Bölüm 40: Gogh’un Kırmızı Rengi Kadar Eşsiz

✨✨

Barış, küçük balkona açılan camlardan nehirde yüzen çocuklara bakarken yüreğinin tam ortasında hem neşeyi hem de hüznü aynı anda hissediyordu. Bakıldığında onun, şimdi birbirlerine su atarak eğlenen çocuklar gibi bir çocukluğu da olmamıştı. Buna rağmen çocukların lüks bir otelin manzarasını süslediklerinden habersiz, sanki birazdan pirinç tarlasına ya da herhangi bir yere çalışmaya gitmeyeceklermiş gibi kahkaha atan halleri onun erkenden büyümek zorunda kaldığı geçmişinden bugününe bakmaksızın buruk bir hisle donanmasına ama aynı zamanda ellerinden çalınmayan neşeleriyle de onlar adına mutlu olmasına sebep oluyordu.

Kahvesinden bir yudum aldığı sırada Güney’le açık olan konuşma penceresine bir mesajın daha düştüğünü gelen bildirim sesinden anladı. Dikkatini çocuklardan uzaklaştırıp telefonun ekranına verdi. Ekranda yeşil gözleri, kıvır kıvır saçları, güneşten dönen rengiyle daha da parlayan tenin sahibi Güney’den gelen fotoğrafla birlikte sabah kahvesinin iyiden iyiye şenlendiğini düşünerek yüzünü aydınlık bir gülüşe teslim etti.

Mavi yıldızlarından birini ona şans getirmesi için verdiği günden bu yana gerçekten şansı tesadüflerden ilham alan bir besteci edasıyla dönmüş, Barış’a da dünyanın en eşsiz melodisini sunmuştu yıldızların sahibi çocuk. İşte şimdi ne yaşayamadığı çocukluğu aklında yer ediniyordu ne de bıraktığı buruk tat…

Güney’e onu çok özlediğini, birkaç gün sonra yanında olacaklarını bir çırpıda yazarak kahvesinden bir yudum daha aldı. Tam karşısında kalan ve kuşların seslerine karışan kahkahaların olduğu ormana doğru dalıp gitmişti ki arkasından gelen, “Günaydın sevgilim, ne güzel bir gün değil mi?” melodisini işitti. Yeni uyanan Mert’in kısık ama kışkırtıcı addettiği sesini duyduğunda şarkının devamının birazdan geleceğine de emin olarak sessizce beklemeye başladı.

“Kahvaltıdan önce biraz daha sevişelim mi?”

Elindeki telefonu ve kahve kupasını tam yanındaki masanın üzerine bıraktığı an Mert’in çıplak vücudunu kendi sırtında hissetti. Sabahın erken saatleri biraz geçmiş olmasına rağmen üşüyen teni sıcacık bir hisle sarıp sarmalandı. “Hımm?” diyerek tıpkı hayatına girişi gibi çok da gürültülü olmayan sesiyle kulağına doğru sorarcasına dudaklarını yaklaştıran adamın uyanır uyanmaz nasıl bu kadar güzel kokabildiğini düşündü Barış. İçinde hissettiği yoğun baskı tam göğsünün ortasında toplanırken, “Günaydın sevgilim,” diyerek yanıtladı arkasındaki güzel adamı.

Uykuyla arası iyiden iyiye düzelen Mert’e doğru tüm bedenini çevirdikten sonra aklına gelen düşüncelerle muzipçe gülümsedi. “Tüm gece kertenkele kovaladın ya, uyanmakta zorlanmış olmalısın.”

Mert, abartılı hareketlerle başını salladı. “Sabaha kadar nöbet tuttum.” Daha sonra burnunu Barış’ın boynunda gezdirerek uydurduğu palavralarına devam etmek adına, “Sevgilimi korumak için maymunlarla, kertenkelelerle vahşi ormanlarda savaştım.” dedi.

“Dün duştayken beni dikizliyordu,” diyen Barış’sa küçük oyununu sürdürmeye devam etti. “Çığlık çığlığa kaçışırken benim beyaz atlı prensim beni onların eline bırakmadı.”

Mert, onun yaşadıklarını üstlenen ve üzerinde boxerdan başka bir şey olmayan Barış’ı kalçalarından tutarak kendisine doğru çekti. Kumaşların ardına saklanan tenleri bez parçalarının altından birbirine değdiği an sanki aylardır onunla birlikte olmuyormuş gibi, çağıl çağıl akan bir pınarın insana umut vadedişi gibi yüreğinde beliren o tatlı sızıyla birlikte kanının akışı da aniden yön değiştirdi. “Sevgilinle dalga geçmeye utanmıyor musun sen?”

Mert’in belini iki yandan tutan Barış’sa meydan okuyan bir ifade ile onun tam gözlerinin içine bakmaya başladı. “Sevgilim odamızda gezen kertenkeleden bizi koruyacağına söz vermişti. Hatta sabaha kadar nöbet tutacaktı sözde ama horul horul uyudu,” dedi. “Hayvan kıyafetlerimizin üzerinde gezip bize de hediyeler bırakmış.”

“Ben horlamam.”

“Yastığa başını koyduğun an uyuyorsun. Nereden biliyorsun horlamadığını?”

Mert’in var olduğu şehrin hayaleti olduğu, uykusuz yaşlılar kervanında gözlerinin kapalı, kulaklarının her daim açık kaldığı zamanlar çoktan geçse de bir an için, ‘Acaba?’ diye düşündü. Ama imkânsızdı sevgilisinin bu söylediği. O horlamazdı bir kere! Nitekim Barış’ın ona kocaman açtığı gözleriyle alaylı şekilde baktığını görünce yeniden oltaya geldiğini anlayıp, “Sen gerçek bir cezayı hak ettin,” diyerek Barış’ın alt dudağını hafifçe ısırdı.

“Sen öyle diyorsan,” diyen Barış, sevgilisinin ince belinde dinlenen ellerini onun tam boynuna yerleştirdikten sonra hafifçe parmaklarının ucunda yükselip dudaklarını Mert’in dudaklarına bastırdı. Aklında dolanan anılarla dudakları kendi dudaklarını büyük bir açlıkla kavrayan adamın bu hareketine bakmaksızın gülümsemeye başladı.

Dün gece duş alırken duvarın tam üzerinden onu izleyen kertenkeleyle olduğu yerden kaçışıp kendisini yatağa atarak yatağın etrafındaki tülleri indiren Mert, Barış’ın fazlaca yürüdükleri için kapanan göz kapaklarına inat onu üzerine doğru çekiştirmeye çalışmıştı.

Barış’sa, sevgilisinin yaşadığı her türlü duygunun sonucunun birkaç gün üzerine oturamadığı kalça ağrısıyla kendisine patladığını çokça deneyimlediğinden, “Başım ağrıyor, bugün olmaz,” diyerek Mert’i hayrete düşürmüş, sonrasında sevgilisine sıkı sıkı sarılmış, burnunun ucunda kalan mis kokuyla birlikte Mert’in tamamen çıplak olmasını umursamadan da uyuyakalmıştı.

Gezileri, Barış’ın ‘Gelmişken şuraları da görelim,’ diyerek Mert’i yollarına çıkan her tapınağa soktuğu, oralarda sarı kumaş parçalarını etraflarına dolayıp da komik bir görüntüye ev sahipliği yaptıkları ve sonunda da mutlaka birbirlerinin fotoğraflarını çektikleri saatlerden oluştuğundan Barış bu kadar yürümeye gece kendisini önce duşa, hemen akabinde de yatağa zor atıyordu. Ama, tıpkı söylediği gibi ona bir türlü doymak bilmeyen Mert, her gece en az bir sevişme ile günü kapatmak istiyor, önceki gece eski Türk filmlerinden fırlamış bir bahaneyle kendisinden kaçan sevgilisini tam şu an doya doya sevmek istiyordu.

Barış da bunu bildiğinden normalde onu birkaç küçük öpücükle kandırıp erkenden yola çıktıkları günlerin aksine şimdi şehvetli bir öpücüğü Mert’in dudaklarına sunuyordu. Elleri hâlâ onun boynuna tutunurken dilini de sevgilisinin ağzının içine yolladı. Bu sabah odadan çıkmadan doymak bilmeyen adamın teninde kaybolacaktı, kendisi de ona doymanın ne demek olduğunu bilmiyorken…

Dilleri birbirine dolanırken Mert, sertçe onun kalçasını avuçladı. Bunu yaparken hissettiği tutkuya yenik düştüğünden onu öylesine sıkı kavramıştı ki Barış, yeniden parmaklarının ucunda yükselmek zorunda kaldı. Sevgilisinin bu hareketinin diyetinin olmasını ister gibi Barış da Mert’in alt dudağını ısırarak ellerini onun çıplak sırtında dolaştırmaya başladı. Ustaca öpücükleri onu kendisinden o kadar fazla geçirmişti ki Barış, kendisi ne hissediyorsa Mert’in de aynısını hissetmesi için tam kasıklarında peydâ olan baskıyı onunla paylaşmayı diliyordu, Mert’in çoktan onun hislerine ortak olduğunu bilse de…

Dudaklarını Barış’ın dudaklarından güçlükle ayıran Mert, aceleci bir tavırla adamın boxerını bir çırpıda indirdi. “Dün gecenin de hesabı sorulacak birazdan.”

“Bana uyar.”

Mert, bir adım geri çekilip arkasında kalan manzaradan da güzel olan kumralı alt dudağını ısırarak süzmeye başladı. Eskiden beri onu çıplak şekilde seyretmeyi seven adamın bu hareketine artık iyiden iyiye alışan Barış’sa dudaklarında beliren özgüvenli gülümsemeyle sevgilisine nasıl bir seyir zevki sunduğundan emin olarak öylece, hareket dahi etmeden beklemeye başladı.

“Çok güzelsin.”

“Ceza işini yine unuttun.”

“Güzelliğin bana her şeyi unutturuyor,” diyen Mert, kendi boxerını da bacaklarından sıyırıp kenara attı. Kıyafetlerinin olduğu dolaba doğru ilerlediğinde Barış onun ne yapacağını anlayarak çaktırmadan aşağıda kalan nehre baktı. Çocuklar gitmiş, onların yerine bomboş bir orman ve ortasından delicesine akan bir nehir kalmıştı geriye.

Barış, ellerinin tam belinde birleştiğini hissederken Mert de elindeki kemeri çok sıkmadan onun bileklerine doladı. “Çığlıklarını tutma, duymak istiyorum.”

“Sen de sert ol,” dedi Barış. “İlk zamanlardaki gibi.”

Mert, yüksek camların önünde uysal şekilde onu bekleyen adamın tam da kendisine göre olduğunu düşündü, bir kez daha. İlk tanıştıkları gece sabaha karşı gözlerinden zevk gözyaşları akıttığı adam, şimdi ruhunun tutunduğu bahçedeki tüm fırtınaları dindirmiş, vücudunu da sonsuz dinginliğe teslim olmuş bir istekle sarıp sarmalıyordu.

İki eksikten, hatta yoktan tam olmuşlardı, ruhlarının bedenleriyle birlikte bir oldukları, olacakları her an gibi…

Kumral adamın ensesine küçük bir öpücük bıraktıktan sonra ıslak öpüşlerini omurga kemiği üzerinde ilerletti. Onun sıcak dudaklarını çıplak teninde hisseden Barış, alnını önündeki cama yaslayarak tüm vücudundan geçip giden ürperme hissini elleri bağlı olduğu için en derinlerinde, en hassas şekillerde duyumsadı. Kalçasında hissettiği küçük ısırıkla birlikte artık tamamen sertleşirken az önce ısırılan yere atılan tokatla birlikte ağzından bir de küçük inleme kaçırdı. Yanakları hissettiği hazla pembeleşirken daha şimdiden böyleyse birazdan yaşayacağı dakikalarda neler olacağını düşünerek sabırsızca öylece durmaya devam etti.

Aynı anlarda Mert çoktan erekte olmuş penisini onun kalça arasına yasladı. Tek elini arkadan sevgilisinin boğazına doğru ilerletip olduğu yeri sıkıca tutarken kulağına doğru, “Bugün bu odadan çıkarmayacağım seni güzelim,” dedi. Barış’ın itirazlarla dolu kelimelerin ev sahipliği yaptığı ağzına baş parmağını sokup ileri geri hareket ettirmeye başladı. “Bali sensiz kalsın bir günlük.”

Dudaklarının arasında kalan parmak yüzünden konuşmaları bir homurtudan öteye gidemeyen kumral, belini aşağıya doğru kırıp kendisini Mert’e bastırdı. Ondan sert olmasını isterken sevgilisinin bunu uzatacağından habersizdi. Oysa Mert, Barış’ın sabırsız bünyesinin aksine diğer her şeyde olduğu gibi sevişmelerini de bir ritüel haline getirmeyi diliyordu. Bu yüzden onun tenini ağır ağır ve tadını çıkararak sevecekti, her zaman yaptığı gibi…

Başını hafifçe yana doğru çevirdikten sonra bir süre daha doymak nedir sözlüğünde tanımının dahi olmadığı şekilde Barış’ın dudaklarını öptü. Oradan boynuna doğru ilerledi. Birkaç küçük ısırık ve öpücükten sonra elleri arkasında bağlı halde olan adamın dudaklardan kaçan inlemelerinden çokça memnun hafifçe eğildi, bu kez de belini ısırdı.

“Mert!”

“Benim kurallarım geçerli bugün güzelim,” diyen Mert tıpkı az önce yaptığı gibi yeniden Barış’ın kalçasını ısırdı. “Kollarını biraz yukarı kaldır.”

Barış’ın itaatkâr bir tavırla kollarını belinin biraz üzerine, sırtına çektiğini gördüğü an tam önünde duran kalçayı iki taraftan yana doğru ayırdı. Dilini adamın kalça arasına sokarak boydan boya yaladıktan sonra dilinin ucunu sivriltip ileri geri hareket etmeye başladı. Sevgilisinin adından başka diğer her şeyi unutan Barış’sa inlemelerinin arasında bacaklarından çekilen güçle zorlukla ayakta durmaya çalışırken Mert, adamın kalçasına tutunup daha sert şekilde hareketlerini sürdürdü.

Yaşadığı haz yüzünden zihninde çözülüp ardından yeniden düğümlenen bir deli gömleğini birazdan gerçekten giyecekmiş gibi hisseden Barış, ellerinin bağlı oluşuna içinden lanet etti. Şu an yapabilseydi tek dileği Mert’in başını kendisine daha da bastırmak olurdu ama bu mümkün değildi. Yaşadığı tutkuyu ellerinin serbest olmayışıyla bir yerlere tutunarak azaltamadığı için alt dudağını kanatırcasına ısırıp inlemekten başka bir şey yapamıyordu.

Islak ve şişmiş dudaklarıyla olduğu yerden kalkan Mert, yeniden sevgilisine doğru, “Bu kadar lezzetli olmamalısın,” dedikten sonra önceki sevişmelerini küvette yaşadıkları için onun tam yanında duran tüpü almak için hızlı adımlarla o tarafa doğru adımladı. Geri döndüğünde Barış’ın alnını önündeki cama yaslamış, belini hafifçe kırıp da kalçasını dışarıya doğru çıkarmış şekilde durduğunu görünce seğiren penisini hissetti. Eline biraz kayganlaştırıcı döküp önündeki enfes manzaraya bakarak kendisini birkaç kez çekerken boşta kalan eliyle de Barış’ın kalçasını yana doğru çekiştirdi.

En derinlerini izleyerek kendisini tatmin eden sevgilisinin ne yaptığını fark eden Barış, “Sen-” dese de cümlenin devamını getirebilecek kadar güçlü olmadığını anlayınca sözleri yarım kaldı. Şu an tek isteği Mert’in içine girmesi ve onunla bir bütün olmasıydı ama Mert her zamanki gibi yavaştı.

“Mert, hadi.”

“Sen kendine dokunurken seni seyretmek… Muazzam olurdu.”

Barış, onun biraz gaza getirilmeye ihtiyacı olduğunu anlayarak hissettiği ve kendisine fazla gelen duyguları birkaç saniye göz ardı etmeye karar verdi. Başını yana doğru çevirip Mert’in neredeyse ilk kez gördüğü şeytani bir gülümseme ile ona baktı. Hâlâ en derinine bakarak kendisini çeken adamın dünya üzerinde gördüğü en şahane görüntü olduğunu düşündü. Beyaz teni, iki kara deliği anımsatan gözleri, öpülmekten ve ısırılmaktan şişmiş dudakları, alnına dökülen siyah saçlarıyla Mert, hem gerçek hem de mecazi anlamda onun gözünün de gönlünün de gördüğü en güzel şeydi.

Dudaklarını yalayıp, “Bundan sonra içimde sen olmadan gelemem ki,” dedi. “Benim yarım kalmamı ister misin sevgilim?”

Onun fısıldayarak söylediği sözlerle olduğu yerde donup kalan Mert, bir anlık ne yapacağını bilemez gibi sadece yutkundu. Aldığı nefesler göğsüne sığmadığından saniyenin onda biri bir zaman diliminde boğulacakmış gibi hissetti. Daha sonra bir anda sevgilisinin tam arkasına geçip, “Günlerce oturamadığın için bana kızma,” diyerek tek hamlede kendisini Barış’ın içine doğru kaydırdı.

Onun kasıklarını kalçasında, penisinin tamamını da içinde hisseden Barış yeniden alnını önündeki cama yaslayarak boğukça inledi. Belinin iki yanında hissettiği ellerle birlikte, “Devam et,” derken bile günün geri kalanında hem kendisine hem de Mert’e söyleneceğinden çokça emindi aslında ama zihninin an mantıklı kısımlarını çoktan şehvete teslim ettiğinden bunu çok da önemsemedi. Şimdilik biraz hıza, biraz da sertliğe ihtiyacı vardı.

Mert, ondan gelen komutla birlikte tüm vücudunu penisiyle geriye çekip sonrasında kendisini, yeniden öne doğru iterek yavaş yavaş sevgilisinin içinde hareketlenmeye başladı. Onun belindeki ellerinden güç alarak birkaç dakika yavaş olsa da en sonunda Barış’ın inlemelerinin de etkisiyle zihni tamamen bulandı ve odayı saran tenin tene çarpma sesiyle beraber daha da hızlandı. Bir süre bu şekilde devam ederken sonrasında elini Barış’ın bileklerindeki kemere attı.

Tutunduğu yerden desteklediği vücudunu hareket ettirmeden, sadece belini oynatarak Barış’ın artık ezbere bildiği haz noktasına doğru yaptığı vuruşlarına devam etti. İkisinin inlemeleri birbirine karışırken Mert, onun omuzlarını, sırtını boynunu da öpmeye, küçük küçük ısırmaya devam ediyordu. Ta ki inatçı sevgilisi ona dokunamadığı için pes ederek, “Ellerimi çöz,” diyene kadar…

Mert, “Cezalandırılan kişi bir şeyler talep edebiliyor muydu?” diye sordu nefes nefese.

“Biraz daha dediğimi yapmazsan önümüzdeki bir ay başım ağrıyacak, haberin olsun.”

Mert, duyduğu sözlerle korku dolu bakışlarını da saklama gereği duymadan sevgilisinin bileğindeki kemeri hızlıca çözdü. İki kişilik oyunda patronun Barış olduğunu bilse de, “Oyunbozan,” demişti ki Barış, dudaklarında az önceki gülümsemesiyle birlikte Mert’in penisini tutup içinden çıkardı.

Tek elini onun göğsüne bastırıp Mert’i geri geri yatağa doğru ilerletti. Adamı yatağa doğru devirdikten sonra, “Ağzım boş kaldı,” dedi. “Oyalamazsan memnun kalmayacağın başka şeyler de söyleyebilirim.”

Yatakta çapraz şekilde uzanan adamın penisinin baş kısmını onun tam gözlerinin içine bakarak kışkırtıcı bir yavaşlıkla ağzına aldı. Eş zamanlı elleri de boş durmuyor, Mert’in kasıklarını okşuyordu. Onun sıcak ve dar ağzının verdiği hazla başını geriye doğru atan Mert, gözlerinin de geriye doğru kaydığını hissetti. Aşkın akıl dışı bir evrene atılan adım olduğunu uzun zamandır biliyordu ama şimdi tüm penisini ağzına alan kumralın aklını tamamen kaçırmasına neden olacağını o da öngörememişti.

Saçlarının arasına refleksle giren eli olduğu yere tutunarak Barış’ın başını sabitledi önce. Sonrasında onun bu hamlesi yüzünden hareketsiz duran adamın ağzına doğru kalçalarını oynatarak sertçe girip çıkmaya başladı. Sevgilisinin ağzından akan salyalar, sığmadığından zorlandığı için boğazından çıkan sesler, gözlerinde biriken yaşlar kendinden beklenmeyecek şekilde erken gelmesine sebep olacağından derince bir nefes alıp adamın saçlarının arasından ellerini çekti.

Yutkunan Barış, “Sonunda,” dedi. “Eskisi kadar sertsin.”

Mert’in inip kalkan göğsü ve kendisine attığı baygın bakışları onun nefes almak haricinde başka bir şey yapamayacağının göstergesi olduğundan adamın bu dağılmış haline yeniden gülümseyerek, “Kalk,” dedi. “Sırtını yasla.”

Onun söylediği gibi sırtını yatak başlığına yaslayan Mert, “Bana emir vermene bayılıyorum,” demişti ki aynı saniyede Barış, onun kucağına çıkıp penisini kendisine hizaladı. Bir anda onu içine tamamen, bütünüyle aldıktan sonra ellerini geriye doğru atıp vücudunu da aynı şekilde arkaya doğru ilerletti. Kendi penisi de Mert’in üzerinde hızlıca gidip geldiği için yaptığı hareketlerle uyumlu göbeğine çarparken Mert onu kendisine doğru çekti. Ayaklarından destek alıp kalçasını havalandırarak sevgilisini kendisiyle birlikte yükselttikten sonra onun penisini kendi ağzına aldı.

Şimdi iki taraflı aldığı zevk Barış’ın yeniden, “Mert!” diye inlemesine neden oluyor, bir yandan da gözlerinden akan yaşları yanaklarında hissediyordu. Başının tam arkası zonkluyor, ağzından kaçan istemsiz küçük çığlıklarla hem yaşadığı dakikalar sonsuza kadar sürsün istiyor hem de hemen bitmesini diliyordu. İnsanın aynı anda yanakları yanar buna eş parmak uçları soğuktan karıncalanır mıydı? Barış tam olarak bu iki duyguyu sanki içinde iki Barış varmış gibi hissediyordu, Mert’e yaşattığını zevkten habersiz…

Saniyede bir içine girip çıktığı adamın üzerinde dengede duramayışı yüzünden ağzından kayan penisini bu kez de eliyle çeken Mert, bu kadar her şeyi olabilen adamın varlığına teşekkür etti yeniden. Göğsünü ev bellemiş sıkıntı kuşunu bir gülüşüyle kaçıran kumralın ona yaşattığı eşsiz anların sonuna geldiğini sevgilisinin içinde daha da büyürken hissetti.

Barış’ın dominant tavırlarına hayran olsa da o altındayken gelmeyi seviyordu. Onun gözlerine baktığı anlarda titreyerek dudaklarından kaçan kendi ismiydi Mert’i her daim zirveye ulaştıran. Bu yüzden ikisinin yerini değiştirip sevgilisinin üzerine boylu boyunca uzandı. Bacaklarının tam arasına girerek onun içinde yaptığı vuruşlarına devam ederken de alnını onun alnına yasladı.

Işıldayan göz bebekleriyle bakan adamın her şeyini kendisine teslim etmiş halini gördüğü an, “Kirpiklerin,” dedi. “Gökyüzünde ne kadar yıldız varsa sanki o kadar.”

Barış, Mert’in daha önce söylemek isteyip de yarım bıraktığı cümlesini şimdi korkusuzca tamamladığını görünce bir kez daha, bu kez sert olmadan, yüreğindeki tüm duyguların dudaklarından ona geçmesini diler gibi öptü Mert’i. Bacaklarını onun ince beline sardı. Başının iki yanındaki ellerini kendi ellerinin arasına alan adamı yıllarca denize hasret bir vatan sevdalısının memleketine kavuşup da doya doya maviliklere baktığı o tarifi imkânsız anlardan birindeymiş gibi öpmeye devam etti.

Mert’in kısa ama sert vuruşlarından sebep titreyerek boşalırken aynı anlarda onun da sona geldiğini içinde hissettiği sıcak sıvıyla anladı. Her şey bittiğinde kulaklarında Mert’in inlemeleri, dudaklarında onun tadı, yüreğinde yaşadığı hazzın çarpıntıları kalıyordu geriye, tıpkı şimdi olduğu gibi…

Sevgilisinin göbeğine, göğsüne, hatta omuzuna sıçrayan menilerini dilini çıkarıp da gözlerinin içine bakarak yalayan Mert, bugün çok ilgi gösteremediği meme uçlarını da birer kez damağına çekerek emdi. Tüm bedeni yaşadığı eşsiz orgazmla hâlâ titreyen Barış’sa, “Senin bu ani romantizmini ne yapacağız biz yavrum?” diye sordu.

Barış’ın içinden çıkmadan olduğu yerde dudaklarını yaladı Mert. Yüzüne kondurduğu çapkın bir gülüşle, “Alışacaksın,” dedi. “Çünkü ben söylemekten de seni sevmekten de vazgeçmeyeceğim.”

“Sevmek derken iki anlamda da kullandın değil mi?”

“Zihnimde dolaşıyorsun yine.”

“Sen de içimde dolaşıyorsun,” diyen Barış, çaktırmadan hareketlenen adama doğru ayıplar gibi baktı. “Yine.”

Barış’ın bacakları hâlâ belindeyken tek elinden aldığı destekle yataktan kalktı Mert. Kucağındaki sevgilisi etrafa onun inanılmaz olduğuyla alakalı birkaç kelime savuruyordu ama Mert büyük avucunu onun bir yanağına yaslayıp diğer yanağını da şap diye öpmekle yetindi. “Biraz daha devam edelim,” dedikten sonra bu kez de küçük havuza doğru adımladı. “Sonra ben seni izleyeceğim.”

“Öyle bir şey olmayacak!” Ne dediğinin farkında mıydı bu adam? Barış, Mert’le birlikte utanma duygusuna veda etse de içinde bir yerlerde bir parça da olsa bu duygunun kırıntılarını barındırıyordu nihayetinde.

“Sözlerin bana büyük konuşan aptal bir adamı hatırlattı,” dedi Mert. Kucağındaki kumralı havuzun ormana bakan kısmına doğru ilerletip olduğu yere bıraktı. Daha sonra bedenini ters çevirip yeniden onun içine girdi. Ellerini karnına sarıp oraya doğru bastırırken dudaklarını da yeniden kendisini içine aldığı için pembeleşen yanaklarında gezdirdi.

“Hani sana hiçbir zaman aşık olmayacağını söyleyen aptal.”

Barış, öne doğru savrulan vücudunu umursamadan meraklı gözlerini arkaya doğru çevirerek, “O aptal tam olarak ne zaman bana aşık oldu?” diye sordu.

“Görür görmez.” Barış’ın kasıklarının üzerine kocaman avuçlarıyla bastırmaya devam eden Mert, “Sadece hayatının sıradan bir doğumla değil de seninle başladığını inkâr edecek kadar salakmış.”

Mert’ten gelen sözlerle yeniden kendisini savunmasız hisseden Barış, bir şey söylemek yerine kalbinden geçen ne varsa onun anlamasını umarak ellerini onun ellerinin üzerine, dudaklarını da dudaklarına sardı. Kimselerin olmadığı, sadece kocaman palmiyelerin aşklarına şahitlik ettiği bir günde ikisi de birbirlerine doymanın mümkün olmayacağını bilerek, eşsiz manzaraya karşı defalarca bir bütün oldular, yeniden…

Aşk da böyleydi işte. Karanlığın sınırı, karşılıklı savunmasızlık hali, Van Gogh‘un kırmızı rengini kullandığı nadir resimlerden biri veya yıldızların belirgin olduğu bir yerde göğe bakmanın hissettirdiği o tarifi imkansız duyguların karışımı gibiydi. Tüm bunların birleştiği bir günde ruhları yeniden alev aldı iki adamın. Üstelik birinin ruhunun özü su, diğerinin ateşti belki ama defalarca attıkları düğümlerle kendi çerçevelerinde saklamak için sonsuz sayıdaki anılarını biriktirmeye devam ettiler, bundan sonra yapacakları gibi…

✨✨

Okuyan gözlerinizden öperim ✨🫶🏻

Gidelim Verve 💙

🤞 Kitap bölümlerinden haberdar olun!

5 1 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
2 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Neriman_Lusi
Neriman_Lusi
18 gün önce

kertenkele avcısı Mert😁🦎

Neriman_Lusi
Neriman_Lusi
18 gün önce

aşkları ve tutkularına 💞🥂

error: Bu içerik kopyalanamaz, telif ile korunmaktadır!
Scroll to Top