz, ikimizi birden kollarının arasına alıp sıkıca bizi kendisine bastırdı. Abimin büyüyen gözlerini gördüğümde içimden kıs kıs gülerken onun Ediz’in bu hallerine alışık olmadığını görebiliyordum. Sıcakkanlıydı şu an kolunu bir mengene gibi bize dolayan sevimli canlı. Abim de alışırdı onun bu tavrına nasıl olsa yakında.
Biz ve dana kadar boyuyla aramıza aldığımız abim ilkokuldaki kızlar gibi grup kucaklaşması yaparken Ediz’in telefonu çalınca, “Türker!” diyerek telefonuna koşturan Ediz, kollarını bizden çekip hızla telefonuna doğru seğirtti.
Abimin anlamaz gözlerle onun arkasından baktığını görünce, “Flörtü olan kıl kurdu,” dedim.
Kaşları çatılan abim, “Güvenilir mi?” diye sordu.
Bakışlarımı kapının olduğu yere çevirip sevimli canlının hala benim odamda cilveli şekilde telefonla konuştuğunu işitince kafamı olumsuz anlamda iki yana salladım. “Onun gibi.”
Derince bir nefes alan abim öfkeli bakışlarıyla, “Neden buluşuyor?” diye sordu bu kez de.
“Yıllardır platonik.”
“Aynı hikâye.”
“Evlatlarının kaderi analarına benzermiş abim,” dedim gülümseyerek.
Benim alaylı sözlerimi duymazdan gelirken, “Dikkat edin Kubilay,” diye uyardı. “Ben de geleyim mi?”
“A! Döndüm baktım ki öpüşüyorlar. Öpüşemezler toplum içinde!”
“Ne alaka?”
“Şaka şaka. Ben de o yüzden gidiyorum zaten. Yoksa enayi gibi yüz elli lira Ninja Kaplumbağalar filmine para bayılacak göz var mı bende?”
“Tamam. Ortalarına falan otur gerekirse Kubi. Ergenlik hormonu, sıkıştırmasın çocuğu sinemada. Beni de katil etmesin. Amına koyayım benim zamanımda böyle miydi? El ele tutuşamazdık.”
“Yirmi iki yaşındasın yalnız sen. Ne bu her fırsatta girdiği tüp kuyruğunu anlatan dede tripleri?”
“Her neyse. Bir şey olursa bana yaz.”
“Tamamdır abim.”
“Bak bebeğim,” dedi yüzümü iki elinin arasına alırken. “Diğer meseleyi neredeyse kapandıktan sonra bana anlattın. Bu kez öyle olmasın. Benden dayak yemediğin içinse bu havaların valla on sekizinde demem mahallenin ortasında elime alırım seni.”
“Tamam abi ya. Valla bir şey olursa sana söyleyeceğim.”
“Sen iyisin değil mi?”
“Sigarayla karışık vanilya kokan kitap karakteri gibiyim. Bombayım bomba.”
“Siktir lan!” diyerek kalçama tekme atan abime kötü kötü bakıp içeriden beni çağırıp duran Ediz’in yanına doğru ilerledim. Umuyordum ki ben yanılırdım ve Türker kıl kurdu herkesi yanıltır, tıpkı adı gibi er bir kurt olur, Ediz’i de çok mutlu ederdi. Çünkü arkadaşımı benimle aynı şeyleri yaşarsa benim kadar güçlü kalamayacağını bilecek kadar iyi tanıyordum.
Onun üzülmemesi için elimden gelen her şeyi yapacağımın bilincinde göz bebeklerinde çocuksu bir heyecan saklı sevimli canlının yanına doğru ilerleyip ceketini giymesine yardım ettim, bugün ve sonrasında aradığı aşkı bulmasını ve hiç üzülmemesini dileyerek…
✨✨
Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻
Gidelim Verve 💙
“sigarayla karışık vanilya kokan karakter”🤩😁
abimiz evin direği ❤