Bölüm 13: Sinefil Kurt

✨✨

Elindeki telefonu mutlulukla deri ceketinin cebine koyan Ediz, “Şey- ben sana söylemeyi unuttum Kubi. Bizim Türker’le aramızda bir şeyler olduğunu sen bilmiyorsun tamam mı?” dedi.

Lan adamlık sertifikasını online eğitimle almış herifler, bir kere de şaşırtın be. Bu modelin hepsi mi aynı olurdu? Ediz’e ‘Neden?’ diye sorduğumda, ‘Arkadaşlarının tepkisinden çekiniyormuş,’ diyecekti, adım gibi emindim. Üstelik bu durumun bir benzeri benim başıma gelmesine rağmen arkadaşımı bu konuda uyardığımda da kötü yine ben olacaktım. Çünkü her âşık beyinsiz gibi Ediz de karşısındakinin ‘farklı’ olduğunu düşünüyordu.

“Tamam kardeşim,” dedikten sonra peki ama neden?” diye sordum yine de dayanamayarak.

“Ailesi, arkadaşları öğrenirse kötü olur. Biliyorsun çevresini.”

Yanımda yürüyen sevimli canlıya umutla bakarken, “Anladım tamam. Ama ne kadar tanıdık bir senaryo, değil mi?” diye yeniden bir soru yönelttim. Normal biri olsa ve saklamak istese benim sikimde olmazdı ama ‘Kubilay’a da söyleme,’ uyarısı yüzünden iyiden iyiye kıllandırmıştı herif beni.

“Nasıl yani bebeğim?”

“Hani bana bile söylememeni istemiş ya. Diyorum ki ne kadar tanıdık.”

Ediz heyecanla üzerindeki deri ceketi çıkarıp AVM’nin girişindeki X-Ray cihazından geçerken, “Ne anlamda söylediğini gerçekten anlamadım Kubi,” dedi.

Peşine takılıp da otomatik merdivenlerden sinema katına çıkarken, “Salla bebeğim. Ben anladım,” dedikten sonra evimde Ati dinleyerek geçireceğim bu günü yüzlerce insanın doluştuğu bir AVM’de geçiyor olmamın verdiği sinirle etrafımdaki herkese nefret dolu bakışlarımdan atmaya başladım. Zaten çalışmaya da başladığım için zar zor tatil yapacak zamanım olacaktı. Bir de o vakti şerefsiz iki tane kıl kurduna feda ediyordum resmen.

Sinema katına geldiğimizde ikisinin de sinema salonlarının dışındaki koltuklara yayılmış, ellerindeki telefonlarla oynadıklarını gördüm. Somak burunlu vişne kurdu hâlinden çok memnun değilmiş gibi bayık gözleriyle ekranını inceliyor, diğer kıl kurduysa telefonun ekranında parmaklarını hızlı hızlı oynatıyordu.

Kim bilir kiminle mesajlaşıyordu stereotip, kendi ideolojisinden haberi olmayan mal? Benim yanımdaki sevimli canlı da saatlerce bu mal için hazırlanmış, heyecanla onun hayatındaki tek insan olduğunu düşünüp onunla evleneceğini falan umuyordu. Neyse ki yanında ben vardım, nahtı ona Ediz’den alacağını alıp da bir köşeye fırlatmak.

“Selam,” diyerek cıvıldayan Ediz’e bakan Türker’i hemen göz hapsime aldım. Fena bir tip değildi ama hemen herkesin hayatında olan, bir numarası da olmayan mallardan biriydi işte. Yanındaki somak burunlu gibi uzun boyluydu. Kahverengi saçlı, kahverengi gözlü, esmer, spor salonlarında gizlice steroid basmaktan sikini bile kaldıracağından şüpheli olduğum dümdüz biriydi işte.

Yanındaki kıl kurdunun en azından bir aurası vardı, bu malın o da yoktu. Hiçbir olayı yoktu. Adama ‘En sevdiğin roman ne?’ diye sorsalar, ya ‘Kobra Murat’ ya da ‘Kibariye.’ diye cevaplardı, kısacası öyle bir beyinsizdi.

Şahin bakışlarım ikisinin üzerindeyken Ediz’in söylediği gibi gerçekten de ona farklı baktığını gördüm. Çok usta insanların çözebileceği bir bakıştı ama. Mesela benim gibi kırk yıllık cadde ablalarının yanında staj yapmış birilerinin. Ediz’in açık olan gömleğinden görünen köprücük kemiklerini beğeniyle süzerken birden ne yaptığını fark etmiş gibi yüzüne yan bir gülücük kondurdu.

Bu yan gülücük kendisini kötü çocuk zanneden ama annesinin akrabalarından biriyle evlenmesini istediğinde ‘Tabii annem,’ diyen tüm mallarda olan bir gülücük olmalıydı. Bunlar evlenmeden önce her siki tutar ama iş kendilerine gelince ‘namuslu’ kız ararlardı. Cümlenin içindeki oksimoron bile başlı başına midemi kaldırırken diğer somak burunluyu tamamen görmezden gelmeye devam ettim.

“Kubilay, Türker’i tanıyorsun zaten.”

Bana doğru dönen piç kimseye çaktırmadığını zannederek beni de bir tur baştan aşağıya süzdü. Yüzünde yeniden peydâ olan şerefsiz sırıtışla elimi sıkıp, “Selam kardeşim,” dedi. Kardeşler siksin seni. Ağzımın içinde kuru bir ‘Merhaba,’ geveledikten sonra Ediz, “Mehmet! Artık yavru bir kurt oldum, değil mi?” diyerek bu kez de diğer mala döndü.

Mehmet yüzündeki samimi gülümsemeyle birlikte, “Tabii. Tespihi de artık elinde attırıyorsun. Yemin zamanın geldi senin,” diyerek Ediz’e göz kırptı.

“Hadi o zaman yavru kurt. Gel biz mısırları alalım,” diyen Türker, Ediz’i yanımızdan götürüyordu ki sevimli canlıya doğru, “Dur ben de para vereyim. Biletleri de al,” dedim.

“Halloldu,” diyen Türker bir çırpıda Ediz’i yanımdan uzaklaştırırken bakışlarım sertleşti. Hiç sevmezdim emrivakileri.

“Siz mi aldınız biletleri?”

“Evet.”

“Ne kadar?”

“Sana ne?”

“Kardeşim sen dişisini etkilemeye çalışan bir fındık kurdu musun? Söyle işte ne kadar? Sana borçlu kalacağıma üç saat Bayhan dinler, titrek bir hamsi gibi tavada titrerim daha iyi,” dedim.

Oturduğu yerde dikleşip, “Gırtlağındaki balgamı sökse kariyeri bitecek olan Ati’den daha iyi bir seçenek bence Bayhan,” dedi.

Bir dakika. Bu geri zekâlı Ati mi dinlemişti yani? “Sen Ati mi dinledin?” dedim. “Aşkçem bana olan bu karşılıksız aşkını ne yapacağız biz? O kadar da olmaz diyorum.”

“Dünyada tek sen kalsan yine olmaz kardeşim, heveslenme. Hem üst katımda bangır bangır dinliyorsun her gün. Kulağım var, duyuyorum.”

Söylediği apaçık yalanı duymazdan gelip, “Bari patlamış mısırları biz alalım,” derken bir gözüm Ediz ve Türker’deydi. Ediz’i etkilemek için girdiği pozları ben bile anlayabiliyordum bu mesafeden. Yanımdaki kıl kurdunun IQ’su muhtemelen ayakkabı numarasından küçük olduğu için o anlamamıştı ama.

“Ben sana patlatmadan düş önüme. Gelirler onlar arkamızdan. Sıkıldım burada otur otur,” diyen vişne kurduna bakıp yüzümü buruşturdum. “Sokabildiğin tek laf bu mu?”

“Daha neler sokarım da yaş sınırına takılırsın vitaminsiz. Hadi.”

“Onlar gelmeden olmaz.”

“Lan ne inat bebesin sen. Bir kere de he de.”

“Cık,” dedim dilimi damağıma vurup da şaklatırken. “Sana he dersem kendime saygısızlık olur.”

Mehmet, tam ayağa kalkıp muhtemelen beni hangi şekillerde döveceğiyle ilgili yalan yanlış tehditlerine başlayacaktı ki Ediz ve Türker elleri kolları mısır ve içeceklerle dolu bir şekilde yanımıza geldiler. Türker iki dakikada Ediz’e ne dediyse arkadaşımın yüzünde güller açıyor, heyecanından dudaklarını dişliyordu. Şimdi ‘Ne oldu?’ diye sıkıştırırsam ya da olumsuz bir şey söylersem benden uzaklaşıp bana aralarında olanı anlatmaz korkusuyla ben de ona gülümseyerek baktım yalnızca. Şimdilik salağa yatmaktan başka çarem yoktu.

“İki tane büyük boy mısır aldık bebeğim.”

“İyi yapmışsınız,” diyerek ona göz kırpıp sinema salonuna doğru ilerlerken vişne kurdunun bize gülümseyerek baktığını gördüm. Yine nasıl bir mallık geçiyordu aklından kim bilir?

Salonun kapısına geldiğimizde Türker ve Ediz’e yol vererek önce onların geçmesine müsaade ettim. Bu mal mutlaka Ediz’in yanına oturacaktı. Ben de bu malın yanına oturup nasıl olsa hiç para vermediğim filmi izlemek yerine bunun hareketlerini takip edebilecektim. Tüm planı kafamda oluşturmuştum bile.

Oturacağımız yerin hizasına geldiğimizde arkalardan bir yer aldıklarını görünce iki sapık kurdun da amacını az çok anlamıştım. Filmi bahane edip en arkada bizi elleyip İffet muamelesi yapacaklardı bize demek ki. Nah ulan nah. Ben Kubi, bu oyunu da bozarım!

Gerçekten de Ediz’i en köşeye atan Türker hemen benim bebeğimin yanına kuruldu. Onun yanına oturacak olan Mehmet’i itip Türker’in yanına kendimi atınca Mehmet bir sabır çekti. “Böyle böyle takvalı bir birey olacaksın vişne kurdum. Bana dua et,” dedim tam yanıma oturan adama bakarken.

“Ben sana bir koyacağım sen Ağrı Dağı’nın tepesine uçup oradaki güvercinle arkadaş olacaksın da dur bakalım.”

“Hep tehdit ama icraat yok ki,” dedim dudaklarımı büzerken. Bu sırada Ediz elindeki mısırı bana uzatınca da, “Şuna bak kim bilir kaç para verdiler buna? Enayilik,” diye de burun kıvırmayı ihmal etmedim.

“Maşallah. Her şeye de söyleyecek bir lafın var.”

“Susturulamam ben. Özgür basınım.”

“Biraz daha susmazsan ben sana özgürce basacağım ama.”

Mısırdan iki tane ağzıma atıp yanımdaki malın kulağına doğru, “Hayallerini bozmak istemem ama sana vermeyeceğimi bugün de hatırlatmak isterim,” dedim.

Biz atışırken çoktan film başladığı için önümüzde oturan kızlardan biri bize doğru dönüp, “Susar mısınız artık? Film yerine sizi dinliyoruz da,” dedi.

“Filmden daha çekici olduğum içindir,” diyerek kıza göz kırptım.

Kız bana bakıp kıkırdadıktan sonra hemen önüne dönüp yanındaki diğer arkadaşını dirseğiyle dürttü. Kulağına doğru bir şeyler anlatmaya başladı. Diğer kız da arkasını dönüp bana bakınca bu kez de ona göz kırpıp el salladım.

“Elin ayağın rahat dursun amına koyayım. Cinsiyet fark etmeksizin uçuyorsun millete.”

“Sinirlenme fındık kurdum. Ben herkese yeterim.”

Yanımda sabır çeken ve bu işi artık baya profesyonelce yapan somak burunlu kurtta olan dikkatimi tam bir görev bilinciyle yanımdaki ikiliye çevirdim. Vakit ilerlese de Türker Ediz’e hala bir hamle yapmamış, beni de genç yaşımda hapisanelerle uğraştırmamıştı. Ama benim maşallah dediğim yalnızca üç gün yaşadığından ikinci yarının ortalarına doğru hiçbir şey çaktırmadığını zanneden köstü kılıklı mal Türker önce göz ucuyla bizim tarafı kontrol etti.

Daha sonra Mehmet’in de benim de karşımızdaki sikik filmi izlediğimizi düşünerek Ediz’e doğru yaklaştı ve bir şeyler söyledi. Sessizce kıkırdayan arkadaşım kendisini tutamayarak, “Ya Türker, çok ayıp ama,” dese de Türker onun biraz seslice kurduğu cümleyi işaret parmağını kendi dudaklarına götürüp ‘sus’ işareti yaparak kesti.

Yan yan yanımdaki ikiliyi izlemekten kakalak gibi kaldığım için bu kez de Mehmet, “Neden koluna taktığı bilezikleri görüp görmediğini kontrol etmek için görümcesini dikizleyen yeni gelin gibi bakıyorsun?” diye sordu.

“Sus lan.”

Yüzü tam dibimdeyken, “Ne?” dedi hayretle.

“Filmi kaçırıyorum.”

“Dublajlı filme geldik amına koyayım. Üstelik Donatello’yu çocuk seslendiriyor,” diyerek bakışlarını tüm yüzümde gezdirdi. “Hangi malın fikriyse artık?”

“Bana bak sinefil kurt, önündekini keser burnuna diker seni gerçek bir file çeviririm.”

Daha sonra ben de yüzümü tam onun yüzünün hizasına gelecek şekilde döndürdüm. Şimdi beyaz perdeden yansıyan ışık ikimizin arasında dans ediyor, ikimizin de yüzüne vuruyordu. Bir dakika, bu malın gözleri bok rengi değil miydi? Baya da güzelmiş gözlerinin rengi. Her neyse. “Sus iki dakika, aygır gibi sesinle böğürüp çok dikkat çekiyorsun.”

“Önündeki kızların dikkatini çekmek istememiş miydin?” diye sordu onun da gözleri benim gözlerime kenetlenmişken. “Ayrıca önümdekini kesmen için çok ekmek yemen lazım ciğerim, çapın da gücün de yetmez.”

“Senin sikinin boyunu konuşmayı çok isterdim vişne kurdum ama film kaçıyor,” dedikten sonra yüzüme vuran nefesinden kaçıp bakışlarımı ekrana döndürdüm. Birkaç dakika sonra onun da ilgisi benim üzerimden çekilmişken yeniden yan yan avanak arkadaşımın olduğu tarafa baktım. Bakmaz olaydım. Ulan orospu Ediz!

Türker, Ediz’in boynuna eğilmiş, oralarda oyalanıyordu. Muhtemelen, ‘Kokun çok güzel,’ gibi salak salak romantik cümlelerle arkadaşımı kandırmış, geri zekâlı bir köpek olduğundan da onu kokluyordu. Sağ tarafımdaki aptal it yüzünden kaçırmıştım olayın başını. Şöyle bir etrafıma bakıp elimdeki kocaman, soğuk sinema salonu yüzünden hala da içindeki buzların erimediği kola şişesini büllüğü büzüşesice Türker’in tam da büzüşmesi gereken yerine doğru deviriverdim.

“Allah! Dondum!” diyerek böğüren ite masumca bakıp, “Ay elimden fırttı,” dedim.

Tüm sinema salonu bize bakarken, “Devam devam. Arkadaş altına kaçırdı. Tutamıyor maalesef,” diyerek dudaklarımı büzüp bana doğru sinirle bakan Mehmet’e gülümsedim. “Ne var?”

“Bilerek yaptın.”

“Saçmalama vişne kurdum. Bilerek yapsam senin üzerine dökerim. Canım kardeşim Türkerciğimle ne alıp veremediğim olsun ki?”

Bu sırada bastığı steroid yüzünden küçülen ve muhtemelen de kalkmayan sikini büyük bir hüzünle kurulamaya çalışan Türker’e yardım eden arkadaşıma bakıp, “Çok özür dilerim. Sinemaya fazla gelmediğimden alışkın değilim, Kezban Paris’te gibi oldu,” dedim.

Türker bana sinirle bakarken Ediz hemen atılıp, “Olur mu bebeğim? Yanlışlıkla oldu, ben de gördüm. Kendini suçlama sakın,” dedi.

“Ya aynen, önemli değil kardeşim. Ama bari silmeme yardım etseydin,” diyen Türker’e doğru kallavi bir laf sokacaktım ki sağ tarafımdaki Mehmet, “Höst kardeşim,” dedi.

Türker şaka yaptığıyla ilgili iki üç kelime söyledikten sonra önündeki peçetelerle yerine oturup, Ediz’in endişeli bakışları altında filmini izlemeye devam etti. Ben yüzümdeki hin gülümsemeyle önüme dönüp de mısırımdan koca bir avuç alıp bir bir ağzıma göndermiştim ki sağ tarafımdan gelen bakışların ağırlığı altında ezildim.

Mehmet’e doğru döndüğümde onun bir şeyleri anlamak ister gibi bana baktığını gördüm. Kafamı ‘Ne var?’ anlamında salladığımda Mehmet hiçbir şey söylemeden önüne döndü. Geri zekâlı, kardeşim dediği adam porno döndürmek istiyordu, bu da daha millete adamlık dersi veriyordu. Neyse ki ben her oyunu bozacak kadar güçlüydüm. Bundan sonra da bu iki malın her oyununu bozardım nasılsa…

✨✨

Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻

Gidelim Verve 💙

🤞 Kitap bölümlerinden haberdar olun!

5 1 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
2 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Neriman_Lusi
Neriman_Lusi
9 gün önce

cok haklısın Kubilay……. bende sinemada film izlemeyi sevmiyorum…. evde sere serpe oh missss😎

Neriman_Lusi
Neriman_Lusi
9 gün önce

yalnız elimden fırttı nedir ya haasss

error: Bu içerik kopyalanamaz, telif ile korunmaktadır!
Scroll to Top