✨✨
Ediz’den…
Üstün bir görev bilinciyle, komutanından emir almış bir asker gibi, dün Özgür abiye de söylediğim şekilde sabah ezanıyla kalkıp onun yanına gitmek için hazırlanmıştım. Bekle beni uzun ve siyah saçlı kız, senin için geliyorum. Çirkef Ediz’in radarına takılmanın ne demek olduğunu ona tip tip bakarak gösterecektim bugün, kararlıydım.
Ne zaman Özgür abinin yanında gitsem öğleden sonra iki sularında kafeye damlıyor, maviş maviş gözlerini o sırada emeğiyle para kazanan, işçinin dostu, kapitalizmin düşmanı, iyilerin kankası, benim son dönemlerde sırdaşım olan emekçi Özgür abimin üzerinden çekmiyordu. Kafede uslu uslu oturup da ders çalıştığım bir gün, yine ona kem gözle bakıp da nazar atmaya çalışırken onların siparişlerini alan Özgür abinin eline bir kâğıt tutuşturduğunu görüp gözlerimi o tarafa doğru daha fazla kısarak en üst seviye nazar saldırısı yapmaya çalışmıştım.
Ama bana bakıp gülümsemiş, ‘Ay ne tatlı çocuk,’ diye de arkadaşlarına beni göstermişti uzun ve siyah saçlı, düşmanım olan abla hanımefendisi. Ben tatlı değildim, çocuk hiç değildim. Bugün ona daha fazla sert bakış atıp haddini bildirmem gerekiyordu. Özgür abimi sahipsiz bulmuş, hemen gözde bekârlar listesinden onun adını sildirmek istiyordu demek. Ama yemezler maviş kız. Ben sevimli canlı Ediz, güzel götlü ajan Kubi’nin kankası, bu oyunu bozarım!
Hızlıca hazırlanıp salona doğru ilerlemişken annemin yine endişeyle bana kaçamak bakışlar attığını gördüm. Mesleki deformasyon ile birazdan o sakin ses tonunu da yanına alıp bana bir sıkıntım olup olmadığını soracaktı kesin. Her sabah yaşanan bu küçük ama benim için yıllardır alışılagelmiş olan ritüelimiz, annemin psikolog olarak çok yoğun çalışıp başkalarına faydalı olurken bana yalnızca buğulu sesiyle her sabah öylesine iyi olup olmadığımı sorması terzi kendi söküğünü dikemezmiş sözünün en güzel örneklerinden biriydi sanki.
Aklımdan geçenlerle birlikte sessizce sıvışacaktım ki annem, “Ediz,” dedi yine sakin ve o uyku getiren sesiyle.
“Ha gülüm.”
“Oğlum o nasıl üslup? Gülüm nedir? Televizyon mu izliyorsun Ediz sen yoksa gizli gizli?”
“Televizyon icat edildi mi ya? Benim haberim yok öyle bir aygıttan,” diyerek ağzıma bir salatalık atıp az önce fırçaladığım dişlerim yüzünden naneli macunla salatalığın birleşiminin cacık tadını vermediğini fark ettim. Çok saçmaydı, işte nane, işte salatalık neden cacık tadı gelmiyor?
“Ediz lütfen diline dikkat et, bu tip humoral cümleler sana yakışmıyor.”
Annemin kesinlikle yanlış ülkede ebeveyn olduğuna karar vereli çok uzun zaman olmuştu. Eğer bir gün bir öfke patlaması yaşayacak duruma gelirsem bana, “Genç adam, odana çıkıp yaptığın hatayı etraflıca düşünüyorsun,” diyebilirdi. Kasım kasım kasılıyordum öz annemin yanında bu yüzden.
“Ben çıkıyorum, ders çalışacağım,” diyerek annemin üzerine bir de çifte belaya hazır olmadığımdan babamla karşılaşmamak için hızlıca ayakkabılarımı giymeye başladım.
Platin sarısı, sımsıkı şekilde tepesinde topuz yaptığı saçlarıyla Alman dadılara benzeyen ama saçlarını serbest bıraktığında, gamzeli gülüşüyle neredeyse yirmilerinin sonunda gösteren anneme, ‘Saçını aç,’ diyecekken vazgeçtim, şimdi maviş ablayı püskürtmem gerekiyordu. Bir günde iki kişiyle uğraşamazdım.
“Paran var mı?”
“Var.”
“Kendini sınav için çok sıkmıyorsun değil mi oğlum?” diyerek bana anlayışla baktı. “Sen sınavdan daha önemlisin bizim için. Gerekirse-“
“Gerekirse bir daha denerim ya da yurt dışına giderim biliyorum.”
“Aynen öyle,” dedi. Param var dememe rağmen cüzdanından bana vermek için biraz para çıkarırken, “Kubilay’ın yanına gidiyorsun sanırım. Selam söylersin benden de,” diyerek parayı üzerimdeki ceketin cebine yerleştirdi.
“Param vardı ama teşekkür ederim.”
Bana doğru eğilip yanağıma bir öpücük kondurduktan sonra, “Kötülükler uzak olsun oğlumdan,” dedi. Her sabah bu cümleyi kurduğunda beni koruduğunu zanneden ama yoğun çalışma temposu yüzünden benim başıma gelen hiçbir olaydan haberdar olmayan anneme bakıp gülümseyerek çıktım evden.
Annemin de,babamın da benim hakkımda bilmedikleri şeyler bildiklerinden daha fazlaydı. Kötü bir aile diyemezdim onlar için ama ilgi ya da sevgi göstermeyi çok başka şeyler sanıyor olmalılardı. Yıllarca evimizde yatılı kalan, işinde profesyonel ablaların elinde büyümüş, liseye geçtikten sonra da, ‘Ben kendime bakabilirim.’ dediğimde yalnız günlerim başlamıştı evde. Çok çalışıyorlardı, normalden çok daha fazla.
Onları da anlıyordum. Bana iyi bir gelecek sunmak, birlikte düzgün bir hayat yaşamak ya da benim iyi bir eğitim almam için yapıyor olmalılardı ama bazen Esma ablanın Kubi’yle olan yakınlığını, onunla olan rahat diyaloglarını ve Kubi’nin ağzından çıkanlara onu uyarmak, düzeltmek yerine kasmadan gülmesini imrenerek izliyordum. Hâl böyle olunca da ailemle aramda olan görünmez mesafe, benim başka ailelere özenmeme ve kendi annemden babamdan da uzaklaşarak onlara hayatımla ilgili hiçbir şey anlatmamama yol açıyordu.
Anlatmadığım şeylerden biri de benim Kubilay’la beraber İzmir’e gideceğimdi. Biz çoktan üniversite için kararımızı vermiştik. Kubilay da ben de Ege tıp yazıp İzmir’e taşınacaktık. Neredeyse tanıştığımız ilk günden beri ikimizin de hayali doktor olmakken çalışacağımız alanlar bile belliydi. Kubilay kardiyoloji, ben psikiyatri alanında uzmanlaşıp çok havalı, zeki iki doktor olacaktık, hem de birlikte yaşayacaktık.
Yani planlarımız böyleydi, şimdilik. Kubilay’ın medeni durumunda değişme olursa geleceği hakkında ne düşünürdü bilemezdim ama benim için ailemden ayrı bir şehirde okumak, kendi kanatlarımla özgürlüğe uçmak en önemlisiydi, ne olursa olsun bunu yapacaktım.
Düşüne düşüne geldiğim kafenin dış camekânına bakarken Özgür abinin hâlâ gelmediğini masaların üzerinde duran sandalyelerden anlamıştım. Benim gerçekten erken geleceğime ihtimal vermemiş olmalıydı. Mesaj atıp da onu sıkıştırmak istemeyerek kaldırımın üzerine kitaplarımdan birini koyup da üzerine oturdum. Hem okul hem iş derken o da çok yoruluyordu, bir de üzerine benimle uğraşıyordu son zamanlarda.
Onun sohbetinden keyif aldığım için onu sıkmak pahasına da olsa türlü türlü bahanelerle yazıyordum ona. Bu akşam da, ‘Bulgur pilavı mı pirinç pilavı mı?’ diye soracaktım mesela. Kendi içimde yazma bahanelerimi özenle hazırlamıştım tabii ki.
Ben kaldırımda oturup da sağı solu keserken birden küçük, siyah bir kedi yavrusu ürkek bakışlarla bana bakıp tam karşımda durdu.
“Lan salak kedi, araba çarpacak gel yanıma,” diyerek ona doğru elimle ‘gel gel’ işareti çaktıktan sonra kedi minik minik yürüyerek yanıma geldi. Annesi falan yok muydu? Eğer yavrusunun benim bacaklarıma dolandığını görürse beni öldürürdü kesin. Bilen bilirdi, kediler yeryüzündeki en psikopat hayvanlardı ve şakaya gelmezlerdi.
“Aç mısın Karanlıklar Lordu?” diye sordum. Simsiyah, küçücük bir şey olsa da onun da vardı manyak bir bakış gözlerinde.
Miyavlayarak bana kafasını sevdirirken, “Oysa ben seni eşsiz sanıyordum, senden bir tane daha varmış,” diyen Özgür abinin sesi kulaklarıma doldu. “Renkleriniz farklı ama bakışlarınız aynı.”
Ben ona doğru gülümserken kediyi ellerimin arasına alıp ayağa kalktım. “Günaydın. Acıkmış galiba, süt verebilir miyiz?”
Kafenin kepenklerini kaldırırken Özgür abi, “Gelin bakalım, ikinizi de doyuralım,” dedi. İçeri geçerken, “Çok mu beklettim seni? Boş metrobüs bulmak için birkaç kişiyi ezdim galiba. Allah affetsin,” diyerek hüzünle baktı.
“Şimdi gelmiştim ben de.”
Hızlıca masaların üzerindeki sandalyeleri indirip Karanlıklar Lordu’na süt, kendimize de güzel birer kahvaltı tabağı hazırlarken ben Özgür abiye Yaprak Dökümü’nün tüm detaylarını anlattım. Beni dinlerken gözlerinde beliren hayret dolu bakışlarla çok sevimli durduğu için ben de daha fazla gaza gelip coşkuyla dizinin her sahnesinden bahsettim ona.
“İğrenç bir dizi. Aldatma benim için ne anlamda olursa olsun kabullenilmez bir şey. Ayrıca Leyla da Necla da haksız. Ali Rıza Bey bayık, kırmızı kafalı kadın da açgözlü,” dedi.
“Sen hiç aldatıldın mı Özgür abi?” diye sordum. Onunla ilgili çok fazla şey bilmiyordum, genellikle hep ben anlatıyordum ve o da sıkılmadan hep beni dinliyordu.
“Benim o taraklarda bezim pek olmadı minik kurt,” dedi bulaşıkları makineye yerleştirirken. “Yani hep çalıştım ben. Annem babam öldükten sonra tüm sorumluluk teyzeme kaldı. Teyzem bizi çok severdi ama kadının hayatına birden iki tane velet girdi. Hem de ebeveynlik ne bilmeden. Onun üzerinden biraz olsun yükü azaltabilmek için liseden itibaren çalıştım. Sevgililer- Nasıl desem sana uygun olur? İlgi beklerler, maddi manevi hem de. Benim buna ayıracak zamanım da yoktu, açıkçası birilerini şımartacak maddi gücüm de. Kimseyi suçlamıyorum ya da sığ olduklarını söylemiyorum, beni yanlış anlama. Sadece ben de sevgilimi şımartmak isterim, imkânım olmadığı için ben de hep erteledim.”
“Ama herkes aynı değil ki. Belki birlikte zorlukların üstesinden geleceğin biri olur hayatında?” dedim ağzını aramak ister gibi.
“Bilmem ki? Şimdi durumu toparladık şükür. Zaten çok bir maddi sıkıntım olmadı, şikâyet ediyorum sanma. Yalnızca bazı önceliklerim vardı.”
“Yani şimdi bir sevgilim olabilir mi demek istiyorsun?”
“Bilmem. Bu işler bir anda olmuyor mu?”
“O maviş kızı mı gözüne kestirdin?” diye sordum. Nedense içim sızlamıştı bu soruyu sorarken. Sanki birileri beni zorla hız trenine bindirmiş, ben de en yüksekten aşağıya iniyordum, hem de midem ağzımdayken. Bu hissettiğim güzel bir şey değildi ama.
“Maviş kız kim? Mavi kız mı olur amına koyayım? Bizim tür beyaz, kumral, esmer falan olmuyor mu?” dedi gülerek.
“Numara yapma,” diyerek içeri geçen Özgür abinin peşine takıldım. Yavaş yavaş müşteriler gelmeye başlamış, bizim Karanlıklar Lordu az önce sanki Özgür abiden yeterince ilgi almamış gibi şimdi de masa masa gezip konsomatris edasıyla millete kendisini okşatıyordu. Zilli kedi, çok fenasın sen çok.
Özgür abi saçlarımı karıştırıp bana gülümserken, “Numara yapmıyorum ki,” dedi. “Hadi sen masana geç, dersine başla. Ben sana kahve getireceğim. Siparişleri almam gerekiyor.”
Ben gözlerimi kısarak ona baktıktan sonra artık benim tapulu malım sayılan köşedeki masaya doğru ilerledim. İçimdeki his beni rahatsız etse de şimdi dersimi çalışmam gerekiyordu, Özgür abiyi mutlaka başka bir yerde yakalar başına ekşirdim zaten.
Biraz test çözüp biraz Kubi’yle mesajlaşırken kapıdan mavişi an Özgür’ü hazırla sözünü kanıtlar gibi siyah uzun saçlı güzel hanım abla girdi. Ayrıca bu söz böyle de değildi. Özgür kimseye hazırlanamazdı, sikerler ama!
Maviş kız cam kenarındaki masalardan birine arkadaşlarıyla gülüşerek yerleşti. Bugün erkenciydi demek. Ben de erkenden nazar atardım o zaman, kendi kaşınmıştı sonuçta. Özgür abi kafedeki diğer garson ortalarda görünmediği için hızla onların olduğu masaya doğru olanca yakışıklılığıyla ilerlerken benim de bakışlarım onları buldu hemen.
Kız çekingen ama yine de kendisini zorluyormuş gibi Özgür abiyle konuşmaya çalışırken Özgür abinin gözleri anlık beni buldu. Ben suratımı bir ortamda sürekli kendisini öven birini dinler gibi buruştururken Özgür abinin oynayan âdemelmasından yutkunduğunu anladım. Tam o anda Karanlıklar Lordu bacağıma patisiyle vurmaya başladı.
“Kendini millete ellettin, şimdi bana döndün değil mi? Yılansın sen,” diyerek başını okşayıp sevdim onu. Çok tatlıydı şerefsiz yılan. “Tam bir Slytherin’sin işte Karanlıklar Lordu. Hakkını veriyorsun isminin. Ama bak baban bizi yalnız bıraktı,” dedim.
Kediyi biraz havaya kaldırıp Özgür’e gülümseyen kıza doğru zorla bakmasını sağlarken, “Bak orada milletle fingirdiyor. Gör gör, onu bulunca beni satmıştın. Beni beni anneni,” diyerek drama kraliçeliği konusunda da bir dünya markası olduğumu ispatladım. Ben kediyle konuşurken maviş ablanın gözü onlara doğru çevirdiğim Karanlıklar Lordu’na takıldı.
“Çok tatlı,” diyerek yanıma doğru hızla gelen kız grubuna hazırlıksız yakalanırken kızların gözü Özgür’ü de görmüyordu şimdi. Aha! Aferin lan Karanlıklar Lordu, kızların açığını bulduk. Sen, yani yavru kedi.
Mavi abla bana bakıp, “Senin mi? İsmi ne? Ya çok sevimli,” diyerek nefes almadan konuşurken ben, “Benim, ismi Karanlıklar Lordu,” dedim. Kedi benim değildi, annesi duysa benim belamı sikerdi ama şu an Özgür’ün üzerinden dağılan ilgi daha önemliydi.
“Bir kez tutabilir miyim?”
“Tabii ki,” diyerek Karanlıklar Lordu’nu, “Ay, çok tatlı!” şeklinde çığıran kızlara uzatırken maviş, kediyi eline alıp da sevmeye başladı. Ben zafer kazanmış gibi Özgür’e bakarken, o da bana göz kırptı. Bak bak ilgi üzerinden gidince hemen nasıl da göz kırpıyor. Ne alaka şimdi Ediz?
“Karanlıklar Lordu, ismi de bu kadar yakışamazdı,” diyen maviş bana bakıp, “Seni hep görüyorum burada. Ben Nazlı,” diyerek bana gülümsedi. Of ama ya, ismi de güzeldi. Hem kendisi hem ismi hoştu, şu an iki kat sinir olmuştum.
“Ben de Ediz.”
“Memnun oldum Ediz. Hep buradasın, abin mi Özgür?” dediği an pot kırmış gibi alt dudağını ısırdı. Muhtemelen Özgür’ün adını nereden bildiğini soracağımı düşünüyordu ama ben o kadar basit biri değildim. Onu harem oyunlarıyla alt etmesini de bilirdim, sinsi bir zilliydim ben bir kere. Tıpkı Karanlıklar Lordu gibi.
“Sık sık ders çalışmaya geliyorum,” dedikten sonra az önce kediyi sevmek için karşımdaki sandalyeye oturan kıza doğru masanın üzerinden yaklaşıp, “Özel bir arkadaşım Özgür, abim değil,” diyerek göz kırptım.
Nazlı’nın hayretle açılan gözleri önce beni, daha sonra ortalarda dolanıp da siparişlerini götürdüğü masaların arasında mekik dokuyan Özgür’ü buldu. “Ben seni küçük sanıyordum.”
“On sekiz yaşındayım, çıtır gösterdiğim doğrudur.”
“Şey- Peki özel bir arkadaş derken?”
“Onu söyleyemiyoruz maalesef,” diyerek dudaklarımı utangaç bir şekilde ısırdım. Gözlerimi de önce Özgür’e kaçamak ve hülyalı bakışlarla çevirip karşımdaki kızın küçük oyunumu yutması için çekingence yeniden önüme döndüm.
“Anladım.”
Biraz daha Karanlıklar Lordu’nu seven maviş kız yeniden tanıştığına memnun olduğunu söyledikten sonra arkadaşlarının peşinden masasına doğru gitti. Ben sol yanağımın içindeki etli kısmı dişlerimin arasına çekip zafer kazanmış bir ifadeyle Karanlıklar Lordu’na bakarken, “Babayı kurtardık ha kızım?” dedim. “Şimdi de Özgür’ün etrafında dolansın da görelim bakalım.”
Ağzımdan çıkan sözlerden sonra aklımda büyük bir uyanış başlarken gözlerim beni tembelce süzen kediye doğru kocaman açıldı. Kubilay şeytanının da günlerdir aklıma girmesiyle ben kendi özgür irademle içimdeki değişimin farkına varmış, şimdi tek bir düşünceye odaklanmıştım…
Özgür abi ne ara Özgür oldu?
✨✨
Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻
Gidelim Verve 💙