✨✨
Elimdeki telefonun ekranındaki somak burunlu kurdun son mesajlarına bakarken duyumsadığım öfke yalnızca kendimeydi. Ben izin vermiştim, ilk ve son kez… Kum saatinin tersine dönmesi gibi zaman sanki bir katil olmuş, hiç unutamadığım bir olayı en alakasız insanların ağzına sakız etmiş, bir de evirip çevirip götüme sokuyordu şimdilerde.
Ve hayır, gözlerim falan da dolmamıştı. Yalnızca bir kez, on sekiz yıllık hayatımda ilk kez birini çok istemiş istediğim kişinin de beni istediğini sanmış, sonunda götüme yediğim kazıkla ortada kalmıştım. Hem de her anlamda… Buna da şimdilerde oturup ağlayacak hâlim yoktu, zamanında onu da yapmıştım zaten bolca.
Söyleyecek bir şeyim de yoktu. İnsanlar böyleydi işte. Sizi tanısınlar ya da tanımasınlar fark etmeksizin hakkınızda duydukları, gördükleri, bildikleri açıkları sizi incitmek için kullanmaktan çekinmezlerdi. Bunu on yedi yaşımda öğrendiğimde bir daha aynısını yaşamamak için kendime söz vermiş, yalnızca keyfimin dalgasına bakmaya başlamıştım ben de.
Öyle veya böyle arkamdan ‘ibne’, ‘kaşar’, ‘herkese veriyor’ demelerinin de tüm sorumluluğu bendeydi, bunu yadsıyamazdım. Ama en alakasız, daha iki haftadır iletişimde olduğum adamın bunu bana hatırlatması şu an içimdeki tüm mutluluğu süpürüp de götürmüştü.
O, insanların götünde kıvrıla kıvrıla dolanıp da rahatsızlık hissi yaratan kıl kurdunun da suçu yoktu. Kim olsa düşmanı saydığı adamı en zayıf noktasından vururdu. Aşkta ve savaşta elbette her şey mübahtı, o da kendince benimle girdiği savaşı benim hakkımda öğrendiklerini bana karşı kullanarak kazanmaya çalışıyordu.
Uzaklara bakarak bir bacağı kayanın üzerinde poz veren dayıların fotoğraflarının üzerinde de yazdığı gibi savaşmayan birini yenemezdi. O dayıların internette karı kız düşüremeyeceklerini bilmediği gibi o kıl kurdu da bunu bilmiyordu tabii. Ben onu araştırma zahmetine bile girmemiştim, o kadar sikimde değildi.
Şimdi gecemi mahvetmesine izin vermemeliydim. Çünkü Ati bana mesaj atmıştı ulan! Ati’nin mesajı gelen kutuma düştüğü an heyecandan yatağın üzerinde bir çocuk gibi zıplamış, bağıra çağıra içimdeki heyecanı salonda film izleyen abimle Ediz’e duyurmak isterken daha en sevdiğim sanatçıya cevap bile veremeden somak burunlu bir kurdun bok gibi mesajlarına maruz kalmıştım. Eh, sorumlusu bendim her şeyin, bunu da üstlenmeliydim elbette.
Telefona gelen mesajları görmezden gelmeye karar vererek mesajlaşma uygulamasından çıkıp bakışlarımı odamdaki balkona çevirdim. Biraz hava alsam götüme giren geçmişin hatıralarının izleri belki de soğuk havayla birlikte göğsümden gökyüzüne doğru eser de giderdi. Az önceki heyecanımın aksine sessiz adımlarla ilerlediğim balkonun kapısından dışarı çıktım. Demirlere tutunarak gökteki parlak yıldızları izlerken omuzlarımın üzerine konan ince battaniyeyi hissettim.
“Çeyrek simidin en kalın yeri sana düşmüş gibi neden böğürüyordun bebeğim?”
Heyecanım yeniden içimde belirirken, “Abi, Ati bana mesaj attı,” dedim.
Abim sessizce gülerken, “Senin bu bok gibi müzik zevkini ne yapacağız biz Kubi?” diye sordu.
Hayatta şımarabildiğim iki insandan biri olan abime dudaklarımı büzerek bakıp, “Deme öyle. Senin gibiler yüzünden Türkçe rap gelişmiyor. Bak Ezhel de Almanya’ya kaçtı,” dedim. Aklımdan Ezhel’in konserini izlemek için gereken masrafları TL’ye çevirince yeniden içim sıkıldı, hayat Türkiye’de yaşayan rap severler için artık iki kat zordu anasını satayım.
“Benim yüzünden kaçmadı diye hatırlıyorum ben Kubi. Özellikle Ezhel dediğin adama bir kin besleyip de onu yurt dışına kaçıracak bir şey yapmadım çünkü.”
“Of! Genç yaşımda başıma gelenlere bak.”
“E? Ne yazmış senin Ati?”
“Patron’a çok saygı duyduğunu, ne olursa olsun onun abisi olduğunu yazmış. Canım Ati’m, nasıl da saygılı,” dedim gözlerimden ona olan sevgim taşarken.
Abim bir kahkaha atıp, “Lan silahla, karıyla kızla, uyuşturucuyla klip çeken adama da sen hayran olurdun zaten,” diyerek saçlarımın arasına bir öpücük kondurdu. Az önceki tüm boktan düşünceler aklımdan uçup giderken, abimden gelen öpücükle mayışmıştım bile. “Hadi içeri. Hasta olacaksın bebeğim. Son senen, sağlığına daha fazla dikkat etmelisin.”
“Tamam bal yanaklım,” diyerek içeri geçen abimin peşine takıldım. “Ediz uyudu mu?”
“Evet,” dedi kısıkça gülerek. “En son omzumu yastık olarak kullanıyordu. Bir de film izleyelim diye ağlayıp, onuncu dakikada uyuyakaldı. Bebek gibi arkadaşın.”
Salondaki sevimli canlının yüzü gözlerimin önüne gelirken, “Öyledir,” dedim. “Teyzem?”
“O çoktan sızdı. Otelde çok yoruluyor,” dedi abim gözlerindeki buruk bakışla. Üniversiteyi kazandığından beri çalışsa da teyzeme yük olduğunu düşünüyordu. Lisedeyken bile çalışmak istemiş, teyzem ona izin vermediği için kıyameti koparmıştı. Şimdi hem okuyup hem çalışıyor, bana da teyzeme de destek oluyordu.
“Ben de çalışsam abi? Kitapçıda bir iş var. Hem ders de çalışırım orada?”
Bıkkın bir nefesi derince içine çekti. “Sana onlarca kez hayır dedim ben Kubi. Üniversiteni kazan, söz ben sana güzel bir iş bulacağım. Ama önce okulunu kazanmalısın. Sonra ne yaparsan yap.”
“Sonra rapçi olacağım zaten. Her gece ortamlarda partileyip dolarları havalarda savuracağım.”
“Hayale bak amına koyayım.”
Ben dişlerimi göstererek ona doğru sevimli olduğunu düşündüğüm bir şekilde gülerken, “Gülme lan şöyle. Ümit Özdağ seni görse sınır kapılarını sonuna kadar açar, ülkeden atar seni,” dedi.
“Güzelliğim her yerde başa bela canım biliyorum. Ben bile bazen şaşırıyorum, bir insan nasıl bu kadar güzel olabilir diye.”
Kafasını sallayıp da saçlarımı karıştırdıktan sonra salona ilerledi. Koltuğun üzerinde uyuyakalan sevimli canlıyı güçlü kolları sayesinde bir çırpıda kucağına alıp yüzünde asılı kalan gülümsemesiyle benim yatağıma taşıdı.
Bu sırada ben dişlerimi fırçalamış çoktan odama dönmüştüm ki abimi Ediz’in başında onun yüzünü dikkatli bir şekilde incelerken buldum. Benim geldiğimi fark edince hemen toparlanıp onun üzerini sıkıca örttükten sonra bana iyi geceler öpücüğümü verip hızla kendi odasına gitmek için benim odamdan çıktı.
Telefonumu elime alıp kıl kurdunu engellemek için uygulamaya girdiğimde onun da çevrim içi olduğunu gördüm. İçimde bir yerlerde ona geri zekâlılığı yüzünden haddini bildirmek için derin bir istek duysam da uğraşmaya değmeyeceğine karar verip engellemeyi de boş vererek sessizce Ediz’in yanına uzandım. Mışıl mışıl uyuyan arkadaşımın alnını bir kez yumuşacık öptükten sonra Ati’nin mesajına cevap yazıp mesaja baka baka uyuyakaldım, içimdeki heyecan tanelerinin bir bir süpürüldüğünü bilsem de…
✨✨
Üniversite sınavına hazırlanan biriyseniz cuma günleri bile sizi neşelendiremiyordu. Çünkü hafta sonu demek hafta içinden daha fazla ders çalışmak demekti. Öğle arasında okuldaki çoğu erkek cuma namazına gittiğinden ben de fırsattan istifade edip hafta sonuna hazır olmak için biraz olsun kestirebilmek adına Ediz’i yanımdan kovalayıp sırama üzerimdeki kapüşonluyu sererek uyku moduna almıştım kendimi.
Geceden beri yüz kez telefonumu kontrol etsem de Ati hala bana mesaj atmamıştı. Oysa ben filmlerdeki gibi onunla mesaj arkadaşı oluruz, sonra o da beni bedavadan konserine çağırır diye hayaller kurmuştum dün gece uyumadan önce. Bu hayalim de götümde patlayacak gibi görünüyordu.
Biraz olsun kestirebilmiştim ki sınıfın kapısı ahıra girer gibi açıldı. Sınıftakiler paldır küldür içeri girmeye başladılar. Uyuyana da saygı yoktu amına koduğumun yerinde. Oysa tüm öğle arası sınıfın en çalışkanı olan Berra’nın süre tutarak test çözmesi yüzünden oynayan kaleminin ucu ve arada oflaması hariç ses yoktu ne güzel.
Ben Ediz’in yine kimin kafasını siktiğini düşünürken açık olan sınıf kapısından kıl kurdu ve çetesi girdi. Kıl kurdunun daimi yardakçısı Türker, “Gençler boşaltıyoruz sınıfı, hadi bakalım,” derken bizim somak burunlunun bakışları aradığını bulmuş gibi bana takıldı. Dudaklarının bir tarafı kıvrılırken bunun hiç de kitaplarda betimlendiği gibi seksi bir hareket olmadığını düşündüm. Daha çok yüz felci geçiriyormuş gibi duruyordu benim açımdan bakıldığında.
“Ne alakası var be?” diyerek çemkirdi Berra. “Daha yirmi dakikamız var ve ben bir yaprak test daha bitirebilirim bu sürede.”
Berra’yı hayranca izleyen Kerem, “Çok haklısın dişi kuşum,” deyince Berra bu kez de ona dönüp, “Dişi kuşun yuvasındaki çalıları senin götüne sokarım,” dedi. Kesinlikle çalışkan ama pısırık bir tip değildi. Sinirlendiğinde insanın götünden itinayla kan da alabiliyordu bu kız.
Kerem hayret ve delalet içinde Berra’ya bakarken kıl kurdunun kedicikleri herkesi bir bir dışarı çıkarmaya başladı. Bu gösterinin benim için olduğunu bildiğimden karşımdaki adama doğru keyifle sırıttım, bana kesinlikle aşık olmuştu bu mal. Bu kadar zahmete girmezdi yoksa.
Herkes dışarı çıktığında koridorda bağıran Berra’nın sesi kapanan kapıyla kesildi. Bana doğru yaklaşan adama bakıp, “Aşkçem, benim için girdiğin bu zahmetler gözlerimi yaşartıyor,” dedim.
“Birazdan başka şekillerde yaşaracak o gözlerin ama.”
“Dediğim gibi aklından ne geçiyor bilmiyorum ama sana vermeyeceğim. Hem yeni namazdan geldin zındık, abdestini tut iki dakika.”
Bana doğru büyük adımlarla yaklaşıp uzun boyunun ve benden kalıplı oluşunun avantajını kullanarak tek hamlede yakamdan tutup sıramdan kaldırdı beni. Ben gözlerimi onun gözlerinde tutabilmek için kafamı kaldırırken o iki yakamı da kavrayıp bok rengi gözlerindeki bakışlarıyla tüm yüzümü turladı.
“Şimdi sağlam bir dayak yiyeceksin benden. Dayaktan önce söylemek istediğin son bir şey var mı?”
“Valla Kris Jenner’ın Amerika Başkanı olmasını istiyorum. Başka da söyleyecek bir sözüm yok.”
Elleri hala yakalarımdayken hayretle bana bakıp, “O kim lan?” diye sordu.
“Hani Kardashianlar var ya, onların annesi. Şeytanın ta kendisi, benim de idolüm. Geçen ne olmuş dur sana anlatayım, bu Kendall bir rapçiyle-“
“Lan sen ne anlatıyorsun oğlum?”
“Ne bileyim? Ölmeden önce son dedikodumu yapmak istedim.”
Kafasını sağa doğru çevirip, “La havle,” derken ben de çaktırmadan karşımdaki malı incelemeye başladım. Bir kez daha bu tipiyle nasıl ülkücü olabildiğine hayret ederken uzun boyu, geniş omuzları, beyaz gömleğinin altında kalsa da belli olan sert göğüsü ve gerçekten yakışıklı yüzüyle Allah’ın bir yerden alıp bir yere verdiğine kesinlikle emin oldum. Çünkü dünyanın en mal adamlarından birine bu tip reva görülmemeliydi. Tövbe tövbe, neyse Allah’ın işine karışılmaz. Güzelliğimi bu kıl kurdu yüzünden çarpılıp da kaybetmeyi ben de istemezdim elbette.
“Kediciklerini benim için seferber etmen çok romantik bir hareketti bu arada. Resmen benim için sınıf kapattın!”
“Lan oğlum gevşek gevşek hareketler yapma. Birazdan seni evire çevire döveceğim hâlâ damarıma basıyorsun.”
“Sen de bana basmak istiyorsun aşkçem, ben de bari damarına basayım dedim.”
“Lan!” diyerek kocaman olmuş bok rengi gözleriyle bana bakarken tam sağ elini yakamdan çekip de suratıma bir yumruk indirecekti ki içeri, “Hocam vaktimden çaldılar. Bugünkü ders çalışma planımın bir test gerisine düştüm. Yirmi dakika geç uyumak zorundayım bunlar yüzünden!” diyen Berra ve matematik hocası yürüyen ceset Ekrem girdi.
“Ne oluyor evladım?” dedi ahiret yoklamasında yok yazıldığını düşündüğüm adam.
“Yok bir şey hocam. Arkadaş namazda çişini tutmaya çalışırken birkaç damla altına kaçırmış. Üzerine yedek kıyafet ayarlıyorduk.”
Sinirli bakışları bana dönen kıl kurdunu iplemeden sırama yeniden oturdum. Canlı ceset, “Hadi evladım hadi. Bakın ders başlayacak,” diyerek kendi masasına doğru ilerlerken Mehmet amipi bana bakıp, “Seninle işimiz bitmedi,” dedi dişlerinin arasından.
“Tamam kanka, belli olmuyor bir şey merak etme. Hem insanlık hâli, herkesin başına gelebilir. Namazdan önce az su iç bundan sonra,” diyerek bağırıp çantamdaki kitabı sıraya bırakırken kapının girişinde gözlerinden alev çıkartarak bana bakan somak burunluya doğru sırıttım.
Kafasını tehditkâr bir biçimde sallayıp sınıftan çıkıp gitti. Ben yaşadığım tatlı zafer duygusuyla mest olurken yanıma gelen Ediz’in meraklı bakışlarına sesimi çıkarmadan yalnızca gülümsedim.
Benim adım da Kubi’yse seni daha çok çıldırtacaktım ben, vişne kurdu.
✨✨
Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻
Gidelim Verve 💙
ismi lazım değil gereksiz geçen yine tv de ülkede kim var kim yok sınır dışı edilsin diyordu 😡 o ve saz arkadaşları kalsın istiyor sadece…. ayyyy gereksiz sinirlendim yine…..
Kubilay zekana hayranım…..❤
Kriz anında Kubilay gibi olun sdhfbf